Hilal'den
Küçüklüğümden beri hep doğru yolda ilerlemek için çaba sarfediyordum.
Babamın bana öğrettiği doğrulardan sapmadan yolumda ilerlemeye gayret ederken ilk defa o yoldan saptığımı hissediyordum. Yüreğime sığdırdığım tüm doğrularımı yavaş yavaş tüketirken avcumu açtığımda bana kalan hiçbir şeyin kalmadığını görüyordum.
Ben yavaş yavaş kaybediyordum...
Bana bakan mavi gözler bir cevap ararken ona vereceğim bir cevabım yoktu.
"Baran-" cümleme devam edemeden yanıma gelmekle kalmayıp üstüne elimi avcunun içine alan İnanç'a baka kaldım.
"Güzelim artık geç oldu. Odaya çıkalım."
Duyduklarıma inanamazken yan yan baktığım kahveler oldukça soğuk bakıyordu. Sesine yansıyan yumuşaklık gözlerine yansımamıştı.
İnanç gözlerini Baran'a dikip "arkadaşın mı?" dediğinde sessizliğini koruyan Baran kor gibi yanan mavilerini mavilerime dikti.
Neden hâlâ sessizliğini koruduğunu anlamazken "eski arkadaşı, neyse size iyi geceler" Baran'ın dedikleriyle şaşkınca arkasından baktım. Yanımdan geçip gittiğinde beklemediğim bu tavrıyla olduğum yerde kalmıştım.
Her yer beni arayan adamın beni bulduğunda verdiği tepki bu olamazdı.
Hâlâ ellerimi saran elleri hatırlamamla tiksintiyle çektim. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?!" sanki hiçbir şey yapmamış gibi ellerini cebine koyup yürümeye başladı.
Bu adamın rahatlığına katlanamıyordum!
Sinirle dişlerimi sıkıp asansöre ilerleyen adamı kolundan tuttum. "Sen ne yaptığının farkında mısın? Ben o adamla daha bir hafta öncesine kadar evlenecektim. Bu yaptığınla onun gözünde karaktersiz, aldatan kadın konumuna girdim!" bağırşımla kolunu tuttuğum elimi kavrayıp ters çevirdi.
Yanan canımla yüzümü buruşturup acıyla inledim. "O zaman evlenseydin! Ben buraya senin salak saçma aşk ilişkilerini halletmek için değil işimi yapmaya geldim. O yüzden yanlış bir şey yapma!" uyarısıyla başımı ona doğru döndüm. Canım yandığı için dişlerimi sıkıp "bırak beni! Canımı yakıyorsun." diye tısladım.
Ters çevirdiği kolumu rahat bırakmasıyla kolumu ovuşturdum. Sinirle ona dönüp "keşke evlenseydim! Eminim seninle yaşadığım cehennemden daha az canımı yakardı" söylediklerimle gülüp yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
"Ben olsam benimle iyi geçinmeni öneririm. Yoksa yaşadığını sandığın cehennemi öyle bir yaşatırım ki ölmek için yalvarırsın!"
Aklım duyduklarının gerçekliğinden şüphe ederken kahve gözler tüm gerçekliğiyle alev alev yanıyordu.
Hemde o cehennemde yakmak için hazır beklerken...
...
"İyi misin Hilal?"
Elçin elinde tuttuğu bardağı masaya bırakıp bana baktı. Gözlerimi köpüren denize çevirip gülümsedim. "Nefes aldığıma göre iyiyim." gülerek söylediklerimle elimde yamulttuğum çatala baktım.
Sabah beni uyandıran Elçin'le gözlerimi açtıgımda bizden başka kimse yoktu. Elçin'nin dediğine göre diğerinin işi vardı.
"Deme öyle Hilal. Bak ne güzel bir yerdeyiz biraz tadını çıkar."
Bende tat kalmış mıydı ki?
Dün Baran'ı görmemle her şeyin sonuna geldiğimi düşünürken Baran hiçbir şey demeden çekip gitmişti.
Benim tanıdığım Baran gitmezdi.
Açıkçası gidip gitmemesi pek umrumda değildi ama kafamı karıştırıyordu. Bu sessizliğin arkasından çıkacak fırtına endişelendiriyordu.
"Neden buradayız Elçin?"
Baştan beri sorduğum soruya kimseden bir cevap alamazken Elçin gergince bana baktı. Bir anda apar topar Kıbrıs'a gelmemiz mantıklı değildi.
"Hotel'in ihalesi için geldik. Bugün gece yapılacak davette ihale sahipleri toplanacak, aralarında İnanç'ta var"
İnanç o kadar zengin miydi?
Özel uçaktan anlamalıydım ama yinede kiralamıştır diye ihtimal vermemiştim. Tabii bende o kadar para çalsam bende zengin olurdum. Elçin'in gözlerine baktığımda sadece bu kadar olmadığını anladım.
"Amacı hoteli almak değil, değil mi?"
Aklıma gelen şeyle gözlerim irice açıldı. Daha büyük bir dolap dönüyordu!
İnanç'ın bir haftada bile ne bok olduğun anlamıştım. Buraya boş boşa gelmemişti.
"Elçin ne oluyorsa hemen anlat!" benden gözlerini kaçırmasıyla tahminimde haklı çıkarken seslice yutkundu.
"İnanç'ın derdi hotelin ihalesi değil. İhaleye katılacak olan adamların ihale fiyatları öğrenip banka hesaplarına ulaşmak!"
Baya vurgun yani!
Panikle etrafıma bakıp duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. "Siz manyak mısınız? Bunu yaptığınızda yanınıza kalacağını mı sanıyorsunuz? Bu bildiğin hırsızlık!" sessizce fısıldamamla Elçin elimi tuttu.
"Bak bildiğini sakın İnanç'a söyleme yoksa beni öldürür"
Korku dolu sesiyle dişlerimi sıkıp ayaklandım. Buna izin veremezdim. Zaten başım yandığı kadar yanmıştı. Daha fazlasına katlanamazdım. Elçin'i dinlemeden restorant bölümünden çıkacağım sırada gördüğüm mavi gözlerle olduğum yerde durdum.
Beni görmesiyle o da dururken ne diyeceğimi bilmeden gözlerine bakıyordum. Ne açıklama yapsam onu düğünde bırakıp gittiğimi açıklamazdı.
Ona karşı hissettiğim şeyler arkadaştan öteye gidemezken keşke gitseydi diyordum. Keşke bu adama aşık olabilseydim de bu olanlar hiç olmasaydı.
Suçumu örtecek hiçbir neden bulamazken yanından geçip gitmeye cesaret edemiyordum. Ona bir açıklama borçluydum.
"Baran-"
Bu sefer sözümü kesen kendisi olurken gözlerime uzunca baktı.
"Bir şey söylemene gerek yok ama keşke başka birine aşık olduğunu bana söyleseydin o zaman böyle olmazdı."
Pişmanlıkla karşımdaki adama bakıp ona yaklaştım. "Baran ben çok üzgünüm. Öyle kaçıp gitmek istemezdim ama seni de benimle birlikte mutsuz edemezdim."
"Seni çok merak ettim. Başına bir şey geldi sandım ama görüyorum ki iyisin."
Mavi gözler canının yandığını gösterirken bir insanın benim yüzümden canı yanmasına dayanamıyordum. "Seni merakta bıraktığım için üzgünüm ama her şey sakinleşene kadar uzaklaşmak istedim" yaşadığım şeyleri anlatamadığım için tek diyebileceğim buydu.
"O adamı seviyor musun?"
Bir anda gelen soruyla midem bulanırken yüzümü buruşturmamak için zor durdum.
Ne diyeceğimi bilmezken gelen sesle ikimizde başımızı bize doğru gelen İnanç'a döndürdük.
"Bende seni arıyordum"
Gülümseyerek bana bakıp elini belime sardığın tüm vücudum kat katı kesildi. İnanç elini Baran'a uzatıp "biz tanışmamıştık değil mi? Ben İnanç Kuraner" samimiyetsizce konuştu.
Bu yapay halleri daha da çekilemez olurken Baran tek kaşını kaldırdı. "Baran Osmanoğlu. Hatırladığım kadarıyla isminizi ihale listesinde gördüm." uzatılan eli tutan Baran'a cevap geçikmemişti.
"Doğru hatırlamışsınız. Sanırım çok çekişmeli bir kapışma olacak"
Baran bana bakıp "sanırım" dediğinde elini çekti. "O zaman akşam davette görüşürüz." İnanç'ın dediğiyle Baran "umarım Hilal Hanımı da davette görürüz." İnanç tepkisizce Baran'a bakıp "onun başka planları var" demesiyle gözlerimi kıstım.
Acaba yine neyin peşindeydi.
Baran gözlerime bakıp "öyle mi? O zaman başka sefere" dedikten sonra yanımızdan ayrıldığında hızla İnanç'tan ayrıldım.
"O davete sende gitmeyeceksin!"
Ona dönüp sinirle konuştuğumda saçlarını karıştırıp arkasına döndü. Cidden çıldıracaktım! "Günahsız insanların paralarını çalmana göz yummam anladım mı?" yükselen sesimle hızla bana dönüp kolumdan tuttuğu gibi temiz odasına çekti.
Kapıyı açık beni içeri fırlattığında düşmemek için son anda rafa tutundum.
Elleri boynumu sardığında başımı arkaya doğru yatırdı. "Sınırını aşma Hilal! Her geçen gün akıllanmak yerine yapmaman gereken şeyler yapıyorsun!" boyumda olan ellerini çekmeye çalışırken bedenimi rafa bastırdı.
"Buna izin vermeyeceğim!"
İnatla konuşmamla yanan kahvelere eklenen kara bulutlara baktım. Diğer elini kahve saçlarımı geçirip çekti. "İlla canını yakayım yani. Durman gereken sınırı öğrenmezsen canının daha çok yanar" yanan canımla pes etmeden dirseğimle karnına geçirip bacağına tekme attım.
Boğazıma sarılan ellerden kurtulmamla öfkeli gözlerimi gözlerine diktim. "Ben öğrenmem gereken her şeyi babamdan öğrendim. Hatta babamdan bir şeyi daha öğrendim. Şerefsizlerin hiçbir zaman adam olmayacağını! Sen İnanç Kuraner! Hiçbir zaman mutlu olamayacaksın çünkü bunu sana yaşatacak kimse olmayacak ama ben senden kurtulup mutlu olacağım ve sen bu cehennemde tek başına geberip gideceksin!" canını yakmak için gülümseyip yanından geçip gittim.
Boğulduğumu hissederken aldığım nefesleri vermek için savaş veriyordum.
Elimi yanan boğazıma götürüp gözümden akmak için bekleyen yaşı serbest bıraktım.
Sinirden titreyen ellerimi sıkıp bedenimi dayadığım duvardan ayrıldım. Son gücümle kendimi Elçin'in odasının önünde bulduğumda çaldığım kapıyı açan yoktu.
Israrla vurmaya devam ederken gelen sesle başımı arkaya çevirdim.
"Hilal iyi misin?"
Asil endişeyle bana baktığında başımı olumsuzca salladım. Tek kelime edecek gücü bulamıyordum. "Tamam bir şey demene gerek yok, hadi gel." elleri koluma sarıp bana destek olduğunda burukca gülümsedim.
Ondan destek alarak Ömer'le kaldığı odaya girdik. Asil yatağa oturmama yardımcı olup sızlayan boynumu kaldırdı.
"İnanç yaptı değil mi?"
Avcumu yakan acıyla sıkıca kapattığım ellerimi açtım. Tırnaklarımın tenime bıraktığı ize bakıp parmaklarımı boğazıma değdirdim. Asil beklediği cevabı benden alamadığında bir şey demeden banyoya ilerledi.
Boynumun acısı yüzünden ne halde olduğunu merak ederken yanımda duran boy aynasına ilerledim. Şaşkınca boynuma baktığımda gözlerim dolmuştu.
Ben babamdan bir fiske tokat yememişken elalemin iti gelip boğazıma sarılıyordu. Sinirle dolan gözlerime bakıp kahkaha atmaya başladım. Nefretle bütünleşen mavilerimin alev alev yandığını görürken tahriş olan tenime dokundum.
"Bunu yanına bırakmayacağım Yaman"
Yeminler ederken hırsla gözyaşlarımı silip banyodan çıkan Asil'e döndüm. Elindeki merhemi uzatıp "bunu sürersen bir kaç güne geçer" dediğinde elindeki es geçip ona yaklaştım.
"Buraya neden geldiğinizi biliyorum Asil" yüzü sertleşirken ciddiyetle yüzüne baktım.
"Ve bunu engellemem için bana yardım edeceksin." net sesimle yüzü şekilden şekle girerken gergince gözlerime baktı.
"Bunu yapmam, Yaban beni öldürür."
Canım acısada yüzümde kocaman açan gülücükle arkamı döndüm. "Bildiğime göre grup arasında aşk yasağı var. İnanç'ın en katı olduğu kuralmış" dememle tekrardan ona döndüğümde tedirgince bana baktı.
"Bunun konumuzla ilgisi ne?"
İkimizde neden bahsettiğimizi çok iyi biliyorduk. "Bana yardım edersen sana bir şey olmayacak tüm suçu üsleneceğim ama İnanç aşk kuralını ihlal ettiğini öğrenirse sence ne olur? Her gece gizlice Elçin'in odasını girip onu izlediğini biliyorum. Onu çok sevdiğin belli bence ondan ayrılmak istemezsin" dediklerimle kaşlarını çattı.
Tabii ki de kabul etmese bile hiçbir şey söylemezdim. Gözlerinden Elçin'i çok sevdiği belli ben sadece Yaban'ın oyununu bozmak için biraz gözünü korkutmaya çalışıyordum. Bu gizlice izleme olayında iki gün önce şans eseri görmüştüm. Zaten görmesem bile Asil'in bakışları çok belliydi.
Sinirle "sen beni tehtid mi ediyorsun?!" dediğinde yeşil gözleri öfkelenmişti. İki adım gerilip "cidden bir şeyler çalmak hoşunamı gidiyor? O insanlarların emeklerini çalacak kadar şerefsiz misiniz?" bağırışımla bana tepkisizce baktı.
"Bilmediğin şeyler var Hilal hem istesemde sana yardımcı olamam. Banka hesaplarının kontrolü sadece İnanç'ta" yüzüm anında düşerken gözlerimi kıstım.
"Peki bu hesaplar nerede tutuluyor?"
Asil gözlerini kaçırmasıyla üstüne yürüdüm.
"İyi o zaman bende gidip bi' Elçin'le konuşayım eminim anlatacaklarım ilgisini çekecek" son zorlayışınla Asil'in ipleri gevşerken yüzüme kötü kötü bakmasına aldırmayıp kapıya doğru ilerledim.
"Tamam dur lanet olsun!" sonunda oltama düşerken mutlulukla ona baktım..
"Dinliyorum."
"Akşam hotel ihalesi yapılacak ve en yüksek veren miktara satılacak. Elimizde ihaleye girecek tüm müşterilerin banka bilgileri var ama şifreyle harekete geçtiği için İnanç para transferi sırasında kurduğu düzen sayesinde paralar onun hesabına geçiş yapacak. Para sanki transfer edilmiş gibi görünsede tüm para bizde olmuş olacak"
Şaşkınlıkla dinlediğim planla ağzım aralanırken bunlar tahminimden daha büyük suçlardı. Kurduğu sistemi bir şekilde çökertmeyi başarırsam plan başarısız olurdu.
"Sistem nereye bağlı?"
Sorumla gergince bana baktığında ısrarımla derin bir nefes aldı. "Bilgisayarında ama aklında sistemi çökertmek varsa baştan unut. İnanç şimdiye kadar görebileceğin en iyi yazılım uzmanı onun kurduğu sistemi çökertecek adam daha doğmadı."
Gözlerimi kısıp aklımdan geçenlerle gülümsedim.
İşte onu görecektik...
...
Aynadan kendime bakarken makyajımı sonlandırıp elbisemin yırtmacını düzelttim.
Boğazım tahriş olduğu için anca kapatıcıyla örtebilmiştim. İnanç'ın sevimsiz yüzünü en son temizlik odasında görürken odaya girdiğimde ortada yoktu.
Her yeri köşe bucak arasamda bilgisayardan iz yoktu. En son dolapta gördüğüm kasa ile orada olduğunu tahmin ediyordum. Plan için hazırlık yaparken İzel'in bavula koyduğu ve bana gereksiz gelen elbise şuanda hayatımı kurtarmıştı.
Sabırla İnanç'ın gelmesini beklerken davete sadece bir saat kalmıştı. Gelmek zorundaydı çünkü hazırlanmamıştı. Açılan kapıyla banyodan çıktım.
"Tamam birazdan ordayım."
İnanç telefonda konuşurken bakışları beni bulmasıyla duraksadı. Karşı tarafın sesini duysamda o cevap vermeden telefonu kapatmıştı.
"Bu halin ne?"
Rahatça ellerimi göğsümün altında birleştirip omuz silktim. "Davete katılacağım" dememle komik bir şey varmış gibi gülmeye başladı.
"Güzel şaka şimdi şu üstünü değiştir."
Beni umursamadan dolaba ilerleyip koyu renklerin hakim olduğu takımlardan birini seçti. "Bende geleceğim!" ısrarımla bana baktı.
"Sen akıllanmaz mısın? Yoksa anlaman için illa kafana silah mı dayamalıyım? Sana gelmeyeceksin diyorsam gelmeyeceksin!"
Bağırışına tepki göstermezken üstündeki ceketi çıkartıp yatağa attı. "Ben banyodan çıkana kadar üstünü değiştir yok olacaklardan sorumlu olmam" öfkeli gözleri üzerimde oyalanırken midesi bulanmış gibi yüzünü buruşturup arkasını döndü.
Banyoya girene kadar gözlerimi sırtından çekemzken su sesini duyana kadar olduğum yerde bekledim. Beklediğim sesle hızla harekete geçtim. Elime çıkardığı ceketi aldığımda belki bir şey bulurum düşüncesiyle karıştırdım. Elime gelen şey kendi telefonum olurken şaşkınca telefona baktım.
Bu telefonun burada ne işi vardı?
Kilit düğmesine basmamla açılan ekran daha da şaşırttı. Bu telefonun şimdiye kadar şarjının bitmeme imkânı yoktu.
Kucalamış mıydı?!
Keşke şifre koysaydım!
Çok unuttuğum için koymazdım ama şimdi pişman olmuştum.
Bir yandan kulağım banyodayken telefonda her şey olması gerektiği gibiydi. Telefonu göğsüme sıkıştırıp başka bir şey bulma umuduyla cekete bakacağım sırada su sesi kesildi.
Kahretsin!
Panikle etrafımda dönüp dururken tam koltuğa oturacağım an banyonun kapısı açıldı. İnanç havluyla saçlarını kuruturken gözlerim göğsündeki dövmelere kaydı.
Bu adamda neyi sevmiyorsam o toplanmıştı!
Gözlerimizin buluşmasıyla kendime gelip öfkeli gözlere baktım. Gördüğü şeyden memnun kalmamış gibi dişlerini sıkıp elindeki havluyu yatağa attı.
"İnat edeceksin yani"
İki adımda dibime girdiğinde kolumdan tuttuğu gibi banyoya sürükledi. "Sen zaten burayı sevmiştin değil mi? Bir gece daha kalsan problem olmaz"
"Bırak beni geri zekalı!"
Çıplak omzuna yumruk atarken sanki sivrisinek ısırıyormuş gibi davranıyordu. Bedenimi banyonun duvarına yaslayıp eliyle belimi sardı.
"Ben gelene kadar burada uslu bir kız olarak bekleyeceksin!"
Yakından gördüğüm kahveler öfkeyle bakıp üstümdeki baskısı azaltmak için ittim. O inatla çekilmezken gözlerime bakıyordu.
"Anladın mı? Sen sorun çıkartırsan ben sadece sorun çıkartmakla kalmam."
Tehdidi karşısında kendimi tutamadan güldüm. Gözleri dudaklarıma kaymasıyla sinirle yüzüne tükürdüm.
"Çek şu gözlerini üzerimden!"
Elinin tersiyle yüzünü silip gülümsedi.
"Yoksa etkileniyor musun? Tabii sende haklısın benden etkilenmeyeceksinde kimsen etkileneceksin." söyledikleriyle sinirim daha da bozulurken yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
"Etkilenmek mi? Ben dış görünüşle etkilenseydim şuanda burada değil Baran'ın kolları arasında olurdum."
İnanç dediklerimden etkilenmeden beni daha da kendine çekip "ne ironi ki şuanda benim kollarımın arasındasın." burnunu yanağıma sürtmesiyle başımı yana çevirdim.
"Üzgünüm ama şerefsizlere alerjim var!"
Onu itekleyip uzaklaşmamla sinirle yüzüme bakıp iğrenç bakışlarını üzerimde gezdirdi.
"Tüh o kadar da hazırlanmışsın istersen beni bekle bu elbisenin hakını veririm." üstüne yaptığı iğrenç imayla elime geçen sabunluğu ona doğru attım ama kapanan kapıyla kurtulmuştu.
"Şerefsiz!"
Sinirle dişlerimi sıkıp kapıya vururken kurduğum planın yıkılışını izliyordum. Belki bir umut gidebileceğimi düşündüğüm davet uçup gitmişti. Kısa bir süre sonra kapanan kapıyla karanlığa gömülürken çığlık attım.
Çaresizce saçımı çekiştirip elim göğsüme kaydığında hissettiğin çıkıntıyla aklıma telefonum gelirken hızla çıkardım. Kahretsin hat yoktu! Zaten olacağını düşünmek hataydı.
Aklıma internet gelirken hotelin Wi-Fi'na girmeyi başarmıştım ama doğru düzgün çekmiyordu. İyice telefonu kapıya dayayıp kime arayacağımı düşündüm. Asil ve Elçin'in telefon numarası yoktu. Aklıma son çare olarak Baran gelirken dudaklarımı ısırdım.
Sanırım başka çare yoktu...
💎💎💎
Ömer'den
Asil ve Elçin gergince birbirine bakarken neler döndüğünü anlamaya çalışıyordum.
Gergin olmaları çok normaldi sonuçta plan patlarsa İnanç'ta bizi patlatırdı.
İnanç gelmeden biz yerimizi aldığımızda takım elbisesinin içinde görmeye pek alışık olmadığımız İnanç görüş açımıza girdi.
Yanında Hilal yoktu. Bu durum tuhaf gelirken neden getirmediğini anlamamıştım.
"Her şey hazır mı?"
Gelen soruyla Asil'le birlikte onay verdiğimizde İnanç'a baktım. "Hilal nerde?" sanki yanlış bir şey sormuşum gibi yanan gözlerini gözlerime dikti. Bununla bile cevabımı alırken üstelemeye gerek yoktu.
Hilal ve İnanç bu bir haftada bir ömür yapamayacakları kadar kavga etmişlerdi. Normalde Yaban bu kadar sabırlı biri değildi ama bu kıza iyi dayanıyordu.
Hilal cidden manyak bir hatundu.
Şimdiye kadar görmediğim cesareti o kızın gözlerinde görmüştüm. Yaban'a çektirdiği belliydi.
"Yaban oyuna girecek misin?"
İhaleden önce küçük bir oyun vardı. Bunun yapılmasının nedeni rakiplerin birbirlerine göz dağı vermesi içindi.
"Evet"
"Yaban oyuna çiftlerle gidiliyor sen hotele girerken Hilal'le görüldün. Onun olmaması dikkat çekebilir."
İnanç sinirle küfür edip yerinden kalktığında o sırada başımı çevirmemle salona giren ikiyle ağzımdan çıkan siktiri engelleyememiştim.
Baran Osmanoğlu ve Hilal kol kola içeri girdiğinde İnanç yine Yaban kimliğine bürünmüştü.
Bu hiç iyi olmamıştı...
💥💥💥
Hilal'den
"Hilal!"
Gelen sesle kapıya yaklaşıp "Baran buradayım!" bağırışımla kapıyı zorladı.
"Geri çekil!"
Hızla kapının arkasından çekilip tek bir omuz darbesiyle açılan kapıya baktım. Baran endişeyle kollarını bedenime sardığında tepkisizce ellerim havada kaldı.
"İyisin değil mi?"
Bir şey belli etmeden geri çekilip "kapı kendiliğinden sıkışınca ne yapacağımı bilemedim. İnanç'ı aradım ama telefonu kapalıydı. Sen olmasan bu dört duvar arasında sıkışıp kalmıştım, teşekkür ederim" gözlerimi kaçırmamla şüpheyle bana baktı. "Kendiliğinden sıkıştı?" yalan söylemeyi beceremediğime lanet ederken inandırıcı olabilmek için gülümsedim.
"Şansızlık işte neyse artık davete inelim mi?"
Kaşlarını çatmış beni incelemeye devam ederken ben sıkıntıyla nefes aldım. İnanç'ı bir şekilde oyalamazsam yine birilerinin canını yakacaktı. Bilgisayarı yanına almadığını göre tekrardan yukarı çıkacaktı.
Sistemi çökeltemiyorsam bende şansımı İnanç'tan kullanırdım.
Ne yapacağımı bilmeden Baran'ı davet salonuna doğru süreklerken hızıma yetişmeye çalışıyordu.
"Bir sorun mu var Hilal?"
Salona doğru yaklaşmamızla mavi gözlere döndüm. "Hayır bir sorun yok." içimdeki endişe yüzünden yutkunamazken salona girmemizle yüzüme yapmacık bir gülümseme koydum.
Yoğun sesten kalabalığa dikkat kesilemezken daha ben bulmadan kahve gözler beni bulmuştu. Alışık olduğum sert bakışlarına inen gölge korkutmak yerine daha çok işime geliyordu.
Onu sinirlendiriyordum.
"Neden o?"
Beklemediğim soruyla gözlerim cevap arayan mavilere kaydı. "Anlamadım." gözleri bizi izleyen kahvelere döndü.
"Bana hep aşkı beklediğini söyledin. Şimdi ise aşık olmadığın bir adamlasın, neden?" aklım bu soru karşısında ne cevap vereceğini bilememişti. Beni bu kadar iyi mi tanıyordu?
"Ona aşık olmadığımı nerden çıkardın?"
Rahat görünmeye çalışırken başımı mavilere çevirdim. Yüz hatları gerildiğinde gözlerimin içine baktı. "Çünkü seni tanıyorum Hilal. Neyi sevip sevmediğini çok iyi biliyorum. Normalde bu adama dönüp bakmazsın bile ikinizin hayatı birbirine iki uçurum. Bunu görebiliyorum."
Ve ben o uçurumdan düşmek üzereydim.
Elim ayağım birbirine karışırken bize doğru gelen İnanç'la gözlerimi gözlerinden ayırmadım. Uçurumu andıran kahveleri üzerime gelen bir çığ gibiydi.
"Geç kaldın!"
Dişlerinin arasında konuştuğunda uzattığı elini görmezden geldim. "Küçük bir aksaklık oldu da" elini tutmamamla beni kendine çekip Baran'a baktı. Ters bakışları yüzünden Baran "iyi geceler" dedikten sonra yanımızdan ayrılmasıyla belimde olan eller sıkılaştı.
"Ben sana gelmeyeceksin demedim mi?"
Sinirle başımı kaldırıp "bende geleceğim dedim ve geldim!" dememle gülümsedi.
"Bunun bedeli ağır olacak" dediğinde onu umursamadan gözlerimi etrafa gezdirdim.
Kokteyl masalarının ardından gördüğüm oyun masalarıyla tek kaşım havalandı.
İhaleden önce oyun oynanması bana zaman kazandırabilirdi. Kokteyl masasına doğru ilerlememizle Elçin hayranlıkla bana baktı.
"Gelmene sevindim, çok güzel olmuşsun!"
O da benim kadar kırmızı elbisesinin içinde güzel görünürken Asil bana endişeli bakıyordu. "Oyunun başlamasına 10 dk var Yaban" Asil'in hatırlatmasıyla İnanç beni bırakmadan oyun masasına ilerledi.
"Hey beni nereye götürüyorsun?"
"Gelmek için bu kadar çabaladın bari işe yara"
Ben bunun için gelmek istememiştim ki!
Benim gibi başka kadınlarda yanlarında duran adamlarla oyun bölümüne ilerlediğinde elimi kurtarmak için çekiştiriyordum..
"Ya ben ne anlarım kart oyunundan?! İstemiyorum bırak!"
Beni takmadan yürürken bana küçümseyici bakışını attı. "Bilmene gerek yok sadece yanımda dur yeter, bende sana meraklı değilim." gerçekten bana meraklı olmadığın için çok üzüldüm (!) ters ters gözlerine bakıp başka bir yol olmamasının verdiği çaresizlikle masanın etrafındaki bir sandalye oturdum.
Toplam 7 adam ve yanlarındaki hatunlarla herkes birbirine ölümcül bakışlar atıyordu.
Ben nasıl bir yere düşmüştüm?
Kadınlar bile kendince kabarırken bazıları adamların kucaklarında otururken bir kaçı ayakta adamların arkasında duruyordu. Benim gibi düzgün oturan yoktu. Tuhaf tuhaf beni inceleyen kadınlara bakıp gözlerimi rahatça yanıma kurulmuş adama çevirdim.
"Bunlar neden bana yiyecek gibi bakıyor?!"
İnanç başını kaldırıp etrafa baktığında başını ardındna bana çevirdi. "Çünkü tehlike arz ediyorsun." dediğinden bir şey anlamazken benim neremin tehlike arz ettiğini merak ettim.
"Ben mi tehlike arz ediyorum? Ben bana bulaşmayana bulaşmam!"
Kendi halimde oldukça tatlı biriydim sadece bu bir haftada tüm ayarlarım bozulmuştu. "Olay zaten senin bulaşman değil sana bulaşan adamlarda... O kadınlar ellerindeki adamı kendinde tutmak için etrafında dolaşan dışı sineği bile öldürür." dediğinde hâlâ beni süzen kadınların tehlikeli bakışlarıyla karşılaştım.
"O zaman suç uçkurunu tutamayan o adamda! Bir kadın neyine yetmiyormuş da etraftaki kadınlara bakıyor!"
İnanç gözlerini devirip "o dediğin öyle olmuyor adam dışarı bakıyorsa suçu kadında da aramalısın." demesiyle bende şanterler atmıştı. Sinirle "siz yetinmeyi bilseniz sorun olmayacak ama her çiçekten bal almak daha tatlı olmalı! Hayır biz neden her çiçekten bal almıyoruz? Bizim kafamız kel mi? Aaa tabii biz o zaman orospu oluyorduk değil mi?!" nefretle konuşurken İnanç kaşlarını çattı.
"Erkeğin sana sadık olmasını istiyorsan onu memnun etmeyi bileceksin yoksa elinden uçup gider bu doğanın kanunu"
Sığ bir düşünceye sahip olan bir adama ne anlatmaya çalışıyordum ki? Sinirden tırnaklarımı kemirmek üzereyken ellerimi yumruk yaptım. "Tabii sevmek ne bilmeyen bir adam için bu sözler normal ama cidden seninle birlikte olan kadınlara acıdım. Değersiz olduklarını bilmelerine rağmen senin gibi bir yaratıkla oluyorlar" İnanç dediklerimle kıkırdadı.
"Onlardan biri olmak istersen beklerim."
Alaylı sesiyle yüzüne kusmak için kendimi zor tutuyordum. "İlk tur için kartlar dağıtılıyor..." gelen sesle oyunun başladığını anlamamla sessizleşen ortamı inceledim. Herkesin gerginliği banada bulaşırken orada dönen paralar ağzımı aralık bırakmıştı.
İnanç'ın planını bozmazsam iyi para kaldıracaktı. Gözlerim daha yeni fark ettiğim Baran'a kaydı. Karşımda bir kadınla oturuyordu. Kadını ilk defa görüyordum. Sarışın kadın dikkatlice etrafına bakarken gözlerimiz kesişti. Uzunca bana bakıp tekrardan Baran'a döndüğünde mavi gözlerle çakıştım.
Elindeki el iyi olmalıydı ki gülüyordu.
İnanç'a baktığımda kart oyunundan gram anlamadığım için kartlara aval aval baktım.
Yüzünden ne düşündüğünü anlamazken sırayla kartlar açılıyordu. Sıra İnanç'a geldiğinde kartı masaya koydu. Herkesin yüzü düşmesinin ardından ortaya koyulan parayı İnanç almıştı.
Bu hamlesiyle kazandığını anladığımda yüzündeki pis sırıtma hiç hoşuma gitmemişti. Bu oyunda iyi olduğu belliydi.
Her elin ardından adamlar oyundan çekilirken İnanç'ın keyfi oldukça yerindeydi. Bu kadar şans cidden normal değildi. Baran gittikçe sinirlenirken gözlerine baktım. Anında gözlerimiz birleştiğinde gülümsedim.
O da hafifçe gülümsediğinde yanımda kasılan adamın yüzündeki gülümseme öfkeyle karışmıştı. "Benim yanımdayken sen herkesin içinde başkasına cilve mi yapıyorsun?!" nefret kokan sesiyle alayla yüzüne baktım.
"Sana mı yapayım?"
Yüzümü yüzüne yaklaştırmamla dikkatinin dağıldığını anladım. Erkek değil mi?! Hepsi aynı! Gözlerimi kısıp dudaklarımı yanağına bastırmamla dikkatini dağıtmayı amaçlarken dudaklarıma değen ten midemi bulandırıyordu.
Ne olduğunu anlamadan yanağını yana çevirip dudaklarımızı birleştirmesiyle hızla çekilsemde dudağının dudağıma değmesini engelleyememiştim.
Kahretsin!
"Şans öpücüğü için sağ ol!"
Alaylı sesiyle son elin kartını açtığında küfrettim. Baran sinirle yerinden kalktığında gözlerime bakmadan masadan ayrılmıştı. Diğer kişinin masadan ayrılmasıyla tek kaldığım adama baktım.
"Sen cidden iğrenç bir adamsın!"
Elimin tersiyle dudağımı silip sandalyeden kalktığımda bileğimden tutup durdurdu.
"Beni başka birileriyle karıştırma! Senden etkileneceğimi düşünmen, senin aptallığın benim değil. " dedikleri yetmiyormuş gibi yüzünü buruşturup "hem ergen gibi bir öpücükle etkileneceğimi düşünecek kadar deneyimsiz misin?" demesi üzerine yüzüne baka kaldım.
Her yerimin utançtan kızarmamasına esmer tenime borçluyken bu kadar açık sözlü olması canımı sıkıyordu!
"Senin neden etkileneceğin umrumda bile değil! Hem derdim seni etkilemek falan değildi!"
Kaçarcasına ilerken elime yüzüme bulaştırdığım plana lanet okudum. Birazdan büyük bir hırsızlık olacaktı ve ben hiçbir şey yapamıyordum.
İhale başladığında İnanç'ı yanımda tutmanın bir yolunu bulmalıydım.
Ama ne?
Kokteyl masasına ilerlediğimde Elçin haricindek kimse yoktu. Beni görmesiyle heyecanla yaklaştı. "Oyun nasıldı?" meraklı bakışlarıyla homurdandım.
"İnanç kazandı."
Elçin şaşırmamış gibi gülümsedi. "Başka yolu yok zaten İnanç bu oyunda çok iyidir" bunu görerekte şahit olmuştum. "Asil ve Ömer nerde?" sorumla içtiği içeceği masaya bırakıp "havuz başında olmalılar" dedi.
Başımla onaylayıp ilerde bir adamla konuşan İnanç'a baktım. Şimdiye kadar benimle bağırmadan konuşamayan adam şimdi oldukça medeni konuşabiliyordu.
Sanırım garazi banaydı.
Sinirlenmesiyle gözlerinin hiçbir şeyi görmediğini bugün daha iyi anlamıştım. Her şeyi unutup sadece öfkesine neden olan şeye odaklanıyordu.
Bir anda aklıma gelen şeyle dudaklarımı ısırdım. Tabii ya tek yapmam gereken şey onu sinirlendirmekti ama o kadar büyük bir şey olmalıydı ki ihaleyi unutmalıydı.
Onu neyin sinirlendireceğini pek emin olamıyordum. Bir haftadır her şeye kavga etmeyi başarsakta sanki o bana sinirliydi. Yaptığım her hareket gözüne batıyordu.
Nedenini bir türlü çözemesemde aklım sabah olan olaya gitti. Baran tam neden olmasada sabah ki öfkesinde büyük rol oynuyordu. Ondan hoşlanmadığını anlamamak aptallık olurdu. Aklımda oturttuğum planla bize doğru geldiğini gördüğüm İnanç'a hızla sırtımı döndüm.
Arkamda olduğunu hissetmemle Elçin'e "Baran'la yarın buradan gitmeyi düşünüyorum. Bana yardım edeceğini biliyorum." dediklerimle Elçin gözlerini irice açıp arkama baktığında "sen ne diyorsun Hilal?" demesinin ardından beklediğim hareket geldi. Bileğimi sertçe kavrayan büyük ellere baktım.
Sürüklenmemle salondan çıkmış ve bahçeye doğru ilerlemiştik. Beklediğimden fazla aldığım tepki karşısında şaşkınlığımı gizliyememiştim.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?!"
Beni itmesiyle havuza doğru inen merdivenlerin korkuluğuna tutundum.
Dengemi son anda toparlamamla önüme gelen saçları geriye attım.
"Bu beladan seni o itin kurtarabileceğini mi sanıyorsun?! Seni benimle görmesine rağmen kılını bile kıpırdatmayan adam kurtaracak öyle mi?!"
Bağırışı karşısında yanan kahve gözlerde gördüğüm tek şey öfkeydi. Oyuna devam edip "Evet! Bu cehennemden beni sadece o kurtarabilir! Ona yaptığım onca şeye rağmen hâlâ vazgeçmiyor çünkü sevmenin ne olduğunu biliyor! Belki başta hiç kaçmamalıydım. Sana, bu belaya hiç bulaşmadan onu sevmeyi öğrenmeliydim ama insan kaybetmeden neyi kaçırdığını anlamıyor!"
Bir anda çıkan kelimelerle bunların gerçek düşüncelerim olduğundan emin değildim.
"Bunu bir adam öldürdükten sonra mı anladın?!"
Kükreyişinin ardından merdivenlerden aşağı indim. Bence oldukça dikkatini dağıtmıştım. Havuzun kenarından ilerlerken karışmayı beklediğim Asil ve Ömür'den bir iz yoktu.
Kahretsin!
Belki bir umut beni bu manyaktan kurturabileceklerini düşünürken tekrardan kolumdan tutulmamla sert bir şekilde göğüsüne çarptım.
"Bu kadar şeyi görüp öylece çekip gidemezsin! Zaten gitsende polisler seni anında enseler"
Zaten o yüzden gidemiyordum ya...
"Teslim olurum!"
Aklıma gelen şeyi söylememle gülmeye başladı. "Sonra benimle olan bağını çözsünler!" demesinin üzerine kaşlarımı çattım.
"Seninle hiçbir bağım yok!"
Onu kendimden itip dediğini reddettim.
"Seni çoktan benimle görmüşlerdir ve sen bilmemen gereken bir çok şeyi biliyorsun! Seni konuşturmaları sence kaç dakika sürer?" alayla karışık çıkan öfkeli sesiyle iki adım gerildim.
"Bu umrumda mı sanıyorsun? Ben ne olursa olsun gideceğim!" kararlı sesimle iki adımlık mesafeyi bir adımda kapattı.
"Tamam git."
Gözlerinde açılmak için bekleyen cehennem kapıları, sesi kadar sakin değildi.
Yaklaşmasıyla bir adım daha gerilemek istediğimde ayağımın boşluğa düşmesiyle dengem bozuldu. Arkamda duran havuza düşmemek için refleks olarak ellerim kollarını sarmaladığında panikle arkama baktım.
Derin görünen suya bakarken tuttuğum nefesimi geri veremiyordum. Sanırım 24 yıllık hayatımda tek yenemediğim korkumdu.
Küçükken babam yüzme öğrenmem için çabalarken ben hep kaçardım. Nedenini bilmesemde su beni korkutuyordu. Annemde benim gibi olduğundan bunu şakaya vurup "arılar suda ölüler" derdi.
"Herkese korkusuzca kafa tutarken sudan mı korkuyorsun?" alaylı sesine karşı nefesimi titrekce bıraktım. Gözlerime yansıdığına emin olduğum korkumu görmezden gelip öfkeme yedik düştüm.
"Ne alakası var? Korktuğum falan yok!"
İnanç söylediklerimle oldukça keyif almıştı.
Havuza bir adım daha atmasıyla topuklu ayakkabılarımın topuğu dışarda kaldı. Bozulan dengem sarsılırken tuttunduğum kolları sıktım.
"Bana hiç öyle gelmedi. Sanki Gelin Hanım sudan ölesiye korkuyor!" son dediği şeyle tepem atmıştı.
"Bana Gelin Hanım demeyi kes!"
Belimi tutan eller gevşerken nefes alış verişim hızlandı. Öfkemi artıran kahveleri parlarken gözlerini bir iki saniyeliğine arkama kaydı.
"Peki ne deme mi istersin?"
Tuhaf sorusuyla yine aklından ne geçtiğini anlamazken "tamam sudan korkuyorum oldu mu? Şimdi bırak beni!" bağırışımla "tamam bırakıyorum" demesinin ardından bedenini çekti. Boşta kalan ellerimle havaya tutunmaya çalışacak kadar çaresizleşirken dolan gözlerimle kahvelere baktım.
Kendimi 5 yaşında olduğu gibi çaresiz hissettiğimde bir kez daha babamın yanımda olmayışına lanet ettim.
O zaman babam vardı ve beni kurtarmıştı.
Şimdi kim kurtaracaktı?
Herkesin bir korkusu vardır.
Ben ateşten korkmazdım ama onu söndüren sudan çok korkardım. Korkumla yüz yüze geleceğimi anladığım an gözlerimi kapatıp kendimi cehennemime bıraktım.
Artık babam yoktu ve korkularımla tek başıma yüzleşmeyi öğrenmeliydim.
Bedenime değen soğuk suyla hiç çırpınmadan dibe batarken gözlerimi açtım. Yukarıda duyduğum bağırışların arkasından suyun hareketlenmesiyle bana doğru gelen kişi bedenimi sarmaladı.
Suyun yüzüne çıkmamızla boynuna sarıldığım kişiye baktım. Beklemediğim kahve gözler mavilerime bakarken muhtaç olduğum nefesi ciğerlerime çektim. Havuzun başında endişeyle bana bakan Baran'ı gördüğümde elini uzattı.
Ne zamandır buradaydı?
Islak saçlarımı yüzümden ayırıp uzattığı elini tuttum. Gecenin ayazı ıslak bedenimi etkilerken Baran ceketini çıkartıp omzuma yerleştirdi.
"Biran çok korktum. İyisin değil mi?"
Soğuk yüzünden dişlerimin birbirine çarpmasıyla çenemi sıktım. "İyiyim bir anda dengem bozuldu." gözlerim havuzdan çıkan İnanç'a kaydı.
"Yüzme bilmiyorken suyun yanında dolaşman delilik!"
Üstüme gelen Baran'a üşüdüğüm için tepki bile veremezken bana verdiği cekete sıkıca sarıldım. Kolumu girip "tamam neyse iyisin ya gerisi önemli değil. Sıcak bir banyo yaparsan kendine gelirsin." demesiyle sıcak kelimesi şimdiden iyi gelmişti.
"İyi olur"
Arkamızda kalan İnanç'a baktığımda aklım karmakarışıktı. Suya kendi elleriyle atmıştı ama sonra beni kurtarmak için soğuk suya atlamıştı.
Baran varken o atlamıştı.
Vicdan yaptı diyecektim ama biliyordum. Vicdan yapacak son kişi bile olamazdı.
"İstersen benim odama gidelim. Rahat rahat duş al." teklifi karşısında dışım donsada içim öfkeyle yanmaya başladı.
Tam cevap vereceğim sırada "başka biriyle birlikte olduğunu bildiğin bir kadına bunu teklif etmen komik" araya giren tok sesle başım İnanç'a döndü.
"Başka bir adamla evleneceğini bildiğin bir kadını ayartmanda baya komik" hiç gecikmeden gelen cevapla İnanç genişçe gülümsedi.
Beni aradan çekip "sende bulamadığını bende bulmuşsa demek" demesiyle ağzım aralandı.
Yok artık!
Baran sinirle bana bakıp çekip giderken sinirle bana gülümseyen adama baktım.
"Sen ne diyorsun be?!" bağırşımla omzumdaki ceketi atıp beni asansöre doğru sürükledi.
"Ne demişim?"
Beni alaya almasıyla delirme noktasına geldiğimde duran asansörle beni beklemeden indi. "Sende bulamadığını bende bulduysa nasıl manalara çekilebilceğinin farkında mısın?!" peşinden ilerken ıslak elbisemin ağırlığından düzgün yürüyemiyordum.
"Bu cezanın sadece küçük bir kısmı" dediği şeyle aniden durup dönmesiyle başım göğüsüne çarptı.
"Sen beni aptal mı sanıyorsun? Bu yaptıkların planı bozmak için olduğunun farkındayım ve telefonu araklamanın cezasınıda ayrıca ekleyeceğim."
Yüzüm şekilden şekle girerken gülüp "sen bu küçük aklınla beni oyuna girebileceğini mi sanıyorsun? Ama hakkını vermeliyim beni eğlendirdin. Şimdi oyun bittiyse gerçeğe dönebiliriz."
Aklım çoktan alabora olurken karşıdan gelen Asil ve Ömer'e baktım. Ömer "abi para hesaba geçti." dediğinde hayal kırıklığıyla Asil'e baktım.
Beni kandırmış mıydı?
Gözleri üzgün olduğunu gösterirken ona güvendiğim için aptal hissetmiştim. Yaban'ın arkadaşından başka ne beklenirdi ki?
Onun kadar kötü olmak isterken aklıma Elçin geldi. Bana iyi davranan o kıza bu kötülüğü yapamazdım.
"Tamam, sabah yola erken çıkacağız ona göre hazırlığınızı yapın."
İkisi yanımızdan ayrıldığında başarısızlığımla öylece kala kalmıştım.
İnanç beni mağlup etmenin mutluluğu ile kötü krallığını sürdürüyordu.
"Oyun saatin bittiyse artık uyku vakti."
Alaylı sesini aldırmadan karşına geçip birbirine bastırdığım dişlerimi sıkmayı bıraktım.
"Bir insan kötüyse sadece karakteri değil kalbi de karanlığa hapsolur. Sen öyle bulaşmışsın ki bu karanlığa istesende kurtulamazsın. Hani ben sana hiçbir zaman mutlu olamayacaksın dedim ya sadece yaşarken değil ölürkende kendi karanlığında boğulacaksın. Yaşadığın hiçbir şey baki kalmayacak ve seninle birlikte yok olup gidecek!"
Karanlığa gömülen kahvelerde ilk defa acıya şahit olurken gülümsedim.
"İşte o zaman bu oyun bitecek"
Son söylediklerimle ona arkamı döndüğümde kulaklarıma dolan sesiyle olduğum yerde kaldım.
"Ya o karanlığa rağmen arkamda baki kalacak bir şey bırakırsam?"
🚫🚫🚫
Bölümün sonu 😮