Üç hafta sonra...
Ev artık eski sessizliğine dönmüştü.
Küçük Aras her geçen gün büyüyor, Defne ile Efe de yeni hayatlarına alışmaya çalışıyordu.
Ama Defne'nin içinde tarif edemediği bir boşluk vardı.
Efe bunu fark ediyordu.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Defne'nin verdiği cevap her zamanki gibiydi.
Ama gözleri başka şeyler söylüyordu.
Bir gün Defne, bebeğiyle birlikte parka çıktı.
Aras bebek arabasında uyurken, Defne bir banka oturdu.
Yanına otuzlu yaşlarında bir adam geldi.
"Affedersiniz, oturabilir miyim?"
Defne hafifçe gülümsedi.
"Tabii."
Adamın adı Berk'ti.
İlk başta sıradan bir sohbet ettiler.
Havadan, yağmurdan, çocuklardan...
Sonra Berk ayağa kalktı.
"Memnun oldum."
"Ben de."
Defne, bunun sadece kısa bir tanışma olduğunu düşündü.
Günler geçtikçe aynı parkta tekrar karşılaşmaya başladılar.
Bazen birkaç dakika konuşuyor, sonra herkes kendi yoluna gidiyordu.
Berk, Defne'nin geçmişini bilmiyordu.
Defne de ona hiçbir şey anlatmıyordu.
Sadece konuşurken uzun zamandır hissetmediği kadar rahat hissediyordu.
Bir akşam Defne eve döndüğünde telefonu masanın üzerine bıraktı.
Efe su almak için mutfağa geçtiği sırada telefonun ekranı aydınlandı.
Berk: "Bugün konuşmak çok iyi geldi. Kendine dikkat."
Efe istemeden mesaja göz attı.
Kaşları çatıldı.
Defne odaya girince telefonu eline aldı.
Efe sakin görünmeye çalıştı.
"Kimdi?"
Defne bir an duraksadı.
"Parkta tanıştığım biri."
"Arkadaş."
Efe başını salladı.
"Anladım."
Ama içinde ilk kez tuhaf bir his oluşmuştu.
Gece herkes uyurken...
Efe tavana bakıyordu.
Kendi kendine fısıldadı.
"Umarım sadece arkadaştır..."
Çünkü kalbinin bir köşesinde, adını koyamadığı bir şüphe filizlenmeye başlamıştı.