Gece çökmüştü.
Ev sessizdi.
Küçük Aras, annesinin ninnisiyle yeniden uykuya dalmıştı.
Defne ise gözlerini masanın üzerindeki mühürlü dosyadan alamıyordu.
Efe yanına geldi.
"Hâlâ onu mu düşünüyorsun?"
Defne başını salladı.
"Evet."
"Eğer ağabeyim bunu üç ay sonra gönderilmesini istediyse... Bunun bir nedeni vardır."
Efe dosyaya baktı.
"Belki de artık açmanın zamanı gelmiştir."
Defne derin bir nefes aldı.
"Ya içinde hayatımızı yeniden değiştirecek bir şey varsa?"
Efe, Defne'nin elini tuttu.
"Bu kez yalnız değilsin."
Defne gülümsedi.
"Bunu senin söylemen bana güç veriyor."
Tam o sırada bebek ağlamaya başladı.
Defne hemen odasına gidip küçük Aras'ı kucağına aldı.
Bebek, annesinin sesini duyunca sakinleşti.
Defne usulca fısıldadı.
"Senin dayın da küçücükken böyle sakinleşirmiş."
Efe kapıya yaslanıp onları izledi.
"Aras seni görseydi..."
"...Seninle gurur duyardı."
Defne'nin gözleri doldu.
"Onu çok özlüyorum."
Gece yarısına doğru...
Defne yeniden salona geldi.
Masanın üzerindeki dosyayı eline aldı.
Parmakları mührün üzerinde dolaştı.
Sonunda kararını verdi.
"Efe..."
"Bence artık hazırım."
Efe sessizce başını salladı.
Defne mührü dikkatlice açtı.
Dosyanın içinden tek bir zarf ve küçük, siyah bir anahtar çıktı.
Zarfın üzerinde Aras'ın el yazısı vardı.
"Sadece Defne okuyacak."
Defne zarfı açtı.
İlk satırı okur okumaz gözleri doldu.
"Canım kardeşim... Eğer bu satırları okuyorsan, demek ki sonunda gerçekten mutlu olmayı başardın."
Defne okumaya devam etti.
"Önce senden bir söz istiyorum. Mektubu bitirmeden ağlama. Çünkü bu mektup bir veda değil, sana bıraktığım son emanettir."
Defne dudaklarını ısırdı.
Efe sessizce yanına oturdu.
Tam Defne ikinci sayfayı çevirecekken...
Kapı zili çaldı.
Ding... Dong...
Gece saat iki olmuştu.
Defne ile Efe birbirlerine baktılar.
Bu saatte kim gelmiş olabilirdi?