İçeriğe geç

Yağmur Suyu ve Toprak Kokusu

Bölüm 14 · 11 dk okuma

Yağmur Suyu ve Toprak Kokusu

Bölüm 14

GRİDEN BEYAZA -M ü t e e s s i r-

Toprak'la konuşmamızın ardından kızlara döndüğümde bana Tuğba ve Ebrar sırıtarak baksa da Sahra telefonuyla ilgileniyordu.

Ebrar söze girdiğinde "Evlenmem diyen insana bak sen." dedi muzip bir tavırla. "Bir utanmalar, bir meraklanmalar. Aman aman."

"Sanki kendisi yıllardır evlenmeyeceğini iddia etmiyormuş gibi." diye mırıldandım göz devirerek.

"Bir kere o başka, bu başka." dedi hemen savunurcasına. "Kendime istemem ama sana aşk çok yakışıyor gülüm."

Kahvemden yudum alıp sessiz kaldığımda Tuğba "Niye istemiyorsun ki?" diye sordu merakla Ebrar'a.

"Hanımefendi ömür boyu birini çekemezmiş de ondan." dedim Tuğba'yı cevaplayarak.

"Çekemem tabi. Benim prenses kişiliğim buna el vermez."

"Prensesler beyaz atlı prenslerle evleniyor yalnız." dedi Tuğba ne alaka der gibi.

Saçını savurarak "Ben tekil prensesim canısı." dedi havalı havalı. "Öyle ömrüm boyunca birinin kokuşmuş çoraplarını sarayımın en olmadık köşesinden toplayamam. Pamuk ellerime yazık olur."

Dediklerine bir kahkaha attım. "Senin de kimse bu hallerini çekemez yalnız." dedim alayla.

"Niye öyle diyorsunuz hanımefendi? Alındım, gücendim."

İnce bir sesle "Oy oy kıyamam." dedim sonunu uzatarak.

"Iy sen lütfen böyle konuşma. Kulaklarım cırmalanıyor." diye söylendi yüzünü buruşturarak. Ona dil çıkarttığımda Sahra telefondan başını kaldırdı. "Aynı çocuk gibisiniz. Ne zaman büyüyeceksiniz merak ediyorum doğrusu." dedi kınar gibi.

Tuğba "Boşa bekleme Sahra'cığım. Beklersen maazallah ağaç olursun." dedi ve kahvesinden yudum aldı.

Bunu söyleyen Tuğba mıydı gerçekten? Bir kere ben sadece sevdiğim kişilerin yanında çocuklaşırdım ki bu genelde o kişiye takıldığımda olurdu. Tuğba da benim gibi olmasına rağmen çok olgun biriymiş gibi cevap vermişti ve benim şaşırdığım nokta buydu.

Gözlerimi devirerek cevap verdim. "Bunu diyen de olgun olmaktan göklere çıkan biriydi, doğru ya."

"Yağmur aşkım sen ne kadar da haklısın öyle." dedi Ebrar tebrik eder gibi.

"Al birini, vur ötekini. Ben kime ne anlatıyorsam?" diye mırıldandı Sahra gözlerini telefonuna çevirerek.

"Ay hayatım sen de hep ciddilik istiyorsun. Arada lakırdılar da mı yapmayalım ayol?"

"Bak ne güzel de söyledin." diye yanıtladı Sahra Ebrar'ı. "Lakırdılar, şakalaşmalar arada yapılır ama sen maşallah dozajını hiç indirmiyorsun."

"Kırıcı oluyorsun Sahra." dedi Ebrar kırgın bir sesle. Gerçekten kırılmışa benziyordu pamuk kalplim benim.

Dediklerinde aşırıya kaçtığını fark etmiş olsa gerek "Kırmak istememiştim, özür dilerim." diye mırıldandı sessizce. Telefonunu kapatıp yatağın yanındaki çalışma masasına koydu ve ekledi. "Ben sadece fikrimi belirtmiştim ama bunu yaparken sana karışmış gibi oldum. Özür dilerim gerçekten."

"Özür dileme lütfen." dedi Ebrar ama sesi hâlâ kırgın çıkıyordu. "Kimse benim gürültümü çekmek zorunda değil haklısın. Haklı olduğun konularda özür dilememelisin. "

"Ebrar yapma böyle." diye itiraz etti Sahra. Sesinde pişmanlık akıyordu.

"Ben bir an sert çıkıştım ama inan öyle söylemek istemedim. Seni sen yapan bir şey varsa o da senin mizahi yapın. Ben seni senden ayırmak asla istemem ve sen hiçbir zaman gürültü yapmadın, yapmıyorsun da. Ben hoşlanmıyorum diye kendinden vazgeçme. Kimse için kendini değiştirme. Kendin gibi, Ebrar gibi davran sadece. Gülü seven dikenine katlanır ya ben de senin bu hallerine katlanırım, yeter ki sen üzülme." dedi ve bir an duraksayıp devam etti gülümseyerek. "Hem bazen hoşuma gidiyor bu hallerin. Bunu inkar edemem."

"Yaa seni yerim şapşik." diye şakıdı Ebrar ve Sahra'nın yanaklarını sıkmaya başladı. "Özrünü de yerim, telafi etmeyi çalışını da."

"Bir an aramız bozulacak diye çok korktum." dedi Sahra ama Ebrar yanaklarını sıktığı için sesi değişik çıkıyordu. Onların bu hallerine gülmeden edemedim. İkisi de birbirinden tatlıydı ve benim biricik arkadaşlarımdı.

Ebrar ellerini Sahra'nın yanaklarından indirirken "Ben de bir an sırf bu yüzden beni sevmiyorsun sanmıştım ama sen bana âşıksın." dedi gülerek.

"Aynen ondan." dedi Sahra gülerken. Ciddi bir ses tonuyla devam etti ardından. "Herkesi kendim gibi yapamam. Farklılıklar olmalı ki herkes tekdüze olmasın. Ben o an sanki seni ben gibi gördüm ve ona göre konuştum. Halbuki sen farklısın, ben farklıyım ve farklılıklar sevmeye, eğlenmeye, arkadaş olmaya engel değil."

"Ay iyi ki aramızda bir şey oldu. Hemen konuş böyle uzun uzun."

"Ne yapayım seviyorum." dedi Sahra kıkırdarken. Onların konuşmasını hiç bölmeden dinleyen Tuğba ve benin artık sohbete dahil olması gerekiyordu ve bunu ben yaptım.

"Anlaşıp kaynaştığınıza göre-" diyordum ki zil çaldı.

"Anlaşıp kaynaştığımıza göre sen canım enişteciğimle ilgilen." dedi Ebrar sırıtarak. Bu kız beni utandırmak için sürekli elinden geleni yapacak mıydı acaba? Ayrıca benim Toprak'la tek başıma görüşmem uygun olmazdı ve Ebrar bunu bildiği halde zırvalamaktan başka bir şey yapmıyordu.

Sahra içimi okumuş gibi "Yanınızda ben olurum, merak etme." dedi ve gülümsedi. Yüzümden ne kadar heyecanlandığım ve telaş yaptığım belli oluyor olmalıydı.

"Yalnız adamı bekletiyorsunuz kızlar aa!" dedi Tuğba ayıplarcasına.

"Ay kalksana Yağmur. Ben mi açayım kapıyı?" diye cırladı Ebrar kolumu çekiştirip beni kaldırmaya çalışırken.

"Kalkacağım ama bırakmıyorsun ki." dedim kolumu ondan kurtarmaya çalışırken.

"Al bıraktım aşık şaşkoloz." deyip güldüğünde yataktan kalktım ve aynanın karşısına geçtim. Aşağıdan elim ayağım titreyerek geldikten sonra çıkartmadığım eşarbımı düzelttim ve kızlara dönüp "Nasılım?" diye sordum heyecanla.

"Güzelsin güzel." dedi Sahra feracesini giymiş, başına yemeni takarken.

"Oo benim kankam taş gibi." dedi Ebrar her zamanki haliyle ve beni arkamdan ittirmeye başladı. "Sen taş gibisin de Toprak kapıda beklediği için taş atarsa şaşma. Gerçi doğru kıyamaz sana."

O kıkırdarken "Ya bırak da ben kendim yürüyeyim." diye isyan ettim.

"Yürüme, koş. Mümkünse uç hatta." dedi ittirmeyi bırakıp.

"Yok uzaya çıkayım en iyisi."

"İyi fikir."

Ebrar'ı arkamda bırakıp kapıya doğru yürümeye başladım. Bu sırada Sahra içtiğimiz kahve bardaklarını mutfağa götürüyordu. Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım.

Sanırsın kız isteme. Sakin olur musun Yağmur?

Her ne kadar işe yaramasa da kendimi telkin ettikten sonra kapıyı açtım ve "Hoş geldin." dedim. Ayakkabılarını çıkartıp içeri girdiğinde "Hoş buldum." dedi gülümserken. Kabanını çıkarttığında elinden aldım ve askılığa astım.

Gözlerimi omzuna sabitleyip "Mutfağa geçelim." dedim elimle gösterirken. Ben önde o arkada olacak şekilde yürüdük ve mutfağa geçtik.

Ben Sahra'nın yanına otururken o karşımdaki sandalyeye oturdu. Sahra telefona bakıyordu ve rahatsız olmamamız için bizimle ilgilenmiyordu.

Söze ciddi bir şekilde girmesini beklemiyordum ama o ciddiyetle "Tüm olanları baştan anlatır mısın?" dedi. "Bilmediğim bir şey kalmasın istiyorum."

"Telefonumu korumalara vermek için aşağıya inecekken ayakkabılıkta bir not buldum."

"Ne notu?" diye sordu şaşırarak. Ardından öfkeli bir sesle devam etti. "Orhan'ın attığı mesaj gibi bir not mu?"

Kafamı salladığımda "O notu oraya Serhat pisliği koydu ve sana bir şey yapabilirdi." dedi sinirli ve endişeli sesiyle.

"Ama yapma-"

"İstese yapardı Yağmur. İstememiş olması bir şeyi değiştirmez." dedi hiddetle. Ellerini saçından geçirip bağırdı.

"Aklım almıyor ya, aklım almıyor. Nasıl buraya kadar gelebilir de o notu bırakabilir? Nasıl sana bu kadar yakın olabilir o herif?"

"Toprak bir sakin ol." diye sakinleştirmeye çalıştırdım ama fayda etmedi.

"Nasıl sakin olayım Yağmur, nasıl olayım?" diye haykırdı. "Ya sana bir şey olsaydı? Sana bir şey olsaydı ne yapardım ben, hiç düşündün mü?"

"Düşünmedim çünkü bana bir şey olmadı, olmayacak da Allah'ın izniyle." dedim onu yatıştırmak istercesine. Onun aksine benim sesim normal bir tondaydı. Olmayan ihtimalleri neredeyse olmuş kabul ediyordu ve bu onu sinirlendiriyordu anlıyordum ama bağırıp çağırmak çözüm değildi.

"Olmasın, sana lütfen bir şey olmasın Yağmur." dedi titrek bir sesle. "Bunca yıl sonra sen benim umudum oldun. Hiç olmayan ailem bildim ben seni aylardır. Beni ailesiz bırakma n'olur?"

Gözlerimden bir damla yaş süzüldüğünde yüzüne baktım ve "Bırakmam, bırakır mıyım hiç?" dedim ağlamaklı sesimle.

Gözlerini bana çevirdiğinde âşık olduğum kahverengi gözlerinin kızardığını gördüm. Bakışlarımı tekrardan omzuna yönelttim.

"Artık çekmesen keşke gözlerini benden de kaybolsam denizinde. Denize düşen yağmuru silsem mesela şu an." diye mırıldandı sessizce ve bir iç çekti. Onu duymadığımı sanıyordu ama ben duymuştum.

Gözyaşlarımı silip utanmama rağmen "O günler de gelir inşallah." diye mırıldandım ben de onun gibi ama sesim daha yüksekti.

"S-sen beni duydun mu?" diye sordu çekinerek. Sessiz kaldığımda "İnşallah." dedi gülümseyerek ve kendini toparladı.

"Notu verir misin?"

Sesi ciddiyet doluydu, az önceki halinden eser yoktu. Notu feracemin cebinden çıkartıp uzattığımda "Bir de ben okuyayım bakalım ne diyormuş adi herif?" diye mırıldandı ve notu okumaya başladı.

"Küçük Hanım'mış. Ben sana göstereceğim kaçınılmaz anı da uçurumu da." dedi sinirle. Buruşmuş kağıdı daha da buruşturdu ve masaya fırlattı. Sesini sakin tutmaya çalışarak "Sen anlatmaya devam et güzelim." dedi.

"Notu okuduktan sonra korumalara haber vermek için aşağı indim." dediğimde devamını getirerek "Ama yerlerinde yoktu." dedi.

"Evet." diye cevapladım ve devam ettim. "Sonrasında bahçede aramaya başladım fakat bulamayınca bir şeylerin ters gittiğini anlayıp arka bahçeye varmadan yukarı çıktım. Yukarı çıktığımda amcamı aradım. Olanlardan haberi olduğunu, Ahmet amcayı aradığını ama bir türlü ulaşamadığını, senin geleceğini söyledi ve Ahmet amcayı tekrar aramak için telefonu kapattı."

Aklıma amcamın konuşmamızdan sonra beni bir daha aramaması gelince tedirginlikle konuştum. "O konuşmamızdan sonra bir daha aramadı. Beni merak ettiği için illaki arardı. Aramışken de bilgilendirirdi Ahmet amca hakkında."

"Tedirgin olacağın bir şey yok." dedi beni yatıştırmak istercesine. "Seninle konuştuktan sonra beni aradı ve konuştuk."

"E Ahmet amcaya ulaşabilmiş mi peki? " diye sordum meraklı ve endişeli sesimle.

"Ulaşmış." diye yanıtladı beni. "Ahmet amcayla Sevim teyzenin köyde acil işleri çıktığı için köye gitmişler. Kemal amca onları aradığı sıra hat çekmemiş, e haliyle de ulaşamamış. Öyle endişelenecek bir şey yok."

"Oh rahatladım."

"Sen blöften bahsetmiştin o neyin nesiydi ve Fikret abiyle Emir abinin arka bahçede olduğunu nasıl öğrendin?"

Eksiksiz bir şekilde anlattığımda "Not yetmiyor, bir de seni korkutuyor şerefsiz blöf yaparak öyle mi?" diye sordu sinirle.

"Notun, bu blöfün amacı beni korkutmak zaten Toprak ve maalesef başarılı oldu da." dedim titreyen sesimle. O an nasıl korktuğumu düşününce sesimin titremesine engel olamamıştım. Hâlâ o ânın etkisindeydim ve sanırım bir süre tesirinden çıkamayacaktım. Müteessir olan ruhum kendi kendine kanıyordu ve bu beni hâlen o anda saklı tutuyordu.

"Bundan sonra korkmayacaksın çünkü yanında ben varım. Ben varken sana kimse bir şey yapamaz. "

Ben bir şey demezken o devam etti. "Yakında Allah'ın izniyle helalim olacaksın ve ben senin yanından asla ayrılmayacağım. Seni bir an bile yalnız bırakmayacağım ki bir daha bu korkuyu yaşama."

"Ya bir şeyler ters giderse?" dedim endişeli ve titreyen sesimle. "Ya evlenmemize müsade etmezlerse? Her şey kesinmiş gibi konuşuyorsun ama ben olmasını istemeyeceğim ihtimallerin gerçek olmasından da korkuyorum Toprak."

"Güzelim," diye mırıldandı yumuşak bir sesle. "Biz seninle mesajlaşırken ne konuştuk?"

"Ne konuştuk?" dedim sanki bilmiyormuş gibi.

"Ben kendimi ailene ispatlayacaktım ve onlar da bize karşı gelmeyeceklerdi. Hem ben bu işi hallettim biraz." dediğinde amcamın söyledikleri çalındı kulağıma. Toprak'tan güzel bir şekilde bahsetmişti telefonda konuşurken.

"Evet halletmişsin biraz." dedim gülümseyerek ve ekledim. "Amcamla konuşacağını neden bana söylemedin ki?"

"Gerek duymadım." diye cevapladı beni. "Senin numaranı kendime kaydederken amcanın numarasını da kaydettim ve Orhan'la ilgili merak ettiklerimi sordum. Sanırım bu sırada gözüne girdim biraz."

"Sen yine de hafta sonunu dikkate al. Amcamın sağı solu belli olmaz."

"Tamamdır hanımefendi." dedi gülümseyerek.

"Amcam tekvandoya gittiğini ve gerekirse bana dövüşmeyi öğreteceğini söyledi. Öğretir misin sahiden?" dedim heyecanla ve istekle.

Gülümsedi ve "Öğretirim sahiden." dedi beni taklit ederek. Ardından "Neden bu kadar çok istiyorsun ki?" diye sordu merakla.

"Bir şey olursa kendimi koruyabilmek istiyorum."

"Ben de bunun için sana öğretmek istiyordum." dedi ve devam etti.

"Bir şey olursa yanında kimse olmadan o durumdan kurtulabilmen için dövüşmeyi ve kendini savunmayı bilmen lazım. Ben sana bunu öğretmek için elimden geleni yapacağım."

"Teşekkür ederim." diye mırıldandım minnetle.

"Lafı bile olmaz. Yeter ki sana bir şey olmasın."

Yerinden kalktığında, Sahra'yla birlikte ben de kalktım ve "Gidiyor musun?" diye sordum burukça. Gitmesini istemiyordum ama gitmek zorundaydı.

"Evet ama çok uzağa değil. Aşağıya iniyorum sadece." dediğinde kaşlarımı çattım. Eve gitmeyecek miydi yani?

Ben sormadan o cevapladı. "Eve gitmiyorum çünkü seni burada yalnız bırakamam."

Ne yani aşağıda mı duracaktı bu soğukta? Hem de hiç uyumadan? Hayatta izin vermezdim buna.

İtiraz edeceğim anda "Hiç itiraz etmeyin Yağmur Hanım." dedi. Ardından sinirli bir şekilde devam etti.

"Serhat şerefsizinin korumalar olduğu halde elini kolunu sallayarak sana not bırakmasından sonra eve gidip fosur fosur uyuyamam ben." dedi ve mutfaktan çıktı. Sahra'yla birlikte peşinden gittiğimizde kapının önündeydi ve askılıktan kabanını alıyordu.

"Toprak şu soğukta aşağıda duramazsın saçmalama."

"Senin için ne gerekiyorsa yaparım." dedi kabanını giyerken. "Uykusuz kalmam gerekiyorsa kalırım, soğukta durmam gerekiyorsa donana kadar dururum. Sen iyi ol diye ben her şeyi yaparım Yağmur."

"Ya sana bir şey olursa? Ya o gelip sana bir şey yaparsa?" dedim ağlamaklı sesimle. Ona bir şey olmasından çok korkuyordum ve benim yüzümden soğukta durmasını, uykusuz kalmasını istemiyordum.

"Aşağıda üç kişi olacağız ve o gelip de bize bir şey yapmaz." dedi kendinden emin bir şekilde. "Sen demedin mi amacı korkutmak diye. O yapacağını yaptı ve gitti. Bir daha geleceğini zannetmiyorum ama ben yine de tedbir olsun diye duracağım aşağıda. Hem gelse bile olacaklara hazır üç tane duvar gibi adama seni korkutmak için bir şey yapamaz. Serhat, Fikret abiyi ve Emir abiyi bayıltarak arka bahçeye götümüş de bağlamış. Yoksa hiç müsaade ederler mi böyle bir duruma? Olacaklardan habersizlerdi ve savunmasızlardı ama biz öyle değiliz, o yüzden korkma."

"Tamam korkmuyorum ama yine de aşağıda durma." diye mırıldandım itiraz ederek. "Koskoca iki koruma alınacak tedbirleri alır ve bir şey olursa hallederler. Sen boş yere gitme aşağıya."

Bu zamana kadar konuştuklarımıza karışmak istemeyen ve sessiz kalan Sahra "Yağmur haklı." diyerek bana katıldı. "Aşağıda durarak sadece kendine eziyet edeceksin. Korumalar boşuna mı var aşağıda?"

Dediklerimizle biraz duraksadı ve sonra "Tamam aşağıya gitmiyorum ama bir şartla." dedi.

"Neymiş o şart?"

"Çok basit, burada kalacağım ve uyumayacağım ne olur ne olmaz diye. Fikret abiyle hatta kalacağız. Bir hareketlilik olursa aşağı ineceğim." dediğinde bir an duyduklarıma inanamadım. Onunla aynı evde tüm gece kalacak olma fikri değişik hissettirmişti.

"Tamam kabul." dedim mecburen. Böyle bir şeyi aslında kabul etmezdim ama soğukta beklemesindense böylesi daha iyidir değil mi? "Peki yarın okulda ne yapacaksın uykusuz uykusuz?" diye kızmadan edemedim.

"Hallederim ben, bir şeycik olmaz." diye mırıldandı umursamazca. "Ayrıca bana kızma öyle. Ben bunu senin için yapıyorum." dedi kabanını çıkarıp askıya asarken.

"Benim için yapıyorsun ama kendini önemsemiyorsun." diye homurdandım.

"Seni önemsiyorum ve bu, benim için kendimi önemsemekle aynı şey." dedi yumuşacık bir sesle. Ardından devam etti. "Saat geç oldu. Sen uyu, dinlen. Ben mutfaktayım."

Toprak mutfağa doğru giderken Sahra da odasına doğru adımladı. Ben ise ağzım açık bir şekilde kalakaldım ve dediklerinin gerçekliğini sorgulayıp gidişini izledim.

Eğlenen ve gülen bir sesle "Uyurken ağzını kapatmayı unutma." diye mutfaktan bağırdığında kendimi toparladım ve odama adımladım. Fazlasıyla utanmıştım ve bu bana yetmişti.

Bölüm sonu

1 yorum