Her şey ağızdan çıkacak bir söze bakıyordu. Eğer kader ağları kalbime düşen aşkı örmüşse bir çift söz ona göre şekillenecek ve eğer ki aklımın bana sunduğu kalbimle çelişen uyumsuzluk kaderime işlendiyse sözlerin olumsuz tarafı beni bulacaktı ve kalbimin pek de bir hükmü kalmayacaktı. Hangi seçeneğin hayatıma etki edeceğini bilmezken merak ve heyecanla teyzemi aradım. Kalbim ağzımda atıyordu ve ben hâlâ ne diyeceğimi bilemiyordum.
Telefon çaldı, çaldı ve çaldı. Arama açıldığında teyzemin özlediğim sesi doldu kulaklarıma.
"Yağmur'um nasılsın kuzum?"
"İyiyim teyze seni sormalı?" dedim gülümseyerek.
"İyi ben de ne olsun?" dedi sıradanlıkla. Ardından özlemle devam etti. "Keşke bir an önce gelsen buraya, seni nasıl özledim anlatamam."
"Ben de çok özledim sizi. İnşallah sen sana söyleyeceğim şeyi kabul edersen bu hafta sonu oradayım."
"Ne diyorsun? E harika bir haber bu." dediğinde bir kahkaha patlattım.
"Allah aşkına Aşkı Memnu mu çekiyoruz teyze? O nasıl bir tepkidir?" deyip tekrardan güldüm.
"Ne bileyim yavrum ben Aşkı Memnu'nun repliğini? Öyle söyleyiverdim işte. Sen bana ne diyecekmişsin bakayım?"
"Ha ben mi? Ben şey, ıı..." diye mırıldandım. Nasıl diyeceğimi bilsem söyleyecektim.
"Sen ne?" dedi anlamazca.
"Iıı şey ya..." diye gevelediğimde "Kızım konuşmayı mı unuttun? Söylesene ne söyleyeceksen, ne geveliyorsun?" diye kızdı hafifçe.
"Söyleyeceğim ama çekiniyorum birazcık." dedim içime kaçan sesimle.
"Allah'ım ya sabır! Neyine çekiniyorsun anlamadım ki."
"..."
"Söyleyecek misin yoksa kapatayım mı Yağmur?" dedi sabrının sınırlarına geldiğini belirterek.
"Dur, dur kapatma. Söylüyorum şimdi."
Teyzem "E hadi, meraktan çatlayacağım vallahi." dediğinde Ebrar geldi elimden telefonu çekti ve benim adıma konuşmaya başladı.
"Zeliha teyze selamlar! Ben Ebrar." diye söze girdi abartılı sesiyle. "Şimdi bizim bu akıllı bıdık Yağmur söyleyemez diye telefonu ben aldım ve şu an beynini yediğim insanımsı bir şey olan Yağmur bana göz devirip 'Geri zekalı! Sakın saçma sapan bir şey söyleme.' diyor. Neyse bu çok alakasız bir şey oldu, ben hemen sadede geleyim. Şimdik bizim bu Yağmur'un bir tane ciddi düşündüğü kendisi gibi insanımsı bir yaratık varmış ve izin verirseniz sizinle hafta sonu görüşmek istiyormuş. Kabul ederseniz de evlenmek istiyorlarmış." dedi ve telefonu elime tutuşturdu.
"Ne, ne, ne?! Doğru mu duydum ben?" dedi teyzem şaşkınlıkla ve kızgın bir sesle.
"Biraz saçmalamış olsa da evet doğru duydun teyze." dedim alacağım cevaptan korkarak.
"Yağmur sen kafayı mı yedin bu yaşta ne evliliği? Daha mesleğini bile eline almadın ki hayatın tehlikedeyken evlenmeyi mi düşünüyorsun gerçekten?" dediğinde korktuğumun başıma gelmiş olmasından dolayı gözlerim dolmuştu.
"Haklısın ama kalp söz dinlemez ki teyze." dedim masum bir ifadeyle. "Ayrıca evliyken de okuyabilirim ki. Beraber okuyarak mesleğimizi elimize alabiliriz." diye devam ettim kendimi açıklamaya çalışarak. "Hem o benim hayatımdayken de başım tehlikede, o yokken de."
"Evet senin hayatın tehlikede ama onunla evlenirsen onu da tehlikeye atmış olacaksın." dediğinde bir süre sustum.
Dedikleri içime oturmuştu ve maalesef ki haklıydı fakat artık bunun için çok geçti. Orhan'ın mesajını biliyordu ve Orhan da onu biliyordu. O mesajın o anda atılmasının bir anlamı vardı ve bu anlam Toprak ve benim için hiç de iyi bir anlam değildi. Hem ben Toprak'tan uzak kalsam bile onun benden uzak kalmayacağını biliyordum. Bugünkü tavrı çok netti ve benden uzak kalmayacağını, beni koruyacağını söylemişti.
Teyzeme bunları teker teker anlattığımda "Ondan çok eminsin ama ya senin tanıdığın gibi biri değilse? dedi şüpheyle. "Ya Orhan'ın adamıysa ve Orhan onu sana yaklaşmak için kullanıyorsa? Olamaz mı yani?"
"Yok daha neler?!" dedim dediğinin şoku içerisinde.
"İhtimaller dahilinde Yağmur." dedi sert bir sesle. "Bazen insanlar bizim tanıdığımız gibi çıkmayabilirler ve asıl kimliklerini, kendilerini saklayabilirler. Onlar gerçek yüzlerini gösterdiklerinde ve biz o yüzlerini gördüğümüzde bize kalan sadece saf bir hayal kırıklığı olur. Ben senin o hayal kırıklığını yaşamandan ve hayatının daha da tehlikeye girmesinden korkuyorum can içim."
Tedbirli davranıyordu ve belki de bu tedbirli davranışlarında haklıydı.
"Ben Toprak'ın bana nasıl baktığını, beni benden çok düşündüğünü gözlerimle gördüm teyze." dedim karşı çıkarak. "O ihtimalin olması çok, çok zor. Hem Orhan içerideyken biz daha öncesinde karşılaşmıştık. Dediğinin olması fazla olanaksız yani. Ben eminim Toprak'ı tanısan böyle düşünmezsin."
"Ben sadece seni uyarıyorum ki hayal kırıklığına uğrama. Sen Toprak'tan bu kadar eminsen ben de emin olmak isterim fakat öncesinde birkaç bir şey demem lazım çünkü bu konular basit konular değil." dedi ve nasihat veren uzun sözlerine giriş yaptı.
"Evlilik ağır bir olgudur Yağmur'um. Öyle ben aşık oldum hadi evleneyim kafasında olamazsın. Evlilik sorumluluk ister, fedakarlık ister, sadakat ister, güven ister. Evliliğin temelleri sıkı atılmazsa o evlilik çöker gider ve geriye yalnız enkaz kalır. Ben senin o enkazın altında kalmandan korkuyorum. Daha yaşın yirmi, gençsin ve daha evlilik için küçüksün. Bakma sen eskilerin on sekizinde evlendiğine, onlar da küçüktüler ama gel de söz dinletebilirsen dinlet ailelere. Sen gerçekten inanıyor musun evliliğe hazır olduğuna ya da evliliği kaldırabilecek olduğuna?"
Tam ağzımı açıp bir şeyler diyecektim ki sözüne devam etti.
"Lütfen gerçekçi ol Yağmur. Ben senin sadece iyiliğini istiyorum ve senin bu yola adımını atmanın sağlıklı bir davranış olduğunu düşünmüyorum. Ama olur ya ben yanlış düşünüyorumdur ve sen doğrusundur, o zaman amenna. Şimdi sen söylediklerimin ölçüsünde kafanda her şeyi ölç, tart. Eğer yapabileceğine, karşındaki insanın doğru kişi olduğuna inanıyorsan, bir hevesle bu yola koyulmuyorsan ben seninleyim can içim."
"Haklısın teyze, gerçekten çok haklısın ama ben kafamda her şeyi ölçüp biçtim zaten." dedim dediklerine katılarak. Dediklerini ben de düşünmüştüm ve kararımı verip onu aramıştım.
"Toprak'ın benim için doğru insan olduğunu ve evliliği kaldırabileceğimi düşünüyorum. Yaşım küçük evet ama evliliğe hazır hissediyorum kendimi inan bana. Eğer izin verirsen Toprak'la bu hafta sonu oraya geldiğimizde her şey konuşulur ve bir karar alınır. Uygun görürseniz de isteme olur. Ben inanıyorum ki Toprak'ı çok seveceksin ve benim için doğru kişi olduğunu düşüneceksin. Hatta istersen şimdi numarasını atayım, sen kendin konuş onunla."
"Yok yavrum, rahatsız etmeyeyim çocuğu şimdi." dedi düşünceli bir sesle. "Bir Kemal'e danışayım eğer o da kabul ederse bu hafta sonu gelir ailesiyle."
"Toprak yetimhanede büyümüş teyze, bir ailesi yok anlayacağın. Babası olarak gördüğü yetimhanenin müdürü ile gelecek gelirse."
"Anladım kuzum." diye mırıldandı ve bir iç çekti. "Ne zor çocukluk geçirmiştir yetimhanede o şimdi? Zor bir imtihan, Allah yardım etsin yetimhanedeki tüm çocuklara." dediğinde içim acımıştı. Onun canının yanma ihtimali kalbimi acıtıyordu. Ben onun üzülmesine dayanamazdım ki o neden üzülüyordu, neden üzülmüştü?
"Âmin."
"Ee nasıl tanıştınız Toprak'la?" dediğinde yüzümde gülümseme peyda olmuştu. Aklım onu ilk gördüğüm sahil köşesine gitmişti ve onunla yaşadığımız her anı gözümün önünden geçmişti. Teyzeme onunla sahilde karşılaşmamızı, üniversitede tanışmamızı ve bugün bana niyetini söylediğini anlattığımda "Sizi tevafuk tanıştırmış desene." dedi.
"Öyle." dedim gülümseyerek. Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattığımda kızların bana merakla baktıklarını gördüm. Ebrar söze atladığında "Ee ne dedi anlatsana." dedi.
Ona sinirle bakarak "Sen hiç konuşma." dedim ve ekledim. "Elimden telefonu alıp bana yardım ediyorsun tamam ama neden zırvalıyorsun ya? Kızım senin hiç normalin olmaz mı?"
"İnsan bir teşekkür eder. Bu gelmiş 'Niye zırvalıyorsun?' diyor. Belki benim normalim bu olamaz mı?"
"Olmamalı aslında da neyse." dedim konuyu kapatmak istercesine.
"Ay bırakın tartışmayı da Yağmur sen Zeliha Teyze'nin dediklerini anlat."
Tuğba'nın sesiyle ona döndüm ve bir bir dediklerini anlattım. Anlattığımda ilk Ebrar söze girdi. "Bayağı bayağı öğüt vermiş kadın. Sanırım yıllık nasihat etme şansını şimdi kullandı."
"Of saçmalama Ebrar." dedim göz devirerek. "Gayet de söylediklerinde haklıydı. Ayrıca tabi öğüt verecek. Şu an vermesin de iş işten geçtikten sonra mı versin?"
"Aynen öyle." diyerek bana katıldı Tuğba. "Evlilik şakaya falan gelmez. Ciddi bir mesele ve bu kadar şey söylemesi Zeliha teyzemin en doğal hakkı."
Tuğba'yla aynı düşüncede olduğumuza sevinmiştim. Ebrar her zamanki Ebrar olarak olayları alaya alıyordu.
"Neyse ne," dedi Ebrar önemsemeyerek. "Sonuç olarak hafta sonu aileler görüşecek ve bence bu iş oldu."
Heyecanla "Oldu mu dersin?" dediğimde başını salladı usulca.
Sahra söze girdiğinde "Sen kararından eminsin değil mi?" dedi düşünceli bir tavırla. "Yani Zeliha teyze dediklerinde haklıydı. Acaba bir kez daha mı düşünsen?" Benim iyiliğimi düşünüyordu ve yanlış bir karar vermemi istemiyordu.
Ona gülümsedim ve "Eminim balım." dedim mırıldanarak. "Evliliği yürütebileceğimi düşünüyorum ve Toprak'ın sevgisine inanıyorum. Harama bulaşmaktansa evlenmek çok daha mantıklı." dediğimde kafasını salladı.
"Ha bu arada ben size demeyi unuttum ama daha teyzem amcama danışacak. Eğer amcam hafta sonu için gelsinler derse gideceğiz İzmir'e. Yani aslında hâlâ çok bir şey belli değil." dedim açıklama yaparak.
"Kemal Amca izin verir ya, yani umarım." dedi Tuğba heyecanla.
"İnşallah Tuğba, inşallah." dediğimde teyzem aradı. Amcamın izin verdiğini, hafta sonu gelebileceklerini söyledi. Kızlara bu müjdeyi verdikten sonra Toprak'a mesaj attım. Kendini bana kaydederken 'Kalbimin Toprağı' diye kaydetmişti. Bu kaydetme şekline içten bir gülümseme gönderdim o görmese de.
Siz : Teyzemle konuştum, hafta sonu İzmir yolcusuyuz ama ilk önce minik bir uyarı yapmam gerekiyor.
Siz : Teyzem evliliğe ilk önce biraz karşı çıktı. Hâlâ sıcak baktığı söylenemez ama bana senin doğru kişi olduğun konusunda güveniyor.
Siz : Hafta sonu gittiğimizde olumsuz bir cevapla karşılaşabiliriz. Bu yüzden teyzemlere kendini bana göre biri olduğunu ispatlaman gerekiyor. Ayrıca daha yaşımız küçük olduğu için de pek sıcak bakmıyor ama inşallah hepsinin üstesinden geleceğiz.
Toprak yazdıklarımı birkaç dakika sonra görmüştü. Anlaşılan ona yazmamı bekliyordu. Mesajları okumuş olacak ki yazmaya başladı.
Kalbimin Toprağı : Yaşımız küçük mü?
Kalbimin Toprağı : Yirmi yaşında kazık kadar adamım ben, ne küçüğü?
Siz : Çok da büyük değiliz yani.
Yazdığımı umursamadan yazmaya devam etti.
Kalbimin Toprağı : Senin zeka küpü sevdiceğin Allah'ın belası üniversite sınavına üç yıl emek verdiği için yaşıtları üniversiteyi yarılamışken bu zeki sevdiceğin üniversiteye daha yeni başladı ama salla, zaten sen de öylesin khdkjgkh.
Kalbimin Toprağı : Sen zaten bunu biliyordun ve ben bu bilgiyi sana tekrardan neden verdim hiçbir fikrim yok jwjejdjsiejd.
Bunları yazan Toprak benim bugün buluştuğum Toprak değildi. Benim tanıdığım Toprak ciddi ve laubalilikten uzaktı. Sanırım fazla çikolata, kafein ya da derse maruz kalmıştı. Kendimden ve kızlardan biliyordum ki çok çikolata türevi şeyler yiyince, fazla kahve içip fazla ders çalışınca kafamız atardı ve içmeden kafamızın güzelliğiyle uğraşırdık. Muhtemelen Toprak da aynı şeyi yaşamıştı.
Bir şey yazmadım ve onun yazmasını bekledim. Konuyu ne zaman kavrayacak diye bekledim desem daha doğru olur sanki.
Kalbimin Toprağı : Neyse konumuza dönüyorum.
Kalbimin Toprağı : Şimdik bir kere sen zaten bana göresin, ben de sana göreyim ve bu ispatlanmaya açık bir konu değil. Neden mi? Çünkü sen benim kaderimsin, ben de senin. Mantıken "Bakın alın yazımda Yağmur, onun alın yazısında Toprak yazıyor." diyemeyeceğimize göre biz neyi nasıl ispatlayacağız?
Kalbimin Toprağı : Ha bir de senin sevdiceğinin biraz kafası güzel olmuş olabilir. Çünkü az önce tamı tamına üç kakaolu süt bitirdi ve iki tane çikolata yedi. Şeker komasından her an bayılabilir ama zaten Toprak kim ki? Ah ah, bir sevenimiz dahi yok!
Tam da tahmin ettiğim gibi olmuştu. Umarım şeker komasına girmezdi ama ben onu bir sevenimiz dahi yok demesine takılmıştım. Ben onun neyine yetmiyordum yani? Sinirle yazmaya başladım.
Siz: Toprak saçmalama. NASIL BİR SEVENİMİZ DAHİ YOK?! BEN VARIM YA BURADA. BEN YOK MUYUM YANİ?
Siz : Hayır boyum kısa değil ki beni göremeyesin, bal gibi de görürsün beni.
Siz : SABRIMI SINAMA! AYRICA ÜÇ KAKAOLU SÜT VE İKİ ÇİKOLATA NE? ÖLMEK Mİ İSTİYORSUN YA?
Kendime hakim olamayıp içimi dökmüştüm o ise ben yazarken bir an duraksayıp yazmaya devam etmişti.
Kalbimin Toprağı : Ay, ay benim güzelim sinirlenmiş mi? Sinirlenince ne kadar da güzel, ne kadar da tatlı oluyormuş. İyi ki sinirlendirmişim, ellerime sağlık.
Yok, yok! Benim tanıdığım Toprak gitmiş; yerine flörtöz, laubali Toprak gelmişti. Kafası gerçekten yerinde değildi. Gülerek klavyede gezindirdim parmaklarımı ama aslında biraz sinirliydim hâlâ.
Siz : Döveyim mi???
Kalbimin Toprağı : Ben almayayım teşekkür ederim.
Yazdığıyla yüzümü buruşturdum ve ne yazacak diye merakla bekledim. Bildirim sesiyle yazdığını okumaya başladım.
Kalbimin Toprağı : Aaa sen az önce bana ilan-ı aşk ettin. Ben de buna karşılık bundan sonra kendime dikkat edip şeker komasına girmeyeceğim.
Ben yazdıklarını şaşkınlıkla okurken o yazmaya devam ediyordu. Bense cevap vermeyip bekliyordum sadece.
Kalbimin Toprağı : Şimdi maazallah bayılırım da bayılırsın. E kendim de baygınken seni hastaneye götüremeyeceğimden dolayı bayılmamam gerekiyor.
Kalbimin Toprağı : Sonra Allah korusun bir tane erkek vatandaş gelir seni hastaneye kaldırır falan ben ölürüm yani. O yüzden ben bayılmıyorum ki sen de bayılma.
Sinirle ellerimi klavyede gezdirdim. Bayağı bayağı saçmalıyordu.
Siz : Tamam Toprak bayılma sen, yoksa Allah korusun ben de bayılırım değil mi?
Siz : Şu an seninle çok saçma sapan mesajlaşıyoruz ve bu mesajlaşmalarımızın bizi günaha sürüklediğinin farkındasın değil mi?
Siz : Artık saçmalayıp durma ve düzgünce ne diyeceksen de. Mesela bu diyeceklerinden bir tanesi kendimi ailene nasıl ispatlamalıyım olabilir.
Kalbimin Toprağı : Niye öyle diyorsunuz hanımefendi? Alındım, gücendim.
Yazdığıyla göz devirip acaba ne zaman eski Toprak'a dönecek diye düşündüm. Sanırım bir süre dönmeyecekti ve ben sabır dilenecektim Rabbim'den.
Kalbimin Toprağı : Tamam, tamam daha fazla saçmalamıyorum ama ben zaten bu sorunun cevabını biliyorum.
Kalbimin Toprağı : Ailene nazik ve kibar davranarak, kötü davranışlarımın olmadığını söyleyerek, seni çok sevdiğimi belli ederek ve seni koruyarak, en önemlisi abdestli, namazlı ve dinine uyan bir birey olduğumu belirterek kendimi onlara ispatlayacağım. Bana güvenebilirsin çünkü benden iyi bir eş bulamazsın. O teyzene de söyle yılın en iyi damat adayı benmişim. ;)
Saçmalamıyorum deyip işi yine dalgaya alması sinirlerimi bozuyordu ama bir yandan da hoşuma gitmiyor değildi bu halleri. Gerçi Toprak benim her türlü hoşuma gidiyordu. Gülerek uzun uzun yazmaya başladım.
Siz : Aferin sana yılın en iyi, en süper damat adayı. Umarım seçimlerde elenen adaylardan olmazsın. Eklemeyi unuttuğun birkaç maddeyi de ben ekleyeyim. Şimdi ideal bir eş adayı öncelikle eşine güvenmeli ve eşine sadık olmalıdır. Ayrıca evin işlerinde eşine yardım etmeli ve sorumluluk almayı bilmelidir. İdeal bir eş aynı zamanda fedakâr olmalıdır. Benim aklıma gelenler bu kadar, işte sen bu maddeleri aileme ispatlayacaksın ki onlar da senin benim için doğru insan olduğunu anlasınlar. Zaten biz seninle bunları buluştuğumuzda konuşmuştuk, şimdi sadece uygulamaya geçirmek kalıyor.
Kalbimin Toprağı : Öyle bir yazmışsın ki kopyala yapıştır yaptın zannettim dkjhjshkjh.
Kalbimin Toprağı : ADAYLAR derken ANLAMADIM? Sana talip başka BİRİLERİ mi VARDI Yağmur?? Lütfen bunun olmadığını söyle yoksa şiddete karşı bir insan olarak ONLARI DÖVEBİLECEK POTANSİYELE SAHİBİM.
Yüzümdeki gülümsemeye inat göz devirerek klavyeye parmaklarımı dokundurdum.
Siz : Saçmalamayı ne zaman keseceksin diye beklerken daha da saçmalaman hayret verici Toprak.
Siz : Tabi ki öyle bir şey olmadı çünkü hani ben daha yirmi yaşındayım ve teyzem evlilik için küçük olduğumu söylüyorken nasıl taliplerim olabilir? Bunun mantığını nasıl kuramıyorsun anlamadım.
Siz : Ya da anladım. Sen hâlâ kakaolu sütün ve çikolatanın etkisindesin değil mi?
Kalbimin Toprağı : Sanırım hâlâ biraz etkisinde olabilirim. Öyle bir durumun olmamasına sevindim, olsaydı muhtemelen sana çoktan nikahı basmıştım jshkshk.
Siz : Hayal gücüne hayran kalmamak elde değil gerçekten.
Böyle saçma sapan yazıştıkça günaha giriyorduk ve bunu engellemek adına ona bir şeyler yazdım.
Siz : Neyse ne Toprak, bugünkü saçmalama kotamızı fazlasıyla doldurduğumuzu düşünüyorum ve daha fazla günaha girmemek adına bu konuşmayı burada bitiriyorum. Hoşça kal ve kendine çok, çok iyi bak. Hafta sonu görüşmek dileğiyle. Umarım bizim için her şey yolunda gider ve hakkımızda hayırlısı olur.
Siz : Kafan yerine gelince mesajlaşmalarımızı tekrar okumanı rica ediyorum ki ne kadar saçmalamış olduğunu fark et.
Kalbimin Toprağı : Sen de kendine çokça iyi bak, hoşça kal. Umuyorum ki hafta sonu güzel haberler bizi bulur. Selametle.
Siz : Selametle.
Son mesajımı yazıp sohbetten çıktığımda onunla vakit geçirdiğim her anda olduğu gibi bir gülümseme vardı yüzümde. Keşke onunla mesajlaşırken kendime bu kadar samimiyetin günah olduğunu anlatabilseydim. Daha doğrusu anlatabildiğim kadar uygulayabilseydim keşke. Ama inşallah bundan sonra daha dikkat edecektim. Şu yaşıma kadar bana haram olan hiçbir erkekle bu kadar samimi olmamıştım. Bu garip hissettirse de onu sevdiğim için hoşuma gidiyordu. Aslında benim hoşuma gitmiyordu, nefsimin hoşuna gidiyordu. Bunu fark etmeme rağmen aynı davranışları tekrarlamak nedendi anlamış değildim ama vicdanımın sızısını derinden hissedebiliyordum.
Her günah kalpte birer siyah nokta oluştururdu ve kalbi etkisi altına alırdı. Buna süveyda denirdi. Süveyda... Kalpteki siyah nokta...
Günahların oluşturduğu süveyda kalbin yapısını bozduğunda kalp kararırdı ve Allah korusun kalp mühürlenirdi. Kalbi mühürlenen insanlar günahlarının esiri olurlardı ve günahlarından pişmanlık duymazlardı. Her günahlarını sanki doğru bir şey yapıyormuş gibi işlerlerdi ve belki Allah onlara tövbe etmeyi nasip etmezdi. Bu korkunç feci olaydan korunmak için günah işlememeye özen göstermeliydik ve tövbe etmeliydik. Tabi günahsız insan olmazdı. İnsan beşerdi, şaşardı ama tövbe etmesini bilmek gerekirdi. Tövbe ederek kalbimizi o siyahlıklardan arındırmamız gerekirdi.
Oturduğum yerden kalkıp abdest aldım ve akşam namazını kıldım. Namazdan sonra Kuran-ı Kerim'den bir cüz okuyarak ruhumu besledim. Ruhumun açlıktan çığlık ata ata boğulmasını önlediğim için ayrı bir huzur doluydum ve mutluydum. Kuran'ın kapağını özenle, incitmekten korkarcasına kapattıktan sonra ayağa kalktım ve tövbe namazı kılıp Rabbime beni affetmesi için uzun uzun yalvardım. Bana ve tüm Müslümanlara hidayet vermesi için dua ettim ve hakkımda ne hayırlısıysa onun olmasını diledim.
Masanın üstünde duran telefonumu elime aldığımda Toprak'ın mesaj attığını gördüm.
Kalbimin Toprağı: Bu mesajları ben yazmış olamam, biri benim yerime geçmiş olmalı. Neyse seven sevdiğinin her halini sever değil mi?
Seven sevdiğinin her halini severdi elbet ama bu saçmalama zirvesi nasıl Toprak gibi ciddi birinde gezmişti hiç mi hiç anlamamıştım.
"Adam seninleyken çocuklaşıyor." diyen iç sesime katılabilirdim ancak Toprak tamı tamına üç kakaolu süt içip iki çikolata yemişti. Fazla şekerin ve çikolatanın verdiği mutluluğu ve etkiyi o da kabul ettiğine göre bunun benimle çocuklaşmasıyla alakası yoktu. Ellerimi klavyede gezdirdim.
Siz: Sever tabi de bu saçmalama raddesine nasıl geldin merak etmiyor değilim.
Kalbimin Toprağı: Çikolatanın ve sana olan aşkımın sarhoşluğu diyelim. ;)
Yazdığı mesajı okuduğumda kalbim ellerimde atıyordu sanki. Yanaklarıma kan hücum etmişti ve ellerimle bastırsam da dinmiyordu. Biri bana bir yıl önce aşık olacaksın ve bir mesajda bile kalbin hızlanacak, utanacaksın dese inanmazdım. Hayatım boyunca erkeklerle aramda hep bir mesafe olduğu için böyle şeyler bana uzak geliyordu ve şu an bunu yaşıyor olmak inanabileceğim bir boyutta değildi.
Hem yazacak bir şey bulamadığımdan hem de daha fazla günaha girmek istemediğimden bir şey yazmayıp sohbetten çıktım. Telefonu kapatıp kendime gelmek için birkaç saniye beklediğimde mesaj bildiriminin sesini duydum.
Şifreyi açmayıp bildirim panelinden mesajı kontrol ettiğimde "Anlaşılan bu güzel hanımefendiyi bir utanç dalgası sarmış. Yoksa niye görüldü atsın ki değil mi?" yazmıştı. Kendimi açıklamak için sohbete girdiğimde "Günaha giriyoruz Toprak." yazmakla yetinmiştim.
Uzaktan bakıldığında odun gibi görünüyor olabilirdim ama utancım bir şey yazmama izin vermiyordu. Neden bu kadar utandığımı sorgularken "Ha utandığını kabul ediyorsun yani?" yazmıştı. Ne diyeceğimi bilemeyerek "Sen öyle anlamışsan bilemem." dedim.
Beni utandırmaktan keyif alıyordu ve ben bu duruma çok gıcık oluyordum. Yalan söylememek için utanmadım diyemiyordum; utandığımı söylemek de istemiyordum. Bu yüzden mecbur üstü kapalı bir mesaj atmıştım ama onun ne anladığı belliydi.
"Doğru anladığımı düşünüyorum. Söylemeden geçemeyeceğim, utanırken çok tatlı oluyorsun." dediğinde beni bırakmayan utanç duygusu daha da artmıştı ve onun günah olduğunu bilmesine rağmen bu kadar rahat davranması sinirimi bozmuştu. Kafası anlaşılan hâlâ tam yerine gelmemişti ama büyük ölçüde düzelmişti.
Sohbetten çıktığımda telefonumu masaya bırakarak kızların yanına gittim. Hepsi mutfakta oturmuş hararetli hararetli bir şey konuşuyordu. "Ne konuşuyorsunuz?" diye sorduğumda Ebrar "Hiç... Hiç bir şey." dedi.
Bir işler karıştırdıkları belliydi ama ses etmedim. Tuğba "Telefonu verdin mi Serhat abiye?" diye sordu. Toprak'la mesajlaşayım derken telefonu vermeyi unutmuştum ve tamamen aklımdan çıkmıştı. Tuğba'ya hatırlattığı için teşekkür ettikten sonra odama gittim ve telefonumu aldım. Feracemi giyip başörtümü alelacele yaptıktan sonra tam evden çıkıyordum ki ayakkabılıkta bir not gördüm. Ellerim titreye titreye notu açtığımda korkudan ölecekmiş gibi hissediyordum. Okuduğum satırlar kalbime yayılan korkuya hak verecek cinstendi.
Deliller aransa da bulunmaz bu zamanın sonunda.
İhanet güvendiğin adamlardan sarsabilir seni her an.
Kendinizi bana çok uzak zannetmeyin,
Aradığınızda ulaşacak kadar yakındayım siz bulamasanız da.
Kaçınılmaz an gelip çatacak
Ve siz çabaladıkça batacaksınız bu denizin uçurumunda.
Bu notumu da amcana yetiştirebilirsin Küçük Hanım. Amcanın her şeyi bir gözden geçirmesi için lazım bir not, sakın fırsatı kaçırma.