İçeriğe geç

Yabancı Numara

Bölüm 5 · 14 dk okuma

Yabancı Numara

Bölüm 5

5. BÖLÜM

BÖLÜM 5  GECE ERASLAN  Başıma sanki çekiçle vuruyorlardı vücudum ağrıyordu karnımda şiddetli bir ağrı vardı. Gözlerimi sakin ve yavaşça açıp etrafıma bakındım, ben neredeydim... Burası ne kadar da büyüktü, sanki bir saraydaydım. Yavaşça ayağa kalktım ve yürümeye başladım. Sanırım revir gibi bir yerdeydim, tek sorun aşırı büyük ve yer yer kolonlarda altın rengi olmasıydı. Oradan çıktığımda karşımda sonu görünmeyen upuzun bir koridor gördüm ve tereddüt bile etmeden yürümeye başladım. Malım ne yapayım yani merak bu arkadaşım.  Sanırım bir saate yakın yürüdükten sonra bir kapı belirdi karşıma önce kapıya dokundum ve kulağımı yasladım belki ses duyarım diye ama tık ses yoktu. Bir anda kapının açılmasıyla yeri boylamam bir oldu, kafamı kaldırıp baktığımda bir adam ve yanında duran iki genç gördüm koltukta oturan adam kaslı ve siyah saçlıydı yüzü görünmüyordu gözleri de öyle maske takmıştı ama uzun boyluydu o kesindi. Yavaşça ayağa kalktım ve ona doğru yürümeye başladım "Konuşacak mısın konuşturayım mı?" diye tehditkâr bir tını ile konuştum. Adam önce gür bir kahkaha attı sonra bana baktı ve sonunda konuşmaya başladı "Y/N bu ne büyük bir şeref." dedi, Allah'ım sanki görsen Sultan Süleyman hazretleri... "Benim burada ne işim var? Sen kimsin? Burası neresi? Ve neden bu kadar büyük?" şeklinde ard arda sorularla onu boğdum. Önce sessiz kaldı sonra derin bir nefes verip ayağa kalktı ve karşımda durdu. Bana itaat eder gibi saygıyla boyun eğdi ve geri doğruldu. Ne olduğunu anlamamıştım... Noluyordu lan padişahlık dönemine geri mi dönmüştük? Ben Mahidevran Sultan olmam adaş! Sevmiyom onu... Ama olsun güzel kız. Neyse adama garip garip bakarken ağzımdan şu cümleler döküldü "Amına koyduğumun tatlı, yakışıklı evladı Payitaht dönemine geri mi döndük lan?" sormamla gülmesi bir oldu bana yaklaştı ve bir tutam saçımı parmaklarının arasına aldı. Öyle narin dokunuyordu ki... Sanki dokunduğu anda kırılacaktı, yüzüme bakmadan konuştu "Padişah olsaydım Hürrem'im olur muydun?" dedi. Şimdi oğlum bu çok romantik lan ne diyim ki...   Bir adım geri çekildim ve ezbere bildiğim repliği söyledim "Ağalar! Alın şunun kellesini." güldü, güldüm. Derin bir nefes aldı ve hafif yana çekilerek az önce kalktığı koltuğu gösterdi "Sultanım oturun yaranıza bakalım." şaşırdım ve üstüme bakındım karnım kanıyordu demek bundan acıyordu hissetmemiştim bile. Önce tereddüt ettim sonra giderek o koltuğa oturdum. Adam yanıma geldi ve karnımı nazikçe açtı sonra yanımda ki adama dönerek "Yardım kiti getir." diye emretti, ben etrafa bakmakla meşguldüm. Yanımdaki adam hızla uzaklaşırken ben geri adama döndüm o zaten bana bakıyordu "Sevdin mi?" diye sordu tekrardan etrafa bakarken "Çok, çok beğendim." gülümsedim adama baktım. Adam konuşmaya devam etti "Beni tanıyorsun Gece... Yabancı Numara ben memnun oldum." dur bir dakika ne?.. Aha sıçtım, öldürecek beni dimi... Sanırım yüzümden çok belli ediyordum ki kahkahalarının içinden konuşmaya başladı "Ay ilahi Kıvılcım Prensesi... Çok güldüm şaşırma ve korkma ölmiceksin birkaç gün misafirim olacaksın merak etme." demesiyle büyük bir oh çekişim aynı anda olmuştu. Az önce Yabancı Numara'nın yardım kiti getir diye emrettiği adam elinde yardım kiti ile gelmişti, Yabancı Numara hızla yardım kitini açıp yaramı tedavi etmeye başladı. Önce uyuştuğunu hissettim sonra tüm bedenim uyuşmaya başladı. Sakinleştirici vermişti it oğlu it...  BULUT ÖZER  Yüzüme çarpılan su ile uyandım ve öksürmeye başladım en son kafama sert bir darbe yediğimi hatırlıyordum sonrası yoktu karşımdaki adama baktım. Kafamdan kan akıyordu bunu hissediyordum... Ege bana bir çöpten farksızmışım gibi bakıyordu, birkaç dakikalık sessizlikten sonra konuşmaya başladı "Bulut Özer... Ne büyük şeref bu?" dedi güldüm "Asıl sizindir bu şeref Ege Eraslan." dedim gülüşü solmadan önümde diz çöktü "Gece öldü ha?" diye sordu. Yüzümdeki gülümseme silindi yerini kin ve sinire bıraktı. Ceset hala yoktu ortalarda biri almıştı onu emindim artık. "Hayır, o ölemez!" diye direttim yüzüme sadece gülerek baktı sonra kalkarak karşısındaki masaya ilerledi ve bir defter alıp bana döndü arkada ellerimi hızla çözdüm ama asla belli etmedim. "Bak bu Gece'nin kilitli günlüğü... Ve sen bu günlüğü açan o anahtarsın Bulut." demesiyle şok yaşadım. Nasıl yani, anahtar mı? "Açıkla." dedim sert bir sesle Ege benim üstüme yürüyüp durdu "Gece sadece bir kişiye verir bunun anahtarını Bulut. Ve o anahtar sende. Bana o anahtarı ver!" diye emretti ama o anahtar bende değildi ki?  "Yanlış kişiye bakıyorsun Ege o anahtar bende değil." dedim kaşları çatıldı aynı benim gibi, doğruldu ve geri günlüğü bıraktı bana döndü "O zaman sende öleceksin arkadaşın Burak gibi." Hayır... Hayır... Burak ölmüş olamazdı dimi bu olamazdı, çenemi havaya kaldırdım "Onun kanı yerde kalmayacak emin olabilirsin Ege Eraslan!" dedim sinirle. Burak. Burak Karataş, can kardeşim, dostum, arkadaşım, kan kardeşim... Onu ne olursa olsun kurtaracaktım o ölemezdi daha zamanı vardı gençti o ölemezdi... Ellerimi bir çırpıda açıp Ege'ye hamle yaptım yüzüne yumruğumu geçirip yere yatırdım ve üstüne çıktım. "Nerde o!" güldü ağzının içi kanla dolmuştu evin aşağısından gürültülü bir ses geldi ve yerdeki kapağı gördüm.  Kalktım koşarak kapağa giderken ayağımda yük hissettim ve yere yapıştım. Ege sırtıma çıktı ve saçımdan kavradığı gibi kafamı yere çarptı onu sırtımdan attım ve kafasına tekme atarak geri delife koştum açtığımda Ege sırtımda iterek içeriye düşürdü ve ardından inerek üstüme çıkıp yumruklamaya başladı. Yumruklarından kurtulmaya çalışırken etrafa baktım Burak yoktu... Kahretsin yoksa- Bir anda Ege üstümden düştü ve arkada yaralı haliyle beni kurtarmaya çalışan Burak'ı gördüm Ege'yi hızla yere attım ve kalktım Burak'ı tuttum "Sakin ol agam sakin ol şimdi gidicez dayan." sözlerimle bana daha sıkın tutundu merdivenden çıkıp kapıya ilerlerken günlük gözüme çarptı ve onu da hızla alıp kulübeden çıktık evin önündeki motoruma bindim Burak'ı da arkama attım ve hızla hastaneye sürdüm...  GECE ERASLAN  Saatler önce yaramı sarmış ve yeni odama yerleşmiş bulunuyordum. Odam full altın kaplamaydı ve Yabancı Numara'nın verdiği bilgiye göre bir şatodaydım ve ikinci kanat benimdi bende şu ana ikinci kanattaydım. Bu kanadın ismi Azrail birinci kanadın Ecel'di. Yatağa kendimi attım ve derin bir nefes aldım, odam çok güzel kokuyordu... Tam benim sevdiğim koku gibi kokuyordu, kitap gibi kokuyordu... Yataktan kalktım ve banyoya girdim küveti doldurmaya başlarken aklıma abim geldi. Ona sinirliydim babamdan beni kurtarmamıştı, ama olsun seviyordum yine de ona küstüm bunu ona attığım mesajda da söylemiştim. Elimi yarısı dolmuş küvete soktum ve sıcaklığına baktım, sıcaklığı iyiydi. Üstümü çıkartıp -hançerimi alıp- yavaşça küvete girdim ve küveti köpürttüm yüzüme maske yapıp gözlerimi kapattım kafamı küvetin kenarına yasladım çok geçmeden uyuya kaldım...  Kapımın güm diye açılmasıyla gözlerimi hızla açıp hançerimi elime almam bir oldu kapıya baktığımda Yabancı Numara'yı gördüm doğrudan bana bakıyordu bende ona bakıyordum. "Ne var piç, banyodayım kör müsün?" diye azarlamayı unutmadım tabii ki, Yabancı Numara kapıya yaslanıp bana bakmayı sürdürürken "Azrail'im, Luna ve Alex geldi diyecektim çağırdım ses gelmedi bende kendini boğdun sandım ve daldım odaya kusura bakma." bana doğru yaklaşıp küvetin kenarına oturdu ve bana doğru eğildi eldivenli elinin tersini yanağımda gezdirdi ve aşağıya doğru indi eli boynumda biraz daha fazla oyalandıktan sonra elini çekti ve diğer eli ile gözlerimi kapattı "Ne oluyor?" kaşlarım çatılmıştı bir şey söylemek için ağzımı aralamıştım ki beni dudaklarıyla susturmuştu ben onun yüzünü göremiyordum ama o benim yüzümü görüyordu, dudakları yavaşça ve zevkle hareket ediyordu. Benimkiler de ondan farksız değildi birkaç dakika öptükten sonra ayrıldı ve hissettiğim kadarıyla maskesini takıp elini gözlerimden çekti ve kalkıp kapıya yürüdü tam kapıda durup omzunun üstünden bana baktı "Aşağıda bekliyorum sultanım." diyip çıktı. Bende iyice uzanıp dudaklarımı yaladım sonra yüzümdeki maskeyi çıkartıp çıktım küvetten yüzümde aptal bir gülümseme vardı neden bilmiyordum ama hoşuma gitmişti...,  Odaya geçtikten sonra üstüme uzun kollu siyah bir kazak ve altıma bol paça siyah pantolon giyip makyaj masasına gittim hafif bir makyajla yüzümü daha da renklendirdim sonra çıkıp merdivenlere yürüdüm, merdivenin başına geldiğimde ilk adımı atar atmaz aşağıdan hırlama ve uluma sesiyle daha çok gülümsedim ve hızla merdiveni indim son basamağı indiğimde sol taraftan sekiz pati sesi geldi, oraya döndüğümde üstüme iki kurdun atlaması bir oldu kendimi sağ tarafa düşmüş bir şekilde bulduğumda kalkmak için fırsat bulamadan Alex ve Luna üstüme çıkmış beni yalıyorlardı bile gülerek çekilmeye çalıştım ama baya sıkıydılar "Durun, Alex Luna! durun dedim!!" Luna üstümden çekildiğinde Alex daha fazla üstüme yerleşti daha çok, kurtulmaya çalıştım. Luna Alex'in üstüne atlayarak beni kurtardı ve bende hızla kalktım üstümü silkeledim Allah'tan hiçbir şeyim olmamıştı. Bizi uzaktan izleyen Yabancı Numara'nın yanına gittim "Çok eğleniyorsun bakıyorum." kollarımı birleştirdim bana gülerek baktı ve benim gibi o da kollarını birleştirdi "Evet çok güldüm güzelim." dedi ve saçımdan bir tutam alıp parmağına doladı ve nazikçe bıraktı kızıl tutam bukle halinde omzuma düşerken hafiften gülümsedim.   Yemek sofrasında oturuyorduk aç değildim ondan önümdeki deftere birkaç şeyler karalıyordum. Luna bana doğru yaklaştı ve saygısını ifade edecek şekilde tek bir patisini büküp eğildi ve geri doğruldu. Ona baktığımda boynunda tasmanın takılı olduğunu gördüm, Yabancı Numara takmıştı demek. Yanıma geleceğini biliyordu kesin öğrenmişti de ne diyeceğini, yönümü tamamen Luna'ya döndüm "Ne oldu?" Luna önce bir adım uzaklaştı bu kötü bir şey olacak demekti kaşlarım çatıldı "Söylesene!" boğazından yutkunduğunu gördüm ayağa kalktım Luna "Ula çalışmaya başladı efendim" dedi titrek ama gür çıkan sesi ile. Yerimde kas katı kesildim, nasıl yani Ula nasıl çalışa bilir ki? "Kapatın onu geç olmadan, derhal!" dememe kalmadan ışıklar gidip geldi ve işte o an Ula gelmişti çok geç kalmıştık. Has siktir, siktireler olsun gözlerimi kapattım ve televizyona çevirdim kafamı televizyonda binlerce yeşil kod geçiyordu yönümü oraya çevirdim "Ula kendini kapat ve sakın bir daha bişey olmadan açılma!" diye emir verdim kodlar kırmızıya dönüştü ve mekanik ses odada yankılandı "Y/N efendim benim açılma sebebim elbette ki var." kaşlarım çatıldı önce Luna'ya sonra arkada bizi izleyen Yabancı Numara'ya baktım geri Ula'ya döndüm "Sabah saatlerinde Olak mafyası Türkiye'yi ele geçirdi ve başları Mehmet Bedirhan T. başa geçti sizin kellenizi istiyor efendimiz." demesiyle olduğum yerde buz kesmem bir oldu. O kimdi lan?.. Arkamı döndüm "Pusat'ı buraya çağır Ula ve Hoş geldin." odadan çıktım hızla ezbere biliyormuş gibi sabah gittiğim o kütüphaneye gittim.  Ula şu an her yerdeydi ve benim elim kolumdu o. "Ula bir de abimi getir buraya kimsenin haberi olmasın." dedim ve o onaylayan mekanik sesi duyduğumda memnun bir ifade ile kitapları karıştırmaya başladım. O adamın gelmişi geçmişi geleceğini yazan bir kitap olmalıydı yanı dosya amaaan benim için aynı şey. Her neyse dosyaları karıştırdıkça daha çok düşmanım olduğunu öğrendim. "Of, daha çok düşman var." biri belimden tuttuğu gibi beni sırt üstü kitaplığa yasladığında bende cebimden çıkardığım hançeri Yabancı Numara'nın boğazına dayadım "Vay vay vay kimler gelmiş." Güldü "Sanıyordum ki duymadın?" onaylayarak kafamı salladım ve hançeri biraz daha bastırdım "Ne diye geldin?" Kafasını hafif kaldırdı gülerek yaklaştı "Dosyayı aramaya yardım için geldim." dedi ve kapının ordan öksürük sesi ile kendime geldim hızla önümdeki adamı ittirip üstüme çeki düzen verdim ve kapıya baktım. Pusat yarım bir sırıtışla bizi izliyordu "Gece ben sizi rahat bırakayım istersen." dedi tam gidecekken "Pusat saçmalama gel şuraya." dememle gülerek bana döndü ve yanıma geldi dosyalara baktı "Adamın dosyası burda değil herhalde ama siz daha dikkatli bakmışsınızdır dimi doğru" dedi ve gülerek arka tarafa geçti.  Sabır çekerek Yabancı Numara'ya baktım sonra Pusat'ın peşinden gittim. "Saçma salak konuşma amın evladı." Pusat gülerek cevabı aksatmadı "Az önce ben aranıza girmeseydim çiğ çiğ yiyecektiniz birbirinizi yiyecektiniz." güldüm sonra yavaşça gülüşüm soldu "Onu bunu geç de... Mehmet Bedirhan T. kim lan? İlk defa böyle birini duyuyom belli ki küçükmüş sonradan büyümüş." dedim kaşları hafif çatıldı "Doğru olabilir... Hah! Buldum." bir dosyayı eline aldı bende peşinden gittim Yabancı Numara sessizlik içinde yanımıza geldi ve benim koltuğumu çekip oturmamı işaret etti bende bu fırsatı kaçırır mıyım? Hayır tabii ki gittim hemen oturdum Pusat'a baktım "Dosyayı bana versene inceledikten sonra."  Pusat önemli yerlerin notunu aldıktan sonra bana uzattı bende alıp ilk sayfayı açtım Mehmet Bedirhan T. soy adı bilinmiyordu sadece ismi biliniyordu 'T' yi ise kendisi koymuştu, Olak mafya grubunun adıydı ne demek olduğunu yada bu ismin nereden geldiğini bilmiyordum. En sevdiği yemek yaprak sarması en sevmediği yemek ise mantıymış, üç tane karısı beş tane de sevgilisi varmış. Beni de sevmiyormuş beyefendi aman umrumda değildi zaten... Alerjisi ise glütenmiş bu işime yarardı, adam bir doksan boylarında koyu kahve saçları ve aynı renge sahip gözleriyle Türkiye'de doğmuştu Aydınlı bir şahsiyetti. Annesi kanserden vefat etmiş babası acıya katlanamamış ve kendini asmıştı üç kardeşi varmış ve hepsi de bir çatışma sonrası ölmüştü. Ona 'Ölümlü Adam' diyorlardı. Kafasına takanlar sabahı bulmadan ölüyormuş neyse ki ben hep aklında ben vardım. Nur yüzlü bir melek- ah hayır bir şeytan olduğum için ölmüyordum demek ki. Dosyayı arkamda duran Yabancı Numara'ya uzattım ve o da ikiletmeden aldı. Ayağa kalkarak Pusat'a döndüm "Gel Ula'ya bir ayar çekelim." diyip odadan çıktım.  Uzun uğraşlar sonucu Ula'ya yeni kodları yazdık ve artık geçmiş çağda kalan bir robotu günümüze döndürmeyi başardık bu kolay bişey değildi elbette. Bunu yapana kadar akşam olmuş aşırı terlemiştim çok da açtım oturduğum yerden kalktım Pusat'a baktım "Aşkom ben mutfağa gidiyorum abim eğer odasından çıkarsa mutfağa yönlendir." hızla çıktım o odadan.  Mutfağa girdiğimde hayret ki abimi gördüm kendine noodle yapıyordu, gülümsedim kapıyı kapattım sessizce yaslandım ve izlemeye başladım abim yeni banyodan çıkmış olmalı ki saçlarının uçlarından sular dökülüyordu. Sanırım noodlenin suyu azalmış olmalı ki musluğa döndüğünde beni gördü ve korkuyla geriye düştü gülerek yanına geldim kaldırdım "Gece niye sessizce yaklaşıyorsun ya!?" gülmeye devam ettim "Üzgünüm. Aslında değilim." daha çok güldüm ve zorla sustuğumda bana bakıyordu şefkatle, yanağımı okşadı ve korktuğum o cümleler döküldü dudaklarından "Senin Y/N olduğunu biliyorum güzelim..." bu sözler benim hayatımdan birkaç yıl kaybettirmişti sanki. Gözlerim doldu çenem titremeye başladı... "A-abi ben..." susturdu beni sözleriyle "Merak etme kızmadım sen doğru olanı yapıyorsun ama keşke bunu bana daha önceden söyleseydin be güzelim?" yutkundum. Bu neydi şimdi?.. kızmayacak mıydı? "Abi kızmadın mı?"    "Hayır güzelim sen kötü bişey yapmıyorsun ki bana göre. Sen pislikleri siliyorsun sadece be güzelim." dedi öyle bi sarıldım ki nefes bile alamazdı "Sakin ol." dedi gülerek ama o da bana aynı şekilde sarılıyordu. Burnumu çekerek ayrıldım ve gülümsedim. "Abim çok seviyorum seni." dedim o da benim alnımdan öptü sonra geri noodleye döndü bir çatal alıp üfleyerek soğuttu ve uzattı bana hemen yedim "Oha mükemmel olmuş abim benim." abim yalan söyleme cinsinden baktı "Gerizekalı kardeşim benim hazır bu? Tabii güzel olacak ya." Güldüm ağzımdakini bitirip.  "Neyse abi Pusat gelecekti zaten de ne zaman kapı dinleme alışkanlığını bırakır bilmiyom." dememle kapının açılması bir oldu gülerek oraya döndüğümde Pusat neşeli bir şekilde girdi içeri tencereye baktı "Acıkmıştım." diyerek oraya yöneldi ve her zaman yaptığı gibi abim Tuna hızla önüne geçti "Hoşt ulan. Ben yaptım önce izin al piç." gülerek izlemeye başladım Yabancı Numara uzaktan öylesine bir insan gibi çekingen bir şekilde izliyordu abim de onu görmüş olmalı ki yanına çağırdı. Yabancı Numara hızla yanına gelince abim kendisine çekip sarıldı eee hayli olarak adam beklemediği için elleri yanlarında hareketsizce kaldı abim kulağına birkaç şey fısıldadı sonra ayrıldığında saçını dağıttı ve noodleye gömülmüş Pusat'ı görünce üstüne yürüdü Pusat da tencereyi alıp kaçtı abim peşinden koşarak onu yakalamaya çalıştı.  Yabancı Numara yanıma geldi ve bana baktı "Prenses abini paylaşman gerek." ona baktım gülümseyerek "Rüyanda bile göremezsin yüzsüz yakışıklı adam." geri abimi izlemeye döndüm kulağımın yanında gülme sesi işittim ve sağ omzumda hafif bir ağırlık hissettim çenesini omzuma yaslamıştı.  Birkaç dakika daha abim Pusat'ı kovalayınca yakalayamayacağını anladığı için bırakıp yanımıza geldi o geldiğinde Yabancı Numara hızla uzaklaştı benden. Bu gülmeme neden olsa da sessizliğimi korudum. Abim Yabancı Numara'ya doğru yürüdü "Beni gezdirsene delikanlı." dedi "Tabii Tuna abi." abim gitmeden önce alnımı öptü sonra çıktı Yabancı Numara peşinden çıktı. Bende kütüphaneye giderek Bedirhan olayı üstünde çalışmaya başladım... Neredeyse sabaha kadar çalıştım bir ara abim gelip bana o enfes noodlesinden getirdi sonrada odasına gidip uyudu ben ise hala adamı araştırıyordum okuduğu okulları kullandığı silahları donuna giydiği baksıra kadar bulmuştum. Bulduklarım -toplam olarak öğrendiklerim- şunlardı; En sevdiği renk sarı, en sevdiği yemek yaprak sarması, en sevmediği yemek mantı, genelde mavi don giyer, günden güne sevgili ve karı değiştirir -evet bu çok iğrenç-, genelde çarşamba ve cuma günleri sevişirdi... Bütün aldığım notlara tekrar baktım. Onu bu notlarla öldürecektim ama tabii ki zor olacaktı koskoca Türkiye'nin başına geçmişti. Ona ulaşmak da yakınlaşmak da çok zordu. En kolayından ona kendim gitmek olurdu ama bu da beni öldürebilirdi, arabasının altına bomba... Yok koskoca mafya babasıydı o tabii ki öğrenirdi. "Off." diyerek yaslandım kapı çalıdı "Gel!?" diyerek davet ettim. Yabancı Numara geldi kapıyı kapattı "Sana Ecel dicem…" dedim yanıma geldi masama oturdu "Sen ne istersen onu de sultanım." dedi gülümsedim ve Ecel'e döndüm "Ecel bir gelişme var mı?" diyerek sordum oflayarak hayır cevabını almayı bekledim ama öyle olmadı "Var Mehmet seni yanına bekliyor Y/N olarak." beklediğim zaman gelmişti "Gitmezsem ölürüm her halde değil mi?" dedim ayağa kalktı ve önümde diz çöktü ellerimi tuttu boyu o kadar uzundu ki diz çökünce anca aynı boya gelmiştik "Sana bişey olmasına asla izin vermem sultanım." diyerek ellerimden öptü "Aman tamam çık şu payitaht döneminden ve sultanım da deme kendimi Valide Sultan gibi hissediyorum ya!" güldüğünü işittim kalktı ve maskesiyle alnımı öptü "Seviyom seni deli." geri masaya oturdu ve not defterimi alıp incelemeye başladı "Hayatını yazmışsın adamın." sonunda asıl konuya döndük "Evet hatta altıncı sınıfta birisi ile sorun yaşamış yirmi yaşına gelince o kişiyi vurmuş." hızla Ecel'e doğru bir sayfa uzattım ve aldı "Bu Murat Kırla altıncı sınıfta onunla uğraşan adam onunda profilini çıkardım." dedim sonra birkaç sayfa daha araştırdım sekiz tane kağıt uzattım "Burada da sevgilileri ve karılarının profili var." elimden kağıtları alıp incelemeye başladı. Onu izliyordum bende bana bakarak "Git sen uyu artık." dedi şaşırmıştım bunu beklemiyordum "Ben iyiyim böyle plan hazırlamamız lazım Ecel böyle duramayız en azından ben yapamam böyle..." Yanağıma uzandı eli yavaşça okşadı. "Hadi güzelim uyu artık." ben uyumayacaktım kararlıydım arkamı döndüm ona ve kitaplığa giderken omzunda küçük bir sızı hissettim ve omzuma baktığımda sakinleştirici iğne olduğunu gördüm arkama baktığımda ise Ecel beni izliyordu ayaklarım tutmamaya başladı gözlerim kapandı ve onun kollarına düştüm ve sonrası karanlıktı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.