Nikâhın üzerinden iki ay geçmişti.
Defne, Berk ve küçük Aras artık aynı evde yaşıyordu.
Hayat yavaş yavaş düzene girmeye başlamıştı.
Berk, küçük Aras'a öz oğlu gibi davranıyor, onunla oyun oynuyor, akşamları masal okuyordu.
Bir cumartesi sabahı kapı çaldı.
Defne kapıyı açtığında karşısında Efe'yi gördü.
Efe'nin elinde küçük bir oyuncak araba vardı.
"Aras'ı almaya geldim."
Defne başını salladı.
"Bir dakika."
Odaya gidip küçük Aras'ı hazırladı.
Küçük çocuk kapıya koşarak geldi.
"Baba!"
Efe diz çöktü.
"Oğlum..."
Küçük Aras babasına sıkıca sarıldı.
Defne bu manzarayı sessizce izledi.
Berk de salona gelmişti.
Efe ile göz göze geldiler.
İlk kez uzun süre birbirlerine baktılar.
Berk elini uzattı.
"Merhaba."
Efe kısa bir tereddütten sonra elini sıktı.
"Merhaba."
İkisi de biliyordu...
Geçmiş değişmeyecekti.
Ama küçük Aras'ın huzuru için birbirlerine saygı duymaları gerekiyordu.
Efe, Aras'ı kucağına aldı.
"Akşama getiririm."
Defne gülümsedi.
"Tamam."
Efe arabasına binip uzaklaştı.
Berk sessizce Defne'nin yanına geldi.
"Zor oldu mu?"
Defne derin bir nefes aldı.
"Eskisi kadar değil."
"Artık hayatımız farklı."
Berk, Defne'nin elini tuttu.
"Önemli olan, Aras'ın sevildiğini hissetmesi."
Defne başını salladı.
"Evet."
"O, üçümüzün de en kıymetlisi."
Pencereden dışarı baktılar.
Küçük Aras, arabada babasıyla neşeyle konuşuyordu.
Defne hafifçe gülümsedi.
Hayat istediği gibi ilerlememişti.
Ama yine de...
Her şeye rağmen, küçük Aras'ın mutlu büyümesi için herkes elinden geleni yapmaya çalışıyordu.