İçeriğe geç

YABAN ARISI

Bölüm 5 · 19 dk okuma

YABAN ARISI

Bölüm 5

Y.A | 5.Bölüm 🐝

Hilal'den

Gözlerimi beni bataklığa çeken kahvelerden çekip hızla merdivenlerden çıktım.

Sinirden elim ayağım titrerken yumruk yaptığım elimle aralık olan odanın kapısını araladığımda beklediğim gibi İzel'le karşılaşmamıştım.

Banyoda olabilme ihtimaliyle ilerleyecekken "uçuyorum!" diye duyduğum bağırışla başım yavaşça arkaya döndü. Sarhoş kızı tek başına bırakırsam olacağı buydu! Hızla odadan çıkıp sesin geldiği odaya girdim. İlk defa girdiğim odada duyduğum yabani koku tek bir kişiyi hatırlatıyordu. Boş görünen odanın açık olan penceresinden gördüğüm bedenle gözlerim irice açıldı.

Bu kız çatıya mı çıkmıştı?!

"İzel!"

İki elini açmış etrafında dönerken kahkaha atıp "Hilal gelsene!" eliyle beni çağırdı.

Üstünde yürüdüğü kiremitler bana pek güvenli gelmezken elimi alnıma vurup küfrettim

Bi' bu eksikti.

"Olduğun yerde bekle!"

Pencereden geçip yatay olarak aşağı inen kiremitin üstüne bastım. Düşünmeden İzel'e yaklaştığımda o yerinde durmuyordu.

"Ya biliyor musun Hilal? Ben hep gökyüzüne çıkmak istemiştim, hadi çıkalım!" çatıdan aşağı inmeye başladığında bağırdım.

"Hayır!"

Hiç düşünmeden onu tutmak için peşinden ilerlerken tutamadan aşağı düşen arkadaşımın arkasından baktım.

"İzel!"

Çığlığımla arkasından beklediğim acı dolu ses gelmezken onu yerine gelen kıkırdama sesiyle başımı aşağı indirdim. İzel, Ömer'in kucağında "ya kurtarıcım!" diye söylenirken tuttuğum nefesimi bırakıp bana bakan kahvelere baktım.

"Sende sakatlık çıkarmadan aşağı in, gece gece birde seninle uğraşmayayım."

Bugün bu kahveleri gereğinden fazla görmüştüm. Gözlerimi devirip "sana uğraş diyen yok!" diye atarlandığımda arkamı dönecekken ayağımın kiremite takılmasıyla öne doğru dengemi kaybettim. Kendimi geriye doğru attığımda bozulan dengem daha beter olurken dudaklarımdan kaçan çığlıkla birlikte kendimi düşerken bulmuştum.

Yere çakılmanın vereceği acıyı beklediğim sırada onun yerine burnuma yoğun gelen yaban mersini kokusuyla kendimi kahvelerin kolları arasına bulmuştum.

Keşke düşseydim!

"Ama uğraşıyorum"

Duyduklarımdan sonra belimdeki elini itip kucağından indim. "Tutmasaydın, sana tut diyen mi oldu?" sinirle dediklerimle koyulaşan kahvelere baktım.

"Canımı sıkıyorsun!"

Gülüp "ya öyle mi? Aynı şeyi yaşamamız güzel!" alayla dediklerimle güldü. Bu gülüş hiç hoşuma gitmemişti. Ürkütücü gelen gülüşünden gözlerimi çekip hâlâ Ömer'in kucağında gülen İzel'e baktım.

"Acaba arkadaşımı alabilir miyim?!"

Bu evdeki erkeklerden çektiğim neydi benim? Biri bitiyor diğeri başlıyor!

Ömer dediklerimle İzel'le içeri girdi. Daha 10 dk önce "sen bir hiçsin" dediğim adama baktım.

Benim hayatımı kurtarmıştı.

Sanırım bu da hayatın bana oynadığı kötü bir şakaydı.

Yoksa bunun bir açıklaması olamazdı...

...

"Daha iyi misin?"

İzel kahvesini içmeye devam ederken inleyip başını yastığa koydu. "Ne oldu bana? Sanki üstümden tır geçmiş gibi hissediyorum."

Tır değil ama az daha Yaban geçecekti!

"Çatıdan atladın!"

İzel hızla yaslandığı yerden doğruluğunda açılan koca kahve gözleri hiçbir şeyi hatırlamadığının kanıtıydı.

"Şaka değil mi? Kızım ben yükseklik korkumdan dönme dolaba binemeyen biriyim!"

Omzumu silkip sonunda ayılan arkadaşıma baktım. "Maalesef atladın ama merak etme kurtarıcın olan Ömer tarafından kurtarıldın." sırıtmamla İzel kızardı.

"Utanç duyacağım şeyler yaptım değil mi?"

İzel az bile içse hemen dağıtırdı. Ben ondan biraz daha iyiydim ama benimde sonum ondan farksız olmazdı.

"İnanç'a baya baya yürüdün."

Direk söylediğim şeyle yastığı yüzüne koyup çığlık attı. "Of ya rezil oldum!" İzel kendince söylenirken İnanç'la olan yakınlaşmalarını söylemekten vazgeçmiştim. İnanç'ın neden yaklaştığı belli iken İzel'in umutlanmasını istemiyordum.

"Başka ne oldu?"

Sorusuyla oturduğum tekli koltuktan kalkıp yatağa geçtim. "Bir şey olmadı sadece her zaman ki saçmaladın." dediklerimle İzel iç geçirip "sence İnanç'ın benden hoşlanma ihtimali var mı? Çok tatlı çocuk ya!"

Çocuk mu? Küçülsünde cebime girsin öküz!

Gözlerimi devirip uykusuzluktan sızlayan göz kapaklarımı ovuşturdum. "Çocuk mu? O çocuk dediğin en az 28 - 29 var." omzu silkip başını omzuma koydu.

"Ne fark eder! Hem Asil'de o kadar var. Bence önemli olan anlaşmak"

İlk günden kendini aşırı kaptıran arkadaşımın saçını okşayıp alayla güldüm.

"Kesinlikle İnanç'la çok iyi anlaşırsınız(!) Tencere kapak!" İzel alayımı anlamdan heyecanla bana baktı.

"Sende aramızdaki elektiriği hissettin değil mi? Hatırlıyor musun? En son baktığımız falda uzun boylu bir adam çıkmıştı. Kesin o İnanç!"

Aklıma gelen falla gözlerimi devirmeden edemedim. "İzel o sadece bir uydurma" beni takmadan yastığı düzeltip yatağa uzandı. "Olsun belki de doğrudur" keşke bende onu kadar umutlu olabilsem.

İnanç ona sadece zarar verirdi.

Yatakta yan yatıp elini başının arkasına koydu. "Biliyorum şuanda ortalığa çıkamazsın ama Baran'la konuşmalısın. Seni her yerde arıyor, belki anlatırsan ortalık daha hızlı sakinleşir." bu konuda haklıydı. Baran beni aramaktan vazgeçmezdi.

Onunla bir şekilde konuşmaya başarırsam belki düğün olayından kurtulurdum. Tabii başımda daha büyük bir dert varken düğün sadece kötü bir ayrıntıydı.

Ne kadar unutmaya çalışsamda yanlışlıkla bile olsa bir insanı öld- aklımdan bile düşünemediğim cümleyi nasıl dile getirecektim? Kendimi o kadar kapana sıkışmış hissediyordum ki ne düşünsem beni boğuyordu.

Sussuz yerde boğuluyordum...

İzel'in bakışlarından kurtulmak için arkamı döndüm. Ellerimi bacaklarımın arasına sıkıştırıp yüzümü yastıkla kapattım.

Kalbime dokunan vicdan azabı uyumama bile izin vermezken dolan gözlerimin ıslattığı yastığa sarıldım.

Zaten ben babamdan sonra sadece gözyaşlarıma sarılıyordum...

💦💦💦

Asil'den

"Büyük bir yatırım olacağı belli hotel ihalesine 100 milyar fiyat biçilmiş. Fransız abimizden aldığımız bilgilerle girecek olan şirketlerin ihaleleri şuanda elimizde"

Ömer'in söylediklerinden sonra Yaban elindeki sigarayı masaya bastırıp listeyi kontrol etti. "Bizde katılacağız" beklemediğim cümleyle başımı kaldırdım.

"İnanç bu çok riskli, polis seni içeri atmak için tek bir hatanı bekliyorken bunu göze almak sadece aptallık olur."

Son olaydan kıl payı yırtmış olsada polisin ensemizde olduğunu biliyorduk. Şimdiye kadar İnanç'ın hiçbir suçunu kanıtlayamamışlardı ama bu iş çok büyüktü.

İnanç gülüp "sen ne zaman benim aptallık yaptığımı gördün?" gülümsemesine karış sert çıkan sesiyle gergince konuştum.

"İş sadece ihaleyle bitmiyor ondan önce ihale sahipleriyle oynan oyunda olman şart ve bu oyunda kaybedersen tüm plan batar"

Baştan beri kurduğumuz plandan bir anda neden vazgeçtiğini anlamamıştım.

İnanç ayaklanıp "uçağı hazırla, Kıbrıs'a gidiyoruz." işittiğim cümlelerle arkasından küfredip küllüğü fırlattım.

Her zaman böyleydi.

Sadece kendi istediğine göre hareket ederdi.

Ömer "peki kızlar ne olacak? Hilal'i götürmek yarardan çok bela olacağını şu bir haftada anladım." demesiyle başımı arkaya attım.

Birde bu vardı!

Hilal zeki bir kızdı ama geldiğinden beri sadece sorun yaratmıştı. Nedeni Yaban'la zıtlaşmasıyla birlikte fazla dik kafalı olmasıydı. İnanç için bu kabul edilebilecek bir şey değil.

Onu neden tuttuğunu bilmesem kızdan etkilendiğini bile düşünebilirdim.

Ama Yaban etkilenmez, etkilerdi.

Koltuktan kalkıp yarım saattir sessizce bahçede oturan yeşil gözlere baktım. Üstüne aldığı şalı daha sıkı sarılıp sarı perçemlerini alnından çekmeye çalışıyordu.

Yüzümde engelleyemediğim gülümseyle uzak olduğunu bildiğim yeşillere bakmaya devam ettim.

O yeşiller bana hep uzaktı...

Kalbime düştüğü andan beri aramızdaki uçurum daha da büyüyordu. Onu her adımımda benden uzaklaşıyordu. Biliyordum beni abisi yerine koyuyordu ama ben onu ilk gördüğüm günden beri kardeşim yerine koyumamıştım.

O bende daha fazlasıydı.

Oturduğu sallanan koltuğun köşesine oturmamla bakmaktan vazgeçemediğim yeşiller beni buldu.

"Tuhaf bir gündü değil mi?"

Hilal zor durumda kaldığı için ona yardım etmek zorunda kalmıştım. Kendisi gibi arkadaşının yanmaması için yaptığını biliyordum.

"Öyleydi."

Rüzgar yüzünden karışan saçları yüzüne çarparken başını gökyüzüne çevirdi.

"Polis bahane değil mi? Yaban'ı tanıyorsam onu hiçbir şey engelleyemezdi. Onu öldürmedi çünkü geçmişini hatırlatıyor" kimsenin konuşmaya cesaret edemediği konu bir anda açıldı.

Yaban'ın geçmişini kimse konuşmazdı.

Elçin endişeyle elimi tutup "Asil bu daha da tehlikeli. İnanç tüm öfkesini ondan çıkartacak, onu öldürmeyecek ama daha beter hale getirecek." işte korktuğum şey buydu. İnanç öfkesini hiçbir şeyden haberi olamayan, kötü şansı yüzünden bizimle karşılasan masum birinden alacaktı.

İçimi titreten eli sıkıp ona yaklaştım. "Buna izin vermeyeceğim, merak etme." elimden geldiğince Hilal'i koruyacaktım. Elçin endişeleniyordu çünkü onu kız kardeşinin yerine koymuştu.

Bir anda bedenime sarılan portakal kokulumla burnumu saçına dayadım. Her gün yanımda olan kadının kokusuna hasret kalıyordum.

Benimde imtihanım buydu.

"Teşekkür ederim"

Portakal çiçeğim yine elimden uçup giderken ondan kalan tek şey üzerime sinen kokusu oldu.

Keşke bu kokuyu saklayabilmemin bir yolu olsaydı?

🌺🌺🌺

Hilal'den

İzel'in gitmesiyle azda olsa rahat nefes alabilmiştim ama duyduklarımla o nefes yine haram olmuştu.

"Ben hiçbir yere gelmem!"

Bağırışımla İnanç sakin olan kahvelerini bana dikti. "Sana seçenek sunduğumu hatırlamıyorum. Geleceksin diyorsam, geleceksin!" sakinliği yine kısa sürdüğünde sinirle elime ilk geçen şeyi üzerine fırlattım.

"Sen bana emir veremezsin!"

Attığım kuş biblosu duvara çarpıp düşerken ara kesmeden üzerine atıklarımı umursamdan üzerime geldiğinde kaşına çarpan şeyle akan kanı gördüm. O tepki vermeden elimde tuttuğum vazoyu alıp yere fırlattı.

"Şuanda başka şansın var mı? Bildiğime göre tek seçeneğin teslim olmak ama bakıyorumda buna cesaret yok gibi. Yoksa özgürlüğünü yitirmek korkutucu mu geldi? Düşündümde istersen git teslim ol, tabii hayatını yakma cesaretin varsa?" meydan okuyan gözler bildiğin benimle dalga geçiyordu.

Gözlerimin derinliklerinde sakladığım korkuyu görebiliyordu. O yüzden bu kadar rahattı.

Biliyordu buradan başka bir yolum olmadığını...

Cevap vermememle keyifle güldü. "Sorun kaldığına göre git hazırlan" öfkeye baktığım gözlere bakmaya daha fazla dayanamazken ona yaklaştım.

"Beni götürdüğüne pişman olacaksın Yaban!"

Gözlerimi çenesinden ayırmazken ona bakmayı reddettiğimde yumruk yaptığı elleriyle gülümsedim.

"Bence eğlenceli olabilir!"

Ortamdaki gerginliği azaltmak için konuşan Elçin'e gözlerimi devirdim. Bu cehennemden kurtulmanın yolunu ararken daha da yanıyordum.

Ruhumu daraltan ateş, yavaş yavaş nefessiz bırakırken tek yapabildiğim yanışımı izlemekti.

Ve bu çok canımı yakıyordu...

...

Kıbrıs...

İlk defa bastığım topraklar heyecanlanmama yeterli olmamıştı. Kafam o kadar doluydu ki bunu hissedemiyordum.

"Güzel değil mi?"

Büyük hotele giriş yaparken Elçin hayranlıkla etrafına bakıyordu. Resepsiyonu görmemle aklıma yeni dank etmişti. Uçak özel olduğu için pasaporta gerek olmamıştı ama ya hotele nasıl girecektim?

Ya beni kırmızı bültenle arıyorlarsa?!

"Acaba ben nasıl hotele gireceğim?" sorumla önünden yürüyen İnanç durup arkasına döndü. Tepkisizce bana baktıp "bunu buraya kadar geldikten sonra mı akıl edebildin Gelin Hanım?" alaylı sesiyle sinirle gözlerine baktım.

"Ben bir haftada neler yaşadım farkında mısın? Bir adam öldürdüm!" sessizce fısıldayıp göğüsüne vurduğumda bileklerimi tuttu. "Bu senin beceriksizliğin. Şükret ben varım yoksa ne yapardın?" alayla gülmesiyle kahve gözleri kısıldı.

"Ya ne demezsin! Allah'a her gün dua ediyorum ama şükretmek için değil senden kurtulmak için!" sıktığı bileklerimi aşağı indirip elimi tuttu. "Bence kabul edilecek dualar et bu biraz zor görünüyor" dalga geçercesine söylediklerinden sonra beni peşinden sürükledi. Resepsiyonda görevli kadın ikimize bakıp "Welcome" (hoş geldiniz) dediğinde gözleri İnanç'ın üzerindeydi.

"İnanç Kuraner"

Kadın duyduğu isimle suratsız yüzü bir anda şenlenirken daha bir şey bile demeye gerek kalmadan oda kartlarını çıkarttı.

"İnanç Bey odalarınız hazır, iyi eğlenceler..."

Ne yani bu kadar kolay mıydı?

Burada ne döndüğünü anlamazken İnanç iki oda kartını Asil'e uzattı. "Odalara yerleşin" kartın bir tanesi Elçin alırken onun yanına gittim.

"Nereye Gelin Hanım?"

İnanç'ın sorusu üzerine tek kaşım havalandı. "Odaya çıkacağım bir sorun mu var?" elindeki kartı sallayıp "evet var çünkü Elçin tek kalıyor" bu dediği ile aptala yatmanın bir anlamı yoktu. Ne dediğini anında anlarken kahkaha attım.

"Sakın bana seninle kalacağımı söyleme, yoksa bu kötü bir şaka olur!"

O da benim gibi gülüp "elinde kaçmak için büyük bir fırsatın varken Elçin'le kalmana izin verip ekmeğine yağ sürmem. Yani bu demek oluyor ki Gelin Hanım, sen benimle kalıyorsun. Merak etme seni yemem." duyduklarımla gülüşüm soldu.

"Sen şaka mısın ya? Daha sabah hiçbir yere gidemeyeceğimi kendi ağzınla söylemedin mi?" kahve gözler her zaman ki soğukluğunu korurken gözlerine baktım.

"Kaçabileceğim bir yer olsaydı şimdiye kadar kaçmıştım. O yüzden merak etme, istemesemde sizinle kalmak zorundayım."

Ağır gelen gerçekle gözlerimi kaçırdım. Bana yardım edebilecek kimse yoktu. Kendi hatamın bedelini bu adamla ödüyordum.

"Sana güvenmiyorum."

İnanç gözlerine yansıyan gerçekle kahvelerini bana dikmesiyle sinirle güldüm.

"Bu ara aynı duyguları sık paylaşır olduk, değil mi Yaban?" bana cevap vermeden asansöre ilerledi. Neden burada olduğumu bile anlamamıştım.

Kendi işleri varsa beni niye sürüklüyorlardı?

İnanç hiçbir yere gidemeyeceğimi benim kadar iyi biliyordu.

Asansörden inip herkes odalarına dağıldığında inatla Elçin'in peşinden gidecekken kolumdan tutulup diğer tarafa döndürüldüm.

"Seninle bırak aynı odayı paylaşmak aynı havayı bile solumak mide bulandırıcı!" belki sinirlenir başından atar diye söylediğim şeylere tepki vermeden kartı kapıya okutup içeri girdi. Peşinden büyük ve fazla gösterişli gelen odaya girdim.

Oda ikiye bölünürken bir taraf salon diğer taraf yatak odasıydı. Tek yatakla homurdanıp koltuğa yayılan adama baktım.

"Bence o koltuktan hiç kalkma zaten orada yatacaksın."

İki elim belimde beni takmayan yaban domuzuna baktım. "Küvette yatmak istemiyorsan çeneni kapatmanı öneririm"

Ne?

"Ben mi dedim sana aynı odada kalalım diye? Ben bunu kabul ediyorsan sende koltukta yatmayı kabul edeceksin!" kahve gözleri bakkınca gözlerime bakıp "anladım sen sen küvette yatmak istiyorsun hatta aç yatmak!" bir anda kolumdan tutup beni banyoya sürüklemeye başlamasıyla kapının pervazına tutundum.

"Saçmalama İnanç! Bırak yok bağırım!"

Tehtidimle gülmesi yetmiyormuş gibi soğuk eli sıcak belimi kavradı. "Bağır tabii dışarıdakiler kesinlikle çok ateşli bir gece olacağını düşünecek" gelen hıçkırıkla irkilip dirseğimle vurmaya başladım.

"Ateşli geceymiş! Benimle düzgün konuş!"

Kahkaha atıp mengene gibi yapıştığım pervazdaki elimi çekti. "Yoksa utandın mı? Cidden sen birde evlenecek miydin?"

Bu evlilik konusu neden kapanmıyordu?

Daha fazla dayanamayıp elimi tutuğu kolunu ısırdım. İnleyip hızla üzerimdeki ellerini çekti. "Sana ne be! Evleneceksem evlenirim!" şimdiye kadar delirmemeyi başaran kahve gözler bu son hareketimle kendini kaybetmişti. Kuduz köpekten farksız hırlayıp kolumdan tuttuğu gibi banyoya fırlattı.

"Seni alacak geri zekalı bir herif bulursan evlenirsin! Belki sabaha kadar burada kalırsan bana nasıl davranman gerektiğini anlarsın, iyi eğlenceler!" yüzüme kapanan kapıyla yerimde sinirle tepindim.

Lanet olsun!

"Ölümün benim elimden olacak İnanç!"

Kapıya attığım yumrukların hiçbir işe yaramasıyla saçlarımı çekiştirdim. Dış kapının açılıp kapanmasıyla dişlerimi sıktım.

İnanamıyorum baya beni burada bırakıp gitmişti manyak herif!

Yarım saat boyunca banyoda dönüp durmaktan başka bir şey yapamazken tüm öfkemi banyodan çıkartmıştım. Kırık aynaya ne ara kırdığımı bile bilmiyordum.

Yorgunca duvara yaslanıp yere çöktüm. Bacaklarımı karnıma çekip ellerimi bacaklarıma sardım.

Bu adamdan kurtulmalıydım.

Sadece geçen bir haftada başıma gelmeyen kalmamıştı. Daha ne kadar kaçacaktım?

Gözlermin önüne o adamın kanlar içinde kaldığı hal geldiğinde mermere damlayan gözyaşlarımı yeni fark ediyordum.

6 yıldır ağlamaktan kaçınan ben, bu bir haftada ağlamadığım bir gün yoktu.

Burnumu çekip başımı duvara yasladım.

Kapanan gözlerimle geçmiş yine gözlerimin önüne gelmişti. Unutmak istemediğim geçmeşimle yüzümde buruk bir tebessüm oluştu.

~~~

"Benim kızım büyümüşte liseden mezun mu oluyormuş? Daha dün gibi baba diye koşturduğun günler"

Babam iç geçirip şefkatle mavi gözlerime baktı. Her zaman ki gibi yamuk olan kravatını düzeltip "deme öyle baba ben hep senin küçük kızın olarak kalacağım" kocaman gülümsedim. Ellerini yanaklarıma koyup "ay yüzlü kızım benim, hep böyle kal hiç değişme" alnımı öptü.

"Ben hep senin kızın olarak kalacağım. Arkamdan "babasının kızı" diyecekler."

Babam sıkıca güven veren kollarını bedenime sardığında kokusunu içime çektim. "Bundan hiç şüphem yok!" dediğinde kıkırdayıp babamın yanaklarını öptüm.

"Bensiz sarılma ha?"

Annem küpesini takarak merdivenlerden inerken babamın hayranlık dolu bakışlarını görebiliyordum. Bu kadına çok aşıktı.

Bir gün bana böyle bakan bir adamla tanışabilecek miyim? Diye düşünmeden edememiştim. Bende annem gibi sevilen babam gibi seven biri olacabilecek miydim?

"Sensiz hiç olur mu bal arım?"

Babamın dediği şeyle kaşlarımı çattım. "Hani ben senin arındım?" babam kahve saçlarımı karıştırıp "sen benim yaban arımsın güzel kızım" bu dediği çatık kaşlarımı düzeltmeye yetmişti.

"O ne ya? Ben neden yaban arısıyım? Bal daha tatlı!"

Babamın annemle bize bal demesinin sebebi çocukluktan gelen komik bir anıydı. Annem bana bal yedirmek için uğraşırken babam "sen benim küçük arımsın ve arılar kraliçelerinin sözünden çıkmaz" demesiyle o günden sonra babamın ağzından o laf düşmemişti.

"Büyüdükçe ne kadar güçlü olduğunu görüyorum. Küçük bir bal arısıyken asabi bir yaban arısına dönüştün."

Baktığım gözleri bir daha göremeyeceğimi bilseydim o gözleri içime işlerdim.

Babama sarılıp "iyi ki varsın babacığım!" dememle annemde ikimize birden sarıldı. Bu anı edebiyen dondurmak isterdim.

Elimden uçup gitmeden yakalamak...

"Asıl iyi ki sen varsın Yaban Arım..."

~~~

"Ben aynı kalamadım baba..."

Gözyaşlarımı kontrol edemezken hıçkırıklarım banyoda yankılıyordu. Hatırladığım hatırayla kalbime düşen ateşi söndürmeye gücüm yoktu.

Benim tek istediğim "babamın kızı" olarak kalmaktı. Onu bile becerememiş elime yüzüme bulaştırmıştım.

Dinmeyen gözyaşlarımla dengemi toplamaya çalıştım. Duvara tutunup küvete yaklaştığımda tıpayı küvete koyup soğuk suyu açtım. Kendime gelmeliydim yoksa kafayı yiyecektim. Böyle zamanlarda en iyi gelen şey derdini suya bırakmaktı. Tamamen dolan küvetle tişörtümü ve pantolonumu çıkarttım. Bulanık gören gözlerimi ovuşturup sağ bacağımı kuvete daldırdım. Soğuk suyun vücuduma değmesiyle içimdeki yangını söndürmeye yetmemişti. Hiç düşünmeden soğuk suyun içine girdiğimde aldığım nefesi hızla verdim. Dişlerimi sıkıp başımı küvete yasladım.

Titreyen bedenim sudan çıkmam için uyarı versede onu dinlemeyip suya gömüldüm.

Geçmiyordu, ne yapsam içimdeki yangın dinmiyordu...

Her gün ölmek için neden ararken her geçen gün bu hayat manasızlaşıyordu. Nefes almak için neden gerekirdi ve ben o nedeni bulamıyordum.

İçinde olduğum cehennemden kurtulamıyordum. Belki bedenim yanmıyordu ama ruhum her gün ölüyordu...

Suyun içine akan gözyaşlarımı hissederken nefessiz kalmama rağmen inatla başımı sudan çıkarmıyordum. Belki bu cehennemden kurtulmanın yolu buydu.

Bilincim gittikçe kapanma noktasına gelirken gelen bir kaç sesten sonra "Hilal!" duyduğum kükremeyle kolumdan çekilip beni öldürmesini beklediğim sudan çıkartıldım. Aval aval baktığım kahve gözler öfkeyle beni sarsarken yaşadığımı gösteren tek şey akan gözyaşlarımdı.

"Seni aptal! Ne yaptığını sanıyorsun?"

İnanç bağırmaya devam ederken derin bir nefes alıp hıçkırdım. Sıktığım ellerimi göğüsüne geçirip "bıraksaydın da ölseydim! Bu cehennemden kurtulmamın yolu ölmekse buna bile razıyım!" bağırdığımda baktığım gözler sertçe yüzüme baktı.

"Cehennemden ölsen bile kurtulamazsın! Hâlâ anlamıyorsun değil mi? Bazıları cehennemi yaşatır bazılarıda o cehennemde yaşar, sen yaşamaya mahkumsun!"

Nefretimi bile hak etmeyen adamı itmemle geriledi. "Ben o cehennemi yaşamayacağım ama seni kendi cehenneminde yakacağım, hemde öyle bi' yakacağım ki sen bile ne olduğunu anlamayacaksın!" meydan okumamla bana bakıp sırıttı.

Üzerimi gösterip "o cehennemde bu halde olacaksan neden olmasın?" diyerek güldüğünde gözlerim üzerime kaydı.

Ben böyle işin!

Siyah iç çamaşırlarımı unutup sinirle ayaklandığımı şuanda fark ediyordum.

Hâlâ bakmaktan çekinmeyen utanmaz adamın gözlerini elimle kapattım.

"Sen kime bakıyorsun geri zekalı!"

"Hem kendin gösteriyorsun hemde kızıyor musun? Dengesiz misin kızım sen?" alaylı sesiyle öfkem gittikçe artarken küvetin yanında asılı olan beyaz havluyu hızla üstüme tutup elimi gözünden çektim.

"Ne göstermesi be? Göstersem sana mı gösteririm?"

Ona bakmadan havluyu bedenime sarıp küvetten çıkacağım an yerin ıslak olmasıyla ayağım kaydı. Düşmeden belime saran kollarla burnum göğüsüne çarptı.

Yaban mersini... Başta üstüne sinen sigara kokusu yüzünden alamadığım koku şuanda buram buram burnuma doluyordu. Nefret bile etmediğim adamın en sevdiğim meyve kokması trajikomikti.

"Bana yaklaşmak için düşme numarası yapmana gerek yok istediğin zaman yaklaşabilirsin"

Başımı kaldırıp bu utanç durumdan kurtulmak için belimde olan ellerini çekip arkamı döndüm. Daha fazla muhatap olursam delirebilirdim.

Banyodan çıkıp etrafa baktığımda bavulumu görememle arkamı döndüm. "Bavulum nerede?" İnanç üstündeki

-benim yüzümden- ıslanan tişörtü çıkartıp tam cevap verecekken çalan kapıyla duraksadı. Bana cevap vermek yerine kaşlarını çatıp kapıya ilerledi. Açılan kapının sesini duysamda konuşmaları duyamadığım için merakıma yenik düşüp kapıya ilerledim.

Sonuna kadar açık olan kapıda genç bir görevli vardı. "Kusura bakmayın İnanç Bey, yanlış verilen kapı numarası yüzünden bavullarınızı size geç ulaştırdık." mahcupca başı yerde konuşurken yabani herif bir şey demeden sinirle gence bakıyordu.

Onun yapmadığını yapıp "önemi yok" dediğimde görevli başını kaldırıp bana baktı. Nazikçe gülümsemle gülümsedi. İnanç bana bakıp "geç içeri!" dediğinde göz devirdim. "Bilerek olmuş bir hata değil, abartma!" İnanç'ın korkutucu gözleri bana işlemesede genç çocuk korkuyla ikimize bakıp anında toz oldu.

Bu adamın tek yaptığı yabanilikti!

Alkışlayıp "cidden insanları korkutup kaçırmakta üstüne yok! Çocuğun küçük hatasına bile öldürecek gibi bakıyorsun!" dememle kızaran gözlerini yumdu.

"Eşek kadar adam lan neresi çocuk?!"

Bu haliyle şaşkınca yüzüne bakıp kahkaha attım. Kahkaha atmaya devam ederken "sen yoksa beni mi kıskandın? Kalbini kırmak istemem ya da dur kalbin kökünden kırılsın hatta paramparça olsun diyeceğim ama sende kalp ne arasın?!" İğrenerek suratına bakıp sarfettiğim cümlelerle bana yaklaştı.

Şeytani parıltılarla dolu olan gözleri alayla kısıldı. "Hayallerini yıkmak istemem ama seni kıskanmak için bir nedenim yok. O adama sinirlendim çünkü benim odamda benim yanımda olan kadına baktı ve ben bundan hoşlanmam, yani bunun sen ya da başkası olmasının bir önemi yok." bana yaptığı en uzun açıklamasına göz devirerek dinleyip bavulumu aldım.

"Ben hayal kurmam, o yüzden yıkamazsın"

Söylediklerimden sonra bavulumu banyoya sürükleyip kapıyı sertçe kapattım.

Neymiş hayallerimi yıkmak istemezmiş!

Senin içine olacağın bir hayali bırak kurmayı kendi elimle yıkarım!

...

Açlıktan uyuyamazken dönüp durduğum koltuktan doğruldum. Evet koltukta yatıyordum çünkü utanmaz herif yatakta yatmamı umursamadan yatağa kurulmuştu.

Onunla uyuyacağıma çivili yatakta yatardım daha iyi!

Banyo faciasından sonra yemek yeme istediğini unutsamda şuanda kendini feci hissettiriyordu. Koltuktan kalkıp yatağa baktım. Bir yerlerinde pireler uçuşan herife gözlerimi devirmekten geri duramamıştım.

Aklıma mini bar geldiğinde küçük buzdolabını açtım. Şaka değil bu? Böyle lüks bir hotelde bu dolabın boş olması imkânsızdı. Gözlerimi kısıp yaban domuzuna baktım. Kesin o yapmıştı!

Acaba yastıkla onu boğusam mı?

Aklımın derinliklerinden çıkan şeytanlarımı anlık olsada dinlemek istesemde oflayıp yüzümü astım. Çaresizce boş dolaba bakıp tekli koltukta duran siyah hırkamı alıp yavaşça odadan çıktım. Kapanan kapıyla aklıma gelen şeyle inledim.

Kapı kartını almaya unutmuştum!

İnanç beni öldürecekti! Bir bakıma bakarsak bu fena olmazdı. Hem uykusuzluk hemde açlık üst üste binince kafayı yemek üzereydim. Boş koridorda ilerleyip asansöre bindim. Böyle bir hotelde yemek bulabileceğimi düşünüyordum. Lobiye inmemle sessizlik son bulmuştu. Gece yarısını çoktan geçmiş olsada insanlar bizim gibi uyumak yerine eğlenmeyi tercih ediyorlardı. Yanımdan geçip giden erkek kız karışık gruplara bakıp yönümü danışmaya çevirdim.

Görevli kızın gömleğinin üstündeki kartvizitte "Zeynep" yazdığı için türk olduğunu anlamam zor olmamıştı.

"Merhaba, ben bir şey soracaktım." genç kız samimiyetle gülümsedi.

"Tabii, nasıl yardımcı olabilirim?"

"Bu saatle restorant katı açık oluyor mu?"

Üzgünce yüzüme bakıp "maalesef açık değil ama yemek yiyebileceğiniz bir yer arıyorsanız caddenin karşındaki seyyar köfteciyi önerebilirim." nazikçe gülümsemeye devam etti. Yemek olsun da ne olduğu önemli değil.

"Teşekkür ederim."

Hotelden çıkıp görevli kızın dediği gibi caddenin karşına geçtim. Biraz ilerde gördüğüm seyyar köfteciyle kocaman gülümsedim. Biri seyyar köfteci görüp ağzın kulaklarında olacak dese inanmazdım. Gelen mis gibi köfte kokusuyla gözlerimi kapattım.

Bu koku çok güzeldi.

Küçük masaya kurulup yanıma gelen beyaz önlüklü amcaya baktım. "Yarım mı tam mı kızım?" dediğinde hızla "tam olsun amca ama acısını eksik etme bol bol koy!" konuştum. Amca gülüp "acımız çok acıdır uyarmadı deme" onun gibi kocaman gülümsedim.

"Sen koy amca"

Hevesle beklediğim köfte gelene kadar dalgaların kıyıya çarpmasını izledim. Dün İzel'in getirdiği bavulda bir miktar para çıkmıştı. Zeki arkadaşım aklını yine doğru yerde kullanmayı başarmıştı. Çok bi' para değildi ama acil durumlarda işe yarayabilirdi. Zaten telefonumu, pasaportumu İnanç bildiğin gasp etmişti!

Bir ara onları olmalıydım.

Kısa sürede gelen ekmek arası köftemle amcaya baktım.

"Teşekkür ederim."

"Afiyet olsun kızım. Bu da benden acını dindirir"

Masaya bıraktığı büyük ayrana bakıp başımı salladım. Bu acı neydi ki içimdeki yangın dinmezken...

Isırdığım lokmayla enfes tadı yemeğe devam ederken gözlerimi masadaki hareketlenmeyle kahvelere çevirdim. Yüzü sinirden kıpkırmızı kesildiğini tahmin ettiğim Yaban, öfkeyle bana bakıyordu.

"Sana odadan çıkma demedim mi?!"

Biraz yükselen sesiyle sakince yemeğini yiyen insanların bakışları bize dönmüştü.

"Bana bağırma! Beni aç bırakmasaydın odadan çıkmazdım." savunmamla yemeğimi yemeğe devam ettim. İnanç gülüp "bu odadan gizlice çıktığını değiştirmez! Benden habersiz tek bir adım bile atmayacaksın!" dedikleriyle gelen küçücük keyfimin içine etmeyi başarmıştı!

İçtiğim ayranı sertçe masaya koyup ona yaklaştım. "Ya öyle mi? Bilmiyorum farkında mısın? Ben şuanda buradaysam bunun sebebi senden korktuğum için değil. Buradayım çünkü kendimi senin gibi bir herifle cezalandırıyorum ki biraz olsun cezamı çekeyim. Yaptığım şeyleri geri alamam bunun farkındayım ya da dediğin gibi polise teslim olamam çünkü korkuyorum ama bunun sebebi hapse girmek değil. Herkesin gözünde artık "babamın kızı" olamamaktan korkuyorum." boğazıma dizilen lokmayla gözlerimi karşımdaki adamdan kaçırdım.

Benim babama söz vermiştim. Belki tutamamıştım ama bunu başkalarının duymasını istemiyordum. Rahmetli babamın arkasından "kızı katil" denilmesini istemiyordum.

Benim babam bunu hak etmiyordu.

Kendimle savaş verirken yenilmekten çok sıkılmıştım. Bana cevap vermeyen gözlere baktıktan sonra elimde olan ekmeği bırakıp kalktım. Cebimden bir ellilik çıkarıp masaya bıraktığımda adımlarım hotele doğru ilerledi.

Kaçan iştahımla hotele girecekken kolumun tutulmasıyla "İnanç!" diye bağırıp arkamı döndüm. Görmeyi beklemediğim mavilere baka kalırken benim kadar şaşkın görünüyordu.

"Hilal..."

Her zaman ki gibi yumuşak sesi kulaklarıma dolarken beni gördüğüne inanamıyor gibiydi. Gözlerimi mavilerden çekip arkada gördüğüm kahvelerde çakan yıldırımlar iyiye işaret değildi.

Kabul etmek istemesemde bu mavileri görmek biraz olsun güvende hissetmemi sağlamıştı.

Belki de önemli olan sevmek değil sevilmekti...

Bu gözler sevgiyi gösterirken, arkada cehennemin yanan alevlerini görüyordum.

Mavi ve kahvenin arasında kalmamla aklımda yankılanan dudaklarımdan dökülmüştü.

"Baran..."

⚡⚡⚡

Bölümün sonu 🌺

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.