Baran'dan
"Bildiğin her şeyi anlat"
Hiçbir şey biliyormuş gibi davranmaya devam etmesi sadece canımı sıkıyordu.
"İzel, Hilal'in kimliği ve pasaportunu evden aldığını biliyorum. Benim bilmediğim onu nereye götürdüğün?" Sakin olmak için elimden geleni yapsamda Hilal'in nasıl bir işin içine karıştığını merak ediyordum.
Tabii ki o aşk zırvalığına inanmamıştım.
Hilal kalbini değil mantığını kullanan bir kadındı. Bir anda aşık olup her şeyi bırakıp gidecek biri hiç değildi. Biliyordum beni sevmiyordu ve annesinin zoruyla evlenmeyi kabul etmişti. Başta bu işime gelmişti sonuçta sevdiğim kadınla evlenecektim ama şimdi düşününce ona hak vermiyor değildim.
Hayat sevmediğin bir insanla geçmezdi.
Onu ilk önce kendime aşk etmeliydim bunun içinde de aradaki haşerelerin ölmesi gerekiyordu. İnanç Kuraner denen adamda tuhaf şeyler vardı. Kitaba uymayan bir şeyler ama bir türlü çözemiyordum.
"Hilal birine aşık olmuş. Asil diye bir çocuk"
Asil mi? Bu olay gittikçe ilginçleşiyordu. Ya Hilal bana yalan söylüyordu ya da İzel'e...
Ve ya ikimize de
İzel o gün olanları detaylıca anlatamaya devam ettikçe hikayede kopukluklar oluşuyordu. Hilal yalan söylüyordu ama neden?
"Onunla tekrar ne zaman görüşeceksin?" Sorumla İzel duraksadı. "Görüşmek istersem kaldığı eve gidebilirim." Dediğinde hiçbir şeyden haberi olmayan kahve gözlere baktım. Hilal hiçbir şeyi İzel'den saklamazdı. Çocukluğundan beri güvendiği tek insana anlatmıyorsa başı belada olmalıydı.
"Benim de konuşmam gerek onu alışveriş merkezine getirebilir misin?" Sorum onun kafasını karıştırmış gibiydi. "Baran farkındaysan Hilal senle evlenmemek için kaçtı. Yani görüşmek isteyeceğini pek sanmıyorum. Bence araya zaman girmeli" dedikleriyle kol saatime bakıp "İzel sen sadece dediğimi yap yeter. Emin ol bilmediğin bir çok şey var." Daha fazla vakit kaybetmeden ayaklandım.
"Baran-" cümlesine devam etmesine izin vermeden gülümseyip "senden haber bekliyorum." Dedikten sonra mekandan çıktım. Düğün günü beni öylece bırakıp gittiği için oldukça sinirlenmiştim ama Hilal böyleydi. Onun avucunun içinde tutmak zordu. Ne kadar sıkı tutarsan o kadar çabuk kaçar giderdi.
Dışardan kimse onu incitemezdi ama içinde öldüremediği küçük kız çok çabuk kırılırdı. Öyle bir deli cesareti vardı ki o küçük kız tüm acıları göğüsler ve bir damla gözyaşı bile dökmezdi. O beni tanımak istemesede ben onu her bir hareketini aklıma kazımıştım. İlk gördüğüm andan beri onu hayranlıkla izlemeye devam ediyordum.
O bu hayatta tanıdığım en güçlü kadındı.
Belki de bu yüzden onu istiyordum.
Zaten hangi erkek onu tanısa öyle bir kadını isterdi. Derin bir nefes alıp arabaya bineceğim vakit çalan telefonla durdum. "Abi İnanç Kuraner'le ilgili çok garip gelişmeler var. Hemen gelmen lazım." Duyduklarımla dudaklarımda hafif bir gülümseme oluştu.
"Geliyorum"
...
"Sence bu tesadüf mü?"
Elimdeki gazete küpüne baktığımda haber karşısında kaşlarım havalandı. "Büyük yangın can aldı." Başlığı sesli bir şekilde okumamla Ozan "abi İnanç'la ilgili hiçbir bilgi yok sanırken geçmişteki haberlere bakarken dikkatimi bu çekti. 2007 yılında Adapazar'ın daki bir binada büyük bir yangın çıkmış bil bakalım o yangında kim ölmüş?" Gazete küpünde kimin öldüğü yazmazken sadece tek bir kişinin kurtulduğunu yazıyordu.
"Canan Kuraner yani İnanç'ın annesi ölenlerin arasında ama en ilginci tek kurtulanın İnanç olması" binadaki herkes yangından kurtulamazken o nasıl kurtulmuştu? Ozan dosyadan bir fotoğraf çıkartıp bana uzattığında söylediği isimle fotoğrafa baka kaldım.
"Bu da annesinin fotoğrafı"
Böyle bir şey mümkün müydü?
Bu benzerlik nasıl mümkün olabilirdi. Ozan daha önce Hilal'i görmediği için bunu fark etmemiş olmalıydı. Eminim benim haricimde bu benzerliğin farkında olan biri daha vardı.
Anlamıyordum bu olayda bir şeyler eksikti. Hilal neden o adamın yanında kalıyordu?
Arada aşk yoksa ne vardı?
🚫🚫🚫
Hilal'den
Hepimizin hiç yaşanmamasını isteyeceğimiz anılarımız olmuştur. Benim şimdiye kadar öyle bir anım yoktu. Hata bile yapsam tüm yaşanması gerektiği için yaşandığını inanırdım.
Şimdiye kadar sadece bir kere keşke demiştim.
O da;
Keşke babam biraz daha benimle olsaydı...
Ama bu gece dudaklarımdan ikinci defa keşke çıkmıştı.
Keşke onunla hiç tanışmasaydım.
Göz göre göre canımı yakan bu adamı hiç tanımamış olmayı dilerdim. O keyifle yıkılışımı izlerken Doğu beni tutmasa ne halde olurdum bilmiyordum. Ne olduğunu anlayamıyordum neden bu kadar öfkeli olduğunu çözemiyordum. Duvarın köşesinde oturmuş saatlerce bunu düşünerek değerli zamanımı harcadığım için kendime kızıyordum.
O geri zekalıyı düşünmek yerine buradan kurtulmanın yolunu bulmalıydım. Bu adama daha fazla katlanmak istemiyordum ama elim kolum bağlıydı. Ne yapacağımı bu adamdan nasıl kurtalacağımı bilmiyordum.
Kaçsam neye yarardı? O bulmasa polis bulurdu. Kafamın içindeki her cevapsız soruyla daha da çıkmaza girerken başımı sertçe duvara vurdum. Sanırım öfkemin tek sebebi bu değildi. Beni öyle güçsüz gördükleri için kendime öfkeliydim.
Babamın kızı gibi davranamamıştım.
Yorgunca gözlerimi kapatıp bugün olanları unutmak istiyordum. Hiç yaşanmamış gibi saysak olmaz mıydı? İçimdeki siniri bir türlü atamayınca saatlerdir oturduğum köşeden kalktım. Bir şeylerden sinirimi atmalıydım yoksa sinir krizi geçirebilirdim. Ne yapabileceğimi düşünürken çoktan odadan çıkıp sessiz salona ilerledim. Acaba eşyaları mı devirsem? Yok sonra o ruh hastası her yeri bana temizletirdi. Bunu hemen kafamdan eleyip koltuğun başında uyuya kalan ikiliye baktım.
Elçin omzunu Asil'e yaslamış mışıl mışıl uyuyordu. Asil ise başını Elçin'in saçlarına gömüştü. Bu ikili niye birbirinden uzak duruyordu ki? Yoksa o yasak saçmalağından mı? Tatlı hallerine bakarken aşağı merdivenlerden gelen seslerle başımı arkaya çevirdim. Sanki biri bir şeyi pataklıyordu. Merakıma yenik düşüp merdivenlere doğru ilerledim. Işık gelen odaya doğru ilerlememle gördüğüm manzaraya aval aval bakmakla yetindim. Karşısındaki kum torbası olmasına rağmen öyle hırslı vuruyordu ki sanki bir şeyden sinirini çıkartıyordu. Gözlerim ter kaplı çıplak vücuduna kaydığında gördüğüm dövmeler gereğinden çok fazlaydı.
"Beni daha ne kadar dikizleyeceksin?"
Dövmeleri incelemekten gelen sesle irkilmiştim. İnanç çoktan kum torbasına vurmayı kesmiş elindeki havluyla terini siliyordu. "Ne saçmalıyorsun sen? Ben niye seni dikizleyeyim?!" Lafının altında kalmamak için hızla konuştuğumda bana alayla baktı. "Niye dikizlemeyesin? Biraz olsun cenneti görmüş oldun işte" demesiyle yuzumu buruşturdum. Bu adamın ne zaman espiri yaptığını anlamıyordum. "Cennet? Öyleyse ben neden sana her baktığımda cehennemde olduğumu hissediyorum?" Öfkem içten içe kabarırken onu pataklamak istiyordum!
Anca böyle öfkem geçerdi!
"Çünkü yanmak istiyorsun..."
Saçmalamak konusunda bu adama kimse su dökemezdi. Duyduklarımla gözlerimi yaavaşça ona yaklaştım. "Yanacaksam bile seninle yanmam, buna emin olabilirsin." Bastıra bastıra söylediğim kelimelerle genişce sırıttı. "Zaten benimle yanarsan kurtulamazsın." Ne demek istediğini anlayamazken aptal halime kıkırdadı. Bembeyaz dişleri esmer teninde parıldarken gözlerim gülüşüne takıldı.
Yaban'ın gülebildiğini bilmiyordum.
Gülüşü hızla solarken o kadar hızlıydı ki güldüğünden bile emin olamamıştım. "Neden uyumadın? Yoksa kurtarıcını düşünmekten mi uyuyamadın?" Alaylı sesinin altında yatan bir şey vardı. Öfke?
Öfkeliydi ama neden?
Yüzüme alaycı bir gülüşü yerleştirip yüzümü yüzüne yaklaştırdım. "Ne o kıskandın mı? Doğu'nun senden daha adam oluşunu kıskanman normal tabii, sen benim yıkılışımı keyifle izlemek için beklerken o buna izin vermedi." Dediklerim gerçek düşüncelerim değildi. Açıkçası Doğu'nun derdinin beni etkilemek olduğunu biliyordum. Tek derdi etkileyip yatağını süslememdi ama ben buna kanacak kadar aptal değildim. Yinede beni bu ciğeri beş para etmeyecek adamın önünde kurtardığı için minnettardım.
"Ben senin yıkılışını her gün izliyorum. Her gün biraz daha karanlığa gömülmeni keyifle izliyorum" duyduklarım karşısında tek bir kelime bile etmezken yüzüme çarpan nefesiyle tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim. İçimde tutamadığım öfkem yumruk yaptığım elimde birikirken gözümün önüne inen perdeyle iş işten geçmişti. Yumruk yaptığım elimi karnına geçirip tekmemi bacak arasına geçirmemle beklemediği hamleler karşısında iki büklüm kala kalmıştı.
Acı inleyişi kulaklarıma melodi gibi gelirken bir anda kolumu tuttuğu gibi arkaya çevirdi. Bu kadar kolay toparlanacağını planlamamıştım. "Aşağılık herif bırak beni!" Bir eliyle kolumu tutarken diğer eli belimdeydi. Bu yakınlığımız bedenimi gerdiğinde bunu hissetmiş gibi konuştu
"Ne o yakınlığımdan rahatsız mı oldun?"
Konuşmak yerine bedenimi ondan kurtarmaya çalışırken saçlarımın arasında gezen burunla dirsek atmaya çalıştım. "Derdin ne senin? Bıraksana be adam!"
"Ben lavanta sevmem"
Sözleriyle gözlerim yerinden çıkacağına yemin edebilirdim. Bu adam ne kullanıyordu? Boynuma değen teniyle sertçe ayağına bastım. Refleks olarak bir adım gerilediğinde belimdeki elinden kurtulup tuttuğu kolumu çektim. "Sen nerenin delisisin?" Öfkeyle bağırmamdan etkilenmeden gülüp bir şey demeden arkasını döndüğü gibi çıkıp gitmişti.
Ben cidden kafayı yiyecektim!
Debelendiğim için her yerim kan ter içinde kalmıştı. Terden ıslanan saçlarımı geriye atıp yine beni soru işaretleriyle bırakan adamın arkasından baktım.
Bu adamı çözmek imkansızdı.
...
"Siz başbaşa hiç filme falan gittiniz mi?"
Her zaman ki gibi sadece önümdeki tabakla ilgilenmeye çalışırken, sabahın köründe nedenini bilmediğim şekilde buraya gelen arkadaşımın sorusuyla gözlerimi ona çevirdim. İzel'in geldiğinden beri tuhaf davranışlarına anlam veremiyordum.
"Hayır gitmedik" sorunun cevabını kısaca ben vermemle Asil minnetle baktı. İzel'in sabahtan beri bir türlü bitmeyen saçma sapan sorulardan adama gına gelmiş olmalıydı. Hayır asıl suç onu buraya getiren Ömer zibidisindeydi. Ben arkadaşımı beladan uzak tutmaya çalıştıkça bir şekilde o daha da içine giriyordu. "O zaman bugün gidin hatta hep beraber gidelim!" Elimdeki çatalı bırakıp reddetmek için dudaklarımı aralamamla İzel anlamış gibi tuhaf bakışlarını üstüme sabitledi.
Bir şey oluyordu.
Bu kızın her yeri ayrı oynuyorsa kesinlikle bir şey oluyordu. "Bence de gidelim hem bize de farklılık olur değil mi canım?" Yanımda oturan Asil'in elini tutarken elimden geldiğince gülümsedim. Asil ve masadaki herkes bana tuhaf bakışlar atınca "İzel bizim ilişkimizden şüpheleniyor olmalı. Onu ikna etmessek başımızdan inmez" ağzımın içinde Asil'in anlayacağı biçimde konuştuğumda derin bir nefes aldı.
Bakışları masanın diğer ucunda oturan İnanç'a kaydığında ondan onay bekliyor gibiydi. "İstiyorsanız gidin ama fazla geç dönmeyin." İnanç dediklerinden sonra masadan kalkıp merdivenlere doğru ilerledi. Ömer iki elini çarpıp "güzel hangi filme gidiyoruz?" Diye sorduğunda gözlerimi devirdim.
Ne güzel bir filmimiz eksikti!
...
"Aşk Sende Güzel'e gidelim mi?"
Sanki uzun süredir dışarı çıkmamış gibi hissediyordum. Belki polis ensemdeydi ama ben aşk filmine gidiyordum. Bendeki rahatlık başka kimde vardı? İzel sorusuna hala kimseden cevap alamadığında önde yürüyen ikiliye baktım. Elçin üzgün görünüyordu. Ne kadar oyunda olsa bende sevdiğim adamın yanında başka bir kadın istemezdim ama benimde elim kolum bağlanmıştı.
Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal.
Her şeyi çözmek isterken sanki düğüm daha da karışıyordu. Kurtulmak isterken neden kendimi daha çok hapsolmuş hissediyordum? Yandığımı biliyordum ama sönmek için hiçbir şey yapmıyordum. Ellerimde bir adamın kanı vardı ama ben hiçbir şey olmamış gibi nefes almaya devam ediyordum.
Tabii bu ne kadar nefes almak sayılırsa.
"İyi siz geçin ben önümdeki seansa biletleri alayım." Asil gözlerini Elçin'den ayırmadan konuştuğunda beklediği gibi Elçin'den cevap alamadı. "İyi o zaman bizde mısırları alalım" İzel'in bakışlarıyla cevap vermek zorunda kalınca Asil buruk bir gülümseyle beni onayladı.
Ya sanki aralarına giren kara çalı gibi olmuştum. Bunu düşündükçe kötü hissetmeden edemiyordum. İzel koluma girip gülümseyerek "filmin yarısında tuvalet bahanesiyle kalacağız. Tuvalete seni Baran bekliyor" dedikleri karşısında ağzım aralandı. "Bu da ne demek?" Sinirle fısıldadığımda "bende bilmiyorum sadece seni ısrarla görmek istiyor." Gözlerinde gerçekten de bir şey bilmediği anlaşılıyordu.
Baran anlamış miydi?
Nefesim bu düşünceyle daraldığında içimde oluşan umut beni sersemleştirdi. Evlenmemek için kaçtığım adamdan beni kurtarması için umutlandığıma inanamıyordum. İzel tam olarak neyi bildiğinden emin olamadığım için sinirlenmiş gibi davrandım. "Kızım ben görüşmek istesem neden düğünden kaçayım?!"
Sanırım bir kere daha keşke diyecektim. Keşke o düğünde hiç kaçmasaydım. Tanımadığım bi adamın esiri olmaktansa sevmediğim bir adamla evlenmeyi tercih ederdim bari beni sevdiğini biliyordum.
İzel sinirli halime inanmış ve endişelenmişti. "Hilal biliyorum ama sende Baran'ı biliyorsun. Hem ona bir açıklama yapman gerekmez mi? Ne olursa olsun onu öyle bırakıp gitmemeliydin."
Doğru gitmemeliydim...
"Tamam ama kimse bilmemeli! Asil'le papaz olmak istemem."
İnanç'ın kulağına giderse hiç iyi şeyler olmazdı. Kıbrıs'taki karşılaşmada olan gerginlik bir daha olmamalıydı. Ömer ce Elçin çoktan mısırları almış yanımıza geldikten hemen sonra Asil'de biletlerle gelmişti. "Hadi salona girelim film başlamak üzere" bir şey demeden ilerlerken İzel göz kırpıp beni Asil'e doğru itti. Ah bu kız! Düşmek üzereyken Asil belimden yakaladığında o da bu durumdan benim kadar rahatsız görünüyordu.
"Kusura bakma İzel kendince iyilik yapmaya çalışıyor" hızla kendimi toparlamaya çalışırken "sorun değil sanırım arkadaşın ilişkimizi kendince ölçemeye çalışıyor" Asil'in dedikleriyle ofladım. Sonunda kazasız belasız salona girebildiğimizde koltuklara ilerledik. İzel "çifte kumrular yan yana otursun!" demekten geri durmayınca Asil'le birbirimize baktık. El mecbur yan yana oturunca diğer yanıma İzel oturdu.
Gözlerim Elçin'e kaydığında bu tarafa bakmadığını gördüm. Başını yere eğmiş bizle iletişimini kesmiş görünüyordu.
Asil ise sadece ona bakıyordu.
Bu birbirinden habersiz iki kör aşığa gitmeden bir iyilik yapmalıydım yoksa bunlar iki dünya bir araya gelse açılamazdı.
O aşk yasağı saçmalağı umrumda bile değildi.
Aşk her zaman kazanırdı...
🌼🌼🌼
Bay X'den
"Her şey yolunda mı?"
Genelde sorularıma cevap alamasamda karşımdaki adamın bakışları sorumun cevabı için yeterli oluyordu. Sorumla yumruk yaptığı eli havada asılı kalınca başını bana çevirdi. "Sence?" Beklediğim cevapla gülüp duvara yaslandım. "Bence kafan baya karışık görünüyor. Bunun sebebi o kız olabilir mi?" Uzaktan bile görünen öfkesiyle bayıldığını bile fark etmediği adama sert bir yumruk daha indirdi.
"Ondan kurtulmam gerek"
Öfkeli sesi ilk defa bir şeyi nasıl yapacağını bilmiyor gibiydi. Nefes nefese baygın duran adamın sandelyesine tekme atıp bağırdı.
"O zaman onu öldür. Ne zamandır insanlara acır oldun?"
Bu sefer cevabı kahve gözleri verdiğinde derin bir nefes alıp ona yaklaştım. "O annen değil İnanç, böyle düşünürsen bu sadece işleri daha da zorlaştırır. O yüzden başta yapman gerekeni şimdi yapacaksın. Ondan hemen kurtulacaksın!"
O kızdan kurtulmazsa her şey karışırdı. O günden sonra vicdanının sesini unutan İnanç yavaş yavaş Yaban'a dönüşmüşken her şeyin başa dönmesini kabul edemezdim.
Bu kadar yaklaşmışken olmazdı.
⚠⚠⚠
Hilal'den
"Hilal benimle tuvalete gelir misin?"
İzel kaş göz yaparken Asil bize baktı. "Sen yalnız yapamıyor musun kız çocuğu?" Ömer alayla İzel'e sataştığında bizim kız, küçük bir böcekmiş gibi Ömer'e baktı. "Sen filmini izlesene be!" Diye tısladığında Ömer koltuğa gömüldü. "O zaman Elçin'de sizinle gelsin." Asil'in dediğiyle başımı uyuyan Elçin'e çevirdim. O da bunu görünce tereddütle bile olsa "tamam ama oyalanmayın" dedi. Duyduklarımla tuttuğum nefesi bırakıp İzel'le salondan çıktık.
"Sen tek konuş, şimdi araya girmeyeyim."
İzel çantasından sigara paketini alıp yangın merdivenine ilerlerken bir şey dememi beklemeden uzaklaşınca tuvalete doğru yürüdüm. Baran'a her şeyi anlatmak istesemde bir yandan emin olamıyordum.
Ne düşüneceğimi artık bilemez hale gelmiştim. Öyle köşeye sıkışmıştım ki ne yapsam, ne düşünsem olmuyordu.
Artık hiçbir şey bilmiyordum.
Tuvaletin üstünde yazan arıza yazısını umursamadan içeri girdiğimde karşımda duran adamla hafifçe gülümsedim. Belki sevmiyordum ama iyi biri olduğunu biliyordum. "Nasılsın Hilal?" Benim hafif gülümsememin karşısında o içtenlikle gülümsedi. "İyiyim de bunu sormak için iyi bir zamanlama mı?" Gözlerimle etrafı gösterdiğimde bu sefer alayla gülüp elimi cebine koydu.
"Doğru ikinci sevgilin Asil seni bekliyor değil mi?" Duyduklarım karşısında nefesim kesildiğinde bir şey belli etmeden konuştum. "Ne saçmaladığını bilmiyorum açıkçası umrumda da değil. Buraya gelmem bile hataydı." Panik içinde arkamdaki kapıya dönünce duyduklarımla tuttuğum kapı kulpunu bıraktım.
"Her şeyi biliyorum Hilal. Ne Asil'le ne de o İnanç denen adamla birlikte değilsin. Onlarla nasıl yolun kesişti bilmiyorum ama iyi olmadığını biliyorum. Gözlerindeki korkuyu görebiliyorum. Neler oluyor Hilal?"
Sık sık aldığım nefeslerim hızla benden koparken kapanan gözlerimi açmaktan korkuyordum. Tireyen bedenimi kapıya yaslayıp mavi gözlere döndüm. İnkar etsem ne işe yarayacaktı? Tanıdığım Baran ne dersem diyeyim bu işin peşini bırakmazdı.
Belki de ona her şeyi en başından anlatmalıydım.
Zaten karanlığa batıyordum başka ne kaybederdim ki?
...
Anlattıklarımla Baran bir şey demeden öylece suratıma bakmaya devam ediyordu.
Biraz daha burada oyalanırsam Asil şüphelenebilirdi.
"Sen birini öldürdün öyle mi?" Sanki komik bir şey demişim gibi gülen adama anlamsızca baktım. "Evet gözlerimin önünde kanlar içinde adam yere yığıldı!" Öfkeyle tıslamamla Baran gözlerini kıstı.
"Bunun yüzünden de o adam seni bırakmıyor. Nedeni ise seni bırakırsa polise gitmen ya da polisin seni bulup her şeyi ötmen. Anlattığın kadar iğrenç bir adamsa neden başına bela olma riskine rağmen seni öldürmüyor? Üstüne polislerin seni bulabilme ihtimaline rağmen seni böyle açık bir alana gönderiyor. Bunlar sence de biraz çelişkili değil mi?"
Kafam dedikleriyle daha da karışırken "Hilal!" Diye seslene İzel'le acele etmem gerektiğini anladım. "Ne demek istiyorsun çabuk söyle?!" Baran telefonuna bakıp "İzel'in telefonunu al ve gece aramamı bekle" dedikten sonra hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gitmişti.
"Kızım ne konuştunuz bu kadar? Şimdi şüphelenecekler!"
İzel'i duyamayacak kadar kafamın içini kemiren sorularla meşgulken Baran'ın bana yardım edecek düşüncesi bile iyi hissettiriyordu.
Bu İnanç mıdır Yaban mıdır artık neyin nesiyse bu adamdan hemen kurtulmak istiyordum.
Yoksa ne yapardım hiç bilmiyordum.
...
"Yaban nerde?"
Yokluğunu fark etmediğim kişiyi Elçin'in sorusu sayesinde hatırlamıştım. Hiç oralı olmadan uyuyacağım saati beklemeye devam ederken bir yanımda Baran'ın arayacağı zamanı iple çekiyordu.
"Bilmiyorum telefonu ulaşılamıyor." Asil gerginliğini saklamadan konuşunca bu durumun normal olmadığını anladım. Zaten en son sabah kahvaltıda görmüştüm. Bu evde olduğumdan beri kahvaltılar ve akşam yemekleri birlikte yeniliyordu. İnanç sanki buna özellikle dikkat ediyordu. Fark ettiğim bir şey daha varsa o da İnanç'ın tek yemek yiyemediğiydi. Bir keresinde eve sabaha karşı geldiğinde kahvaltıyı hazırlayan Elçin'i karşısına dikmiş ve yemeğini bitirene kadar kızı bırakmamıştı.
Allah bilir acaba daha ne gariplikleri vardı?
Buna kafa yoramayacağım için umursamazca karşımdaki televizyona bakmaya devam ettiğim sırada Ömer'in "Karakedi'de olabilir mi?" Demesiyle istemsizce başımı onlara çevirdim.
Karakedi mi?
Hepsinin yüzü sanki korkunç bir şey oluyormuş gibi donuklaşınca bende gerildim. "Olsaydı haberim olurdu." Dediklerinden bir şey anlamamak sadece sinirimi bozmakla kalmıyor merakmı da ortaya çıkartıyordu. Bu kadar televziyon keyifi yeterdi. Esneme numarasıyla dudağımın üstüne elimi koyup arkaya doğru gerildim.
"Artık uyusam iyi olur, iyi geceler."
Hepsi başını sallamakla yetinince gözlerimi devirmekten geri durmadım. İnsan bir iyi geceler derdi. Tabii onlar için şuanda önemli olan tek şey abileriydi. Belki başına bir şey gelmiş diyeceğim ama kötüye bir şey olmaz sözü bunu dememi engelliyordu. Kimseyi takmadan hızla merdivenlere yöneldim. Kaldığım odaya yöneleceğim sırada geldiğimden beri dikkatimi çeken odanın önünde durdum.
Ne vardı bu odada?
İnanç haricinde kimse giremezken bu kadar gizliliğin nedenini anlamıyordum. Yine içimi kemiren merak duygusuyla derin bir nefes alıp diğer kapılardan farklı renge sahip beyaz kapıya ilerledim.
Başıma ne gelecekse hep meraktan gelecekti!
Neden merak ettiğimi bilmiyordum. Sanırım İnanç'ın bu kadar kapalı kutu olması beni meraklandırıyordu. Diğerlerini bir şekilde analiz edebiliyorum ama İnanç onu anlamam için tek bir file vermiyordu.
Tereddütle kapının kolunu tuttuğumda kalp atışlarım hızlandı. Doğru bir şey yapmadığımı biliyordum ben ne kadar insan olarak görmesemde İnanç'ı, sonuçta onunda özeli olabilirdi. Bu ne olursa olsun doğru değildi. Merakımdan vazgeçip elimi kapının kolunu bırakacakken enseme çarpan nefes buna müsade etmemişti.
"Bu ufak tefek bedene göre fazla cesaretlisin."
Gözlerimi kapatıp bu anın hiç yaşanmamasını dilemek istesemde çoktan geç kalmıştım. Enseme çarpan nefesi huzursuzluğumu iki katına çıkarttığında daha fazla kaçamayacağımı anlayıp ona doğru döndüm. Bir anda gözlerimi gözlerine çıkartacak cesareti bulamayınca gözlerimi adem elmasından ayıramadım.
"Ne o küçük kızın cesareti bir anda tuzla buz mu oldu? Oysa dün çok cesaretliydin."
Dün aşağıda olanları tekrardan hatırlatmasıyla sinirle gözlerimi çukurlara çevirdim. "Sen benim cesaretimi sorgulayamazsın!" Ona diklenmemden keyif almış gibi yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
"Haklısın o adamı öldürürken baya cesaretliydin."
Yüzüme vurduğu gerçek canımı yaktığında gözlerimi kaçırdım. "Çekil önümden, uyuyacağım." Onun midemi bulandıran yüzüne daha fazla bakmak istemiyordum.
"İçerde ne olduğunu merak etmiyor musun?" Sorusu karşısında içimde hala tükenmeyen öfkeyle göğüsüne vurup ondan uzaklaştım.
"Senle ilgili hiçbir şeyi merak etmiyorum! Bu cehennemden kurtulmaktan başka hiçbir şey istemiyorum. Senin iğrenç yüzüne her gün katlanmak, ya da senin karanlığını istemiyorum! Senin yanında olmaktansa ölmeyi tercih ederim!"
Bazen insan sonunu kendi yazardı. Elleriyle kurduğu şeyleri tek tek yıkar ve o harabenin içinden çıkmak için yol arardı.
Bazen de kendi elleriyle diktiği çiçekleri kopartır ve sanki onlar hiç solmayacak gibi suyla yaşatmaya çalışırdı ama tüm çabalara rağmen çiçek çoktan ölmüş olurdu. İnsan hayatı da koparılmış bir çiçeğe benzerdi. Toparağında kök salamadan kaparılır ve hayata bir şey bırakaman göçüp giderdi.
Kara toprağı andıran kahvelerin arasına kızıllıklar karştığında İnanç'ın farkı da buydu.
O kopartmayı beklemeden öldürüyordu...
"O zaman bana seni öldürmem için bir sebep söyle." Yine beni sorusuyla şaşırtmayı başaran adama uzunca baktım
Alay ettiğini düşünsemde yüz ifadesi ciddi olduğunu gösteriyordu. "Benden nefret etmen beni öldürmen için bir sebep olmaz mı?" Onunla karşılaştığım günden beri gözlerindeki öfke ve nefreti görmemek imkansızdı. Dediğimi beğenmemiş gibi başını iki yana sallayıp "ben her nefret ettiğimi öldürseydim ortalıkta adam kalmazdı." Dediğinde kaşlarım havalandı.
"Ellerinde bir çok insanın kanı varken benimki de olsa ne değişir?"
Ölmemek için dirensemde belki de olması gereken buydu. Belki onunla tanışma sebebim bu yüzdendi. Hangi insan katiliyle tanışırdı ki? Zaten uçurumun kenarındaydım atlasam ne değişirdi. Adımlarını yine bana yaklaştırmasıyla arkaya gerilediğimde kapıya sırtımı verdim. Kaçacak bir yerim olmaması yine kaderin bana bir oyunu olmalıydı.
"Çok şey değişir."
Kısılan sesi ve ortamın karanlığı beni germekten başka bir işe yaramazken üstüne yakınlığı rahatsız ediyordu. Daha fazla yaklaşmasına izin vermeden elimi göğüsüne koydum. "Hiçbir şey değişmez, sadece listene bir kişiyi daha eklemiş olursun." Başımı yere eğip daha fazla dayanamadan duvarla arasından çıktım. Boğulduğumu, sanki nefes alırken öldüğümü hissediyordum.
"Değişir, o listede hiç masum biri yok." Aldığım derin nefesler bir işe yaramamışken sözlerine verecek cevap bulamadığım yetmezmiş gibi arkasından dedikleriyle gözlerimi kapattım.
"Ölmek istiyorsan ilk önce masumluğunu kaybetmelisin."
Öyle bir çıkmazdaydım ki girdiğim karanlık sokakta beni aydınlatan kırık lamba sönmek üzereydi.
Her adımımda daha önce hiç karşılaşmadığım karanlık beni kucaklarken, en kötüsü ise istemeden bu karanlığa ve
bu adama alışıyor olmamdı...
➖➖➖
Bölümün sonu 😥