İçeriğe geç

YABAN ARISI

Bölüm 4 · 21 dk okuma

YABAN ARISI

Bölüm 4

Y.A | 4.Bölüm 🐝

Hilal'den

Sessiz bir yolculuğun ardından ıssız, kimsenin yaşamadığını düşündüğüm cehennemime geri dönmüştüm.

Yorgunca fırlattığım ayakkabılarım duvara çarpıp yeri boyladığında kendimi yatağa attım. Aklım İnanç'ın son dediklerinde takılı kalmıştı. Bozuk plak gibi tekrarlıyordum.

"Kendini yakman için bana ihtiyacın yok, zaten kendi kendini yakıyorsun."

Burada kaldığım sürece de bu devam edecekti. Ben onlar gibi olamazdım. Gittikçe bu bataklığa saplanmama göz yummayacaktım. Buradan kurtulmanın en kolay yolu polise teslim olmaktı ama İnanç'ın beni sağ bırakmayacağını biliyordum.

Onu yakarsam o beni sadece yakmakla kalmazdı.

Burada kalırsam beni piyon yerine kullanmaya devam edecekti. Sinirle yataktan doğruldum. Bu düşüncelerle kafayı yemek yerine aç olan midemi doyurmayı tercih ederdim. Ayaklanıp dolaba ilerlediğimde bir gerçeği daha fark ettim. Geldiğimden beri Elçin'in verdiği kıyafetlerle idare ediyordum. Bu konuya da bir çözüm bulmalıydım.

Ya da konuya kökten bir çözüp bulup buradan kurtulmalıydım.

Dolaptan siyah taytı ve mavi tişörtü alıp üstümdeki elbiseden kurtulmak için banyoya ilerledim. Üstümü değiştirdikten sonra yüzümde ağırlık yaptığını hissettiğim makyajı silip saçımı topladım. Mavi gözlerimin feri gittiğini görebiliyordum. Eskiden olup olmadık yerde parlayıp kendini belli eden mavilerim şimdi kara delik gibiydi.

Daha fazla bakarsam küçük çaplı bir sinir krizi geçireceğimi anlamamla hızla banyodan çıktım. Odadan çıktığımda sessiz koridorda ses aradım. Eve geldiğimizde de kimse ayakta değildi. Hiçbir odadan ses gelmezken tahta merdivenlerden inip mutfağa girdim. Yine kimsecikler yoktu.

Bunu takmadan buzdolabını açtım. Ağzına kadar dolu olan buzdolabında tek dikkatimi çeken badem sütü olmuştu.

İnek sütü neyinize yetmiyor?

Arkasında kalan normal sütü alıp tezgahın üstündeki dolaptan bardak aldım. Bu saatte hiçbir şey yemezdim. Zaten yemek yapmaya üşenen biri olduğumdan aç kalmaya alışıktım.

"Gelmişsiniz"

Arkadan gelen ani sesle irkilip az daha boğazımda kalacak sütü yuttum. Elçin uykulu gözlerle bana bakarken tatlı pijamalarına baka kaldım.

Bu kız kesinlikle, bu cehenneme ait değildi.

"Ya ne gelme!"

Sütü yudumlamaya devam ederken Elçin dolaptan yeşil elma aldı. "Kötü bir şey mi oldu?" bu rahatlığı cidden tuhaftı. Ben böyle bir şeyin içinde olsam gözüme uyku bile girmezdi ama bunlar fosur fosur uyuyordu.

Bakılırsa içindeydim de...

"Yo kötü bir şeyi(!) sadece az daha adam ırzıma geçecekti ama hiç önemli değil!"

Sadece tek bu olsaydı! Yaban denilen geri zekalı birde beni öpmüştü. Her aklıma geldiğinde midem kalkıyordu. Elçin çığlık atıp "ne?! Bir şey olmadı değil mi?" diye beklemediğim bir şekilde evi inletti.

Kızım sende vur dedik öldürdün.

Ben daha cevap vermeden mutfağa silahlarıyla giren üç silahşorlere baktım.

Ömer uykulu haliyle kırmızı baksırı ile karşımda dururken elindeki silahı zor tutuyordu. Asil ne olduğunu anlamaya çalışan yüz ifadesiyle ilk Elçin'e sonra İnanç'a kaydığında yeni fark ettiğim şeyle gözlerim irice açıldı.

Onun üstünde sadece havlu mu vardı?!

Terbiyesiz herif!

"Neden bağırıyorsun Elçin?"

Asil'in sorusuyla Elçin ona masumca baktı.

"Fazla mı bağırmışım? Hilal'in söyledikleriyle kendimi tutamadım." tüm bakışlar anında beni bulduğunda görüntü kirliliği yapan dövmelerden gözlerimi çekip omuz silktim.

"Sadece gece olanları anlattım. Sizin salak işiniz yüzünden başıma gelenleri"

Öfkem bir türlü dinmezken İnanç alayla güldü. "Adamla cilvelişirken hiç rahatsız değildin. Bir şeyler yapıyorsan arkasından gelecekleri düşünmelisin sonra kurtar diye başkalarına yalvarırsın."

Bu bana laf mı sokmuştu?

"Ben mi cilveleştim? Sen bana düzgün bilgi verseydin ben ilacı geç atmazdım!"

Ani çıkışımla İnanç bana doğru ilerledi.

"Ben sana bilmen gereken her şeyi söyledim ama senin aklın bir karış havada olduğu için duymamış olmalısın. Ne olduysa hak ettin!" üstüme doğru gelmesiyle tam benlik bir hareket yapıp üstüne doğru gittim.

"O zaman kurtarmasaydın! Bıraksaydın hak ettiğimi yaşasaydım!"

Bağırışımla İnanç elini kaldırdığında yine araya Asil girmişti. "Abi tamam olan olmuş zaten almamız gerekeni aldık." kahve gözler öfkeyle mavilerimi aşındırırken gülümsedim.

"O elin bir gün yanağıma inmeye cüret ederse o gün benden korkmanı öneririm Yaban, ama merak etme o kadar uzun kalmayacağım..."

Omzuna vurup yanından geçeceğim sırada bileğimi sertçe tuttu. "Hepiniz çıkın!" bileğimi kurtarmaya çalışırken diğerleri endişeyle bana bakıp mutfağı terk etti.

Beni tezgaha doğru itip elindeki silahı sakağıma bastırdığında başını hafifçe yana eğdi. "Buradan gitmek istiyorsan dediklerimi yapacaksın yoksa bu silahın tetiğini çekmeyi tereddüt etmem ama bakıyorumda senin bu aptal cesaretin yüzünden yakın gibi görünüyor. Ya dediklerime uyar mis gibi yaşar gideriz ya da polis molis dinlemem kafana sıkarım!"

Tenime değen silahtan korkmadığımı biliyordum. Bana ölmek değil bu geri zekalı herifin elinden ölme düşüncesi ağır geliyordu. Gözlerinin içine bakıp ellerimi silah tutan elinin üstüne koyup daha fazla bastırdım.

"Hadi sık! Seninle yaşamak yerine ölmek daha cazip geliyor sonuçta ikiside cehennem değil mi?"

Bu kahve gözlere bakmak bile öfkemi körüklerken aynı nefesi almak zor geliyordu. Hayatım boyunca kimseden nefret etmemiştim. Her zaman insanların iyi bir tarafı olabileceğini inanırdım ama bu adamda o iyi taraf yoktu.

Yüzünü yüzüme yaklaştırıp dudaklarını yanağıma sürttü. "Benimle cehennemi yaşamak varken hemen ölmeni istemem" bu iğrenç hareketiyle daha fazla dayanamadan ayağımla mahrem yerine geçirdim. Bunu beklemediği için dengesini kaybederken bende düşerken beni tutacağını beklemiyordum. Kendimi yerde bulmamla ilk fark ettiğim canımın yanmamasıydı. Sonra altımda nefes alan şeyle çığlık attım. Burun buruna olduğum göğüsüne bakıp başımı kaldırdım.

İnanç dişlerini sıkmış acı içinde göründüğünde ne olduğunu anlamam pek zaman almamıştı. Lanet olsun o şeye basıyor- dilime bile getiremiyorken tam kalkacakken İnanç bileğimi tutup altına aldı. Ne olduğunu anlamdan gözlerimi örten ellerle bağırdım.

"Çek ellerini gözlerimden!"

"Bakmak istiyorsan açabilirim ama sonra yattığın erkekleri beğenmezsin"

Bu cümlesini nerden tutsam elimde kalırken üstümdeki yükün kalkmasıyla gözlerimi açtım. İnanç havlusunu düzeltip bana bakmasıyla sinirle güldüm. Yerden destek alıp karşına dikildiğimde karşımdaki yaratığa küçümseyici bakışlarımı attım.

"Beni kendinle karıştırma ben senin gibi namussuz, şerefsiz değilim!"

Daha fazla bu adama katlanamayacağımı anlayıp arkamı döndüğümde üçlü şaşkınca bize bakıyordu. Onları takmadan kaldığım odaya çıktım. Artık uyumalıydım yoksa kafayı yiyecektim.

Yatağa oturup kendimi bıraktım. Ağırlaşan göz kapaklarımla her zaman yattığım gibi ayaklarımı karnıma doğru çektim. Babam böyle yattığımda bana tosbağa derdi. Ona göre kabuğuma çekilirdim.

Dudaklarım babamı hatırlamamla hafifçe kıvrıldığında kalbime ateş düştü. Bir aydır mezarına gidemiyordum. Kesin çiçekleri kurumuştu. Gözlerim dolarken bir kez daha emin olmuştum.

Bu cehennemden ne olursa olsun kurtulacaktım...

...

"İzel'i görmek istiyorum."

Hiç dolandırmadan söylememle herkes başını tabağından kaldırdı. Pardon biri hariç... İnanç hiç takmadan yemeğini yemeğe devam ederken Ömer lafa girdi.

"Şu çocukluk arkadaşın olan mı?"

Bu bilgeye sahip olmasına şaşırmıyordum. Benim hakkımda benden daha fazla bilgiye sahiptiler. "Evet, ailemle iletişime geçemesemde onunla konuşmalıyım. Hem telefonum, cüzdanım ve pasaportum evde onları almalıyım. Sonuçta hep burada kalmayacağım." dediklerimle kimse tepki veriyordu. İnanç çayını içerken "sana güvenmezken arkadaşına neden güveneyim?" sorduğu soruyla güldüm.

"Bana güvenip güvenmemen umrumda bile değil ama ben sizin dediklerinizi yapıyorsam sizde benim istediklerimi yapacaksınız" kısa ve net cevabımın ardından devam ettim. "Zaten ben burada konuşalım demiyorum bir kafede görüşebilirim."

İnatla gözlerine bakarken o Ömer'e baktı.

"Sen halledersin" demesiyle ne olduğunu anlamamıştım. Ömer gülümsedikten sonra "tamam abi" dedi. Bana bakmadan ayaklandığında kolundan tutup dur durdum.

"Beni görmemezlikten gelmen bir şeyi değiştirmez Yaban, ben burdayım."

Kolunu çekip "bu da benim umrumda değil" dedikten sonra yanımdan geçip gitti.

Misilleme yapmasına diğerleri gülmekle yetnirken ben tüm nefretimle arkasından bakıyordum. Ömer yanağımdan makas alıp "ben çıkıyorum fıstık" dediğinde ters bir bakış atıp elini ittim. "O elini kullanmak istiyorsan benden uzak tut optik!"

"Ooo ateşli kız! Çok severim."

Ömer dediklerimden hiç etkilenmeden ceketini alıp çıktığında delirmemek için kendimi zor tutuyordum. Evde manyağından, çapkınına kadar her şey mevcuttu!

Gözlerim hiçbir şeyden etkilenmeden tatlı tatlı sohbet eden ikiliye döndü. Bu ikiliden aldığım elektrik biraz fazla yoğundu. Asil, Elçin'in gözlerinin içine bakarken bizim kız at gözlüklerini takmış bakıyordu.

Bu tuhaf durum beni ilgilendirmediğini bilsemde şuanda tek meşgul olabileceğim şeydi. "Neyse kızlar siz yemeğe devam edin ben şu deliye bakayım." Asil yerinden kalktığında sadece başımı sallayıp direk Elçin'in karşısına geçtim.

"Hiçbir şey yemedin. Bir şeyler yemelisin"

Bu kız cidden olmaması gerektiğinden fazla iyiydi. Önümdeki tabağı çekip mavilere baktım. "Sen bu kadar iyiyken neden bu zebanilerlesin?" Elçin sorumla şaşırsada içtenlikle gülümsedi.

"Çünkü onlar benim ailem. Bu dünyaya gözlerimi açtığımda kimse yanımda yokken onlar vardı. Belki kan bağım yok ama olsa bu kadar sevmem."

Gözlerindeki acıyı görmeyi beklemezken hayatının iyi geçmediğini anlamıştım.

"Bu hayatın içinde olduğun sürece mutlu olamazsın Elçin, gelecekte hiç mi aile kurup anne olmayı istemeyeceksin? Bu hayat buna müsaade etmez, kaçarak olmaz." gözleri dolduğunda bana uzunca baktı. "Bu hayat benim hiç yüzümü güldürmedi. Hayatım boyunca hep mutlu çocukları izleyerek büyüdüm. Onlar anne, babalarıyla pembe rüyalara dalarken ben küçük yaşta gök gürültüsünün altında ince yorganımın içinde uyuma çalışırdım ve korktuğumda yanıma gelen annem veya babam olmazdı. O yüzden hiç hayal kurmadım."

Beklediğimden daha sert gelen gerçeklerle sorduklarımla şimdiden pişman olmuştum.

Herkes şanslı doğmuyordu. Akan gözyaşlarını görmek ağır geldiğinde masada duran elini tuttum. "Üzgünüm derdim geçmişi hatırlatmak değildi." Elçin burukca gülümseyip elimi sıktı.

"Üzülme çünkü unutamadığım bir şeyi hatırlatamazsın..."

Konuyu dağıtmak için "onlarla uzun zamandır mı arkadaşsın?" başını sallayıp "Asil ve Ömer'le yetimhanede birlikte büyüdük. İnanç'la ise 18 yaşında tanıştım.

Başta beni de korkutmuyor değildi ama onun doğal hali bu olduğunu zamanla anladığımda abim yerine koydum. Onunla birlikte üç abim oldu!"

Baştan beri gelmek istediğim yerle tek kaşım havalandı. "Üç abi mi? Asil'le sevgili değil misiniz?" sorumla renkten renge giren kıza baktım. Oldukça şaşırmış duruyordu.

"Sevgili mi bu da nerden çıktı?"

"Bilmem sanki Asil sana kardeşi gibi bakmıyor"

Bir adam uzunca kardeşi dediği kişinin gözlerinin içine bakmazdı. Elçin at gözlüklerinden bir türlü kurtulamazken endişeyle bana baktı. "Bu imkânsız! Yani biz kardeş gibiyiz!" paniklemesine anlam vermezken gözlerimi kıstım.

Bir şeyler vardı.

"Ya varsa?"

Zorlamamla Elçin'in gerilediğini hissettim.

"Olamaz çünkü bu kurallardan biri! Az çok nasıl bir şeyin içinde olduğumuzu anlamışsındır. Zaten içinde olduğumuz bataklıkla mücadele ederken yapılan tek bir hata her şeyi mahvedebilir o yüzden aşk bizim hayatımız için söz konusu bile değil. Yaban aşk konusunda çok sert ve sabit fikirli. Ona göre aşk sadece bela getirir"

Bu saçmalığın cidden var olduğunu Elçin'in yüz ifadesinden anlasamda gülmeden edemedim. "Ne yani aşk bu evde baya yasak mı?"

"Evet."

Kısa ve net sesinin ardından kendimi toparlayıp öksürdüm. "Ya bir gün aşık olursan?" bu sorunun cevabını mavi gözler içinde saklarken sorum cevapsız kalmıştı.

Sanırım o da bundan korkuyordu...

⛔⛔⛔

İzel'den

"Saçmalama Baran!"

Duyduğum saçma sapan şeylerle tepem iyice atarken öfkeli kahveler üzerime doğru geldi.

"Hayatında biri yoksa o arabasına bindiği adam kimdi?"

İşte bunu bende bilmiyordum.

Üç gündür her yerde karış karış aradığımız Hilal'den haber alamıyorduk. Biliyordum o yapması gerekeni yapmıştı. Ömür boyu mutsuz olmak yerine savaşmayı seçmişti.

Yinede endişeleniyordum. İyi olmamasından korkuyordum. Hilal'i tanıyorsam bana bir şekilde ulaşmaya çalışacaktı.

Baran üç gündür hiç azalmayan öfkesiyle Hilal'i aramaya devam ederken geçen her saatte ortam daha da geriliyordu. Osmanoğlu ailesi rezil olduğu için ayrıca öfkeliydi. Baran'ın annesine kalsa bu evliliğin artık gerçekleşmesini istemiyordu ama Baran vazgeçmek ne bilmiyordu.

"Nerden bilebilirim Baran?"

Sıkkınlıkla nefes alıp oturduğum yerden kalktım. Kalkmamla kolumdan tuttu."o zaman neden ona her yaklaşmamda benden kaçıyordu?" bu sorunun cevabını kendisi benden daha iyi biliyordu.

Sadece kabul etmek zor geliyor olmalıydı.

"Baran bu sorunun cevabını benden daha iyi biliyorsun."

Kolumu tutan elinden kurtulup kafeden çıktım. Caddenin ortasında taksi aramak için biraz ilerlediğimde bir anda önümü kesen araçla geriledim.

"Oha oha gelip ağzıma girseydin hayvan herif!"

Ağzımdan çıkan sözleri önemsemeden spor arabadan inen geri zekalıya baktım. Cidden neden bu dünya oksijen israfı insanlarla doluydu?

"Üzgünüm hanımefendi?"

Sahte kibarlığına göz devirip yanından geçeceğim sırada söyledikleriyle başımı ona çevirdim. "Arkadaşını görmek ister misin?" arabaya yaslanmış sırıtırken bu kertenkele tipli herifin ne dediğini anlamamla bedenimi ona döndürdüm.

"Kimsin sen?"

"Ne önemi var? Sen Hilal'i görmek istiyor musun onu söyle?"

Hilal'in kaybolduğunu nerden biliyor olabilirdi? Osmanoğlu ailesi daha fazla rezil olmamak adına medyaya haber vermemize izin vermemişti. Herkes Hilal'in sadece düğünü terk ettiğini biliyordu. Üç gündür olmadığını bilen kişi sayısı bir elin parmağını geçmezdi.

Temkinli adımlarla güven vermeyen kertenkeleye ilerledim. "Yoksa siz şu zengin insanları kaçırıp fidye isteyen tiplerden misiniz?" bu burada olduğuna göre Hilal'in yanında birileri olmalıydı. Yani birden fazla kişi vardı.

Adam beklemediğim bir şekilde başını iki yana sallayıp seslice güldü. "Sen çok mu film izliyorsun? Arkadaşını kaçırsam ve fidye istesem neden yüzümü göstereyim? Hem zaten o işlerde para yok."

Elleri ceplerinde rahat oluşu beni sadece gererken sıkıldığını belli edercesine iç geçirdi. "İzel hadi arabaya bin"

İzel mi? Adımı nerden biliyordu!

Korkuyla gerileyip telefonuma ulaşmak için çantama el atacağım sırada hızla bileğimden tutup beni kendine çekti. Belimde hissettiğim baskıyla gözlerim irileşti.

"Bak benim derdim sana zarar vermek değil. Ben yapmam gerekeni yapıyorum şimdi uslu dur ve diyeceklerimi harfiyen yap, tamam mı?"

Bana anlama özürlüsü gibi davranıp yavaş yavaş konuştuğunda benim tek anladığım bel boşluğuma dayanan silahtı!

Kahvelerim kahvelere ayak uydurmayı tercih etmişti. Başımı sallamamla kocaman gülümsedi. "Afferin! Zeki kız seni" beni ön koltuğa oturtup hiç zaman kaybetmeden arabaya bindi.

Kafamda bu manyaktan kurtulmak için bir sürü şey geçse de içimden bir ses doğru söylüyor diyordu. Hilal bu manyakların elinde olabilir miydi?

"Şimdi Hilal'in evine gidiyoruz ve sen dediğim şeyleri alıp geliyorsun"

"Gerçekten Hilal'in sizde olduğunu nerden bileyim? Ya yalan söylüyorsan."

Adam yüzünü buruşturup direksiyonu yana kırdı. "Yalan en nefret ettiğim şeydir. Kanıt istiyorsan tabii" cebinden telefonunu çıkartıp bir kaç şey yaptıktan sonra bana uzattı.

Hilal!

Uyurken çekilmiş fotoğraflarına bakarken bunların yeni olduğunu biliyordum. Bileğindeki bilekliği ona düğünden önce ben hediye etmiştim. Beynine sıçrayan öfkeyle silahı bile unutup adama vurmaya başladım.

"Ne yaptın lan arkadaşıma şerefsiz?!"

Direksiyon hakimiyetini kaybetip ani fren yaptığında öne doğru savrulmuştum. Başım torpido gözüne çarptığında inledim.

"Kızım sen manyak mısın?"

Elimi kanayan alnıma götürüp küfür ettim.

"Ben sana insan gibi yaklaşayım sen bana saldır! Her kız neden çirkef anasını satayım?"

Alnımın acısını aldırmadan tekrardan arabayı çalıştıran adama baktım. "Çirkef senin anandır!" söylediklerimle boğazıma yapışan ellerle öylece kaldım. Açık kahveler koyulaşırken boğazımı sıktı.

"Ne dedin?! Sana iyi davranmaya çalışıyorum ama sen şansını zorluyorsun!

Bak ben kolay kolay sinirlenmem ama sinirlenirsem kaç derim." ellerimi ellerinin üstüne koyup bırakması için çekiştirdim. Manyak herif sonlara doğru gülüp başını iki yana salladı.

"Ama şanslısın ki bugün iyi günümdeyim"

Ellerini boğazımdan çektiği an eğilip öksürmeye başladım. O sanki hiçbir şey olmamış gibi arabayı emniyet şeritinden çıkartıp yola devam etti. Korkuyla baktığım adamdan gözlerimi kaçırıp şimdiden Hilal'e olabilecekleri düşündüm.

Sen böyle neyin içine düştün be kızım?

💢💢💢

Hilal'den

İki saattir olduğum yerde beyaz tavanı izlemeye devam ederken yatmaktan uyuşan bedenimi hareket ettirdim.

Kahvaltıdan sonra odaya çıkıp tek yapabildiğim şeyi yapıp sadece düşündüm.

Elim kolum bağlanmış yapacağım bir şey yokken düşünmek yetmiyordu. Bu evden kurtulmak için neler yapabileceğimi düşünüyordum.

Aklım ilk defa erorr veriyordu. Ne düşünsem sonunda aydınlık yoktu.

Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal!

Ağlamaklı halimle yatakta yan dönüp çıldırmamak için gözlerimi kapattım. Biraz uyursam daha iyi düşünebilirdim.

Uyumak için kapattığım gözlerimi aşağıdan gelen gürültüyle hızla araladım.

"Aç şu gözlerimi, düşeceğim geri zekalı!"

Bu İzel'in sesiydi!

Heyecanla yataktan kalkıp çıplak ayaklarımı umursamdan aşağı indim. Karşımda gördüğüm bedenle olduğum yerde kaldığımda o gözündeki bandanayı açıp bana koştu.

"Gerçekten iyisin! Sana bir şey oldu diye kafayı yedim!"

Gül kokuluma sıkıca sarılıp hiç bırakmak istemedim. "İyiyim bir sorun yok" kahve gözleri hızla arkadaki üçlüye kaydı.

"Bu manyaklar sana bir şey yaptı mı? Siz nasıl arkadaşımı kaçırırsınız?"

Asil ve Ömer tepksizce bakarken Elçin bize baktı. "Biz kimseyi kaçırmadık. Hilal kendi isteği ile kalıyor" tam olarak öyle olmasada gerçeği İzel'le anlatırsam işin içinde sadece ben değil bu sefer İzel'de yanardı.

Elçin derdi de İzel'i korumak olmalıydı.

"Nasıl kendi isteğinle kalıyorsun? Bu ne demek oluyor Hilal?!"

Çaresizce ne diyeceğimi bilmezken bir cevap bekleyen İzel'le ilk aklıma geleni dedim. "Burada kalıyorum çünkü Asil öyle istiyor!" herkes aynı anda kaşlarını çatarken yutkundum.

"Ne? Asil'de kim?"

Asil şaşkınca bana bakarken koluna girip gülümsedim. "Sevgilim!" dememle herkesin yüzü bembeyaz kesilmişti. Elçin'in rengi atarken İzel öfkeliydi.

"Bu da ne demek? Senin hayatında biri var ve sen bunu benden saklıyor musun? Düğün günü de seni kaçıran bu muydu?"

Arka arkaya gelen sorularla ne yapacağımı bilmezken "bu gürültü de ne böyle?" bu sesini duyduğuma ilk defa az da olsa sevindiğime inanamıyordum. Aşağıdan yukarı çıkan İnanç bize bakıp İzel'e döndü.

"Geri zekalı herif ben sana kızı eve mi getir dedim?!"

İzel'e bakarak söylediği şeylerin Ömer'e gittiğini anladım. Ömer konuşamadan İzel araya girdi. "Peki bu kim sevgilinin abisi mi?"

"Evet!"

Hiç düşünmeden söylediklerimle cılızca gülümsedim. Düşünürsem gördüğüm kahveler yüzünden konuşamayabilirdim.

İnanç tam konuşacakken Elçin ve Ömer koluna girip "abi biraz konuşabilir miyiz?" diyerek onu mutfağa soktuklarında gülümseyip İzel'i salona doğru çekiştirdim.

"Hilal böyle bir şey varsa neden söylemiyorsun? Üç gündür neler düşündüm biliyor musun? Annen perişan oldu."

Annemin neden perişan olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. Ortaklık bozuldu ya o ona perişan olmuştur. Üniversite zamanında bir kere bile beni merak edip Fransa'ya gelmeyen kadın şimdi merak etmezdi.

"Annem mi beni merak etti? Güldürme beni."

İzel üzgünce elimi tutup "deme öyle Hilal. O senin annen tabii ki merak edecek. Biliyorum iyi şeylerle yapmıyor ama o da kendince-" annemi bana savunmaya çalışması üzerine kıkırdadım.

"İzel zorlama ikimizde her şeyi çok iyi biliyoruz."

Sert sesimle İzel aramızda kalan Asil'e baktı. "Peki enişteyle ne zaman tanıştınız? Zaten bu konuya aklım almıyor ne ara oldu?" Asil'le göz göze geldiğimizde ikimizden gelmeyen cevap ondan gelmişti.

"Fransa'da!"

İnanç mutfaktan çıkıp yanımıza geldiğinde ilk defa güldüğünü görüyordum. İzel yine kahve gözlerini uzun zamandır görmediğim bir şekilde kıstı.

Bu tek bir anlama geliyordu. Bizim kız yaban domuzundan etkilenmiş olmalıydı!

"Ya öyle mi? Okuldan mı tanışıyorsunuz?"

İzel gözlerini Yaban'dan alamazken "Evet okulda tanıştık" diye dikkatini çekmeye çalıştım. İzel gözlerini sonunda bana döndürebilmişti. "Bu kadar uzunsa benden neden sakladın?"

Evet ne güzel bir soru!

Ne diyeceğimi düşünürken İnanç zor durumda kalmamdan çok büyük bir zevk alarak gülüyordu. Asil halime acımış olmalı ki "biz okuldan sonra ayrıldık. Hilal Türkiye'ye giderken ben Fransa'da kalmak zorundaydım." durup gözlerimin içine baktı. "Ama sonra ondan ayrılarak ne kadar aptal olduğumu anladım. Bunu anlamam biraz zaman aldı ama kader yine bizi bir araya getirdi." söyledikleri beni bile etkilerken bunun altında yatan asıl kız ben değil başkası olduğunu gözlerinde görebiliyordum.

"Ya çok tatlı!"

İzel bize hayran hayran bakarken hikâyeyi yemiş görünüyordu. Elçin ve Ömer yanımıza geldiğinde İzel'in yüzü değişmişti.

"Bir sıkıntı yoksa bu manyak neden benim gözümü bağlayarak buraya getirdi? Üstüne beni tehtid etti!"

Gözlerimi sinirle Ömer'e dikip gülmeye çalıştım. "Ömer böyle şakacıdır işte! Bazen uçarı davranışları vardır! Değil mi Ömer?" dişlerimin arasında tıslamamla gözlerini devirdi.

"Ya şaka, ben bayılarım şakalara"

"Peki ya silah?"

Şaka gibi İzel'i silahla mı korkutmuştu?

Ömer silahı gösterip "kuru sıkı" demesiyle İzel emin olmayan bakışlarını optiğe attı.

"Ya sen boşver optiği hadi ben sana kahve yapayım." kolundan tutup mutfağa doğru sürükledim. Bu iş gittikçe çıkılmaz bil hal alıyordu. Ne yapsam elimde kalıyordu!

Kahve için dolapları karıştırırken İzel konuştu. "Asil varsa neden Baran'la evlenmeyi kabul ettin?" bu kızın sorularını geçiştirmek imkânsızdı.

Bulduğum kahveyi tezgaha koyup arkamı döndüm. "Babam için ama sonra babamın bana dedikleri aklıma geldi. "Hep hayallerinin peşinden git" bende bunu seçtim." yavaş yavaş ikna olan İzel "üç gündür neden beni aramadın?" iyice canımı sıkan sorularla yutkunup arkamı döndüm.

"Baran'ın telefonunu takibe alma olasılığı olduğu için seninle iletişime geçmek için biraz bekledim."

Bu söylediklerimle biraz olsun soru işaretinin gittiğini biliyordum. "Haklı olabilirsin şuanda delirmiş durumda!" demesiyle arkamı döndüm. "İzel kimseye bir şey dememelisin ben bir yol bulana kadar böyle olması gerekiyor" ayağa kalkıp bana yaklaştı.

"Neyin böyle olması gerekiyor Hilal? Baran'dan korkuyorsan o sana bir şey yapamaz."

Bana merakla bakan kahvelere gülümseyip elini tuttum. "Bu olanların unutulması için biraz zamana ihtiyacım var. Şimdi annemin karşısına geçersem beni Baran'la evlendirmek için her şeyi yapar" işte bu yalan değildi.

Annemi tanıyorsam kolay kolay vazgeçmezdi.

"Haklısın. Peki burada mı kalacaksın?"

Başka çarem olmadığı için kalmak zorundaydım. Sıfır morelle gülümseyip olan kahveyi fincanlara döktüm. "Tabii hem gitsek istesem Asil bırakmaz!" abartılı sesimle İzel güldü.

"Senin için çok endişelenmiştim ama bu mutlu halini görmem bu üç günün korkusuna değer"

Ya gercekten acayip mutluydum (!)

Bana sarılmasıyla içimde oynayan vicdan azabına lanet ettim. İlk defa birisine yalan söylüyordum. Hemde dostum dediğim kişiye... Bu onun iyiliği içindi. Gerçeği söylersem Yaban onuda rahat bırakmazdı.

Şimdilik doğru olan buydu.

Birlikte tekrardan içeri geçtiğimizde buradaki havada iyi sinyaller vermiyordu.

Sessiz bir fırtına vardı. İnanç her an delirip her şeyin içine edecek gibi dururken Asil çok gergin duruyordu.

Elçin ve Ömer'de ikisinin arasında kaldığı için gerginliğini belli ederken İzel neşeyle İnanç'ın yanına oturdu. Bu kızda böyleydi. Yeni insanlar demez direk kaynaşırdı. Ben ise bu konuda biraz Yaba- yok o kelimeyi kullanmak istemiyordum. Daha soğuktum.

"Siz hepiniz kardeş misiniz?"

Şu sorular neden bitmiyordu?

"Hayır"

Elçin'in net ve sert sesiyle ilk defa karşılaşıyordum. Geldiğimden beri iyimser kız nerdeydi? "Kuzenler!" araya girip işin içinden daha çıkılmaz hâle sokarken ağzımı yakan kahveyi içtim.

"Ya ne güzel hepiniz birlikte kalıyorsunuz demek"

Kimseden ses çıkmazken İnanç gözlerini İzel'den ayırmıyordu. Bu bakıştan hiç hoşlanmamıştım. Sanki avını yakalamak için iyi bir anı bekleyen bir yırtıcı gibiydi.

"Aaa unutmadan istediklerini getirdim."

Koltuktan kalkıp dış kapının önünde duran küçük valizi aldı. "Annen anlamsın diye kıyafetlerini evden değil bende kalanları getirdim. Kimlik ve pasaportu bir şekilde aldım." elime tutuşturduğu telefonumla gözlerim parlarladı. Bu iyi olmuştu.

"Banyo ne tarafta?"

İzel'in dediği ile Elçin, İnanç'ın tek göz işaretiyle ayaklandı. "Sana göstereyim" ikisi yukarı çıkarken İnanç yerinden kalktı.

"Bu giriştiğiniz saçma oyuna katıldım çünkü başka bir bela istemiyorum ama bu eski kuralları değiştirmiyor" bir anda elimden aldığı telefonum ve kimliklerimle sinirle kahvelere baktım.

"Ne kuralından bahsediyorsun sen? Ben burada esir değilim, ver şu telefonu!"

Telefonu havaya kaldırıp "alabiliyorsan al" dediğinde parmak uçlarıma çıkıp telefona uzanmaya çalıştım. Ben uzadıkça geri giderken uzandığım için tişörtümün açıkta bıraktığı yere eliyle belimi kavradı. Aniden durup kendimi geri çekmek istediğimde piç gülüşünü attı.

"Merak etme senin yemem, başkası varken"

Bundan ne anlamalıydım?

Merdivenlerden gelen sesle koluna cimcik atıp belimdeki elinden kurtuldum. Aklım dediklerinde takılı kalırken bu kahve gözler bana hiç iyi şeyler hissettirmiyordu.

Hemde hiç...

...

"Ya evet o film çok güzeldi."

İzel birayı içmeye devam ederken ne ara samimi olduğunu anlamadığım yabani domuzla gülüşüyorlardı.

Diğerleride benden farksız değildi. Önüme koyulan biradan bir yudum bile almadan gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Ben en son babamın ölümde içmiştim ondan sonra ağzıma bile sürmedim.

"Cidden saka gibi! İnanç'ı kaç yıldır tanırım toplasan bu kadar gülmemiştir. Bu cidden iyi değil."

Elçin endişeyle fısıldadığında gözlerimi ona çevirdim. "Ne demek istiyorsun?" O da bana bakıp "bilmiyorum ama bence İzel'i uyar sonra çok üzülür" ne demek istediğini anlamamla dişlerimi sıktım.

Hayvan herifin derdi arkadaşımı yatağa atmaktı!

İzel zeki olsada bu aşk meşk işlerinde hemen kanar ve inanırdı. Bu konuda başı az ağrımamıştı. İzel gülüp bana baktı. "Aaa siz nasıl sevgiliniz öyle? Hayatında bi' sevgilin olmuş gidip sarılana!" tüm gözler bana dönerken küfür mırıldandım.

Ne yani daha önce sevgilim olmamışsa?!

Bu tuhaf bir şey mi?

24 yaşında olduğumu hatırlamamla acınacak halde olduğumu anlamıştım.

Sanırım babamdan sonra beni onun gibi sevebilecek biri çıkmayacağını bildiğimden gönül kapılarımı kitlemiştim. Hâlâ da kitliydi.

"Utanma git sarıl!"

İzel alkollü kafayla elimden tutup Asil'in yanına doğru itti. Dengemi kaybedip düşecekken Asil belimden tutup düşmemi engellemişti. "Hem teşekkür ederim hemde bu durum için özür dilerim." Asil halime gülüp yanına oturmam için yer açtı.

"Yapacak bir şey yok biraz idare edeceğiz"

Bunu adi gibi asilliğinden dediğini biliyordum. Yoksa bu durumdan hiç memnun görünmüyordu.

"Siz çok tatlısınız ya!"

İzel kahkaha atıp iyice uçtuğunu belli ederken karşılaştığım kahve gözlerle sıkıntıyla nefes aldım. Bu gece hayırlısıyla bitmesi için dua ediyordum.

"İzel acaba daha geç olmadan Ömer seni eve mi bıraksa?"

Bunu arkadaşımın iyiliği için söylerken İzel bana baktı. "Ya burada kalsam?" dediğinde bu kızın aptallığına inanamıyordum. Görmüyor muydu İnanç'ın ona olan bakışlarını?

Ya da görüp işine geliyordu...

"Yok İnanç buna izin-"

"Kalabilir."

Gözlerim içine baka baka söylediği şeylerle her şeyi bilerek yaptığını anlamıştım.

Her şey nasıl bu hâle gelmişti?

İzel içmeye devam ederken sinirle dilimi ısırıp küfür mırıldandım. "Neyse ben yatıyorum, iyi geceler" ayaklanmamla bahçeden çıkacağım sırada "hey sevgilini de alsana! Birlikte uyumuyor musunuz?" duyduğum sesle gözlerimi kapattım.

Hey ben böyle işin!

"Geliyor musun hayatım?!" dişlerimin arasına konuşup güldüğümde Asil gülümsedi.

"Birazdan"

Bu ortama daha fazla ayak uyduramayacağımı anlayıp yukarı çıktım.

Kapıyı sertçe kapatıp kendimi yatağa attım.

Bu olanlar cidden şaka olmalıydı!

İzel'i görmek çok istemiştim ama böyle olacağını bilseydi bir yıl görmemeye razıydım. Aptal kafam düşünmeden hareket edersen böyle olurdu! Yarım saat kendimle cebelleşip aptallığımı kabul etmeye çalışırken aniden aklıma düşen şeylerle hızla yatakta doğruldum.

İzel!

O yabani herifle tek bıraktığıma inanamıyordum. Odadan çıkıp aşağı inecekken merdivenlerden çıkan ikiliyle duraksadım.

"Sen çok garip bir adamsın"

İzel gülerek İnanç'la cilveleşirken garip değil sadece hayvan olan herife baktım.

Duvarla arasına aldığı arkadaşıma daha fazla yaklaşırken piç gülüşü yüzünde eksik değildi.

Neden bunu yapıyordu?

Onun hiçbir suçu yoktu.

İzel güçlü biri değildi, onu yıkardı.

Belinden kavrayıp onu kendine çekerken bunu neden yaptığını aklım yavaş yavaş kavrıyordu. Dünün intikamını böyle alıyordu. Derdi İzel'i kullanarak benim canımı yakmaktı. Bu yüzden bugün olanlara ses etmemişti.

Ama bilmediği bir şey vardı;

Benim canım kolay kolay yanmazdı!

Alkolden kendinden geçmiş arkadaşımı aptal bir şey yapmadan durdurmalıydım.

"İzel!" yüksek sesimle ikisi de bana döndüğünde gözlerimi İnanç'a dikip konuştum.

"Bugün birlikte uyuyalım. Kardeşim varken sevgilim biraz bekleyebilir."

İzel gülümseyip "yok ben sevenleri ayırmayayım siz uyuyun" dedi. Bende bu herife seni kaptıracak göz yoktu! Yanlarına ilerleyip elinden tuttuğum gibi yanıma çektim. "Olmaz birlikte uyuyacağız!" dediğimde güldü. "Anladım sen beni özlemişsin tamam uyuyalım!" beni beklemeden yukarı çıktığında sarhoş kafayla umarım banyoyu yatak odası sanmazdı.

Bu haline gülüp tekrardan kahve gözlere döndüm. "Arkadaşımdan uzak duracaksın! Kendine başka eğlence bul!" İnanç yüzümü inceleyip kolumdan tutmasıyla kendimi duvarla arasında buldum. Yüzünü yüzüme yaklaştırmasının arkasından gelen iğrenç alkol kokusuyla midemi bulandıran adama baktım.

"Eğlencem sen olacaksan neden olmasın?"

Bir insan daha ne kadar kendinden iğrendirirdi?

Midemi bulandıran bu adama katlanamıyordum.

"Senden nefret bile etmiyorum çünkü bunu hissetmem için bir anlam ifade etmen gerekir ama sen benim için bir hiçsin, o yüzden ne yaparsan yap canımı yakamazsın Yaman" söylediklerimi tüm kalbimle dile getirirken bu gözlerden korkmadığımı biliyordum.

Gözlerinde gördüğüm öfke sadece alev alev yanmıyordu üstüne yakmak için bekliyordu.

Ama ben;

O ateşte yanmayacaktım...

🔥🔥🔥

Bölümün sonu 😮

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.