Elimdeki kahve bardağını sıkarken hâla boş bir ifadeyle dışarıyı izliyordum. Günlerdir gözüme gram uyku girmezken sürekli annem gözümün önüne geliyordu. Bünyem artık uykusuzluğa dayanamıyordu. Sürekli kahve ve sigara içiyordum. Cenaze işlerinden dolayı okul iki haftalığına kapatılmıştı. Benim kadar olmasa da diğerleri de etkilenmişti. On gün sonra okul açılacaktı ve ben uyumamıştım. Evden çıkmamıştım. Açıkçası kimse de merak etmemişti. Kimse arayıp sormamıştı. Ben de telefonuma bakmıyordum. Kabus görürüm diye uyuyamıyordum. Uyumak istesem de olmuyordu.
Bugün içtiğim beşinci kahveydi. Uyumamam lazımdı. Kabus görecektim yine onu görecektim... Kapı birden alacaklı gibi çaldığında yerimden kalktım. Kapıyı açtığımda karşımda Toprak'ı görmemle çok şaşırmadım. Ondan başka gelecek kimse yoktu ki. Gerçin o neden geldi ki? "Sen neden açmıyorsun benim telefonlarımı?" diye çemkirdi. Sonra sormadan içeri girdi. İçeri gittiğinde kapıyı kapattım ve ben de arkasından gittim.
"Aramadın." dedim. Sinirle bana baktı. "Aramadım mı?" dedi. Sonra kendi kendine gülmeye başladı. Ayda yılda bir arkadaşımız olur, o da manyak çıkar iyi mi? Sehpanın üstünde duran telefonumu aldı ve "Kaç kere aradım baksana! Kaç tane mesaj var bir aç bak." dedi. Elinden telefonumu aldığımda 17 cevapsız arama, 29 tane de mesaj olduğunu gördüm. "Duymadım." dedim ve telefonumu oturduğum koltuğun üstüne bıraktım.
Toprak yanıma geldi ve avcunu yanağıma yerleştirdi. Baş parmağını gözümün altında hassasça gezdirirken "Kaç gündür uyumuyorsun sen?" dedi. Gözlerimi kaçırdım. "Dört." dedim. Bu dediğime kendim bile inanamıyordum.
Gözlerini büyüttü. "Neden kendini bu kadar yıpratıyorsun? Başlarda ben de üzüldüm ama bie öğretmen sadece." dedi teselli vermeye çalışırcasına. Zaten beni ölen kişi etkilemiyordu ki. Nasıl öldüğü etkiliyordu. Karnındaki bıçak... Beril hocanın yerde o şekilde yatışı bana o günü hatırlatıyordu. "Annem..." dedim. Anlamamış bir şekilde baktı. Ben daha bir hafta önce güvenmediğimi söylediğim bu yabancıya nedense şimdi çok güveniyordum.
"Anlamadım?" dedi. Oturduğum koltukta geriye yaslandım. Bu olayı tekrar hatırlamaya cesaretim var mıydı? Birine anlatabilecek güç var mıydı bende? "Ben küçükken annem ve babam çok kavga ederdi." dedim. Öyleydi. Bizim hiç güzel bir anımız olmamıştı. Biz hiç ailecek pikniğe gitmemiştik. Beni babam hiç salıncakta sallamamış, annem bana hiç güzel güzel saçlar yapmamıştı. Ben bunları düşünürken Toprak beni ciddiyetle dinliyordu.
"Bir gün dışarıda oyun oynuyordum. Çocukken pek arkadaşım yoktu. Kapının önünde kendi kendime oynardım. Yine tek başıma olduğum günlerden birinde ilk defa evden tartışma sesi gelmiyordu. Merak ettim ve içeriye girdim..." o an gözlerimin önüne geldi. Konuşmama devam edebilecek miydim?
(11 SENE ÖNCE)
Annemle babam kavga etmemişti! Yoksa artık babam iyi bir adam mı olacaktı? Parka da götürür müydü beni? Toprakla oynadığım için ellerim kirlenmişti. Birbirine vurdum ellerimi. Biraz temizlendi. Kapı açıktı. Ama kapı neden açıktı? Düşünmeyip içeri girdiğimde babam uyuyordu.
Gülümsedim ve annemi aramaya başladım. Evimiz küçüktü. Pek büyük değildi. Benim odama baktığımda annem orada değildi. "Anne..." diye seslendim. Ses yoktu. Kendi odasındadır. Kapıyı sessizce açtığımda yerde yatan annemi gördüm. Annemin bana yapmak için söz verdiği pastayı keseceği bıçak neden karnını kesmişti? Sessizce yanına gittim. Çöktüm ve elimi yanağına koydum. Çok üşümüştü. Hemen sarıldım. "Birlikte üşüyelim anne." dedim. Sıkı sıkı sarıldım ona. Neden uyanmıyordu? Ellerim çok toprak olmuştu. "Ellerim kirlendiği için bana küsme anne. Söz bir daha toprakla oynamayacağım. Hadi uyan." dedim. Cevap vermesini bekledim... Vermedi.
"Sen ne yapıyorsun burada!" içeriden gelen ses beni korkuttu. Babam sinirli gözüküyordu. Ellerim toprak olduğu için mi bu kadar sinirliydi acaba? "Annem üşümüş. Onu ısıtıyorum baba." dedim. Tekrar anneme sarılmak için kollarımı uzattım ama hızlıca yanıma geldi. Beni kolumdan tuttu ve odanın başka bir köşesine fırlattı. Kolum yere değdi ve o an canım çok yandı ama annem duyup üzülmesin diye sesimi çıkarmadım.
Daha sonra babam karnındaki bıçağı sertçe çıkardı. Annemi kurtarmıştı! Kurtarmış mıydı? Üstünde kan olan bıçağı yere fırlattığında biraz korkmuştum. Daha sonra uyuyan annemi kucağına aldı ve odadan çıktı. En son fark ettiğim şey bedeninden kan damlayan annemin hâla gözlerini açmamasıydı.
Hayır, annem ölmemişti.
Hayır, o bıçak annemin karnına batmamıştı.
Hayır, annem ben o adamla yalnız bırakmazdı. Bıramazdı.
Hayır, ben bu kadar erken annesiz kalamazdım.
(YAZARIN ANLATIMIYLA)
Küçük kız yere çöküp ağlamaya başladı. Kendini hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti. Saatlerce yalnız başına kaldı. Ne babası geliyordu ne de annesi... Annesinin öldüğünü kabulenmek istemiyordu küçük kız.
Saatler sonra gördüğü tek şey yerde kuruyan kan damlaları ve kurumaya yüz tutmuş kanlı bıçaktı.
Küçük kız bunları görmemiş varsayarak odadan çıktı ve kapıya yöneldi. Onun istediği annesini bulmaktı ama karşılaştığı şey koltukta hiçbir şey olmamış gibi sigarasından derin bir duman alan babasıydı...
Kız evin kapısından çıktı ve babası hiçbir şey demedi. Küçük kız öylece etrafa baktı. Annesi yoktu. Onu öpmek, koklamak, sarılmak için annesi yoktu yanında.
Kız, o gün ilk defa yalnızlığa terk edildi.
Kızın, o gün canı ilk defa bu kadar yandı.
Kız, annesiyle son bir kez vedalaşamadı.
Ve kız, babasının annesini nereye götürdüğünü asla bilmiyordu.
(GÜNÜMÜZ/ YAĞMUR'DAN)
Anlatırken gözlerimden birkaç damla yaş döküldüğünde uzun zamandır ağlamadığımı fark ettim. Toprak anlattıklarımı şaşkınlıkla dinliyor, eminim ki anlam veremiyordu.
Bir şey demeden beni kendine çekti ve sarıldı. Sadece sarıldı. Ve galiba benim en çok buna ihtiyacım vardı. Ben de kollarımı yavaşça kaldırdım ve onun beline doladım.
Neden ona bu kadar fazla güveniyordum? Neden içimden gelen bir ses bu yaptığımın sonuna kadar doğru olduğunu söylüyordu?
"Bu... Çok zor Toprak." diyebildim titreyen sesimle. Daha önce kimseye içimi dökmemiştim. Daha önce kimseye sarılarak ağlamamıştım. Daha önce kimse ağladığımı görmemişti. Hep saklanmıştım.
"Biliyorum, sakin ol Yağmur."
"Onu çok özledim." dedim çaresizce. Kokusunu bile hatırlamıyor, babamın onu nereye götürdüğüne dair hiçbir şey bilmiyordum. İşin kötü tarafı küçüklüğümde yaşattığı şeyleri yine yaşatır, ben yine o zamanlara dönerim diye ona soramıyordum bile.
"Ağla, istediğin kadar ağla. Yarın yine o güçlü kız olmaya devam edeceksin. Bu yüzden şimdi sınırlarını zorlayabildiğin kadar zorla, iyice ağla." ben güçlü kız olmak istemiyordum ki. Ben güçlü olmak zorundaydım. Yoksa yıkılırdım.
Gözlerim açık kalmıyordu artık. Kollarımı Toprak'ın bedeninden ayırdım.
"Uyumak istiyorum. Dayanamıyorum." dedim. Yorgundum. Bitkindim. Kırgındım.
(TOPRAK'IN ANLATIMIYLA)
Uyuyordu, 1 saattir sorun olmadan uyuyordu. Kabus görmemişti, ağlamamıştı, korkmamıştı ve uyuyordu. Ben de sadece dışarıyı izliyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ona zarar vermemem lazımdıç Bana çok çabuk güvenmesine şaşırmıştım. Ama ihtiyacı vardı birine güvenmeye ve birinin ona güvenmesine. Bu insan ben olmamalıydım. Ben kötü biriydim. Ben onun hayatından çıkmalıydım çünkü o çok masumdu ve çok acı çekmişti.
Telefonumu elime aldığımda sessizde olduğunu ve yaklaşık on dakika önce gelen aramayı duymadığımı fark ettim. Yine babam aramıştı. Yine benden ne istiyordu? Onun sesini duymak istemiyordum. Zaten konuşsam Yağmur uyanırdı.
Siz: Ne oldu baba?
Babam: Onu sahile getir.
Siz: Hayır, neden?
Babam: Getiriyorsun. Ve sonra yanından ayrılıyorsun.
Siz: Baba hayır.
Babam: Tomris'le vedalaşmadan ölsün istiyorsun yani?
(Görüldü)
Vicdansız herif.
Yapacaktım. Uyandığında, onu sahile götürecektim. Başına ne geleceğini bilmiyordum ama yapmak zorundaydım.
Telefonumu can sıkıntısıyla cebime koyarken Yağmur'un uyandığını fark ettim. Gözlerimi sıkıca yumdum ve derin bir nefes aldım. Bütün bunların bir rüya olmasını diliyordum. Ya da berbat bir şaka... Çünkü ne Yağmur'a, masum birine benim yüzümden bir zarar gelse kaldırabilirdim ne de kız kardeşime bir şey olsa ben yaşayabilirdim.
(YAĞMUR'UN ANLATIMIYLA)
Koltukta uyandığımda üstümde kalın bir battaniye vardı. Aklıma uyumadan önce yaşadıklarım geldi. Uykulu kafayla her şeyi Toprak'a anlatmıştım. Bunun için içim pek rahat değildi. Kafamı kaldırdığımda Toprak'ım yanındaki koltukta oturduğunu gördüm.
Gülümsedi ve "Günaydın. Biraz daha mı uyusan?" dedi. Kendime yıllardır uyuyor gibi halsiz ama bir o kadar da günlerdir gözüne uyku girmemiş biri gibi yorgun hissediyordum.
Omuz silktim. "Gerek yok. Bu kadar yeterli." dedim. Baya uzun uyumuştum galiba. Saat kaç olmuştu ki? Saate baktığımda kaçta uyuduğumu hatırlamadığım için kafam karışmıştı. Sorarcasına Toprak'a baktığımda "Bir saattir uyuyorsun." dedi. Bir saattir uyuduğum için mi bu kadar yorgun hissediyordum?
Koltukta doğruldum ve "Sen neden eve gitmedin ki?" dedim. Ne yani daha bir saat önce güvendiğim ve her şeyi anlattığım kişiyi şu an evden mi kovuyordum? Yaptıklarım birbiriyle çok zıttı ve bu çoğu zaman hoşuma gitmiyordu. "Kabus görürsün, başına bir şey gelir diye korktum ve yanında beklemek istedim." dedi. "Hem belki biraz açıl diye sahile de gideriz?"
Aslında sahil iyi bir fikirdi. Günlerdir evden çıkmıyordum. Ve bu bana iyi gelebilirdi. Başımı salladım. "Tamam, olur. Biraz ayılayım sonra çıkalım." dedim. Hemen ardından gülümsedi ve "Hazırlanıp geliyorum." dedi. Daha sonra bir şey demeden odadan çıktı. Birkaç saniye sonra da evin kapısının sesi geldi ve böylece evden gittiğini anladım.
Neden ona bu kadar güvendiğim hakkında hala bir fikrim yoktu. Muhtemelen bu yaptığım hatalıydı. Bir haftadır tanıdığın birine bu kadar güvenemezdim. O benim için bir yabancıydı.
Koltuktan kalktım ve odama gittim. Dolaptan rastgele bir kapüşonlu ve eşofman altı aldım. Daha sonra hızlıca üstüme geçirdim. Saçlarımı taradım ve dağınık bir topuz yaptım. Bugün hava biraz kötü olduğu için bir ceket aldım. Odaya geri gittiğimde telefonumu almaya gerek duymadım ve evden çıktım. Kapıyı açmamla birlikte Toprak da kapıyı açmıştı. Beni mi dinliyorsun psikopat? Siyah spor ayakkabılarımı giydikten ve bağıcıklarımı sıkıca bağladıktan sonra onun da ayakkabılarını giymesini bekledim.
"Gidiyoruz?" dedi sorarcasına. Başımı salladım ve ondan önce merdivenlerden inmeye başladım. Arkadan geldi ve bana yetişti. Apartmandan çıktığımızda bu defa o cebinden bir sigara ve çakmak çıkardı. Paketi bana uzatarak, "Sigara?" diye sordu. Nezaketen gülümsedim ve paketten bir tane aldım. O da aldı ve paketi cebine koydu. Daha sonra ilk benim sigaramı, sonra kendi sigarasını yaktı.
"Daha iyi misin?" diye sordu. Daha iyiydim galiba. Uzun zamandır ağlamamıştım. Ağlamak iyi gelmişti. Daha önce kimseye anlatamadığım şeyleri birine anlatmak da iyi gelmişti. Sanırım ben biraz toparlanmıştım.
Sorusuna karşılık başımı salladım. "İyiyim galiba." dedim ve yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim. Bir süre sessizlik hakim oldu etrafa. Sahile gidene kadar hiç konuşmadık. Ben ondan önce taşlara oturduğumda "Simit alıyorum?" dedi ve arkasındaki simitçiyi gösterdi. Başımı aşağı yukarı salladım. Açtım. Gerçekten çok açtım. Başını sallayıp gittiğinde. Ben de gözlerimi kapattım ve denizin kokusunu içime çekmeye başladım.
Arkamda hissettiğin nefesle irkildiğimde Toprak'ın geldiğini anladım. Eden bu kadar yakın duruyordu? Rahatsız ediciydi. Arkamı dönmeme kalmadan Toprak kolumu tuttu. Çok sert tutuyordu. Bu Toprak değildi. Bir yabancıydı. Gerçi, Toprak da bir yabamcı değil miydi?
Arkamı dönmeme kalmadan karnımda hissettiğim yoğun ve tarif edilemez acı ile olduğum yerde kaldım. Elim refleks olarak karnıma gittiğinde elime bılaşan sıvıyı hissettim...
Ayaklarım artık gücünü kaybettiğinde taşların üstüne yığıldım. "Toprak..." diye fısıldadım. Sesimin yüksek çıkmasını istedim ama olmadı. Nefes alışlarım yavaş yavaş güçleşiyor, her nefes aldığımda göğüs kafesimi deliniyordu.
Toprak gelmiyordu. Kimse gelmiyordu. Etrafta kimse yoktu. Bir şeylerin sonuna mı gelmiştim? Ölecek miydim? Toprak hâla yoktu. Artık umudum yoktu. Babamdan intikam alamadan bir daha dönememek üzere gidecektim.
~ ~ ~
1-) Bölüm nasıldı?
2-) Sizce hikayenin akışı nasıl devam edecek?
3-) Yağmur ölecek ve hikaye başka bir karakterin başından geçecek olabilir mi?
4-) Son olarak, Toprak Tomris'i mi Yağmur'u mu seçecek?
Bugünlük bu kadardı. Sizleri seviyorum. Görüşmek üzere.
