Karan, buz paketini biraz daha iyi yerleştirdi, bezin katlarını düzeltti. Arya koltuğa yarı uzanmış, elleriyle belinin yanını tutuyordu. Karan bir anlık sessizlikte ona baktı. Arya’nın yüzü yorgundu ama buzun soğukluğuyla gelen rahatlama ifadesi gözlerinden okunuyordu. Karan koltuğa geçip oturdu, dirseklerini dizlerine dayadı, hâlâ Arya’ya dönüktü. Karan (alçak bir sesle, ama gözleriyle tarayarak): > “Geceleri ağrı yapıyor mu belin?” Arya gözlerini açmadan bir iç çekti. Cevap verirken sesi yastığa gömülmüştü ama hâlâ netti: Arya: > “Yani... arada. Özellikle sağ tarafa dönünce. Ama senin gibi başımda doktor varken ağrımaya cesaret edemiyor gibi.” Karan bir an duraksadı. Sonra kaşlarını kaldırarak hafifçe başını yana eğdi. Karan (oyunbozan bir gülümsemeyle): > “Doktor mu? Hadi ama Arya. Unuttun mu ben kimim?” Arya gözlerini hafifçe araladı, kaşları çatık ama sesi hafif alaycıydı. Arya: > “Pardon, özür dilerim... Tabii ya! Cerrah Bey. Kesip biçtiği yetmiyor, şimdi de buz tedavisi.” Karan (gülerek): > “Kesip biçmem için izin vermen lazım, ama bu uygulama evde, gönüllü hizmet.” Arya (gözlerini kapayıp alayla): > “Bu mudur yani cerrah hassasiyeti? Buz torbasını rastgele yerleştirip kahveyle ödüllendirmek?” Karan (ciddiymiş gibi yaparak): > “Rastgele mi? Ben o buzu tam ağrı hattına yerleştirdim. Planlı, hesaplı, stratejik — tıbbi hassasiyetle.” Arya (gülümseyerek, gözleri hâlâ kapalı): > “Yani bir nevi projeyim senin için. MR çekilmiş, kesit alınmış, teşhis konmuş.” Karan: > “Aynen öyle. Ama senin durumun biraz karışık. Hem sistem, hem arıza, hem de sistemin ta kendisi sensin.” Arya kahkaha attı. Kahkaha o kadar içtendi ki buzun soğukluğu bile bir an arka planda kaldı. Yastığa başını tekrar bıraktı. Arya: > “Cidden saçmalıyorsun şu an.” Karan (gülümseyerek, rahat bir tonla): > “Ama yüzün gülüyor. Demek ki işe yarıyor.” Kısa bir sessizlik oldu. Arya, başını hafifçe sağa çevirdi. Göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı ama tam uyumak gibi değil, sadece biraz gevşemek… O anların sessizliği gibiydi bu. İçinde bir huzur, biraz da güven saklıydı. Karan sesini alçalttı, ama ciddiyet yine de sesinde duruyordu. Karan: > “Gerçekten... Eğer geceleri ağrı artarsa, beni uyandır. Uyuyormuşum gibi yaparsan da fark ederim. Başında dikilirim.” Arya (gözleri kapalı, hafifçe mırıldanarak): > “Tamam… ama başımda dikilmeden önce bir çay getirirsin. Kahve içince uyanıyorum.” Karan (hafifçe güldü): > “Olur. Çayla dikilirim. Hatta istersen papatya bile getiririm, rahatlatıcı etkili.” Arya: > “O kadarını da abartma.” Karan: > “Sen yeter ki iste. Cerrahız biz, çay da demleriz buz da koyarız.” Arya gülümsedi ama artık gözleri tamamen kapalıydı. O an, her şey durulmuş gibiydi. Ne tartışma vardı, ne yorgunluk. Sadece sessiz, küçük bir an... ve birinin diğerine gerçekten iyi gelmeye çalıştığı o basit, içten çaba.
Bölüm 14
14. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.