Olgun kadın otelden ayrıldıktan sonra ben de konunun üzerinde durmadım.
Aras'ın yüzündeki gerginliği fark etmiştim ama hiçbir şey sormadım.
Merak ediyordum.
Hem de fazlasıyla...
Ama anlatmak istemeyen birine soru sormanın bir anlamı olmadığını biliyordum.
Lobiden ayrılıp otelin bahçesine çıktım.
Tam telefonuma bakarken uzaktan iki tanıdık ses duydum.
"Mary!"
Başımı kaldırınca şaşkınlıkla yerimde kaldım.
"Yağmur?"
Karşımda çocukluk arkadaşlarım olan ikiz kardeşler duruyordu.
Yağmur hiç değişmemişti. Yanında duran Emre ise her zamanki gibi gülümseyerek bana bakıyordu.
"Sen burada ne yapıyorsun?" dedi Emre.
"Asıl siz?"
Üçümüz de aynı anda gülmeye başladık.
"Biz tatil için geldik." dedi Yağmur.
"Sen?"
"Ben de birkaç gündür buradayım."
Ayaküstü sohbet ederken Emre,
"Hâlâ aynıymışsın."
"Neden?"
"Eskisi gibi sakinsin."
Omuz silktim.
"Değişmedim pek."
O sırada resepsiyondan çıkan Aras bizi gördü.
Önce bana baktı.
Sonra yanımdaki Emre ve Yağmur'a.
Birkaç saniye olduğu yerde durdu.
Kerem de onun yanındaydı.
"Neye daldın?"
Aras gözlerini ayırmadan,
"Hiç."
dedi.
Kerem bakışlarını benim bulunduğum tarafa çevirdi.
"Tanıdıkları galiba."
"Evet."
Aras'ın sesi sakindi.
Ama bakışları Emre'nin benimle konuşmasına takılıp kalmıştı.
Emre bir şey anlatıyor, ben de onu dikkatle dinliyordum.
Aramızdaki sohbet oldukça rahattı.
Aras bunu izlerken istemsizce kollarını bağladı.
Kerem bunu fark etti.
"Gidip tanışsana."
"Gerek yok."
"Neden?"
"Arkadaşlarıdır."
Tam bunu söylerken Emre kahkaha atıp omzuma hafifçe dokundu.
Aras'ın bakışları bir anlığına sertleşti.
Hiçbir şey söylemedi.
Kendi kendine,
"Bana ne..."
diye geçirdi.
"Kiminle konuşursa konuşsun."
Fakat birkaç saniye sonra yine istemsizce aynı tarafa baktı.
Kerem bu kez gülmesini tutamadı.
"Oğlum, sen gerçekten hiç umursamıyorsun."
Aras alay edildiğini anlayınca başını iki yana salladı.
"İşim var."
Bunu söyleyip resepsiyona döndü.
Bilgisayarın başına geçti.
Fakat ekrana odaklanamıyordu.
Aradan birkaç dakika geçmişti.
Tam o sırada Emre ile Yağmur birlikte lobiye doğru yürümeye başladılar.
Ben de onlarla beraber içeri girdim.
Emre resepsiyonun önünde durup Aras'a döndü.
"Kolay gelsin."
"Sağ ol."
Aras kısa bir cevap verdi.
Emre gülümseyerek elini uzattı.
"Ben Emre."
Aras tokalaştı.
"Aras."
Yağmur da başıyla selam verdi.
Kısa bir tanışmanın ardından ikizler asansöre yöneldi.
Ben de peşlerinden yürüdüm.
Arkamızdan bakan Aras'ınİkizlerle birlikte otelin bahçesinden çıkıp sahil yoluna doğru yürüdük.
Aradan yıllar geçmişti ama konuşacak konu hiç bitmiyordu.
Yağmur, üniversitede yaşadığı komik anıları anlatıyor, Emre ise her zamanki gibi araya espriler sıkıştırıyordu.
Bir süre yürüdükten sonra sahile yakın küçük bir restorana oturduk.
"Buraya gelmişken deniz ürünleri yemeden dönmek olmaz." dedi Emre.
"Ben hâlâ balık seçemiyorum." diye karşılık verdi Yağmur.
Garson siparişleri aldıktan sonra sohbet yeniden başladı.
"Ne kadar kalacaksın Antalya'da?" diye sordu Yağmur.
"Birkaç gün daha."
"Tek başına gelmene şaşırdım."
"Biraz kafa dağıtmak istedim."
Emre masaya dirseklerini koydu.
"İyi yapmışsın."
Yemek boyunca bol bol konuştular.
Ben ise daha çok dinledim.
Arada eski okul anıları açılıyor, yıllar önce yaşadığımız komik olaylar konuşuluyordu.
Yemekten sonra sahilde yürüyüş yaptık.
Dondurma aldık.
Yağmur vitrindeki takılara bakmak isteyince birlikte küçük dükkânları gezdik.
Emre ise eline aldığı komik bir şapkayı takıp bizi güldürmeye çalışıyordu.
Akşamüstüne doğru üçümüz lunaparkın önünden geçtik.
"Bir tur dönelim mi?" dedi Emre.
Yağmur hemen kabul etti.
Ben de itiraz etmedim.
Dönme dolaba bindik.
Kabinin en üst noktaya ulaştığı anda Antalya'nın manzarası ayaklarımızın altına serildi.
Deniz, güneş ve şehir tek bir kareye sığmış gibiydi.
Emre telefonunu çıkarıp birkaç fotoğraf çekti.
"Bir tane de beraber."
Üçümüz yan yana durup fotoğraf çektirdik.
Fotoğrafı görünce Yağmur gülümsedi.
"Bunu saklayacağım."
Hava kararmaya yaklaşırken tekrar sahile indik.
Bir kafeye oturup soğuk bir şeyler içtik.
O sırada Emre'nin telefonu çaldı.
Kısa bir konuşmanın ardından,
"Bizim biraz işimiz çıktı." dedi.
"Yarın yine görüşelim mi?"
"Olur."
Vedalaşıp otelin önüne kadar birlikte yürüdük.
İkizler ayrıldıktan sonra ben tek başıma lobiye girdim.
Resepsiyonda çalışan Aras, misafirlerle ilgileniyordu.
Kapının açılma sesiyle başını kaldırdı.
Üzerimde sabah giydiğim kıyafetler vardı, elimde ise gün içinde aldığım küçük birkaç poşet duruyordu.
Bakışları kısa bir an üzerimde kaldı.
Sonra masanın üzerindeki bilgisayara döndü.
Hiçbir şey söylemedi.
Ben de bir şey demedim.
Sessizce asansöre yöneldim.
Arkamdan yalnızca Kerem'in sesi duyuldu.
"Arkadaşlarınla güzel vakit geçirmişsin galiba."
Aras, gözünü ekrandan ayırmadan cevap verdi.
"Öyle görünüyor."
Sesi sakindi.
Ama Mary'nin bütün günü başka insanlarla geçirmiş olması, fark ettirmemeye çalışsa da aklının bir köşesine yerleşmişti. aklında tek bir düşünce vardı.
Demek çocukluk arkadaşları...
Bu düşünce onu rahatlatmalıydı.
Ama nedense içindeki huzursuzluk hâlâ geçmiş değildi.