
Geceydi ama dışarısı bizim dünyamızdaki geceden daha ışıklıydı; burada ayın ışığı karanlıkta yolumuzu aydınlatıyordu. İlaria korunmamdan sorumlu olduğu için aynı odada kalıyorduk. O uyumuşken buradan çıkmam gerekiyordu. Pelerinimi giyip kapıyı yavaşça açarken gıcırtı yüzünden İlaria uyanacak sandım ama yerinde kımıldayıp uyudu. Derin bir nefes alıp evi de terk ettim. Ormana doğru yürüken sürekli etrafımı kontrol ediyordum, hayvanlar genelde gece avlanır, kurtadamlar da öyle mi yapıyordu acaba? Ormanda yem olunca öğrenecektim.
Nihayet ormana varınca dolunay olmadığına şükrettim; yılanlarla uğraşmak zorunda kalmayacaktım. Adımlarımı hızlandırarak yerini hatırladığım tünel kapısına doğru yürümeye başladım. Üzerime doğru bir kurdun koştuğunu görünce yerimde donup kaldım. Şoku hızlıca atlatıp geri dönecektim ki beyaz bir kurt bana doğru gelen siyah kurdun önüne atıldı. Bir birlerine çarpıp durunca koşmaya başladım. Tam önümden bir kartal uçup beni geçince ayağım kaydı ve yere düştüm. Bu gece tüm hayvanlar bana düşman olmuş.
Ayağa kalkacakken etrafımı kurtların sardığını gördüm.
"Lanet olsun" diye tısladəm kendi kendime. Az önce çarpışan kurtlardan beyaz olanı beni korur gibi önümde durmuşken, siyah olanı da arkamdaydı. Korkudan titriyordum, beni diri diri parçalayıp yiyecektiler.
Siyah kurt insana dönüşünce bütün kurtlar boyun eğer gibi buradan uzaklaştılar, beyaz olan hariç. O da insana dönüşünce...
"İlaria" diye fısıldadım kendi kendime.
Önümde eğilip buz gibi ellerimden tuttu, "İyi misin?" diye sordu endişeli sesle. Başımı sallamakla yetindim.
"Onu buraya sen mi getirdin?" diye sordu öfkeli bir sesle insana dönüşen siyah kurt. Turuncu gözleri parlıyordu.
İlaria ayağa kalkıp "Ben getirdim" dedi dik durarak.
"İnsanı mı?"
"Bize yardım edecek ve ben de onu korumakla görevliyim" diyerek uzun boylu çocuğun önünde durdu İlaria.
"En azından bana haber vere bilirdin. Kurtları her gördüklerine saldırmasın diye uyara bilirdim. " diye bağırdı çocuk eliyle ormanı göstererek. Onlar kavga ederken hemen gözden kabolmalıydım.
İlaria iç çekip bana baktı, "Senin suçun değil Hadeon" dedi ve kolumdan tutarak beni kaldırdı. Tam gidecekken Hadeon denen çocuk İlaria'nın kolundan tutup "Lütfen dikkatli ol" dedi yumuşak bir sesle. İlaria başını sallayınca yürümeye başladık; ormanın çıkışına doğru.
Pes etmiş gibi omuzlarımı indirdim. "Neden kaçtın?" diye sordu İlaria, sesinden öfkesi belli oluyordu.
"Evime dönmek istiyorum"
"Dönmeyeceksin" derken sesini yükseltmişti.
Elinden kurtulmaya çalışarak "Kurtların arasında kalmak istemiyorum" dedim.
"Bana güvenmeni istemiştim!" dedi kolumu daha çok sıkarak.
"Bir kurda güvenmemi mi istiyorsun?"
Cevap vermedi, beni sürükleyerek ormandan çıkardı ve evine döndük.
Gün doğmadan önce yine kaçmaya çalışmıştım ama İlaria bu sefer daha sıkı bir önlem almıştı. Kurtlar gibi avlanmadığım için açtım ve kimsenin de umrunda değildi. İlaria eski püskü kitapları önüme getirip tercüme etmemi istemiş ve kapıyı kilitleyip gitmişti. Kitaplara göz gezdirdiğimde kitapların gerçekten de insanların eski dilinde yazılmış olduğunu gördüm: Büyük Yıkıma kadar kullanılan dilde. Birkaç söz dışında birşey anlamamıştım. Ama kurtlar neden insan dilini kullanmıştılar ki?
Kapı aniden açılınca irkildim. İlaria elinde tabakla yanıma gelmişti.
"Okuya bildin mi kitapları?" diye sordu sıcak bir gülümseme ile. Hayır anlamında başımı salladım. Tabağı yatağımın yanındaki küçük masaya koyunca lezzetli kokuların nereden geldiğini anladım.
"İnsanların eti pişirip yediğini duymuştum" dedi. Her ne kadar kahvaltıda kızarmış et yemek saçma olsa da teşekkür edip ne eti olduğunu bile sormadan getirdiği yemeği yemeye başladım.
Öğleye kadar odada yalnız kaldıktan sonra İlaria'nın aslında kapıyı kilitlemeden gittiğinin farkına vardım. Unutmuştu ya da bilerek açık bırakmıştı. Sakin bir şekilde evden çıktım ve bu sefer ormana değil, elfler ve kurtların topraklarını ayıran duvara doğru gittim. Önüme çıkan kurtlardan ve kurtadamlardan göze batan kırmızı pelerinimin içine sinerek gizlenmeye çalışıyordum.
Nihayet büyük kapıya varınca yüksek duvarın tepesine baktım. Ne tepede, ne de kapıda kimse yoktu. Derin bir nefes alıp kapıya doğru giderken bir kartalın hızla üzerime uçtuğunu gördüm ve ciyaklayarak eğildim. Başımı kaldırdığımda genç bir adam duruyordu önümde. O kartal... insana dönüşmüştü.





