O sırada ben ise odamda çoktan uyumuştum.
Yol yorgunluğu ve bütün gün gezmenin verdiği bitkinlikle saatlerce deliksiz uyudum.
Gözlerimi açtığımda hava çoktan kararmıştı.
Telefonuma baktım.
Hiçbir yeni mesaj yoktu.
Telefonu komodinin üzerine bırakıp esnedim.
"Demek meşgul..." diye geçirip omuz silktim.
Ne Aras'ın cevap vermesini bekledim...
Ne de tekrar mesaj attım.
Canımı sıkacak bir durum yoktu.
Yataktan kalkıp banyoya girdim.
Ilık su bütün yorgunluğumu alıp götürüyordu.
Duştan çıktıktan sonra üzerime sade ama şık siyah bir tişört ile açık renk rahat bir şort giydim.
Saçlarımı kurutmamıştım.
Islak saçlarımdan süzülen birkaç damla omuzlarıma düşüyordu.
Tam aynanın karşısında saçlarımı havluyla kurularken kapı iki kez çalındı.
Tak... Tak...
Şaşkınlıkla saate baktım.
Bu saatte kim olabilirdi?
Kapıya yaklaşıp dürbünden baktım.
Aras.
Kapıyı açtım.
"Bir şey mi oldu?"
Aras birkaç saniye konuşamadı.
Saçlarımın hâlâ ıslak olduğunu görünce bakışları istemsizce yüzümde kaldı.
Sonra hemen toparlandı.
"Rahatsız ettim galiba."
"Yok, yeni duş aldım."
Başını hafifçe salladı.
"Şey..."
Sanki ne söyleyeceğini unutmuş gibiydi.
"Neyse, sadece iyi misin diye bakmak istedim."
Gülümsedim.
"İyiyim."
İkimizin arasında kısa bir sessizlik oluştu.
Koridordan geçen birkaç misafirin ayak sesleri duyuluyordu.
Aras sonunda cebinden küçük bir poşet çıkardı.
"Lobiden geçerken tatlı almıştım."
Poşeti bana uzattı.
"Tek başıma yemek istemedim."
Poşetin içinde küçük kutularda iki dilim cheesecake vardı.
Şaşırarak ona baktım.
"Bunu benim için mi aldın?"
"Bir tanesi senin."
İstemeden gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Tam kapıyı kapatacakken koridorun diğer ucundan bir ses duyuldu.
"Aras?"
İkimiz de aynı anda başımızı çevirdik.
Deren, elinde telefonuyla bulunduğu yerden bize bakıyordu.
Önce Aras'a...
Sonra bana...
Sonra tekrar Aras'a.
Yüzündeki şaşkın ifade birkaç saniye içinde yerini zoraki bir gülümsemeye bıraktı.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
Koridordaki hava bir anda değişmişti.
Aras cevap vermeden önce Deren'in bakışları benim hâlâ ıslak saçlarıma ve açık duran oda kapısına kaydı.
İçinden geçenleri belli etmemeye çalışıyordu.
Ama yüzündeki ifadeden, gördüğü manzaradan hiç hoşlanmadığı anlaşılıyordu.Deren koridorun sonunda gözden kaybolunca Aras kısa bir süre olduğumuz yerde kaldı.
"Ben gideyim." dedi.
"Tamam."
Kapıyı kapattım.
O gece ne Aras'a mesaj attım ne de onun cevap vermesini bekledim.
Telefonumu sessize alıp yatağın üzerine bıraktım.
---
Ertesi sabah otel her zamanki gibi hareketliydi.
Aras resepsiyonda çalışıyordu.
Ben ise kahvaltımı yaptıktan sonra lobiye indim.
Tam kapıdan çıkacakken tanıdık bir ses duydum.
"Mary."
Arkamı döndüğümde birkaç gün önce sahilde karşılaştığımız o olgun kadın karşımda duruyordu.
Bu kez yalnızdı.
Üzerinde siyah keten bir elbise, gözlerinde ise ilk günkü kadar dikkatli bir ifade vardı.
"Beni hatırladın mı?"
"Evet."
Kadın yanıma yaklaştı.
"Birkaç dakikanı alabilir miyim?"
"Neden?"
Sorumu duyunca hafifçe duraksadı.
"Seninle konuşmak istiyorum."
"Benimle ilgili mi?"
"Biraz... Seninle, biraz da Aras'la ilgili."
Bu sözleri duyunca kaşlarımı çattım.
"Neyi konuşacağız?"
Kadın tam cevap verecekken resepsiyondan bizi izleyen Aras yerinden çıktı.
Hızlı adımlarla yanımıza geldi.
"Burada ne yapıyorsun?"
Kadın sakinliğini bozmadı.
"Sadece konuşuyorduk."
"Konuşacak bir şey yok."
Kadın gözlerini Aras'a çevirdi.
"Hâlâ aynı tavırdasın."
Aras'ın yüzü ciddileşti.
"Geçmiş geçti."
"Sen öyle sanıyorsun."
Aralarındaki konuşmanın ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyordum.
İkisi de bana hiçbir açıklama yapmıyordu.
Kadın bana dönerek yumuşak bir sesle,
"Mary, dikkatli ol."
dedi.
"Neden?"
"Şimdilik bunu söyleyebilirim."
Aras'ın sabrı tükenmişti.
"Yeter."
Kadın birkaç saniye ona baktı.
"Gerçekleri erteleyebilirsin ama sonsuza kadar saklayamazsın."
Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp otelden çıktı.
Ben gözlerimi Aras'a çevirdim.
"O kim?"
Aras birkaç saniye sustu.
"Boş ver."
"Boş verilecek gibi durmuyor."
"Gerçekten konuşmak istemiyorum."
İlk kez sesinde bu kadar sert bir ton vardı.
Daha fazla soru sormadım.
Ama kadının son cümlesi aklımdan çıkmıyordu.
"Gerçekleri erteleyebilirsin ama sonsuza kadar saklayamazsın."
Aras hiçbir şey olmamış gibi tekrar resepsiyona döndü.
Ben ise otelin çıkış kapısına doğru baktım.
İçimde ilk kez, bu hikâyede bilmediğim çok daha büyük bir şey olduğu hissi oluşmuştu.