DÜZENLENDİ
YASAL UYARI: Bu kitapta yer alan tüm karakterler, kurumlar, siyasi yapılar ve olaylar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek kişi, kurum veya güncel siyasi olaylarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır ve herhangi bir siyasi mesaj kaygısı taşımamaktadır.
Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan uluslar, çökmek zorundadır.
~Hadis-i Şerif Meali~
Kafamda bin bir düşünce ile arabayı sürerken, az kalsın dalgınlıktan bir arabaya çarpacaktım. Doğukan'ın ricası üzere, geldiğim restoranın tabelasında gözüm oyalandı. Bu Doğukan ile ara vermeye karar verdiğim kavgadan sonra ikinci buluşmamızda beraber sakin, hiçbir şey yaşanmamış gibi takılıp eğlendiğimiz restorandı. Yanımdaki koltuğa fırlattığım belgeleri alıp arabadan indiğimde, beni karşılayan valeye arabanın anahtarını teslim edip içeri girdim.
Yine cam kenarında bahçeyi görebileceği bir masa seçmişti. Bahçeyi incelemekle o kadar meşguldu ki beni fark etmedi bile. Dışarıdan bakan biri onun buraya ilk defa geldiğini düşünürdü, yada cidden ilk defa geldiğini sanıyorda olabilirdi. Onun hafızasını sorgulamayı çok önceden bırakmıştım.
Elimdeki belgeleri masaya çokta nazik olmayacak bir tavırla bırakırken irkildi ve sonunda gözleri gözlerimle buluştu.
"Hoşgeldin balım"
"Hoşbuldum"
Sandalyemi çekmesine izin vermeden kendim çekip oturdum. Sevmediğim şeylerdi bu tür şeyler. Sandalye çekmek falan... Ne bileyim, kendimi kötü hissetirirdi bana. Daha önce yapmamasını söylemiştim tabii ama unutuyor mu, sandalyemi çekmeyi çok mu istiyor belli değildi.
Hızlıca lafa girdim.
"MGK'nin sözleri tavsiyenin ötesine gidemez ama Zarif Coşkun'da bu kararı kabul edecek hali yok. Gördük zaten büyük bir baskıyla imzalattılar. Günlerce adamın kollarından tutup 'imzala imzala' diye tutturup imzalatmayacaklarına göre. Tehdit etmişlerdir. Kirli bir işini bulup zorla imzalatmışlardır. Adamın kirli donu ortaya çıkınca taraftarları ah uh eder, bizi nasıl kandırdı derler. Herşey göz önünde, kör olmayı tercih edip hallerine yanarlar, hemde herşey başından beri belli olmasına rağmen. Bizim yapmamız gereken burda-"
"Bismillahirrahmanirrahim"
konuşmamı kesen Doğukan'ın besmelesi oldu.
"Kızım bi' dur be. Bir nefes aldırmıyorsun adama, hem bu dosya ne?"
Dosyayı eline alıp incelemeye başladığında "Tehdit zoruyla imzalatıldığının delilleri" diye yanıt verdim.
Kaşları çatıldı ve yüzünde garip bir ifade yerini aldı ardında ise hızlıca sırıtmaya başladı.
"Neye sırıtıyorsun?"
Onun aksine, duygusuz bir ifadeyle ona bakıyordum.
"Adam imzalayalı daha bir iki gün oldu. Ne ara topladın bunları? Daha doğrusu, nasıl bu kadar hızlı buldun?"
Dudağımın bir kenarı yukarı kıvrıldığında ona göz kırptım.
"Bir dakika, nasıl buldun bunları?"
Şüpheli bakışlarla bana bakarken, şeytanî gülümsememi ona sundum.
"Bir şekilde diyelim" yüzümdeki gülümsemeyi tatlı bir ifadeyle değiştirdim.
Bana bıkkın bir bakış atarken "Tabii illegal bir şekilde delilleri bulup, legal halde sunan savcı hanım"
Bu konuda haklıydı, bir şekilde silinmiş kamera kayıtlarını ortaya çıkarmak yada telefona sızmak benim işimdi. Kötüyle iyi bir şekilde savaşılır mıydı? Bence hayır. Kötüye kötü olmak gerekirdi.
"Hadi işimize odaklanalım yeni Cumhurbaşkanı'm"
"Ne?"
Anlamamış gözlerle bana bakarken gözlerimi devirdim.
"İmzayı geri çekmek için seni yeni Cumhurbaşkanı olarak ortaya atıyorum. Sende biliyorsun. Seni Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapıp, Zarif'i yüce divanda görevden alacağım , bunun sonucunda ise Cumhurbaşakanı görevden alındığı için sen yeni Cumhurbaşkanı olacaksın."
Olduğu yerde far görmüş tavşan şeklinde bana baka kaldı. Konuşmasına izin vermeden konuşmaya devam ettim. İzin versemde konuşabilecek gibi durmuyordu.
"MGK ona zorla imzalattığı kısımın kamera görüntülerinde gördüğüm üzere yediği haltlar var. Seninde bildiğin üzere bunları bulmam çok kısa sürer. Senden isteğim Asena ile beraber arkamıza bir çok güvenli insan toplamanız. Asena insanları tanımakta çok iyidir. Hızlı olmalıyız LGS ve YKS'ye sadece bir kaç ay varken, başörtülü öğrencilerin bütün çabalarının hiçe sayılması ve sınavlara alınmamasını engellemeliyiz. Üniversite öğrencilerinide düşünmemiz lazım. Bu süreçte hızlı olmak çok önemli."
Sonunda kendine gelmiş ve ciddileşmişti. Benden böyle bir çıkış beklemediğinden şaşırmış ama tahmin ettiğimden daha hızlı toparlanmıştı. Onun aklındaki burada plan yapmamızdı, benim planlı bir şekilde gelmem değil.
"Beni Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapmak için aynı tehditleri kullanacaksın. Peki bu adam sana güvenip neden dediğini yapsın? Sonucta isteğini yerine getirdiğinde, delilleri mahkemeye sunabilirsin."
Bu benimde aklıma gelmişti. Bunu belirleyecek şey benim konuşma sırasında baskın gelmemdi. Başka seçeneği olmadığını düşenmeli ve gerilmeliydi. Gerildiği vakit üstüne gitmek daha kolay olacaktı.
Tabii bu konuda Asena'dan ders almalıydım. Baskın bir karakterdim, sert davranabilirdim ama böyle önemli bir durumda, tek şansım varken kaybedemezdim. Hemde yolun en başındayken.
"Başka şansı yok çünkü elimde sadece onun yaptıkları değil, oğlunun yaptıklarında olacak. Daha önceden şüphelendiğim bir konuydu, hazırda elimin altında olan bir şey. Geriye kalan sadece Zarif'in yediği haltları hızlıca bulup belgelemek kaldı."
Yerimden kalktığımda meraklı gözlerle beni izledi. Yüzündeki ciddi ifadesi değişmedi. Tatlı yada kendini ezdirecek birisi değildi. Sadece benim dediklerime susuyordu. Bu onu aptal göstermiyordu, sert bir yüze sahipti. Sadece bende yumuşuyordu. Ben sert birisiydim kabul. Ama ona gelince daha sert oluyordum.
Sert ifademi bozmadan "gidiyorum sende kalk. Burada keyif yapacağına işlerinle ilgilen."
Arkamı dönüp devam edecekken aklıma gelenle hızlıca geri döndüm ve aynı anda konuştuk.
"Nilüfer"
"Doğukan"
Başıyla benim devam etmemi işaret etti.
"Bir de bana bir kaç tane gazeteci ayarla."
"Ne yapacaksın"
"Anlatırım sonra "
Tek kaşını kaldırdı ama yinede başını onaylar şekilde salladığında geri dönecektim ki bileğimi tutdu.
"Nilüfer"
Sakince nefesini bırakıp devam etti.
"Gözünü seveyim. Ne bu halin? Adam mı öldürdüm ben, Nilüfer?"
Bileğimi tuttuğu elinden bende aynı şekilde onun bileğini tuttum.
"Birazcık realist olmayı dene. Millet bu haldeyken senle gülüp eğlenemem. O vicdansızlık yok bende."
Gözleri gözlerimde oyalandı bir süre. Gözlerindeki kırılmayı seçmek zor değildi. Bileğimi bıraktı ve eliyle buyur işareti yaptı. Kalbini kırmıştım belki ama bu dertlerimin arasında bile değildi. Haklıydım, gönül eğlendirmekten önemli işlerimiz vardı. Bunu bilmeliydi.
Zaten bende kopyası olan dosyayı orada bıraktım ve çıktım. Epeyce uzaklaştığımda arkamı döndüm ve ona baktım. Ön tarafı açık bir restorandı. Ona baktığımda anladım ki, burada ne yese, ne içse boğazına dizilecekti. Belki gençleri çektiği dertten, belkide benden dolayı.
Üniversitelere başörtülü öğrenciler alınmamış ve büyük bir kaos oluşmuştu ve benim düşüneceğim o değil o zavallı öğrenciler olmalıydı.
⛈️⛈️⛈️
Sabırla beklediğim o gün gelmişti. Sonunda Zarif Coşkun bir toplantıdan çıkmıştı ve etrafı Doğukan'dan rica ettiğim gazetecilerle sarılıydı. Ne kadar dibine girmeye çalışsalarda korumalardan biraz geride duruyorlardı.
Yüzüme çaresiz bir ifade yerleştirdim ve yüksek topuklularımla hızlı adımlarla ilerledim.
"Başkan'ım, yardımınıza ihtiyaçım var!"
Tüm bakışlar üstüme ulaştığında devam ettim.
"Ali İsmail Seçkin, dış ülkelerden içeriye uyuşturucu sokuyor. Delillerim var. Ama anlayamadığım bir şekilde dava açılmıyor."
Sesim arkada kalan gerçek gazetecilere gitmeyecek kadar kısık, benim çaresizliğimi gösterecek kadar yüksekti.
"Lütfen, Başkan'ım. Uyuşturucu ticareti yapıyorlar. Davayı bir türlü açmama da izin vermiyorlar. Delillerim var. Lütfen yardımınıza ihtiyaçım var."
Zarif Bey'in gözleri beni buldu. Şüpheciydi bakışları ama bu fırsatı da kaçıramazdı. Çok yaklaşamasamda kartımı o tarafa uzattım.
Birine, başıyla işaret verdi ve elimden kartım alındı.
Bu onun için iyi bir fırsattı çünkü seçimde çok küçük bir farkla kazanmıştı. Bu fırsat onun koltuğunu sağlamlaştıracaktı.
Doğukan'ın tuttu sahte gazeteciler şüphe çekmesin diye, arkamdan yüzüm gözükmeyen bir kaç fotoğraf paylaşılacaktı ama konuşmam bunun içinde yer almayacaktı. Arkadaki gerçek gazeteciler duyamadığı için sorun oluşmadığına emindim. Sandığımdan daha fazla sahte gazeteci gerekmişti ve ekstradan sahte korumalarda getirilmişti. Gerçek gazatecilerin yüzümü paylaşmasına izin verilmeyecek ve yüzümün gözüktüğü fotoğraflar dakikasında kaldırılacaktı.
Öndeki sahte gazeteciler, arkadaki gerçek gazetecilerin yaklaşmasını önlüyor. Korumalar ise normalde olması gerekyiğinden daha kalabalık durması şüphe çekeceğinden, bir çok gazeteciyi geri çekmiş ve çıkartmışlardı.
Tabii bu kişiler rastgele seçtiği insanlar değil kendi adamlarıydı. Siyasi bir şeye dışarıdan kimseyi karıştıramazdık.
Kartım alındığında heyecanla teşekkürlerimi ilettim. Bu heyecanım, Ali İsmail Bey'in tutuklanacağından değil -tutuklanacak orası ayrı- Zarif'i yakaladığımdandı.
Sırada çağrılmayı beklemek vardı.
Yavaş bir şekilde geriye adımladım ve gözlerim uzaklaşan Zarif Bey'i izledi. Gülümsememi saklamakta baya güçlük çektim. Görev bilinciyle, bütün duygularımı sildim ve gerçek gazetecilere yüzümü göstermeden ilerledim.
Tabii bu konuşmayı merak eden gazeteciler bana yaklaşmak istedi ama korumalar önüme etten duvar örmüştü. Fotoğraf bile çekemeyecekleri kadar hemde.
Gazetecilerden kurtulmuş ve Doğukan'ın beni bekleyen arabasına bindim. Arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı.
"Aferin" bunu söylerken hafifçe bana bakmış ve önüne geri dönmüştü. Bunu demek için başardığımı bilmesi gerekirdi. Ya da adamları direk haberi vermiş olmalıydı, çünkü yüzümdeki ifade çokta bir şeyleri belli etmiyordu. Duygusuzdum. İfadesiz desem daha doğru olurdu aslında.
"Doğru, adamların söylemiştir sana."
Cıkladı ve bana tekrar baktı, ama bu sefer gözlerime baktı. Hemde daha uzun bir süre.
"Kimse bir şey demedi"
"O zaman nereden biliyorsun?"
"Sen hep başarırsında ondan"
Ben ona bakarken o gözlerini benden aldı ve yola bakmaya devam etti. Onun yüzü de benim kadar mimiksizdi. Ama gözleri için aynı şeyi söyleyemezdim. Gözlerinde zoru başarmış bir öğrencinin en büyük destekcisi olan öğretmenin gururu vardı sanki, ama bu da yetersiz olurdu onun bakışlarında farklı bir şeyler vardı. Gözleri hep sevgisini hissettiren bakışlara sahipti. Dışardan bakılınca insanı korkutan bir tavrı vardı. Ama içini gören kişiler sınırlıydı.
"Senin ya da başka birinin söylemesine gerek yok. Bin kişi yapamadı derse de, başardığını bilirim ben."
Sözleriyle yüzümde tatlı bir tebessüm kaldı. Kendimi hemen toparladım ve boğazımı temizleyip, camdan dışarı baktım.
Kısık sesli gülüşünü duydum.
"Utandın mı balım?" Hızlıca ona döndüm ve gözlerinin içine baktım.
"Neden utanayım? Sadece beklemiyordum."
Boşta kalan eliyle elimi tuttu ve parmak boğumlarıma naif bir öpücük bıraktı.
Ona bakmadan "hızlı sür şu arabayı. İşim var." Dedim. Mimiksiz halime geri dönmüştüm.
Elimi bırakmazken beni süzdü.
"Trip mi atıyorsun sen?"
"Hayır." Ona bakmadan cevapladım.
Kafasını eğerek beni onayladı. Üstüme gitmemesi gerektiğini biliyordu.
⛈️⛈️⛈️
Topuk tıkırtılarım bütün koridorda yankılanıyordu. Arkamda iki koruma bana eşlik ediyordu. Ama Zarif'in bir hatası vardı. O da yakınındaki adamın onun değilde , Doğukan'ın adamı olmasıydı. Siyasette herkesden önce onun haberi olurdu. Her partide onun adamları vardı. Bazen, kulağına gelen şeyi beğenmez, değiştirilmesini sağlardı.
Elimde bir dosya. Kulağımın arkadasında, nokta kadar bir cihaz vardı. Bu cihazın ardında Asena bana bilgilendirme vermek için bekliyordu.
Kulağımda küçük bir cızırtı duydum.
"Düşündüğümüz gibi. Odanın içine dinleme cihazı yerleştirilmiş ve kameralar devre dışı bırakılmış. Dinleme cihazları etkisiz hale getirildi. Adamlardan gelen bilgiye göre, dinleme cihazları masanın altına ve başkanın koltuğunun altında. Kameralara ulaştım. Gerektiğinde sana ne yapman gerektiğini söylerim. Dikkat ol."
Herşey tamamdı. Kapıya ulaştık. Korumalardan biri kapıyı tıklattı ve izin alarak içeri girdi. Ardından bende girdim.
"Hoş geldin savcı hanım"
"Hoş buldum bebeğim" ardından göz kırptım. Yüzündeki babacan ifadesi soldu.
Dosyaları önüne fırlattım.
"Nasılsın hayatım?" Şuan bu konuşmayı anlamdıramıyordu. Sinirle gülmeye başladı. Konuşmaya başlayacaktı ki lafını kestim. Korumalara döndüm.
"Siz mahrem nedir bilmez misiniz? Çıkın dışarı!"
Bu ani çıkışım Zarif'in irkilmesine neden olmuştu. Biraz önce sesim insanı rahatlatan tarzda çıkmıştı oysa şimdi ise sesimin en sert tonuyla çıkmış karşımdaki adamı afallatmıştı. Korumalar beni ikiletmeden çıkmaya kalktığında, başkan ayağa fırladı.
Kural bir; ani çıkışlar, karşıdakini afallataçak tavırlar, ani duygu değişimleri.
"Durun!" Sesi koridorun sonuna kadar bile gitmiş olabilirdi. Benim ani duygu değişimime ayak uydurmuş kendisine ani bir sinire ve paniğe kapılmıştı. Birden sinirden çatlayacak duruma düştü. Korumalar, başkanı duymamış gibi çıktılar. Zarif Bey tam kapıya atlamıştı ki bir kilit sesi duyuldu. Ardından ise bir silahın emniyet sesi. Zarif Bey arkasını döndü ve bana baktı. Silahımı ona doğrultmuştum.
"Otur bakalım şuraya prenses"
Silahla onun koltuğunu işaret etmiştim. Soğukkanlı durmaya çalışıyordu. Odada dinleme cihazı olduğundan, korkmuyor ama ona yaptığımıda kendine sindiremiyor, sinirden çatlıyordu. Bu da bana müthiş bir zevk veriyordu. Onun tahmini birazdan burada olacaklarıydı. Ama cihaz çoktan devre dışı bırakılmıştı.
Rahatça sırtını kapıya bıraktı ve sırıtmaya başladı. Bu tavırlara devam ederse işim uzun sürecekti.
"Ha bu arada prenses. Şu koltuğunun altındaki ve masanın altındaki dinleme cihazına güveniyorsan söyleyeyim. Hepsi devre dışı bırakıldı."
Yüzündeki sırıtma birden soldu.
"Hayırdır, benim yerimde bana emir mi veriyorsun?"
Gülerek başımı aşağı yukarı salladım.
"Evet, şimdi geçte otur. Kötü bir amacım yok. Bak sadece dosyaları getirmiştim." Bana doğru yaklaştı .
"Sadece dosya için mi ? Bu yaptığın rezillik." Sinirden köpürüyordu.
Gülümsemem büyüdü.
"Yalnız olmamız gerekiyordu, bebeğim. Dosyalara bakınca anlarsın."
Dilim dişlerimin üzerinde gezindi. Göz kırptım.
"Otur"
Sinirden başını sağ sola sallıyordu. Ama buna cidden zamanım yoktu. Neyseki beni zorlamadan, oturdu ve dosyalara bakmaya başladı. Eline ilk aldığı dosya, oğlunun kanında çıkan uyuşturucunun belgeleri. Uyuşturucuyu alırken ki fotoğraflarıydı.
Kural iki; yaptıklarını ve yapabileceklerini göster.
Gözleri yerinden fırlayacaktı. Feleği şaştı. Bu kadarını kendiside tahmin edemezdi ama en azından o masaya geçtiğinde, birazda kendini dosyanın içinden çıkabileceklere alıştırdığını düşünmüştüm. Sayfaları hızlı hızlı çevirdi. Cidden sayfaları görebildiğine bile emin değildim. Birden ayağa kalktı.
"Seni aşağılık sürtük!" Tükürürcesine konuştu. Karşımdaki adam kalp krizi geçirecekti ama şuanlık kalp krizi geçirmemesi için herşeyimi ortaya serebilirdim -sermezdim- şuan olmamalıydı. Çünkü bu planımı en başından bitirirdi.
"Başkanım ben. Cumhurbaşkanı'yım. Sen kimi tehdit ediyorsun?"
Kahkaha attım ve Asena gibi yerimde zıplayarak ve saçlarımı savurarak, onun bu halinden ne kadar keyif aldığımı gösterdim.
"Hayır, hayır, hayır, hayır,hayır, yanlışın var, hayır"
Kural üç; nasıl göründüğünü düşünme içinden ne geliyorsa öyle hareket et ve içindeki karanlığı yansıt. İçinden ne geliyorsa öyle hareket et ki doğal dursun.
Sonunda kendimi durdurmuştum. Yaklaştım ve ellerimi masaya koydum -parmaklarımda,parmak izim belli olmasın diye ince bantlar vardı-. Ellerimi koyduğum için kambur kalmıştım. Ona aşağıdan baktım ve delice sırıttım. Deli taklidi miydi yoksa cidden mi içimde ki deliyi ortaya çıkarmayı bekliyordum bilmem ama ona kafayı sıyırmış bir şekilde baktığım kesindi.
"Hayır. Katil Bey. Yanlışınız var. Siz Cumurbaşkanı değilsiniz. Cumhurbaşkanı'nı öldüren katilsiniz."
Sözlerimle bembeyaz kesildi. Onun bakmadığı dosyayı aldım ve önüne koyup açtım. Gözleri direk sayfalarla buluştu. Dudakları morardı. Galiba kalp krizi geçirecekti. Ya da her neyse. Dosyada onun, eski Cumhurbaşkanı'nı öldürmesi, cinayet bilgileri ve deliler vardı. Doğukan'ım ve babası sağolsun.
Telefonumu açtım ve ekranı ona gösterdim. UYAP sistemi açıktı ve ona gösterdiğim deliller iletilmek üzereydi. Parmağım onayla tuşuna yaklaştı. Titriyor ve terliyordu.
Kural dört; zaman tanıma, hızlı hareket et. Ani duygu değişikliği,panik ve şok halinde doğru düşenemediği an ona baskı uygula. Çok şişmiş bir balon küçük bir basınç uygulandığında patlar.
"Ne?! Ne istiyorsun?" Sonunda süt dökmüş kediye döndü. Tam da beklediğim gibi oldu. Doğru zamanda doğru hareket hayat kurtarırdı. Zamanında baskı uygulamıştım ve o kafasının içi boş olan herif bir anlık baskıyla patlamıştı.
Yüzümde şeytani bir sırtıma vardı.
"Yeni bir yardımcı alacaksın."
Gözleri gözlerimle buluştu. Bunun ne demek olduğunu biliyordu. Ve eğer dediğimi yapmazsa başına neler gelceğinide çünkü aynısını kendisi yapmıştı haliyle benden daha iyi biliyordu.
"Neden buna izin vereyim?"
Konuşmakta zorluk çekiyor, belki de beyni çalışmayı bırakmıştı da kendini zorluyordu. Beynini evde unutmuş diyecektimde evde unutacak beyni yoktu.
Dudaklarımı büzdüm ve ona daha çok yaklaştım. Gözleri, parmağım ve yüzüm arasında gidip geliyordu.
"Sadece bir yardımcı. Hem eğer dediğimi yaparsan, senin ve oğlunun suçlarını gizlerim. Hem de kötü mü olur canım? Yeni bir yardımcın oluyor işte. Hem sen dediğimi yapınca seni tutuklarsam, ilk yardımcını koyarsın başkanlığa. Elin kolun uzundur senin yaparsın. Yani düşündüğün şey olmayacak, bebeğim."
Olacaktı. Çünkü eli kolu o kadar uzun değildi. Kötü işlere karışırken çoğu ortağını kaybetmiş hiç sayılan birisiydi.
Titriyordu ama pes etmeyi kendine yakıştıramıyordu da.
"Senin kârın ne?" Cevabını bildiği soruları sormaya devam etti.
Parmağımı hareket ettirdim. Kolu havaya kalkacakken son anda
durdurdu kendini.
"Önemli olan benim kârım değil. Senin kârın. Şimdi kararını ver. Evet mi? Hayır mı?"
Telefonun ekranına baktı. Gözü tekrar dosyaya indi. İki yumruğunu da sertçe masaya geçirdi. Saymaya başladım.
"Üç , iki-" sözümü hiddetle kesti.
"Tamam! Lanet olsun, tamam!" Kabul etmek zorundaydı çünkü kabul etmezse bu ölümüyle sonuçlanabilir di. Ben onun sarayına belimde silahla girmiş ve dinleme cihazlarını tespit edip devre dışı bırakmıştım. Yıllar önce üstü kapatılıp, delilleri ortandan kalkan davayı kara toprağın altından ceset gibi çıkartmıştım.Yaptıklarım bunlarken yapacaklarımın sınırını tahmin edebiliyordu.
Sinir krizi yerini panil atağa bırakmış, ayazda kalmış gibi titriyordu. Kendimi geri çektim ama parmağımı çekmedim. Bu kadar cilveli konuşma yeterdi.
"Atama kararnamesini imzala"
Sinirle yerine oturdu ve bilgisiyarı açtı. Tam arkasına yerleştim. Her hareketini takip ettim. Gerekli yerlerde ben elimi attım ve atama kararnamesi imzalandı.
"İmzaladım işte gidebilirsin artık"
bunu kısıkça söylemişti. Kıkırdadım ve kulağına doğru yakınlaştım. Doğukan'da kamera kayıtlarını izliyordu ve emindim ki o da cinnet geçiriyordu. Biraz fazla cilveliydim.
"Hadi ya. Bir akıllı sen misin?"
Biliyordu sadece şansını denemişti. Resmi gazeteye verilmediği sürece bu kararname bir hiçti.
"Hızlı ol."
Kararnameyi resmi gazeteye göndermişti ama yayımlanması için saat 00.00 kadar beklenmesi ve onaylanması gerekiyordu. Bu iki dakikada yapılacak iş değildi.
Dakikalar sonra kararname gönderilmiş onaylanması bekleniyordu sadece.
Olduğum yerden doğruldum ve bir elimi omuzuna attım.
"Bak şimdi, yakışıklı. Uslu uslu duruyorsun. Yoksa gelmişin geçmişin sikiliyor. Anladın?"
Konuşmasına izin vermeden kendim cevapladım.
"Anladın." Kesin ve net bir şekilde konuşmayı sonlandırdım.
Arkamı döndüm ve kapıya doğru yürümeye başladım. Kameradan bunu farkedip korumalara haber verdikleri tahmin edebiliyordum.
Tekrar ona döndüm ve gözümü kırıp bir öpücük attım.
"Kalp krizi falan geçireyim deme güzelim. Yani, şimdilik." Kahkaha atarak geri önüme döndüm. Ben konuşurken kapının kilidinin açılma sesini duymuştum. Kapıdan çıktım.
Biraz ilerlemiştimki, Asena'yı aradım. Aslın