Doğumun üzerinden üç ay geçmişti.
Ev, uzun zaman sonra yeniden kahkahalarla doluydu.
Küçük Aras, beşiğinde huzurla uyuyordu.
Defne, bebeğinin saçlarını okşarken gülümsedi.
"Ne kadar da dayına benziyor..."
Efe arkadan sessizce yaklaştı.
"Belki de sadece adı değil, yüreği de benzer."
Defne, Efe'nin omzuna yaslandı.
"Umarım kaderi benzemez."
Efe hiçbir şey söylemedi.
Sadece Defne'nin elini tuttu.
Tam o sırada kapı çaldı.
Defne şaşkınlıkla saate baktı.
"Bu saatte kim olabilir?"
Efe kapıyı açtı.
Kapıda takım elbiseli genç bir adam duruyordu.
"Defne Hanım burada mı?"
"Evet."
"Ben Avukat Selim Yalçın."
"Aras Yılmaz'ın adına size teslim etmem gereken bir emanet var."
Defne'nin kalbi hızlandı.
"Ağabeyimin... emaneti mi?"
Avukat çantasından eski, mühürlü bir dosya çıkardı.
"Bu dosya bana yıllar önce teslim edildi."
"Aras Bey, 'Eğer bana bir şey olursa, Defne evlenip çocuğu olduktan tam üç ay sonra bunu teslim edin.' dedi."
Defne'nin gözleri doldu.
"Ağabeyim..."
"Evet."
"Zamanı özellikle belirtmişti."
Defne titreyen elleriyle dosyayı aldı.
Mührün üzerinde Aras'ın el yazısı vardı.
"Henüz okumaya hazır değilsen açma."
Efe, Defne'ye baktı.
"Açacak mısın?"
Defne derin bir nefes aldı.
"Hayır."
Efe şaşırdı.
"Neden?"
"Çünkü ağabeyim bunu bana bıraktıysa, doğru zamanı da düşünmüştür."
Tam dosyayı masaya bırakacakken içinden küçük bir fotoğraf kaydı.
Fotoğrafta Defne, Aras ve çocukluk hâlleri vardı.
Arkasına tek bir cümle yazılmıştı:
"Bir gün oğluna beni anlat. Ama önce bütün gerçeği öğren."
Defne gözyaşlarını tutamadı.
Küçük Aras o anda beşiğinde ağlamaya başladı.
Defne hemen onu kucağına aldı.
Bebek annesinin parmağını sımsıkı tuttu.
Defne fısıldadı:
"Merak etme ağabey..."
"Sana verdiğim sözü tutacağım."
Masanın üzerinde duran mühürlü dosya ise, açılacağı günü sessizce beklemeye devam ediyordu.