Yaklaşık iki saat sonra otelin otomatik kapıları yeniden açıldı.
Elimde birkaç alışveriş poşetiyle içeri girdim.
Üzerimde yeni aldığım beyaz, sade bir atlet ve hafif ışıltılı kot eteğim vardı. Saçlarımı açık bırakmıştım. Hafif makyajım gün ışığında daha belirgin görünüyordu.
Lobide her zamanki yoğunluk vardı.
Resepsiyonda çalışan Aras, gelen misafirlerle ilgilenirken kapının açılma sesiyle başını kaldırdı.
Beni gördüğü an birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Bakışları istemsizce üzerimde dolaştı.
Elimdeki poşetlere, sonra tekrar yüzüme baktı.
O an Kerem de resepsiyonun yanına geldi.
"Mary dönmüş."
Aras hiçbir şey demedi.
Sadece bakmaya devam etti.
Kerem dirseğiyle hafifçe Aras'a dokundu.
"Oğlum, misafir geliyor. Biraz da bilgisayara bak."
Aras irkilip önündeki ekrana döndü.
"Bakıyordum zaten."
Kerem kısık sesle güldü.
"Tabii..."
Ben resepsiyona yaklaşıp oda kartımı almak için bekledim.
"Geldim." dedim gülümseyerek.
Aras kendini toparladı.
"Nasıl geçti?"
"Güzeldi."
"Ne aldın?"
"Birkaç parça kıyafet."
"Başka?"
"Bir şeyler daha."
Sorularının ardı arkası kesilmiyordu.
Tam o sırada Deren resepsiyona geldi.
Beni kısa bir bakışla süzdü, sonra Aras'a döndü.
"Akşam vardiyasından sonra kahve içecektik, unutmadın değil mi?"
Aras birkaç saniye bana baktı.
Ben ise poşetlerimi düzeltmekle meşguldüm. Deren'in ne dediğini duymuş olsam da hiçbir tepki vermedim.
Aras bakışlarını benden ayırmadan,
"Tamam, gideriz."
dedi.
Deren'in yüzünde memnun bir gülümseme belirdi.
"Harika."
Ben ise sanki konuşma hiç yaşanmamış gibi resepsiyondan oda kartımı aldım.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim." dedi Aras.
Arkasından hiçbir şey söylemeden asansöre yöneldim.
Ne yüzümde bir rahatsızlık vardı...
Ne de kıskançlık.
Sadece sakin bir ifadeyle asansöre bindim.
Kapılar kapanırken Aras'ın bakışlarının hâlâ üzerimde olduğunu fark etmedim.
Kerem ise bunu fark etmişti.
"Az önce 'banane nereye gittiyse' diyen sen değil miydin?"
Aras bilgisayara dönmüş gibi yaptı.
"Abartıyorsun."
Kerem güldü.
"Yok. Kız içeri girdiğinden beri üç kez aynı ekrana baktın."
Aras cevap vermedi.
Sadece derin bir nefes aldı.
İçinden,
"Kahveye gitsem ne olacak ki..."
Aras, masanın üzerinde duran telefonuna kısa bir bakış attı.
Ekranda hâlâ Mary'nin mesajı duruyordu.
Cevap yazmak için telefonu eline aldı.
Sonra vazgeçti.
Telefonu ters çevirip masaya bıraktı.
Boş ver...
Kendi haline bıraksam daha iyi.
Deren bunu fark etmedi bile.
"Kahven soğuyor."
Aras fincanını eline aldı.
"Haklısın."
Bir süre oteldeki müşterilerden, vardiyalardan ve yaz sezonunun yoğunluğundan konuştular.
Deren ara ara espriler yapıyor, Aras'ı güldürmeye çalışıyordu.
Aras da sohbet ediyordu ama aklı tam olarak orada değildi.
Bunu belli etmemeye çalışıyordu.
Mary ise bir daha hiçbir mesaj atmadı.
Telefon sessizdi.
Saatler geçti.
Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı.
Deren denize bakıp gülümsedi.
"İyi ki gelmişiz."
"Evet."
"Bugün ilk defa seni bu kadar sessiz görüyorum."
"Biraz yorgunum."
"Kesin başka bir şey var."
Aras hafifçe gülümsedi.
"Yok."
Deren daha fazla üstelemedi.
Kahvelerini bitirdikten sonra sahil boyunca biraz yürüdüler.
Akşam serinliği çökmeye başlamıştı.
Sonunda birlikte otele döndüler.
Lobi her zamanki gibi kalabalıktı.
Kerem resepsiyonda çalışıyordu.
Aras'ı görünce gülümsedi.
"Vay, sonunda geldiniz."
Deren odasına çıkmak için asansöre yöneldi.
"Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz."
Asansör kapandıktan sonra Kerem, Aras'a yaklaştı.
"Eğlendiniz mi?"
"Fena değildi."
"Mary'yi gördün mü bugün?"
Aras omuz silkti.
"Hayır."
"Sormadın mı?"
"Hayır."
"Mesaj attı mı?"
Aras kısa bir an duraksadı.
"Bir kere attı."
"Sonra?"
"Cevap vermedim."
"Bir daha yazdı mı?"
"Hayır."
Kerem birkaç saniye sustu.
"Şimdi biraz bozulmuş gibisin."
Aras hemen itiraz etti.
"Alakası yok."
"Emin misin?"
"Gayet iyiyim."
Tam bunu söylediği sırada gözleri istemsizce lobiyi taradı.
Mary ortalıkta yoktu.
Herhâlde odasındadır...
diye düşündü.
Sonra kendi kendine kızdı.
Neden bunu düşünüyorum ki?
İstediğini yapabilir.
Ama ne kadar umursamamaya çalışsa da, Mary'nin bütün akşam bir daha mesaj atmaması beklediğinden daha fazla aklına takılmıştı.
diye geçirdi.
Ama nedense aklı, Deren'in söylediklerinde değil...
Asansöre binip gözden kaybolan Mary'deydi.