Günü gelir yaşamam dediğiniz şeyleri yaşarsınız. Belki yaşadığınız şey korkunç derece de kötüdür ama yaşadığınız şeylerin içinde küçük bir ışık vardır, hatta mucizeler. Aranızda mucizelere inanmayanlar olur, belki de hayatlarında hiç mucize gerçekleşmediği içindir. Benim hayatımda ilk mucize yedi yaşındayken gerçekleşti. Yedi yaşındayken bir olay yaşadım, belki de hiç unutamayacağım bir olay. Kurtulmam dedim, hatta imkansız dedim ama öyle bir mucize oldu ki kurulduğuma inanamadım. Belki şuan yaşadığım olayda da bir mucize olur, bu karanlıkta küçük bir ışık bana yol gösterir.
Tahminime göre yarım saate yakındır yoldayız ve ben gerçekten korkmaya başlamıştım, beni neden kaçırdıklarını da merak etmiştim sonuçta böyle işlerle alakam yoktu.
"Hey! Siz de kimsiniz? Beni neden kaçırdınız, nereye götürüyorsunuz beni?" diye sordum fakat kimseden ses çıkmadı. Ben de daha fazla bağırarak;
"Beni nereye götürüyorsunuz dedim!?"
Yanımda oturan ve arkadan kollarımı tutup kendine yaslayan adam konuşmaya başladı;
"Gidince öğrenirsin." dedi. Sesi boğuk bir şekilde, olgun bir erkeğe ait şekil de geldi.
"Ne demek gidince öğrenirsin. Ne hakla beni götürürsünüz? Ayrıca gözüme bağladığınız bu bez gözlerimi ağrıtmaya başladı." derken, birden beni tutan adam nazikçe kollarımı bıraktı ve gözümdeki bezi nazikçe çıkardı.
Gözümü açmaya çalışıyordum çünkü gözüm uzun süre karanlıkta kalmıştı.
Gözümü açmaya çalıştığım an direkt kaçmaya çalıştım fakat az önce kolumu tutan adam beni arabanın koltuğuna yaslayıp, yüzünü yüzüme yaklaştırarak;
"Sakın! Sakın bir daha aynı şeyi tekrarlama. Seni incitmek istemiyorum, anladın mı beni? Şimdi usluca yanımda otur." dedi, sert ve soğuk bir şekilde.
"Beni incitmek mi? Farkında mısın bilmiyorum ama şuan beni kaçırıyorsun, üstelik bu bir suç!" dedim ama takmayıp önüne döndü. Kolumu çekip;
"Bir daha sende sakın bu hareketi yapma!" deyip kolumu gösterdim.
Yanımdaki adamı detaylı bir şekilde inceledim. Açık kumral, yeşil gözlü, sakalları yeni yeni çıkmaya başlamış, uzun boylu biriydi. Kötüydü ama içinde iyi biri varmış gibiydi, yaşadığım hayattan dolayı insanların nasıl biri olduğunu anlayabiliyorum ama bazen yanılıyorum da.
...
Yol boyunca hiç konuşmadım ve nihayet beni götürecekleri yere getirdiler.
"Hadi gel, gidiyoruz." diyerek, kolumdan tutup beni villa köşk benzeri, her neyse işte beni evin içine soktu, odaya çıkardı ve uyarıcı bakışlarla konuşmaya başladı;
"Pencereler alarmlı, pencereye dokunduğun anda alarm çalacak, burada telefon var her hangi bir tuşa basarsan beni ararsın ve o telefondan sakın birilerini aramaya çalışma çünkü her aradığın numara seni bana bağlayacak. Burada banyo ve dolapta da iç çamaşır, elbise falan var. Duş almak istersen oradan giyine bilirsin ve son olarak buradan çıktığım an kaçmaya çalışma çünkü kapının önünde adamlar var. Ben şimdi gideceğim ama kapıyı kilitlemeyeceğim, istediğin an yanıma gelebilirsin ben aşağıda olacağım." dedi, uyarıcı bakışlar atarak.
"Başka isteğin var mı? Yada yapmam gerekenleri söylerken düşündün mü acaba bu kız dediklerimi yapar mı, yada bu kız buradan çıkınca benim haddimi bildirmez mi?" dedim, bende onun bakışlarının aynısını yaparak.
Beni dinlemediğini hatta benim dediklerimin onu korkutmadığını anladım, çünkü umursamaz tavırla arkasını dönüp gidiyordu. Hayır yani benimde söylediklerim aptalca, böyle insanlar benim tehditlerimden neden korksunlar ki? Beni buraya neden getirdiler, benimle alıp veremedikleri neydi? Bunları düşünürken istemsizce bir adım atıp önüne geçtim ve aklımda ki soruyu sordum.
"Peki tamam anladım, benden korkmuyorsun hatta umursamıyorsun ama bu umurumda değil. Beni neden buraya getirdin? Sen kimsin? Ne hakla bana böyle davranıyorsun? Üstelik ben seni hayatımda hiç görmedim!."
"Patron gelince seni yanına götüreceğim, o sana seni neden buraya getirdiğimi söyleyecek." dedi ve gideceği anda dönüp;
"Ha, bu arada adım Bulut ve sen de Yağmur. Sen dinlenmene bak, bir şeye ihtiyacın olursa haber verirsin. Bizden korkmana gerek yok, sana zarar vermeyeceğiz." dedi ve gitti.
Dinlenmek mi? Hayatımda hiç bu kadar saçma bir an yaşamadım. Şimdi salak gibi oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum ama aklımda tek bir şey vardı, bir an önce bu abiyeden kurtulmak çünkü gerçekten beni sıkmaya başlamıştı. Tamam biliyorum düşündüğüm şey saçma, ama yemin ederim benim yerimde olsanız sizde üzerinizdekinden kurtulmak isterdiniz. Tabiki de Bulut'un dediği gibi yapıp duş falan almadım. Rahat bir şeyler giymek için dolabı açtım ve elime gelen ne varsa üzerime geçirdim.
Üzerimde bedenime uygun kıyafetler vardı sanki bedenimi biliyorlarmış gibi. Siyah salaş bir tişört , gri eşofman altı ve siyah converse giymiştim.
Yatağa oturdum, etrafıma baktım. Daha önce bu tarz bir yer görmemiştim. Buradan çıkmanın bir yolu olmalıydı, tabiki de oturup onların beni çıkarmalarını bekleyemedim ki zaten böyle bir şey yapmazlardı.
Biraz düşünmem lazımdı, kafa yorup çıkış yolu bulmam lazımdı. Tabi ya, kapımı kilitlemedi ayrıca alt kata inebileceğimi de söylemişti, alt kata ineceğim ama onun yanına değil evden kaçmak için ineceğim. Bu sandığım kadar basit olmayacak sonuçta her yerde adamlar varmış ama denemekten zarar gelmez, en fazla ne olabilir? Tabiki de ölmek.
Kapıya yöneldim ve kapının kolunu indirerek kapıyı açtım. O sırada;
"Nereye gidiyorsun?" diye sordu, kapının önündeki adam.
"Şey, bir ihtiyacım olursa Bulut benim yanıma gel demişti." dedim saf ayağına yatarak, o da yemişti tabi bu söylediğimi yada öyle davranmıştı.
Adam kolumdan tutup beni alt kata indirmeye başladı, ben de bu anı fırsat bilip adamın erkekliğine tekme attım. Adam yerde kıvranırken ben de kapıya doğru koşmaya başladım. O an başka bir adam kolumdan tutup beni odaya götürmeye başladı. Ben tam bağıracağım anda adam bana elini tokat atacak şekilde kaldırınca biri adamın kolunu tuttu.
"Bulut?" dedim şaşkın bir şekilde.
"Bir daha bu kıza elin kalkacak olursa ki zaten olmayacak, o elini müsait bir yerine sokarım. Şimdi defol git buradan, kapıda bekle beni!" dedi adama sinirli bir şekilde bağırarak.
Tam ben konuşacağım anda bana dönerek;
"Ben sana kaçmaya çalışma demedim mi? Neden hala kaçmaya çalışıyorsun?!" dedi bağırarak.
"Bak o adamı durdurmazsan bile ben durdurabilirdim çünkü bana tokat atamazdı elini kırardım onun, ve evet kaçıyordum çünkü ben seni dinlemeyeceğim, çünkü şuan burada olmam saçmalık! Bilmem anlatabiliyor muyum? Ayrıca sen burada oturmamı mı bekliyorsun?"
"Aynen, bak sen de söylüyorsun. Burada oturup bekleyeceksin bu kadar, senden zor bir şey istemiyorum." dedi, diğer söylediklerimi duymamazlıktan gelerek.
"Ne? Sen o söylediğin şeyi çok beklersin. Madem girdin bir halta benim kaçacağımı da bilmen gerek." dedim sinirli bir şekilde. Bulut hiç duymamış gibi arkasını dönerek gideceği anda onun kolundan tutup kendime doğru çevirdim;
"Söylediklerimi ciddiye alırsan iyi edersin." dedim.
"Söylediklerin senin kadar ciddiyetsiz." dedi ve gitti.
"Soktuğunu lafı senin." diye bağırdım arkasından ama duymadı, yada duymamazlıktan geldi. Madem söylediklerim lafları ciddiye almıyor bende benim ne kadar ciddi biri olduğumu ortaya koyarım.
BULUT'UN ANLATIMIYLA
"Ceyhun nerde!?"diye bağırdım.
"Bulut bey, Ceyhun bahçede sizi bekliyor.".
Yağmur'a zarar gelmemesi için yıllardır uğraşıyorum ama biri kalkıp ona vurmaya çalışıyor. Evet şuan Yağmur'a tokat atacakken durdurduğum adamı bulmaya gidiyorum çünkü o kızın zarar görmesi bizim zarar görmemiz demek.
"Ceyhun! Benimle gel, çabuk."
"Peki, peki efendim."
Ceyhun'u bodrum katına sokup kapıyı kilitledim.
"Ceyhun, sen o kıza vurmaya nasıl kalkışırsın? O kızın kim olduğunu unuttun mu? O an seni durdurmasam başına neler gelecekti haberin var mı? Üstelik benim de başımı yakacaktın." dedim sinirli bir şekilde.
"Efendim, bakın ben onu kaçacakken durdurdum. Bilemedim ne yapacağımı, o an onu korkutmak istedim amacım vurmak değildi."
"Bana bak Ceyhun, bir daha aynı şeyi tekrarlama. Bu sefer bu kadar sakin olmam, olmayız. Üstelik karşında ki bir kadın ve kadına nasıl davranman gerektiğini öğren, şahsen öğrenmezsen ben öğretirim."
"Özür dilerim efendim, bir daha tekrarlanmayacak."
Ceyhun'la sakince konuştuktan sonra bodrum katından çıktık.
Yağmur, tam tanıdığım gibi, güzel ve cesur.
YAĞMUR'UN ANLATIMIYLA
Offf, şimdi Derin merak etmiştir beni. Kaç saat oldu acaba? Yada gün, hafta... Amaçları ne? Benden istedikleri ne? Kafamda deli sorular, bir odada kapana kısılmış ben. Tamam ben hep başımı belaya sokardım, ama son zamanlarda hiçbir şey yapmadım. Acaba geçmişte yaptığım bir şeyin bedelini şimdi mi ödetiyorlar? Ama Bulut sana zarar vermeyiz dedi. Ah Yağmur, saçmalama. Adam seni kaçırdı, daha ne kadar zarar verecek ki? Sanırım senin mantık devrelerin hepsi yandı.
"Tık, tık" Ne, odanın kapısı mı çaldı?Bunlar kapı çalmasını biliyorlar mıydı ya? Girmeyin mi desem acaba? Bence öyle demeliyim.
"Girmeyin!" dedim fakat kapı açıldı.
"Ha ha, çok komiksin." dedi daha önce duyduğum ses.
"Komiklik olsun diye demedim zaten. Belki müsait değilim, neden giriyorsun ki, amacın ne?"
"Hey! Tamam sakin ol, ayrıca çok konuşuyor ve çok soru soruyorsun."
"Sana ne acaba sana ne!"
"Neyse, ben buraya tartışmaya gelmedim, ne yaptığına bakmaya geldim. Böyle uslu çocuklar gibi oturmaya devam et, tamam mı?" dedi, tam gideceği anda onu durdurup;
"Sikerim uslu çocuğunu! Bana bak, benim dışarıda merak edenlerim vardır." dedim.
"Yani?"
"Bırak arkadaşımla görüşeyim, o bu tür konularda çok korkar. Ve eğer görüştürmezsen se-"
"Merak etme, arkadaşın evinde uyuyor. Bence sandığın kadar merak etmemiş." dedi dalga geçer bir gülümsemeyle.
"Eder ama." dedim gözlerimi kaçırarak. Bulut, hiçbir şey demeden odadan çıktı. Tekrar yatağa oturup ellerimi saçlarıma geçirdim.
Bulut arkadaşın uyuyor dediğine göre demek ki benim her şeyimi biliyor, ama neden? Niye bu kadar takip etmiş beni, bir insan tanımadığı birini neden takip eder? Derin'i tanıdığına göre, onun da başı belada ve o bu konularda benim kadar sakin kalmaz.
ÜÇ YIL ÖNCE
"Yağmur, ya adam bizi polise verirse?" dedi Derin ağlayarak.
"Derin kes sesini, alt tarafı adamın arabasını çizdik."
"Alt tarafı mı? Yağmur bu büyük bir suç, babam duyarsa beni keser anladın mı?"
Derin ve beni bir adamın tehdit etmesi üzerine adamın evinin adresini bulduk ve evinin yanında duran arabasının camlarını kırıp arabasını çizdik. Araba binanın kamerasına bakan taraftaymış, ve biz kamerayı fark etmedik. Günler sonra adam bizi buldu ve polise şikayet etmekle tehdit etti.
"Derin, adama arabaya verdiğimiz hasarın parasını öderiz olur biter. Bu kadar abartma. Ayrıca, babanın bu konu için sana bir şey yapmayacağını da biliyoruz."
"Yağmur, bir daha sakın belaya bulaşmayalım tamam mı?"
Derin'in dediğine gülüp;
"Kızım, biz belanın ta kendisiydi." dedim.
"Ha yani birde dalga geçiyorsun."
Adama arabaya verdiğimiz hasarın paradını verdikten sonra konu kapanmıştı, ama belalıyım biliyorsunuz adamı rahat bırakamazdım. Bana savurduğu tehditlerin haddini bildirmem gerekiyordu. Ama konu Derin ve korkuları olunca da elimden bir şey gelmiyordu.
GÜNÜMÜZ
...
Sabah saatlerinde gözümü açtım. Keşke her şey rüya olsaydı ama değildi, maalesef ki hâlâ buradaydım. Uykuya dalmıştım ama uyandığımda daha da yorgun olduğumu fark ettim. Gözlerimi zarzor açıp banyoya gittim. En iyisi yüzümü yıkayayım ancak kendime gelebilirim.
Banyonun kapısını açtığım an karşılaştığım manzara beni şok etmişti. Kullandığım yüz maskeleri, diş macunu, şampuan her şey buradaydı. Nasıl ya? Benim bunları kullandığımı nereden biliyordu? Hiçbir eşyaya dokunmadan sadece suyla yüzümü yıkayıp odaya geçtiğim an kapı çaldı.
"Gir." dedim hissiz bir şekilde.
"Günaydın. Bakıyorum da bugün girme demedin?"
"Girme desem bile girecektin, ondan olabilir mi?"
"Her neyse, hadi benimle gel."
"Nereye?" dedim sorgulayıcı bir bakış atarak.
"Merak etme, sadece kahvaltı yapacağız. Hadi, düş önüme."
"Şuan kahvaltı yapacak bir halde mi duruyorum?"
"Bence evet."
"Ya kahvaltıda çatalı, peynir zeytin yerine sana batırırsam?"
Bulut dediğime gülüp;
"Gidelim de görelim o zaman." dedi.
Bulut'la beraber alt kata inip kahvaltı masasına oturduk, sadece o ve ben vardık.
"Senin şu patronun ne zaman gelecek acaba?" diye sordum.
"Bugün yada yarın,bilmiyorum. Kahvaltını yap." diye, emir verdi.
"Canım istemiyor, yemeyeceğim!"
"Sen bilirsin, önünde ki tabak ben kahvaltımı bitirene kadar bitmezse sana zorla yediririm, haberin olsun."
"Ne yani, beni tehdit mi ediyorsun? Zorba mısın sen, diyeceğim de zorbasın yani belli bir şey bu. Yemiyorum, eğer bir yerlerin yiyorsa gelip yedirirsin." dedim, gıcık bakışlar atarak.
"Peki, yedirelim bakalım." deyip oturduğu sandalyeyi yanıma yaklaştırdı. Ne yaptığını izlediğim sırada, elinde tuttuğu çatalı ağzıma doğru tuttu.
"Al bakalım. Uçak geliyor da yapayım mı?"
Sertçe eline vurup çatalın masaya düşmesini sağladım.
"Dikat et gelen uçak senin kafana düşmesin."
Masaya düşen çatalı alıp önümdeki tabağa bıraktı.
"Tamam, o zaman kendin ye."
Zorla da olsa kahvaltımı bitirmiştim bitirmeseydim eğer kendi yedirecekti, ne olacak zorba işte. Birden salona bir adam girdi, uzun boylu, kızıl saçlı, yeşil gözlü bu adam Bulut'un yanına gelip ona sarılarak;
"Ooo kardeşim benim, nasılda özledim." dedi.
Ne yani Bulut'un kardeşi miydi? Ama hiç benzemiyorlar.
"Vay! Aslanım gelmiş."
"Lan Bulut bu kı-"
" Gel Doruk anlatacağım."
"Ben yemeğimi bitirdim, odama çıkabilir miyim artık?" dedim sabırsızca çünkü gerçekten artık sabrım kalmamıştı. Birde onların aile ilişkilerini izleyecek değildim.
"Tamam, sen çık. Mustafa Yağmur'u odasına çıkar."
Mustafa denen adam beni odaya çıkardı. Yine her zamanki gibi yatağa oturdum. Artık hiçbir şey düşünmek istemiyorum, biran önce buradan kurtulmakt istiyordum.
BULUT'UN ANLATIMIYLA
"Anlayacağın Doruk, o Yağmur bu yağmur işte."
"Nee, abi bir dakika ya e bu kız baya güzelmiş."
"Saçmalama Doruk ya işine bak abi."
"Ooo, birileri kıskandı mı acaba?"
"Ohoo, oğlum sana da bir şey anlatılmıyor, sen yanlış anlamışsın konuyu. Ayrıca kızla daha iki gündür konuşuyoruz."
"Eee ne olmuş yani? Sonuçta yıllardır tanıyorsun onu ve durmadan anlatıyorsun bana, sadece kız seni iki gündür tanıyor." deyince Doruk omuzuna vurarak;
"Saçmalama Doruk, hadi abisi işine bak ya. Ha bu arada iş demişken, sana bir iş vereceğim."
"Tabi, buyur."
"Bizim Yağmur'un bir arkadaşı var, Derin. Onun ne yaptığını izleyebilir misin? Yani bir nevi takip edeceksin."
"Derin mi, kız güzel mi bari?"
"Lan oğlum dayak yiyeceksin ha, kalk git hadi."
Evet buda benim arkadaşım daha doğrusu kardeşim Doruk. Kendisiyle lise döneminden beridir tanışıyoruz, oda annesiyle tek yaşıyor. Kendisi biraz patavatsız ve gevezedir, ortam içinde ne konuştuğunu bilmeyen tiplerden biridir, zamanla tanırsınız zaten.
...
"Alo, Bulut! Abi senin bahsettiğin şu kız, kısa boylu, kısa saçlı, güzel bir kız değil mi? Hatta şuan ŞİMŞEK HOLDİNG'in önünde, ağlayarak içeriye giriyor."
"Evet o, Faruk Şimşek'in kızı ve şuan tahminimce Yağmur'un ortada olmayışını babasına anlatmaya gidiyor. Sen kızı takip etmeye devam et."
"Tamam abi, bende o iş."
Evet, dediğim gibi tahminimce Derin Yağmur'un ortada olmayışını babasına söylemeye gitti çünkü Derin ve Yağmur hiç ayrı kalmadılar hele ki bu kadar uzun süre hiç kalmadılar yani Yağmur'u tanıdığımdan beridir ilk defa.
...
DERİN'İN ANLATIMIYLA
"Baba!" dedim endişeyle.
"Kızım, bebeğim ne oldu sana? Geç, geç otur şöyle."
"Baba, Yağmur yok ortada."
"Şşş, sakin ol. Ağlamadan anlat bakayım."
"En iyisi baştan anlatayım." dedim ağlayarak.
"Baba, şimdi şöyle oldu. Biz en son balodan çıktığımızda Yağmur eve gideceğini söyledi. Ben bu sabah eve gittim, Yağmur eve dönmemişti,1 saat boyunca gidebileceği her yere baktım, telefonunu aradım ulaşamadım. Baba, babacım kessin kötü bir şey oldu, baba ne olur yardım et bul onu. Güvenlik kameralarına baktıralım, lütfen baba." derken bir anda vücudum hissizleşmeye başladı, kendimi yerde babamın kolları arasında buldum.
En son hatırladığım şey, babamın Yağmur'u bulacağına söz vermesiydi.
Yağmur bu hayatta değer verdiğim ikinci şeydi birincisi babam ikincisi Yağmur'du. Ona bu kadar uzun süre ulaşamamak bana kafayı yedirtiyordu. En son üç ay önce bu şekilde ortadan kaybolduğunda çok kötü şeyler yaşadım ve yine aynısı olacak diye korkuyordum. Düşünsenize kardeşim dediğiniz hergün kesintisiz konuştuğunuz insan, birgün aniden ortadan kayboluyor. Bence düşünmeyin, çünkü düşüncesi bile kötü.
YAZARIN ANLATIMIYLA
Faruk Şimşek yani Derin'in babası, kızını endişeyle hastaneye kaldırdı. O esnada da adamlarına;
"Balonun çıkış saatinden başlayın görüntülere bakmaya, bakın bakalım Yağmur nereye gitmiş." dedi.
"Peki Faruk bey."
Faruk'un adamları gidip güvenlik kameralarını incelediler.
O sırada Doruk, Derin'i izliyordu.
Bir yandan yağmur odada korku içinde otururken, bir yandan da Bulut Yağmur'un bu hâline üzülüyordu.Çünkü Yağmur'un korkması, üzülmesi, ağlaması Bulut'u daha çok üzüyordu.
Bu durumun sonu ne olacaktı? Bilinmezlikle savaşıyorlardı.
Hepsi bir an önce bu durumun bitmesini bekliyordu.
Bir an önce... Ve bu olayın bitmesi için bir mucize gerekiyordu. O mucize onları bulacak mıydı?



