
Kurt kızları takip ederek kulübenin arka kapısından geçerek karanlık bir tünele girdik. Giderken yumuşak kumaşlı kırmızı bir pelerin de vermişdiler bana. Her adımımda tozlar nefesime geliyordu.
"Çok mu uzun gideceğiz?" diye sordum sanki avcılarıma ulaşmaya çok hevesliyim gibi.
"Biraz yol var" dedi İlaria ince sesiyle. Sable'ın bana bakışları çok rahatsız ediciydi, sürekli etrafımda dolanarak geziyordu. Yutkunma sesleri bile yankılanıyordu.
"Marissa" dedi Sable, "Oraya varınca pek heyecanlanma, sonra tadın kaçmasın" diye ekledi sırıtarak. Gözlerimi devirerek istemsizce İlaria'nın koluna girdim.
Uzun bir yoldan sonra İlaria son kapıyı açınca soğuk hava yüzümü okşadı. Derin bir nefes alıp dışarı adım attım.
"Ormanda mıyız?" diye sordum yemyeşil ağaçların arasında bulunca kendimi.
"Merak etme, ormanın bu tarafında pek fazla kurt olmaz" dedi Sable önden giderek. Kapşonla yüzümü kapatarak etrafa göz gezdirdim. Yüksekliği yüzünden buradan bile görünen gri duvarları görünce ne olicin olduklarını sordum.
"O duvarlar kurtların ve elfleri arazisini ayırıyor." diye açıkladı İlaria.
"Ayrı mı yaşıyorsunuz?"
Başını salladı, "Kurtlar elfleri avlıyor diye topraklarımızı yüzyıllar önce ayırdılar." dedi ama sanki yarım kalmıştı sözü.
Bir anda buraya gelme sebebimi hatırladım. "Nemesis'in sadece insanları lanetlediğini sanıyordum" dedim.
İlaria tereddüt ederek "Kurtları da lanetledi" dedi.
"Peki ya elfler?" dedim ayağım altımdaki taşları tekmeleyerek.
"Onları lanetlemedi"
"Neden?"
"Ne çok soru sordun Marissa" diye bağırdı Sable önden.
"Yani buraya da zehirli yağmurlar yağıyor" dedim temiz gökyüzüne bakarak.
"Hayır" dedi İlaria iç çekerek "Bizi yılanlarla lanetledi."
"Ne!" diyerek ayağım altına baktım bu sefer. Kurtlar tarafından öldürüleceğimi sanmıșken yılanlara yem olmak...
"Korkma. Yılanlar sadece dolunayda ortaya çıkarlar." dedi İlaria.
Serenyt'in şehir görünümlü kısmına gelince bizim dünyamızdan ne kadar farklı olduğunu farkettim. Binaları alçaktı ve çatıları ve etrafı sarmaşıklarla kapalıydı; çok güzel görünüyordu. Küçük bir eve girdik bu sefer. İçeri girmeden önce etrafı kontrol ettim; yeni bir kurt saldırısına uğramak istemiyordum.
"Anne" diye seslendi İlaria. Annesi gelmeyince izin alır gibi bakış fırlatıp yan odaya geçti, Sable ile yalnız kalmıştım. Kollarımı etrafıma sarıp sırıtan bakışlarından kaçmaya çalıştım.
"Korkma dedim sana, Marissa" dedi bana doğru adımlayarak. "Bugün hiç yemek yemedim" diye ekledi. Kalbim hızlanmaya başlamıştı.
"Ah, misafirimiz var galiba" diyerek İlaria gibi beyaz saçlı bir kadın geldi. Birden duraksayınca göz bebekleri küçüldü "Bir insan" diye tısladı.
"Anne, o kız Marissa. Kurt olduğumuzu öğrendiği için bize yardım etmek istedi. Lanet konusunda" diye açıkladı İlaria. "Marissa, bu da annem, Lilith" dedi bana dönerek. Başımı sallamakla yetindim.
"Başımızı belaya sokacaksınız, kızlar" dedi bayan Lilith iç çekerek. "Kraliçe burada bir insan olduğunu öğrenirse..."
"Öğrenmeyecek" diyerek ortaya atıldı İlaria. "Öğrenirse ben yerim" dedi Sable. Aniden kurtadönüşerek dışarı atıldı, pencereden baktığımda beyaz bir tavşan kanlar içinde kalmış bir halde dişlerinin arasında çabalıyordu. Yutkundum. Buradan kaçmam gerek.
Havanın kararmasına bekleyip kaçacaktım. Çıktığımız kapının yerini biliyordum, tüneli bularak geri dönecektim.





