Ev yeniden sessizliğe bürünmüştü.
Nermin salonda bekliyordu.
Efe, Defne'nin yanına geldi.
"Artık mektubu okumalısın."
Defne derin bir nefes aldı.
Titreyen elleriyle ikinci sayfayı açtı.
Aras'ın el yazısı yine karşısındaydı.
"Defne...
Bu satırları okuyorsan, demek ki Efe sözünü tuttu. Seni hiçbir zaman yalnız bırakmadı."
Defne istemsizce Efe'ye baktı.
Efe, gözlerini kaçırdı.
Mektup devam ediyordu.
"Onu üzme. Çünkü ben gittikten sonra seni yeniden güldürebilecek tek kişi oydu."
Defne'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
Efe sessizce elini tuttu.
Aras'ın satırları bitmiyordu.
"Bir oğlun olursa ona benim adımı vermek zorunda değilsin. Ama verirsen, ona benden kahramanmışım gibi bahsetme."
Defne hıçkırmaya başladı.
"Ona sadece şunu söyle...
'Dayın hata yapan ama sevmekten hiç vazgeçmeyen bir insandı.'"
Salondaki herkes sessizdi.
Nermin bile gözyaşlarını silemiyordu.
Defne okumaya devam etti.
"Bir gün oğlun bana neden Aras adını verdiğinizi soracak. O gün ona yalan söyleme."
Defne, beşiğinde uyuyan bebeğine baktı.
Mektubun son sayfasını çevirdi.
Orada tek bir cümle vardı.
"Ve son bir ricam var... Eski konağa son kez gidin. Çünkü orada artık korku değil, vedam kaldı."
Defne mektubu kapattı.
Odanın içinde uzun bir sessizlik oluştu.
Efe usulca konuştu.
"Yarın gidelim."
Defne başını salladı.
"Evet."
"Bu kez korkmak için değil..."
"...Ağabeyime gerçekten veda etmek için."
Dışarıda yağmur yavaşça dinmişti.
Sabah olduğunda onları, geçmişle yapacakları son yüzleşme bekliyordu.