İçeriğe geç

YABANCI

Bölüm 3 · 4 dk okuma

YABANCI

Bölüm 3

Anlaşma

"Sınıftakilerle neden bu kadar soğuksun?" dedi yabancı eve doğru yürürken. Sabahki tanışma olayından sonra biraz sohbet etmiştik. Anlattıklarına göre annesi vefat etmişti ve babası da başka bir şehirde çalışıyordu. Ama okulu burada kazanmıştı ve dört yıldır burada okuyordu. Dolayısıyla bu sene son senesiydi. Diğer okulundan tartışmalardan dolayı ayrılmıştı. Bu yüzden okula daha yakın bir ev seçmişti. Şimdi de okul çıkışıydı ve evlerimiz aynı apartmanda olduğu için eve birlikte gidiyorduk.

Doğrusunu söylemek gerekirse inandırıcı gelmiyordu. Söyledikleri yalanmış gibi geliyordu. Ama köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyecektim. Çünkü kimseyle aramı bozmak istemiyor, meslek hayatıma tertemiz bir sicille başlamayı düşünüyordum. "Sınıftakiler benimle arkadaş olmak istemedi, ben de istemedim. Kimse beni sevmedi. Kimse de istemedi beni. Bu yüzden ben de istemedim. Kısır döngü yani." dedim.

Eve neredeyse varmak üzereyken "Anladım. Ama kendini insanlardan bu kadar soyutlama bence." bana akıl vermek mi? Nefret ederim. O ihtimali zaten biliyorum ve birinin bana hatırlatmasına ihtiyacım yok. Ayrıca öğüt alsam yaşlı bir dededen alırım senden değil. Gülümseyerek karşılık verdim. O sırada apartmana girdik. İkimiz de merdivenleri çıkarak dairelerimizin önüne geldiğimizde, gülümseyerek yüzüme baktı.

"İyi akşamlar komşum, bir şeye ihtiyacın olursa buradayım." dedi dairesini göstererek. Komşum? O iyelik eki de neydi öyle? Gülümsedim ama bu zoraki bir gülümseme değildi. "Teşekkür ederim ama sanırım bunu benim demem lazımdı. Sen yeni geldin sonuçta. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, ben de hep buradayım." dedim. Neden onu taşınırken görmemiştim? "Toprak..." dedim aklıma gelen şeyle, meraklı gözlerle bakmaya başladı. "Seni neden taşınırken görmedim?" dedim. Bir an afallar gibi oldu. Daha sonra "Önceden oturan kişiyle konuştuğumuzda eşyalarını yenileyeceğini söyledi. Ben de uzun süre kalmayacağım için yeni eşya almaya ihtiyaç duymadım. İkinci el idare ediyorum." dedi. Yine inanmadım. Gerçekçi değil. Neden yalan söylüyordu bu kadar beceremiyorken?

Anladığımı belirtmek için başımı aşağı-yukarı salladım. Yapabilirmiş gibi gülümsediği dudaklarını daha da yukarıya gerdi. O sırada anahtarımı çantamdan çıkarmakla meşguldum. "O zaman artık gireyim ben..." dedim. Başını salladı ve o da kapısını açtı.

Ayakkabılarımı çıkardım ve eve girdim. O da aynısını yapmıştı.

"İyi akşamlar?" bu başka diyecek bir şeyin var mı demekti.

"İyi akşamlar." dedi gülümseyerek. Yokmuş.

Çok gereksiz mutlusun yabancı. Dünya bu kadar mutlu olunacak bir yer değil. Ve doğrusunu söyemek gerekirse, hâla samimiyetine inanmıyordum. Telefonumu çantamdan çıkardım ve çantamı yere attım. Telefonumu bir köşeye koyduktan sonra direkt banyoya yöneldim. Kıyafetlerimi çıkarırken aynada kendime baktım. Biraz toparlanmış gibiydim. Ölecek miydim acaba? Ya da bu kıyamet alameti miydi?

Duşa girdiğimde soğuk suyu açtım ve altına girdim. Biraz kendime geldikten sonra suyun ısısını normal bir şekilde ayarladım. Bir süre sıcak suyun bedenimi ıslatmasını bekledim. Ruhum yenileniyor gibiydi. Kendimi çok iyi hissediyordum. Neden acaba? Elime şampuan şişemi aldım ve biraz elime dökerek uzun saçlarımı yıkamaya başladım. İyice köpürtüp duruladığımda ikinciye ihtiyaç duymadım ve bedenimi yice temizleyip duştan çıktım.

Üstüme kalın bornozumu giydim ve odama doğru yol aldım. Çekmecemden iç çamaşırlarıyla kıyafetlerimi çıkardım. Hızlıca siyah iç çamaşırlarımı, eşofmanımı ve kapüşonlumu giydim saçlarımın nemini de havluyla aldım. Oturma odasına gittiğimde telefonumun çaldığını gördüm. Ekranda gördüğüm 'Ahmet Yelken' yazısıyla gözlerimi devirdim. Biliyor musun Ahmet Yelken, seninle konuşmak şu an istediğin en son şey.

İstemeyerek de olsa telefonumu açtım ve kulağıma götürdüm. "Efendim babacığım?" dedim yumuşak bir ses tonuyla. Bunu dediğim için kendimden iğreniyordum. O lanet herif benim babam falan değildi! Olamazdı. "Nasılsın kızım? Merak ettim seni." dedi. Merak etmişmiş. Duygulandım şu an ne kadar iyi bir babasın! "İyiyim babacığım sen nasılsın? Doğrusu sen de benim aklımdaydın. İyi ki aradın." dedim yapmacık olmamaya özen göstererek. Telefonun diğer ucundan berbat bir kahkaha sesi geldi. O sesi kendi ellerimle keseceğim biliyor musun?

"Bir şeye ihtiyacın var mı güzel kızım?" dedi o iğrenç sesiyle. Gebersem sana söylemem pislik! Hayır, şimdi değil. Şimdi onunla güzel bir şekilde konuşacağım yoksa her şeyi anlar. "Yok baba, teşekkür ederim." dedim. Allah senin gibi babanın belasını versin, senin gibi baba olmaz olsun. "Tamam güzel kızım ben şimdi kapatıyorum, sadece sesini duymak istemiştim. Sonra konuşuruz." dedi o mide bulandırıcı sesiyle. Masanın üstündeki paketten bir sigara çıkarıp parmaklarımın arasına aldığımda, "Görüşürüz babacığım." dedim ve sigaramı yakarak telefonu kapattım.

Gereksiz pislik.

(TOPRAK'IN ANLATIMIYLA)

Çalan telefonumu açtım. "Efendim baba?" dedim. Birkaç saniye ses gelmedi. "Biraz sonra kızın fotoğrafını atacağım. Bundan sonraki tek işin onu bulmak ve öldürmek." dedi. Gözlerimi sıkıca yumdum. Birini öldürmek istemiyordum. Onların hain planarı yüzünden beni yönetmelerini istemiyordum. "Bunu yapmak zorunda mıyım baba?" diye isyan ettim. Kendi işlerini kendileri görsünler, ne olacak sanki?

Telefonun diğer ucundan derin bir nefes alma sesi geldi. "Hatırlatırım, Tomris hâla hasta. Ve hâla bana muhtaç..." dedi... Tehdit... En hassas noktamdan vurmuştu beni. Gözlerimi daha da sıkı yumarak, "Pekala, onu öldüreceğim." dedim. Ama kimi? Ben hangi masum kişiyi canından edecektim? Ben kendi değer verdiğim kişiyi kurtarmak için kim bilir kimin en değerlisini öldürecektim? Telefonun diğer ucundan bir gülme sesi geldi. "Kızın fotoğrafını atıyorum. En kısa zamanda acı eşktirerek geberteceksin onu!" dedi ve telefonu yüzüme kapattı.

Başımı ellerimin arasına aldım "Hayır olamaz olamaz! Ben birinin canına kıyamam." yapamazdım, ben masum birinin canına kıyamazdım. Ben cani değildim. Ama Tomris... Onun için tüm dünyayı bile karşıma alırdım.

Telefonuma gelen bildirim ile ekran aydınlandığında babamdan gelen fotoğrafı açtım. Karşımdaki fotoğraf tanıdığım o güzel yüze aitti. Fotoğrafı incelerken bir bildirim geldi.

Babam: Öldüreceğin kız bu. En kısa zamanda onun canını en fazla şekilde yakarak geberteceksin. Kuralı biliyorsun. Ya bu kızın canını alacaksın, ya da Tomris'in canını vereceksin... Bu arada öldürülecek kız, Yağmur Yelken. Ve bu emir, onun babası tarafından gelen emir. Kolay gelsin.

Bölüm sonu

1 yorum