İçeriğe geç

Yabancı Numara

Bölüm 4 · 12 dk okuma

Yabancı Numara

Bölüm 4

4. BÖLÜM

BÖLÜM 4  Evet düşündüğüm için çok ses çıkardı... Maalesef herkes peşime düştü, Okan'ın ailesi meğerse bir mafyaymış tamam kabul ediyorum çok büyük bir bok yedim. Ama değdi ölmesi lazımdı ne yapayım aşkom. Pusat ağzıma sıçacak yüzde yüz. Telefonum çaldı uzanıp aldım ve tahmin ettiğim gibi Pusat arıyordu özel numaradan, bu özel numara bizim konuştuklarımızı kayıt altına almıyor ondan güvenli numara diyorduk kendi aramızda bişeydi.  Telefonu açtım ve kulağıma yaslamam ve çekmem aynı anda oldu öyle bir bağırıyordu ki sağır olmuş olabilirdim. Allah kahretsin böyle işi o da vardı bu işin içinde sakinliğimi koruyarak tekrar yaklaştırdım telefonu ve konuşmaya başladım "Lan salak bağırma öküz sen de vardın bu işte." dememle öfkesi bin kat daha arttı, "Ya Gece sen iyi misin? Ben dedim sana o adamın ailesini öldürerek başlayalım diye!? Ama beni dinleyen kim! Şimdi yedin boku afiyet olsun gerizekalı arkadaşım." dedi bende karşılık olarak "Çok abartıyorsun sonuç olarak beni bulmaları imkansız." dedim ve Pusat şu sözleri söyleyerek telefonu kapattı "Allah'ım bu kız beni öldürecek, mal arkadaşım mafya onlar ama doğru seni bütün dünyadaki mafyalar arıyor dimi bugün sahilde buluşalım saat gece bir gibi." kapattı suratıma piç ay patronluk taslıyo bu sinir oldum. Her neyse üstüme siyah uzun kollu crop giydim altıma da siyah kot pantolon giydim çantamı topladım ve odamdan çıktım. Aşağı indiğimde abimi böyle görmeyi beklemiyordum üstünde jilet gibi bir takım elbise görmeyi beklemiyordum, merakla sordum "Nereye gidiyorsunuz beyfendiciğim?" sorumla bana döndü bileğini katlıyordu bana gülümsedi ve konuştu "Baloya ve evet sus biliyorum partnerim yok ama umrumda değil Ercanlar var ondan gidiyom. Sen nereye?" diye yeni bir soru ekledi, "Ben Pusat ile buluşacağım." diye kısaca özetledim. Bana bakarak kafasını tamam anlamında salladı ve kapıyı açtı "Çok geç kalma güzelim." dedi ve gitti. İlgili abi işte ne istiyecen her neyse ben silahlarımı nereye koymuştum...  Tamı tamına 5 saattir sahilde bekliyorum ve bu şerefsiz Pusat hala gelmedi. Uzaklarda bir motor ışığı gördüm sonunda hanım efendi buraya gelmişti. motora yaklaştım ve motor durunca yanına geldim, "Makyaj çok uzun sürdü mü Pusat Bey yoksa abiyenizi mi seçemediniz?" diye dalga geçti bana ters bir bakış atarak indi motordan ve yanıma geldi "Artık planı başlatmamız lazım Gece." ona değişik bir şekilde baktım ve net bir cevap olarak "Hayır!" dedim. Bana sanki buna muhtaçmış gibi baktı ve ben devam ettim "Pusat sevdiklerimi kaybetmek istemiyorum evet çok lazım ama olmaz Pusa unutman lazım bu planı." diyerek reddettim. Yere baktı ve geri bana baktı "Gece ben bu yola herşeyimi kaybetmek için girdim şimdi bana bu yoldan geri dönüyoruz diyemezsin ben bu yolda aşkımı kaybettim sevgim kaybettim ve merhametimi her şeyimi kaybettim ben Gece yapma bana bunu lütfen iyi düşün herkes seni arıyor tek olabiliriz ama bu hikayeyi güzel sonla bitirmek zorundayız. Gece bunu insanlığa borçluyuz ölen kadınlara, çocuklara be hayvanlara bunu borçluyuz yapalım gitsin ölen ölsün ama insanlığı kurtaralım lütfen." dedi yalvarırcasına, ona baktım ve yere baktım "Zorda kalırsak başlat Ula'yı plan başlasın." dedim. Çünkü ona karşı kaybedeceğimi biliyorum.  Motor ile son hız bara gidiyordum. Çünkü tecavüzcü Bora Sezen oradaydı, geldim işte o bok çukuruna gireceğim gene. Motordan indim ve içeri girdim önce etrafı kısaca süzdüm ve ayarladığım locaya geçip oturdum. Üstümde ipek siyah ve kısa sade bir elbise vardı makyajım da aynı şekilde sade ve düzdü sadece sarı peruk takmıştım. Etrafa bakıyordum aynı zamanda kulaklıktan Pusat'ı dinliyordum. Ofladım ve yaslandım yıllanmış şarap sipariş ettim ve çaktırmadan kulağıma dokundum "Kes sesini anlayacaklar." şeklinde fısıldadım karşılık gelmeyince etrafa bakınmaya devam ettim. Yıllanmış şarabım geldiğinde Bora da yanında geldi ve yanıma oturdu ona baktım ve Rus şivesi ile "Buyrun?" diye sordum. Bora Sezen'in sevdiği kadın tipi Rus kadınıydı ve ben de o sevgisini bildiğim için elime düşmüştü. Bana gülümseyerek baktı ve "Selam güzellik ben Bora, peki sizin adınız ney madam?" gülümsedim ve "Sarah." diye kendimi tanıttım. Adam baya azgın görünüyordu bu da işimi kolaylaştırır. Mal elime düştün, kalktım ve Bora'ya baktım "Ben işimi geçe almayı sevmem gizli bir yere gidelim mi?" diye sordum kalktı ve depoya indik. Kapıyı kapatıp kilitledim ve ışıkları açtım "Pusat!" Bora ne olduğunu anlamadan arkadan Pusat onu bayıltıp sedyeye yatırdı bende tıbbi malzemelerimi hazırlamak için dolaba yürüdüm.  Bora uyanmaya başlayınca yanına geldim "Günaydın beyefendi, nasılsınız?" bana korku ile bakıyordu ağzı bantlıydı ben sevmiyordum ses ondan ağzını özenle bantlamıştım. Demir masadan kerpeteni aldım ve yanına yaklaştım. Bir bana baktı bir elime, ben ona bakıyordum "Sesini çıkartırsan daha çok acı çekersin anladın mı?" gülümsedim ve Pusat'a baktım. Pusat bana baktı ve konuştu "Efendim, ben çıkıyorum kapının önündeyim." bence de çıkmalıydı çok durdu. Gidişini izledim sonra ayak parmaklarının başına geldim ve kerpeteni parmaklarına sürttüm, bağlı olduğu için hareket edemiyordu güldüm ve uzaklaşarak kapalı siyah bir kutu getirdim bu kutuyu ayaklarının altına koydum, "Şimdi ayakların çok hızlı bir şekilde, puff! Olucak." güldüm ve ayaklarına küçük bir çizik atıp izlemeye başladım önce piranalarım suyun yüzeyine kadar geldi ve zıplayarak ayağını yemeye başladı. Bora çığlık çığlığa bağırmaya başlıyordu ben gözlerimi kapattım ve sesi dinledim büyük bir zevkle... Piranalarım işini bitirdiğinde geri onları yerine koydum ve bayılmak üzere olan Bora'ya baktım ve iğne yaparak bayılmasını engelledim, be yarasına tuz bastım. Ciddi anlamda tuz bastım. Sonra geri yukarı çıktım ve el parmaklarını aleti ile aynı anda kestim ve bunları da vaşaklarıma verdim arkamda bir kükreme sesi duyunca gülümseyerek döndüm "Hoş geldin Luna'm gel kızım." diyerek onu içeri davet ettim ve asil adımlarla geldi yanıma bana sürtündü ve Bora'ya yaklaştı, ona baktım "Alex nerde?" Luna bana baktı ona yaklaşıp tasmasını taktım ve geri çekildim. Bu benim ürettiğim özel bir tasmaydı bunun özelliği hayvanların konuşmasını sağlamaktı. Luna "O en son Deniz ile oynuyordu." diye karşılık verdi. Kapıya bakarak "Bora artık senindir işim var benim istediğini yap denizde buluşalım." Luna'ya bakmadan ordan çıktım ve kapıyı kapattım motoruma doğru yürümeye başladım. İçimde kötü bir his vardı Ula hiç çalışmamalı bu hissi yok etmeliyim acilen...  Birkaç dakika sonra eve geldim kapı açıktı... Sanırım abim giderken kapıyı açık unutmuştu, her neyse içeri girdim kapıyı kapattım salona geldiğimde babamı gördüm önünde silah vardı ve sanki beni bekliyormuş gibiydi. Yavaşça ayağa kalktı birkaç adımla bana yaklaştı benim gözlerim onun gözlerinden ayrılmazken bu kadar korktuğumu yeni fark ediyordum.  Bana sanki bir çöpe bakıyormuş gibi bakıyordu. Kendimi zaten kötü hissediyordum bu daha kötü geldi bana ikimiz de konuşmuyor ama ruhlarımız kavgaya başlamıştı bile. İlk konuşan o oldu "Hoş geldin annesinin ve benim karımın katili olan kız." yutkundum biraz ağır oluştu sanki... Ben hala susarken o gidip yerine oturdu ve silahı eline alarak temizlemeye başladı. Ben hala ayaktaydım bana bakarak "Otursana!" dedi bende sözünü dinleyip gidip tekli koltuğa oturdum.  Her ikimiz de derin bir sessizliğe gömülmüştü ki babamın nefret dolu bakışları bana dönünce bu sessizliğin sonuna geldiğimizi anladım ve yavaşça dikleşip bakışlarımı yere eğdim. Babam konuşmaya başladı "Annen senin yüzünden öldü... Sen hala neden hayattasın?" hayır hayatta değildim zehirlendiğim için sadece beş çocuğum olacaktı başka değil... Hala sessizdim babam ayağa kalktı silahı elindeydi ve bana doğru yaklaşıp boğazımdan tuttuğu gibi yere fırlattı "Senin yüzünden lan! Senin yüzünden! Sen ölecektin o değil SEN!" Abim yoktu evde o neredeydi babam daha da sinirle yanıma yürüdü bende ayağa kalktığım an saçımdan tutup beni kendisine doğru çekti ve silahı karnıma dayadı hayır hayır yapmazdı değil mi sıkmazdı karnıma olmazdı bu dayanamazdım ölürdüm ben olmazdı bu olamazdı yapamazdı bunu bana... "Bana bak Gece" diyerek benim dikkatimi çekti ellerim karnıma dayalı olan silahtaydı.  "Sen bir katilsin anne katili." o da olacaktı benim çocuklarımın katili olacaktı... "Ve sen benim karımı aldın tekrar çocuk yapmak isteyen karımı aldın lan!" annemi hiç tanımadım ama erkek kız erkek sırası ile çocuk istediğini biliyorum. Ne yani şimdi ben kardeşimin katili mi oldum... Babam konuşmaya devam ediyor ama onu bu bilgiden sonra dinleyemiyordum bile ben bunu ne zaman unutmuştum? Neden unutmuştum? Anneme neden yapmıştım bunu?.. Sonunda gerçekliğe döndüğümde babamı dinleme fırsatım oldu "Ben çok sevdim anneni lan!" dedi ağlıyordu silahı daha çok bastırdı karnına başka yerden izlenme hissi içime çığ gibi düştüğünde buz kesildim... Bilerek planlanmıştı neden peki? Neden?.. "Seni hiç sevmiyorum keşke hiç doğmasaydın..." saçlarıma daha çok asıldı bende ağlıyordum artık Deniz neredeydi peki ya Tuna... O benim eve geleceğimi biliyordu neden hala gelmemişti... Yanlış bişey mi yaptım olmazdı yapamazdı bana kurtarması gerekiyordu beni neden, neden..? "Gece ben artık çocuk yapamayacağım biliyor musun? Hepsi senin suçun... Ve sende çocuk yapmayacaksın." ve o ses silah sesi karınım da büyük bir acı ve dudaklarımdan dökülen haykırış... Gözlerim kapanıyordu babam beni kucağına alıp arabaya bindirdi ve sürmeye başladı...  Artık dermanım kalmamıştı bir elim karınım da acı ile inliyordum. Araba bir anda durdu ve babam inip benim kapımı açtı yerde sürükleyerek uçurumun kenarına getirdi. Sonunda başarmıştı ölüyordum... Beni atmasını bekliyordum fakat birkaç ses daha geldi ve o tanıdık ses kulağıma ilişti "Ege dur!" Bulut? Burada ne işin vardı senin kafamı yavaşça ona çevirdim acı çekiyordum acımın son olmasını diliyordum. Bir an önce... Bulut konuşmaya devam etti "Ege bak yapma bu hiçbir şeyi değiştirmez Seher'i getirmez bu Ege yapma bunu yapma kendine. İşin yanar yapma." Gözlerim iyice kayıyordu aşağıya baktım hırçın dalgalar beni çağırıyor gibiydi. Gözlerim kapandıkça dengem sarsılıyordu sol kolu uçurumdan aşağıya sarkıyordu ben ise Bulut'a ve yanında ki az önce gelmiş abime ve Hera ablaya bakıyordum. Abim korkuyla bana bakıyor ve bir şeyler söylüyordu anlamıyordum tek isteğim acımın son olmasıydı... Babam "Onun ölmesi şazım şimdi! O benim karımı ve çocuğumu aldı..." Öyle miydi? Ben mi öldürdüm? "Hayır baba dur lütfen yalvarırım dur benim için baba benim için.." diyen abimin acıklı sesi geldi kulaklarıma benim gözlerim artık kapandı ve sadece kulaklarım açıktı küçük bir kuş gibi titriyordum yerde. Bulut söz alarak "Bak Ege yapma dokunma ona yalvarırım sana dokunma ben onsuz yapamam Ege, Seher senin için ne ise Gece de benim için öyle. Yapma Ege, yapma..." İlk aşk ilanım değildi ama nedendir bilmem kalbim küt küt olmuştu. Babam "Hayır onun sevilmeye hakkı yok o ve onun soyundakiler ölmeli şimdi!" dedi.  Babam bana döndü ve ayağını kaldırdığı an ileriye atılarak kaçmayı başardım. Bu girişimim sonucunda babam daha çok sinirlenerek beni tuttu ve aşağıya fırlattı. Abimden bir haykırış ve Bulutun, Gece! diyen sözü onlardan duyduğum son şey oldu. Bedenim sert bir şekilde o hırçın denizle buluştu, gözlerimi saniyelik açtığımda kan ve bir gölge gördüm bilincim kapanırken şu sözleri duydum "Merak etme Y/N elimden geleni yapıcam…" sonrası karanlık...  BULUT ÖZER Bazen insan kendisini ölü gibi hisseder. Hani sanki yaşamıyormuş ama ruhunun derinliklerinde bir yerde kalp atar ya işte o zaman yaşadığımızı hissederiz... İşte ben o kalbi şu an hissedemiyordum. Gece'm, benim güzelim... Benim güzelim Ege yüzünden düşmüştü o uçurumdan kendimi ölü gibi hissediyordum etraftaki sesleri duymuyordum bir tek uçurumun kenarına bakıyordum Gece'nin düştüğü yere... Hera önüme geçti bir şeyler söylüyordu ama onu duyamıyordum ileri doğru bir sarsak adım attım Hera'yı yana doğru ittirdim ve hızla Gece'nin düştüğü yere gittim. Ellerim titriyor, dizlerim ve ayaklarım yok gibiydi... Ne oluyordu bana ilk kez kendimi bu halde buluyordum. Bize duygularımıza hükmetmeyi öğretmişlerdi ama şimdi her şey çok karışıktı. Sanki bir şeyler yanlıştı, Bu olmamalıydı hayır olamazdı... Nihayet insanların sesini duymaya başlayınca aklıma Ege geldi ve hızla etrafıma bakındım ama etrafta yoktu. Kaçmıştı... Hiddetle Hera'ya dönüp "O adamı bul!" dedim. Gözlerim kararıyor nefesim sıklaşıyordu, Hera dediğimi ikiletmeden hemen yola koyuldu. Geri uçuruma döndüm aşağıya baktım denizin küçük bir kısmı kan içindeydi bu onun kanı olamazdı dimi? O ölmüş olamazdı dimi... Etrafa bakındım göz yaşlarımı içime akıtarak ve yerde hıçkırıklar içinde ağlayarak çocuk gibi yatan Tuna'yı gördüm hızla yanına gittim ve önünde eğildim. Bir şeyler sayıklıyordu ağzının içinde geveliyor ama ne olduğunu anlayamıyordum, sanırım krizdeydi evet kahretsin kriz geçiriyordu. Telefonumu çıkardım ve Melissa'yı aradım anında açılınca konuşmaya başladım "Melissa olduğum konuma iki ambulans birisinin içinde psikiyatrist de olsun ve hızlı gelsin arama kurtarmaya da haber verin." dedim ve karşı taraftaki cevabı beklemeden kapattım telefonu kenara bıraktım ardından Tuna'ya bakmadan kalktım. Çünkü eğer bakarsam gidemezdim... Gece'nin peşinden. Hızla uçurumun patikasından aşağıya inmem ve denize girmem bir oldu kanlar çok çabuk yayılmıştı polisleri bekleyemezdim ben aramaya başladım. Kaç saat geçti emin değilim ama hava kararmaya başlamıştı ve ben yeni fark ediyordum hızla sudan çıktım ve amirin yanına gittim o söze başlamadan konuştum "Adı Gece Eraslan on dokuz yaşında üniversite öğrencisi babası uçurumdan aşağıya attı burada bir yerde olmalı onu bulun ve beni arayın ben Bulut Özer özel ajanım." adamın şaşkın bakışlarına aldırış etmeden hızla uzaklaştım ve arabama binip karargaha sürmeye başladım. İçimde birileri boğuşuyordu bazı duygular gün yüzüne çıkmak isterken kendi iradem onları aşağıya çekmeye çalışıyordu. Başım çatlıyordu... Karargaha gelir gelmez ilk işim üstümdeki ıslak şeylerden kurtulmak oldu ondan sonra bilgisayarın başına oturdum ve rapor yazdım. Sonra da o bölgedeki bütün kameraları araştırarak Ege'nin yerini bulmaya çalıştım. Ama ne yazık ki yol yarıda bitiyor ve kamera kayıtları tam bu sırada kesilmişti. İçimdeki o büyük kızgınlıkla ayağa kalktım "Burak! Buraya gel!" bir dakika bile geçmeden kapım açıldı ve içeriye ayak sesi doldu. O tanıdık ses "Emret Gölge." dedi Burak'a döndüm "Burak sana bir adres yollayacağım oraya git ve bana Ege Eraslan'ı bul. Yanına birilerini al ne olur ne olmaz önlemimizi alalım." diyerek geri bilgisayara döndüm ve bulduğum adresin koordinatlarını Burak'a attım geri kalktım karargahtan çıktım. Motorda bir yerlere ilerliyordum nereye gittiğimi bilmeden. Kafam allak bullaktı her şey dönüyordu. Motoru sağa çektim ve indim yüzümü ovuşturarak telefonumu aradım. Ve evet bu süper zeka beynim telefonumu Tuna'nın yanından almamı akıl edememişti. Derin bir iç çektim saatime baktım en azından hala çalışıyordu aynı zamanda telefonuma bağlıydı, tam o esnada amir aradı ve direk açtım "Alo? Bir gelişme var mı? Gece iyi mi?" önce büyük bir sessizlik oldu ve sesini duydum "Bulut Bey Gece hiçbir yerde yok aramalara devam ediyoruz ama ne görünürde ne de denizin içinde hiçbir yerde ceset yok... Üzgünüm." dedi ve kapattı. Nasıl yani? Kafam daha çok karışmıştı, şimdi Gece ortalıkta değil miydi? Bu nasıl olurdu kafayı yememe ramak kalmıştı yere doğru çöktüm ve oturdum motora yaslandım yüzümü kapattım kafamı boşaltmam gerekiyordu. Kim Gece'yi götürmüştü? Ve nasıl yakalanmamıştı? Bütün sorular ikiden fazla cevaba çıkıyordu ama en korktuğum cevaplar ise; Birincisi Gece'nin Y/N olması, ikincisi ise boğulup kimsenin gidemediği derinliklere gitmiş olmasıydı. İkinci cevap daha net geliyordu bana, masum biri nasıl Y/N olsun ki? Değil mi..? Saatim titremesiyle bakmam bir oldu hızla açtım "Söyle Burak." Burak nefes nefese "Abi acil konuma gel çok acil hemen!" dedi ve arama kapandı noluyordu lan. Hızla ayağa kalktım motora binip gaza bastım. Adrese geldiğim anda karşımda bir kulübe gördüm tereddüt etmeden hızla dalmamla kafama sopa yemem bir oldu ve sonrası karanlıktı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.