İçeriğe geç

Yağmurun Altında Su Savaşı

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Yağmurun Altında Su Savaşı

Bölüm 1

Giriş

~~~ SİYASİ GÖRÜŞ BELİRTİLMEMEKTE VE BİR KIŞKIRTMA YADA BENZERİ BİR EYLEME GİRİLMEMİŞ TAMAMEN GERÇEK DIŞI BİR KURGUDUR.~~~

18 Şubat 2025'de toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), tarihe "18 Şubat Kararları" olarak geçen 18 maddelik bir bildiri yayımladı. Askeri kanadın ağırlıkta olduğu bu kurul, Başbakan Zarif Çoşkun'a "irticayla mücadele" adı altında bu kararları dayattı.

Basın açıklamasını dinlerken, belki Zarif Çoşkun'dan daha gergindim. Çünkü biliyordum kılık kıyafet kurallarının kabul edildiği sözleşme, başörtülü kadınların kabusu olacaktı.

Ben bir cumhuriyet savcısıydım, üniversite yıllarımda siyaset okumuş, belkide siyasete hiç girmeyeceğim için pişmanlık duymalıydım. Hiç pişmanlık duymamıştım.

Siyaset benim için bir sanattı, aynı bir ressam gibi; fırça, boyalar, tuval bunları hep siyasete benzetmekteydim. Fırça, kelime oyunları. Boyalar, mimikler. Tuval ise beden diliydi.

Duyduğum basın açıklaması beni derin düşüncelere boğarken telefonumun çalmasıyla kendime geldim. Masanın üzerindeki telefonumun ekranında yazan isme takıldı gözlerim 'Doğukan Anıl' . Beni neden aradığına emin değildim ama, aklımdaki düşünce hem olsun hem olmasın istedim. Telefonu açtığımda hızlıca konuşmaya başladı.

"Buna dur demeliyiz biliyorsun değil mi? Bu yapılamaz izin veremeyiz."

"Ne yapacağız Doğukan, kapılarında yatıp açlık grevine mi gireceğiz?"

"Hayır, daha iyi bir fikrim var"

"Sakın aklımdan geçen olmasın Doğukan"

"Geçti bir kere geri alamam"

"Sen aklını kaçırdın heralde"

Elimi alnıma koyup ne yapacağımı bilemezken, benimde aklıma bu fikrin mantıklı olduğu geldi ama nasıl yapardık ki bunu nasıl şap diye bir parti kurardık? Yapamazdık ki nasıl yapardık?

"Bana güvenmiyor musun Nilüfer?"

"Ben babama bile güvenmem!" Dişlerimi sıkarak söylediğim cümle sinirimi değil gerginliğimi gösteriyordu.

"Ya en dibe batacağız, yada en yükseğe çıkacağız"

"Batacaksak beraber batıcaz, çıkacaksak beraber çıkacağız diyorsun."

"Dersini iyi anladın minik nilüfer, gerisi bende."

Ve telefonu kapattı.

Yıllar sonra bende büyük değişimler olmuştu, ilişkimizde de, Doğukan' da da. Ne ben, fazlasıyla kıskanç , çocuksu, çok konuşan, sürekli ilgi isteyen o çocuktum artık. Ne de Doğukan ,fazlasıyla gece geç saatlere kadar dışarıda olan, kızlarla yakın arkadaşlık kuran , umursamaz biriydi artık. Ne de ilişkimiz her gün bir birimizi görmek için çırpındığımız zamanlara benziyordu.

Aramızdaki bir tartışmayla büyük bir kavga etmiş, o kadar yılın hatrına, kendimize dinlenme hakkı verip ara vermiştik. Bir kaç aylık aralar ile bazenleri buluşuyor sakince günü geçiriyorduk. Ben cıvıl cıvıl halimi bırakmış, az konuşan sakin birine dönüşmüşken, Doğukan ise kişiliğinden vazgeçmesede, çok gezen biri olmayı bırakmış, kızlarlada çok yakın değil di.

Aramız iyiydi ama sadece 4 yılı... 12 buluşma ile geçirmiştik. Şimdi ise bana hep bir arada olacağımız bir iş teklifi sunuyordu. Bu neyi değiştirecekti? Az şeyi mi? Yoksa çok şeyi mi? geçmiş mi tekrarlanacaktı? Yoksa yeni bir yola mı çıkıyorduk? Hiç

bilmiyordum, hiçde bilmek istemiyordum.

Bölüm sonu

1 yorum