
Yağmurun ilk damlalarının farkına vardığım anda eldivenlerimi ve şapkamı takıp saklana bilecek bir yer aradım. Alelacele güvenli bir yer arayan tek ben değildim, yakınımda olan kapısı açık bir dükkana attım kendimi. İçeride siyah saçlı bir kız oturmuş şaşkın gözlerle beni süzüyordu.
"Yağmur bitene kadar burada bekleye bilir miyim?"
Kız sırıtarak başını sallayınca bir köşeye geçtim. Ancak o zaman nefes nefese kaldığımı farkettim. İçeri göz gezdirince antikacı gibi bir yere benzettim. Raflarda duran eski yapım kitapların kokusu odayı doldurmuştu. Kızla göz göze gelince" Ne şirin bir dükkanınız var "dedim. Cevap vermedi, konuşamıyordu galiba. Pencereye döndüğümde yağmur daha da şiddetli yağıyordu, sokağın ortasında küçük bir çocuk kollarını etrafına sarmış duruyordu. Kapıdan sadece birkaç adım ötedeydi. Kolundan tutup içeri çekmek istedim ama artık çok geçti. Yağmur tenine dokunmuştur bile; sırılsıklamdı. Gözlerini yere dikmiş, titreyerek duruyordu. Bir süre sonra dizleri üstüne düştü, nefesinin kesildiği belliydi. Sonda gözleri kapanıp yere düşünce içimde bir acı hissettim; yağmurun öldürdüğü bir çocuk daha. Yağmurun lanetlenmesinde onun gibi çocukların suçu yoktu, ama yüzyıllardır süren lanetin cezasını biz de çekiyoruz. Çünkü insanlar asla insanlığın ne olduğunu hatırlamadı.
Aniden kız gelip yanımda durdu, pencereyi kapatıp turuncu gözleriyle yüzüme baktı. Daha önce böyle bir göz rengi görmemiştim. Fazla yakın durduğu için geri bir adım attım ama o daha da yaklaştı.
"Ben de acıkmıştım zaten" diye fısıldadı. Yutkundum. Kulaklarının etrafında siyah tüyler uzanmaya başlayınca tırnakları da vahşi hayvan pençelerini dönüştü. Üzerime atılınca çığlık attım ama sesim çıkmadı. Omuzlarımdan tutmuș beni duvara yaslıyordu.
"Bırak!" diye bağırdım, yine sesim çıkmadı; sesimi almıştı. Ses çıkarmak için son umut, ayaklarımı yere vurmaya başladım, itsemde tırnaklarını bana bastırdığı için fazla hareket edemiyordum. Yüzünü boynuma doğru getirirken, "Sable!" diye bağırdı biri. Kız iç çekerek benden uzaklaştı.
"Sana defalarca müşterileri yeme dedim" dedi beyaz saçlı güzel bir kız bize doğru gelerek. Bana saldıran Sable denen kız yavaş yavaş eski haline dönüşüyordu; kurt kızdan insana.
"Açım ben!" dedi kız ayaklarını yere vurarak. Beyaz saçlı kız gözlerini devirip bana baktı.
"Kusura bakmayın. Ve... lütfen bu olanları unutun." dedi.
"Unutayım mı? Beni az kalsın öldürecekti" dediğimde sesim geri gelmişti.
"Biliyorum, bu yüzden istediğiniz kadar ürünü bedavaya götüre bilirsiniz" dedi gülümseyerek.
Alaylı bir sesle güldüm, "Sizin kurt olduğunuzu yetkililere söylediğimde görelim ne olacak" diyip kapıya doğru gittim, ama hala yağmur yağıyordu.
Sable geçip kapıyı sert bir şekilde kapattı, "O zaman biz de senden kurtuluruz" dedi sinsi bir sesle.
"Ben sadece yağmurdan korunmak için buraya gelmiştim. Kurt olduğunuzu bilsem gelmezdim. Ayrıca insan dünyasında kurt insanların ne işi var" dediğimde kurtların sadece efsane olduğunu hatırladım. Rüya mi görüyordum? Hayır, daha çok kabusa benziyordu.
"O zaman tanışalım." dedi beyaz saçlı kız bana yaklaşarak, "Ben Ilaria" diyerek gülümsedi, Sable'dan genç olduğu belliydi, yüzü hala çocuk yüzü gibiydi.
"Beni bırakacak mısınız ismimi söylersem?"
"Hayır." dedi Ilaria sıcak bir gülümseme ile. Kaşlarımı çattım.
"Bizimle Serenyt diyarına geleceksin"
"Nereye?" dedim yüksek bir sesle.
Sable kahkaha atarak, "İnsanlar ne kadar da korkaklar. Kendinizi kurt adamlardan koruyamayacağınızı bildiğiniz için kendinizi bizim efsane olduğumuza inandırdınız."
"Ne istiyorsunuz benden?" diye sorarak kapıya doğru adımladım. O diyar neresiyse beni orada sağ bırakmazlar, öleceksem kendi dünyamda yağmurdan öleyim daha iyi.
İlaria olumsuz biz şekilde başını salladı. "Sırrımızı bilen birini burada bırakamayız. Bizimle gelmek zorundasın. Ayrıca... belki bir insan Sernyt'deki Laneti çöze bilir. Şimdiye kadar hiçbir insan oraya adımını bile atmadı, bizdeki kitaplar çok eski, bildiğimiz kadarıyla insanların eski dilinde yazılmıș. "diye açıkladı.
"Eskiyse ben de bilmiyorum o dili" dedi gergin bir şekilde. Bu yağmur niye bitmiyor ki! Kurtulmanın tek çaresi dışarı koşmaktı.
"Denemekten zarar gelmez." diyip elini göğsüne koydu, "Söz veriyorum kimse sana zarar vermeyecek orada" diyince İlaria, Sable alaylı bir şekilde güldü yine.
Derin bir nefes aldım. "Adım Marissa" dedim başımı sallayarak.





