İçeriğe geç

YABANCI

Bölüm 4 · 9 dk okuma

YABANCI

Bölüm 4

İlk Ceset

"Baba yapma!" diye çığlık atan kızını duymuyordu Ahmet Bey. Her seferinde daha da sert vuruyordu. Tüm sinirini ufak kızın narin bedeninden çıkarıyordu. Küçük Kız ise annesi onu duysun diye bağıra bağıra ağlıyordu. Annesinin onu kurtarması gerekmiyor muydu? Annesinin ona yardım etmesi gerekiyordu. Son darbeyi yiyerek yere yıkılan kızın gözünün önüne annesi geldi. Elini uzattı ama Küçük Kız tutamadı. Belki de o gün, annesini son görüşüydü...

Sıçrayarak uyandığımda her şeyin berbat bir kabus olduğunu anlamam uzun sürmedi. Yine oluyordu... Yine kabuslar beni rahat bırakmıyordu. Duvardaki saate baktığımda okulun başlamasına daha çok olduğunu gördüm. Öyle ki hava bile net olarak aydınlanmamıştı. Yataktan kendimi biraz zorlayarak kalktığımda gördüğüm kabusun etkisiyle elim ayağım titriyordu.

Normalde de böyle rüyalar görürdüm ama annem olmazdı. Bu seferkinde annem de vardı. Aynanın karşısına geçtim. Kapüşonlumu çıkardım ve sırtımı aynaya döndüm. Başımı çevirerek omzumun üstünden sırtıma baktım. Yara izleriyle doluydu... "Neden yaptın baba?" diye mırıldandım. Daha sonra kendimi güçsüz hissettim ve boy aynasının dibine çöktüm. Sırtımı aynaya yasladım. Bir kere daha "Neden?" diye mırıldandım.

Geri uyumak istemediğim için mutfağa gittim. Bir süre boş boş etrafı izledikten sonra yapacak bir şey bulamadım ve duşa girneye karar verdim. Banyoya gittim ve kıyafetlerimi çıkarmaya başladım. İçim kasvetliydi. Banyonun soğuk havası ve mermerleri, ruhumun daha da daralmasını sağlıyordu.

Kendimi duşun içine attığımda suyu açtım ve yere çöktüm. Dizlerimi kendime çektim. Başımı da dizlerimin üstüne koydum. Bir süre öylece bekledim. Bağırmak istiyordum.

Dakikalarca soğuk mermerde oturdum. Yıllarca ne yaşamıştık... Ben de annem de... Bir yerden sonra o kurtulmuştu. Ama ben kendimi kurtaramamıştım. Yıllarca acı çekmiştim. Yıllarca dayak yemiştim. Yıllarca ölüp kurtulamamış, yaşayarak sürünmüştüm. Ölmeyi tercih ederdim. Bu hayatı yaşamaktansa, ölmeyi tercih ederdim.

Elimden destek alarak yerden kalktım. Suyu kapattım ve duştan çıktım. Kenarda duran havlumu aldım ve bedenime sararak banyodan çıktım.

Odama gittiğimde birkaç saniye ne giyeceğimi düşündüm. Birkaç saat için başka kıyafet giymeye gerek yoktu. Bu yüzden formalarımı giyebilirdim. Çekmeceden aldığım iç çamaşırlarımı üstüme geçirdikten sonra ilk formamın pantolonunu giydim. Okulumuzdaki kızlar genelde etek giyerdi. Ama ben eteği -güzel dursa da- tercih etmezdim. Aynaya baktığımda pantolondak sıkıldığımı fark ettim. Pantolonu çıkardım ve dolaptan uzun zamandır çıkarmadığım eteğimi aldım. Onu giydiğimde pantolona göre daha estetik durduğunu fark ettim. Dizimin üç-dört parmak üstünde bitiyordu. Dizlerim çok açıkta kalmasın diye çekmecemden uzun ve siyah bir çorap çıkardım ve onları da giydim. Çorap da neredeyse dizlerme geliyordu. Bacaklarımın büyük bir kısmı kapanmıştı. Üstüme formamızın gömleğini giydim. Onun da üzerine okul hırkamı giydim.

Havalar yavaş yavaş ısınmaya başladığı için üstüme ceket almam yeterli olacaktı. Saçlarımı kurutmak için banyoya gittim. Dolaptan kurutma makinemi çıkardım ve saçlarımı iyice kurutmaya başladım. Saçlarımın her tarafının iyice kuruduğundan emin olduktan sonra makineyi kapattım ve dolaba koydum. Omuzlarımın biraz aşağısına gelen saçlarımı taradım ve yukarıdan at kuyruğu yaptım. Çok kısa değillerdi, çok uzun da değillerdi. Son olarak kiraz çiçeği içeren parfümümü sıktım. Çok güzsl kokuyordu. İçime derin bir nefes çektim. Bu kokuya bayılıyordum.

Daha sonra telefonumu açtım ve sınıf grubuna girip ders programıma baktım. İlk dersimiz Beril hocayladı. Gülümsedim ve çantama gerekli olan şeyleri bıraktım. Beril hocayı gerçekten seviyordum. Mutfağa gittim ve bir kahve yaptım. Kokusu bana huzur veriyordu ve uykumun açılmasına yardımcı oluyordu.

Kahvemi alıp balkona çıktım. Hava aydınlanmıştı. İçime derin nefesler çekerek kendimi dinlendirmeye çalıştım ve kahvemden bir yudum aldım. Okulun başlamasına bir buçuk- iki saat vardı. Ve benim evde durmaktan canım sıkılıyordu. Kahvemi bitirdim ve içeriye girdim. Biraz daha oyalanıp çıkacaktım. Telefonumun şarjını kontrol etmek amacıyla ekranı açtığımda rehberimde olmayan bir numaradan mesaj geldiğini gördüm. Kaşlarımı çatarak mesajı açtım.

-05*********: Günaydın, istersen okula gideceğin zaman haber ver. Birlikte çıkalım.

Sabah sabah bu kimdi ya? Profil fotoğrafı olmadığı için yüzünü de göremiyordum. Ya merakıma yenik düşüp onun kim olduğunu kurcalayacaktım. Ya da direkt engelleyip kurtulacaktım. İlkini tercih ettim...

Siz: Kimsin?

-05*********: Kusura bakma, kendimi tanıtmayı unuttum. Toprak ben.

Siz: Tamam Toprak da, numaramın sende ne işi var?

-05*********: Sınıf grubundan buldum. Senin için sıkıntı olur mu? Eğer öyleyse yazmayabilirim.

Siz: Yok öyle değil, nereden aldın diye merak ettim.

Siz: Bu aradaberken çıkmayı düşünüyorum bugün. Hazırsan on dakikaya çıkabiliriz?

Rehberime kaydetmek için numaranın üstüne tıkladım. 'Toprak' yazdım. Ama daha sonra vazgeçtim ve sildim. Onun yerine 'Yabancı' yazdım. Çünkü benim için şimdi ve uzun süre yabancı olacaktı. Kaydettikten sonra sohbete geri döndüm.

Yabancı: Olur hazırım ben de... Neden bu kadar erken çıkıyorsun? Daha var okulun başlamasına.

Siz: Kafamı dağıtmak istedim. Sen istemiyorsan gelme.

Yabancı: Geleceğim.

Keyfi bilir. Cevap yazmadım ve telefonumu kapatıp çantama koydum. Askıdan ceketimi aldım ve güydükten sonra aynada kendime baktım. İdare ederdi. Her ne kadar uzun zamandır etek giymemiş olsam ve kendimi farklı hissetsem de güzel olmuştum galiba. Elimi ceketimin cebine sigaramın ve çakmağımın orada olup olmadığını kontrol etmek için attım. Oradaydı. Yolda içerdim bir tane. Kapıyı açtıktan birkaç saniye sonra karşı dairenin de kapısı açıldı. "Günaydın." dedi yüzüme bakmadan. Ne oluyor be? "Günaydın dedim. Hızla ayakkabılarını giymeye başladı. Yüzüme bakmıyordu. Ben de ayakkabılarımı giydim ve öantamı alıp kapıyı kapattım. Ne olur ne olmaz diye kapıyı da kilitledikten sonra onun da kapıyı kapatmasını bekledim. Merdivenlerden inecekken, " Toprak," dedim. Yerde olan bakışlarını bana çevirdi. "Efendim?" dedi. Yine gözlerime bakmıyordu. Yeni tanıştığım birinden trip yiyorsam eğer bunu tekrar tekrar hatırlar, çok uzun süre gülerdim ben.

"Neyin var?" dedim. Dün otuz iki diş sırıtan çocuk bugün bir garipti. İnsanların nasıl olduğu çok umrumda değildi. Sadece merak ediyordum kimin hayatında ne entrika dönüyor diye... Gülümsedi. "Bir şeyim yok, sadece gece uyuyamadım ve çok uykum var. Başım ağrıyor." yalan söylüyordu. Belliydi. Ama üstüne gitmeyecekti. Aptallık yalan olduunu anlamayanda değil yalanı söyleyende... "Pekala, gidelim?" dedim sorarcasına. Başını salladı ve merdivenlerden inmeye başladık. Erken olduğu için daha sahile de gidecektik.

Biraz yürüdükten sonra elmi ceketimin cebime attım ve sigara paketimi çıkardım. İlk önce Toprak'a ikram ettim. Paketin içinden bir tane aldı ve çakmağımla ilk onun sigarasını, sonra kendi sigaramı yaktım. "Kaç paket içitorsun sen günde? Ne zaman görsem sigara içiyorsun." dedi ilginç bir ifadeyle. Omuz silktim. "Ruh halime göre değişir." dedim. İlk içtiğinde öksürmediğine göre o da içiyordu. Ama garip kokusundan başka hiçbir koku gelmiyordu. Acaba parfüm mü kullanıyordu yoksa kendi kokusu muydu?

"Sen ne kadar içiyorsun bir günde?" dedim içime sigaramdan derin bir nefes çekerek. Toprak ağzındaki dumanı üfledikten sonra "İki sene önce bağımlıydım, en son bir hafta önce içtim." dedi. Bir yandan da parmaklarıyla saçlarını taradı. Bir hafta önce neden içmişti acaba? Bana ne? Çalan telefon sesiyle cebinden telefonunu çıkardı. Ekrana baktığında yüzünün düştüğünü fark ettim. Bugün onda bir gariplikler vardı. Aramayı cevapladı ve kulağına götürdü. Sahile gelmiştik. Bir taşa oturdum. Ama o hâla ayaktaydı.

Bir süre telefonun diğer ucundaki sesi dinledi denize bakarak. "Halletmeye çalışıyorum." dedi. Sigarasını bitirmişti. Yavaş içiyordu. Benim gibi kendini sigara dumanında boğmak istemiyordu. Elindeki hâla yanan sigara izmaritini yere attı ve ayağıyla ezdi. Birkaç saniye sonra "Akşam konuşalım baba, arkadaşımın yanındayım." dedi ve telefonu kapattı. Telefonu cebine attı ve sahte bir gülümsemeyle yanıma oturdu. Bana hiç güven vermiyordu bu yabancı.

"Neden bu kadar üzgünsün?" dedi. Üzgün müydüm? Bilmiyorum. Ama tek bildiğim şey afam gece gördüğüm kabustaydı. Etkisinden hâla çıkamamıştım. "Hayır, değilim. Sana öyle gelmiştir." dedim. İnkâr edercesine kaşlarını kaldırdı. "Üzgünsün. Anlatabilirsin. Dinlerim." dedim. Gülümsedim. "Teşekkür ederim ama istemiyorum." ağzımdan bir şeyler almaya çalışıyordu. Biraz daha ısrar ederse kalbini kıracaktım.

"İlk dersimiz ne?" diye sordu. Hatırlayınca bir kere daha keyiflendim. "Edebiyat. Öğretmen de... Dün ilk derse giren hocayı hatırlıyor musun? Beril hoca... İşte onunla." dedim. Başını salladı. "İyi birine benziyordu. Dün neden çağırmıştı seni? Kız kavgası deme..." sonlara doğru gülmüştü. Kız kavgasını duyduğumda ben de gülmüştüm. "Elim serttir ama kavga eden biri değilim. Bir proje ödevi varmış onu bana verdi. Yapacağım dönem sonuna kadar." dedim. Başını anladığını belli edercesine salladı.

"Kalkalım mı? Yavaş yavaş gidelim okula." dedi. Başımı salladım. Yerden kalktık. Toz olan üstümü silkeledim. O da aynısını yaptı ve okula doğru yavaşça yürümeye başladık. Yol boyunca pek konuşmadık. Okula geldiğimizde biraz erkendi. Bu yüzden fazla kişi yoktu. Bahçede az araba vardı. Bu da hocaların daha gelmediğini gösteriyordu. Okula girdiğimizde bir kızın tiz çığlığını duydum. Tüm okuldaki sessizliği bozmuştu.

Toprak'a baktığımda gözlerinde korkunç bir ifade vardı. "Ses yukarıdan geldi." dedi. İkimiz de koşarak üst kata çıktık. Bir grup öğrenci bir yere toplanmıştılar. Hiçbir şey gözükmüyordu. "Ne oluyor burada?" arkama döndüğümde müdürün bağırarak geldiğini gördüm. Müdür geldiğinde ağlayan öğrenciler kenara geçtiler. Biz de fırsat bilerek ağladıkları şeye baktık.

Yerde biri yatıyordu... Beril hoca... Kanlar içinde yerde yatıyordu. Hayır... Böyle bir şey olmuş olmasın....

(TOPRAK'IN ANLATIMIYLA)

Yağmur'a baktığımda hareket etmeden yerde yatan bedene bakıyordu. Önüne geçtim. "Yağmur sınıfta gidiyoruz." dedim. Başını iki yana salladı. "Yağmur yürü!" dediğimde beni ittirdi ve hareketsiz bir şekilde yatan kadının yanına oturdu. "Kızım sınıfa git." dedi müdür. Yağmur duymuyordu. İki parmağını yavaşça kadının şah damarının üstüne bastırdı. Oana tedirginlikle bakan müdüre baktı ve başını olumsuz anlamda iki yana salladı. Gözleri dolmuştu. Elini kadının omzuna attı. Daha sonra cansız bedenin karnına saplanmış bıçağa baktı.

Müdür başıyla Yağmur'u sınıfa götürmem gerektiğini işaret etti. Herkes başımıza toplanmıştı ama kimse cesede yakın durmaya cesaret edemiyordu. Yağmur dışında. Yanına eğildim ve "Yağmur, hadi sınıfa gidelim." dedim. Tutması için elimi uzattım ama o tutmadı. Eliyle yerden destek aldı ve kalktı. Karşısına geçtim ve ellerimi omuzlarına koydum. "Sakin ol, sınıfa çıkalım." dedim sakinleştirmeye çalışarak. Başını aşağı-yukarı salladı. Gözleri dolu doluydu ama ağlamıyordu.

Sınıfa çıktık. Ruhsuz gibi gözüküyordu. Yavaş yavaş sınıfa geliyorlardı. Bazıları daha görmemişti, bazıları ise dehşete kapılıp oradan ayrılmıştı. Yağmur'u en arka sıraya oturtturdum. Gözlerinin içine baktım. "Burada bekle. Bir yere ayrılma. Birazdan geliyorum." tepki vermedi. Neden bu kadar etkilenmişti? Tamam güzel bir görüntü değildi ama neden böyle olmuştu? Onu sadece bir gündür tanıyordum ama o çok güçlü biriydi. Bundan etkilenmezdi herhalde.

Onu sınıfa bırakıp çıktığımda ne olduğunu merak ettiğim için merdivenlerden inmeye başladım. O sırada telefonum çaldı. Cebimden çıkardığımda babamın aradığını gördüm. Tam sırasıydı! İstemeyerek cevapladım. Normalde asla cebaplamazdım ama Tomris onun elinde... İstese öldürebilir... Onu kaybedemem. Telefonu kulağıma götürdüm.

"Efendim?"

"Eğer Tomris'in de böyle kanlar içinde yatıp ölmesini istemiyorsan, o kızın canını alacaksın. Küçük bir uyarıydı."

O yapmıştı... Masum bir cana bilerek kıymıştı.

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

1- Bölümü beğendiniz mi?

2- Sizce Tomris kim ve Toprak için neden bu kadar önemli?

3- Sizce Toprak Yağmur'a zarar verecek mi?

4-Sizce Yağmur neden bu kadar etkilendi?

Bugünlük bu kadardız sizleri seviyorum.

Bölüm sonu

4 yorum