İçeriğe geç

YABAN ARISI

Bölüm 2 · 13 dk okuma

YABAN ARISI

Bölüm 2

Y.A | 2.Bölüm 🐝

Hilal'den

"Ben hep senin yanında olacağım"

Kahve saçlarımın arasında gezen eller uzun zamandır hissetmediğim huzuru geri getirmişti. Ondan aldığım mavi gözlere bakıp "ya bir gün olmazsan?" dediğimde küçük bedenime ağır gelen soru babamı gülümsetti.

"O zamanda seni benim kadar çok sevecek biri çıkacak" heyecanla iri gözlerimi açıp kocaman gülümsedim. "Anlattığın masallardaki beyaz atlı prens gibi mi?" diye şakıdığımda babam küçük ellerimi avuçlarının arasına aldı. "Sevdikten sonra beyaz atlı prens olmasının bir önemi olmaz. Zaten seviyorsan o senin gözünde beyaz atlı prensten farksızdır." dudaklarımı büküp babamın sakallarına dokundum. "Peki beni sevdiğini nasıl anlayacağım?" küçük yaşıma rağmen sorduğum sorunun büyüdüğümde de kafamı karıştıracağından habersiz babamın gözlerinin içine baktım.

"Sevgi anlaşılmaz, hissedilir ama bunu büyüdüğünde daha iyi anlayacaksın" sorumun cevabını tam olarak alamamam sinirimi bozarken babamın yataktan kalkmasıyla "daha masalın sonuna gelmedin" diyerek kitabı gösterdim.

Babam benden uzaklaşırken "o masalın sonunu sen bitereceksin Hilalim" demişti.

Benden uzaklaşmasıyla elinden tutmaya çalıştığımda yetişemedim.

"Baba!"

Tüm evi inleten sesim babamı geri döndürmeye yetmemişti.

Arkasından ona yetişmeye çalışmam ondan daha da uzaklaşmama sebep olurken yine gözyaşlarımla yapayalnız kalmıştım...

...

"Baba!"

Nefes nefes araladığım gözlerimle etrafıma bakındım. Hâlâ olduğum gibiydim. Bazaya yasladığım başımı yukarı kaldırdığımda havanın karardığını gördüm. Böyle bir durumda uyuya kaldığıma inanamıyordum.

Yine gördüğüm rüyalardan bir tanesini görmüştüm. Babam öldüğünden beri beni yalnız bırakmayan kabuslarla yaşamaya çalışıyordum. Terliyen alnımı koluma silip ayaklandım. Işık açık olmadığı için odanın içi karanlıktı. Tek ışık kaynağı pencereden yansıyan ay ışığı olduğundan etrafımı görmekte zorlanıyordum.

Işığı yakmak yerine yatağın üstüne oturup pencereye döndüm. Ne yapacaktım? Yağmurdan kaçarken sığındığım dolu beni öldürmek isterken ben oturmuş aya bakıyordum.

Gözyaşlarım bile beni terk etmişti. Akmasını beklediğim gözyaşlarım beni yine yanıltıyordu. Babamın ölümden sonra ağlayamıyordum. O günden sonra daha fazla canımı ne yakabilirdi ki?

Ölmek bile korkutmuyordu.

Annemin hırslarıyla uğraşmaktan o kadar çok yorulmuştum ki kendi hayatımı yaşamayı unutmuştum.

Ellerimi çıplak omzuma koyup ovuşturdum. İlkbaharda olmamıza rağmen üşüyordum.

Pencereye yaklaşmamla cisileyen yağmuru izlemeye başladım. Gözlerim bahçeye kaydığında sigara içen silueti gördüm. Biraz daha dikkatli baktığımda dövmelerinden kim olduğunu çıkartabildim.

Muşmula suratlı herifti!

Sanki hissetmiş gibi arkasını dönüp başını pencereme doğru kaldırdığında hızla geri çekildim. Bu adamın arkasında gözü mü vardı? Nasıl hissetmişti? Gergince aldığım nefesi geri verirken kapının tıklanmasıyla başımı arkaya çevirdim. Burada zorla tutuluyordum ama kapım tıklanıyordu. Bu çelişkiye gözlerimi devirip sıkıntı dolu sesimle "gir" dedim. Elçin olduğunu görmem biraz olsun içim rahatlamıştı. Elindeki tepsiyi yatağın üstüne koyup "İnanç'tan anca fırsat bulup yemek getirebildim. Biraz yemek yemelisin" dedikten sonra içtenlikle gülümsedi. Kuşkulu bakışlarımı yemeğe çevirdim.

"Yarın ölecek birinin yemek yemesinin bir anlamı var mı?" dediğimde alayı yansıtan sesim Elçin'in gerilmesine sebep oldu. "Hayır ölmeyeceksin, ben ölmemen için elimden geleni yapacağım" dedikleriyle gözlerim onu buldu.

"Bana neden yardım ediyorsun?"

Elçin adımlarını bana yaklaştırıp elini omzuma koydu. "Çünkü bir suçun yok" gözleri daha fazlası olduğunu söylüyordu. Tek nedeni bu olamazdı. "O manyak arkadaşınız beni öldüreceğini kesin bir dille söyledi."

"İnanç böyledir. Aklına koyduğu şeyi yapar ve kimse engelleyemez ama ben bu sefer onu engelleyeceğim" dediğinde aklım sadece ikinci defa duyduğum isme takıldı.

İnanç mı? Yaban dedikleri adamın ismi İnanç olmalıydı. Açıkçası şuanda tek umrumda olan bu kızın aklında olan şeylerdi.

Elçin "çok vaktim yok o yüzden sadece şunu bil yarın ölmeyeceksin" dediğinde başka bir şey demeden odadan çıktı.

Merakla öylece odanın ortasında kalırken sıkıntıyla nefesimi bıraktım. Bu kıza ne kadar güvenmem gerektiğinden emin değildim.

Sonuçta o insan müsveddesinin arkadaşıydı.

Yinede başka çarem olmadığı için yatağa oturup getirdiği yemeğe baktım. Yarın ne olacaksa güçlü olmalıydım. Başıma ne gelirse gelsin boyun eğmeyeceğimi biliyordum çünkü;

Bu benim doğama aykırıydı.

🐾🐾🐾

Elçin'den

"Yarın için her şey hazır değil mi? Adam caymadı."

Başımı okuduğum kitaptan kaldırmazken İnanç'ın sorusuna Asil cevap verdi. "Hazır, Elçin adamla buluşacak" dedi. Ömer "uçkuru kopuk alışverişe bildiğin şart koydu. Kadın kurye gelmezse malı almayacağını söyledi it!" diye sinirle konuşmasıyla gözlerim bu durumdan rahatsız olan üç erkeğe kaydı.

İnanç "Elçin dikkatli ol, birde seninle uğraşamam" demesiyle gözlerimi İnanç'a çevirip elimdeki kitabı koltuğun kenarına koydum. "Sanki ilk defa yapıyorum. Bir sorun olmaz" dedim ama içim bu konuda rahat değildi. Kızı kurtarayım derken daha fazla batmaktan korkuyordum.

"Kız ne yapıyor?"

Asil'in sorusuyla Ömer "kız değip duruyoruz bir ismi yok mu?" diye sordu. İnanç "yarından sonra bunun bir önemi kalmayacak" dediğine gerilmiştim. Asil "Yaban, kızın bir suçu olmadığını biliyorsun. Neden öldürmek istiyorsun?" kahve gözler küçük bir kıvılcımla alevlendi. Bu soru ona sormak bile zorken cevap almak imkansızdı. İnanç oturduğu yerden kalkıp bize döndü.

"Artık yatın, yarın erken çıkacağız"

İnanç içtiği sigarayı masaya söndürüp merdivenlerden yukarı çıktığında arkasından Ömer "Kıza yazık olacak" dedikten sonra o da koltuktan kalkıp odasına ilerledi. Asil'le baş başa kalkamazla ona baktım.

O da masum birinin ölmesini istemiyordu.

Kararsızca gözlerine bakıp oturduğum koltuktan kalkıp yanına oturdum.

"Asil sana bir şey söyleyeceğim ama kızmayacaksın" kaşları anında çatılmıştı.

"Bunu dediğine göre kızacağım bir şey" elimi elinin üstüne koymamla gözleri elinin üstündeki elime kaydı.

"Biz hepimiz arkadaşız hatta kardeş... Şimdiye kadar bir çok yanlış yaptık ama hiç masum birine zarar vermedik. O kız masum ve ben ölmesini istemiyorum" dediklerimle gözlerimin içine baktı. "İnanç'ı fikrinden döndürmek imkânsız bunu yapamayız" Asil'in dediğiyle gülümsedim.

"Ya bir yol bulursak?"

Asil anlamadığını belirtircesine gözlerini kısmıştı.

"Nasıl?"

...

"Elçin saçmalıyorsun!"

Asil elimden bardağı almaya çalışırken bardağı arkama sakladım. Bana yaklaşıp alamaya çalıştığında "Başka yol yok! Bunu yapmassam sabah kızın cesedini bir yere gömeceğiz farkında değil misin?" dedim. Burun buruna geldiğim mavi gözler sıkıntıyla nefes verdi. Gözlerinde gördüğüm siniri hafifletmek için konuşmaya devam ettim.

"Hem sadece tebeşir suyu, biraz ateşim yükselecek o kadar. Bunu yapmazsam İnanç inanmaz"

Asil'in beni engellemekten sonunda vazgeçmesiyle derin bir nefes alıp tebeşir suyunu kafama diktim. Boğazımı yakan tatla yüzüm buruştu. "O kızı Elfin'in yerine koydun değil mi? O yüzden ona yardım ediyorsun" boğazımı yakan acı tat sanki kalbimi yakmıştı. Gerçeği yüzüme vuran Asil'e burukca gülümsedim. "Sadece kardeşim gibi gözümün önünde ölmesini istemiyorum" içimde hissettiğim acı sanki ilk günkü gibiydi. Dolan gözlerimi kaçırmamla Asil beni kollarının arasına aldı.

"Merak etme buna izin vermeyeceğim"

Belki kardeşim ölmüştü ama ondan başka üç tane daha kardeşim vardı.

Bir kere kaybetmiştim, bundan sonra onları kaybetmeye dayanamazdım...

🍁🍁🍁

Hilal'den

Hızla açılan kapıyla yattığım yerden doğruldum. Burnundan soluyan İnanç'ı görmeyi beklemiyordum.

Bana bakıp elindeki eşyaları yatağa attığında gözlerinde gördüğüm öfkenin sesine yansıdığını fark ettim.

"Hazırlanman için sadece 5 dakikan var, hızlı ol" uyku sersemliğimi atlatamadan esip geçen deli rüzgara baka kalmıştım. Arkasından sertçe kapanan kapıyla gözlerimi korkuyla açıldı.

Neler oluyordu?

Beni öldürmek için hazırlanmamı isteyeceğini düşünmüyordum. Ya da bunu yapacak kadar manyak olabilir miydi?

Göz ucuyla yatağa attığı kıyafetlere ve topuklu ayakkabıya baktım. Mini kot eteğe ve askılı turuncu büstiyere görmemle gözlerim bu sefer şaşkınlıkla açıldı.

Yok artık!

Yoksa Elçin'nin planımı işliyordu?

Bu nasıl plandı? Yoksa bunlar kadın mı pazarlıyordu? İçimde ilmik ilmik işlenen korku, sorularla boğuşmaya başladı.

Öfkemi içime atıp sakin olmaya çalıştım.

Bunu anlamak için ilk önce üstümdeki iğrenç gelinlikten kurtulmalıydım. Giyindiğim anda içimde oluşan nefretle çıkardığım gelinliği yakma isteğimi görmezden gelip ayağımın ucuyla duvara fırlattım. Kıyafetleri ardından ayakkabıyı giyinip elimi yüzümü yıkamak için banyoya girdim. Mavi gözlerim aynayla kesiştiğinde parmaklarım akan rimelimin kalıntılarına dokundu.

Ağlamış mıydım?

Gördüğüm kabusun etkisi olmalıydı. Suyla yüzümü temizleyip banyodan çıktım. Cidden ben ne yapıyordum? Hayatta kalmak için her şeyi göze alabilir miydim?

Bunun cevabını sanırım aşağıda anlatacaktım.

Sonunda odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indim. "Gerçekten hasta olacak zamanı mı buldun? Dün gece iyidin!" o mabutun sesini duymamla indiğim basamakta durdum.

"Yaban, kız ne yapsın? Zaten önemli olan işin olması değil mi? O kız yapabilir."

O kız ben olmalıydım.

Bunu anlamamla merdivenin tırabzanına tutundum. Elçin "sadece bir kurye işi neden bağrıyorsun İnanç?" dediğinde arkasından öksürdü. "O kıza güvenmiyorum!" diye bağırdığında arkasından "in şu merdivenlerden!" diye gürledi.

Bu adam cidden normal değildi. Beni nasıl anlamıştı?

Titreyen bacaklarım birbirine çarparken dişlerimi sıkıp aşağı indim. Dördü de bana bakarken gözlüklü olan göz kırpıp "Bence müşteri bundan daha da memnun kalacak" demesiyle gözlerim irileşti. İsminin Asil olduğunu öğrendiğim, gözlüklünün ensesine vurup "adam gibi dur bir yerlerin oynamasın Ömer, yoksa koparırım." dedi.

Ben nasıl bir yere düşmüştüm?

Yaban domuzu saate bakıp homurdandı.

"Kahretsin buluşmaya yarım saat kaldı!" dedikten sonra bana yaklaşıp "sakın aklından kaçmakla ilgili hiçbir şey geçmesin yoksa sadece öldürmekle kalmam gelin hanım!" bu adamın tehtidleri sinirimi bozuyordu.

Sinirle "benim bir ismim var Hilal ve ben kaçmayacağım çünkü siz beni elinizle bırakacaksınız! Bu saçmalık bitmezse hepiniz süründürürüm!" dediğimde bu cesaretin çok yersiz geldiğini boğazıma sarılan ellerle geç de olsa anladım. Kesilen nefesimle ellerimi boğazımda olan ellerine sardım.

"Bu gereksiz cesaretin canımı sıkıyor! Şuanda seni öldürsem kim durduracak?"

Yüzüme doğru püskürttüğü öfkesi karşında gülmek istedim ama boğazımdaki elleri müsaade etmiyordu. Gözlerimi koyulaşan kahvelerine dikip ayağımı mahrem yerine geçirdim. Beklemediği darbe karışında inleyip gerilemişti. "Öldürsene! Lütfen öldür hatta sen bana silahı ver ben kendi kafama sıkarım!" üstüne gitmemle Asil beni tutup ondan uzaklaştırdı.

"Lan kızın içinde öyle ne çıktı?! Hulk mübarek" Ömer zurtosu bana bakarken öfkeyle kolumdan tutan Asil'e baktım.

"Bırak beni!"

Attığım tekme yıkıcı değil sadece körükleyici olduğunu üstüme gelen İnanç'la anladığımda araya Asil'in girmesiyle kahve gözler öfkeyle bana baktı.

"Yaban dur! Kıza şuanda ihtiyacımız var. Parayı almazsak neler olacağını biliyorsun, lütfen sakinleş ve doğru kararı ver"

İnanç bana bakıp parmağını salladı.

"Tek bir yanlış hareketinde yaşamak istemediğim tüm acıları aynı anda yaşatırım! O zaman ölmek için yalvarırsın!"

Kahve gözlerde gördüğüm yıldırımlar gerçekti. Ben arızaya bağlayıp ağzıma geleni söylemiştim ama hâlâ yaşamak istediğimi biliyordum. Hâlâ bu hayata karşı umudum tükenmemişti.

"Neden size yardım edeyim? İşinizi gördükten sonra öldürmeyeceğiniz ne malum?"

Dışarı çıkmamla kaçma girişiminde bulunma fikri gelsede bu muşmula suraltlının izin vermeyeceği belliydi. Suçlu bile olsalar bir anlaşma yolu bulunabileceğini düşünüyordum.

"Bu kız göründüğünden zeki çıktı" Ömer denilen tip yine konuştuğunda gözümü devirdim. İnanç "pazarlık şansın yok ne diyorsam yapacaksın!" demesiyle kolumu tutan ellerden kurtulup "beni bırakacaksınız! Beni tutman için yeterli sebebin bile yok! Sadece gördüğüm bir tomar para neyi kanıtlar? Merak etme gördüğüm yüzünden endişeleniyorsan bu günden sonra sıradan yüzünü hatırlayacağımı sanmıyorum"

"Ooo bu fenaydı."

Ömer'in sesiyle ikimizde aynı anda ona döndük. Ellerini kaldırıp "Tamam bir şey demedim." demesiyle gözlerimi devirip tekrardan İnanç'a baktım. İnanç bana yaklaşıp küçümseyen gözlerini gözlerime dikti. "Tamam dediğin gibi olsun" beklemediğim cevapla yüzüne aval aval baktım.

Bu kadar kolay mıydı? Ya da bu iş çok mu önemliydi?

Herkes benim gibi şaşıp kalmıştı. "Ömer sen Elçin'le evde kal gelmene gerek yok" dediğinde arkasına dönüp evden çıktı.

"Bu neydi şimdi?"

Ömer'in bu dediği ilk defa doğruydu.

Bu neydi şimdi?

...

"Çantayı kontrol ettikten sonra çantayı vereceksin. Hızlı ol ve sakın panik yapma" senin için demesi kolaydı. Elimdeki siyah çantaya bakmak istesemde ürümdeki kahve gözler buna müsaade etmiyordu.

Asil "sonra arka kapıdan çık ve arabaya gel" dedi. "Ya bir şey olursa?" dediğimde bunun cevabını İnanç verdi. "Onu da sen düşüneceksin ve sakın bir aptallık yapma" gözlerine bakmayı bırakıp caddenin ardındaki ucuz görünen motele baktım.

"İn"

İnanç kol saatine bakıp çıkmam için arabanın kilidini açtı. Elimdeki ağır çantayla arabadan inip otele ilerledim.

Ayağımdaki topuklular yürümemi zorlaştırırken derin bir nefes aldım

"Sadece küçük bir alışveriş sonra eski sıkıcı hayatına geri döneceksin" kendi kendime mırıldanmam biraz olsun iyi geliyordu.

Resepsiyona ilerleyip "Tarık Güleri'yle görüşecektim" kadın bana bakıp ağzındaki sakızı patlattı.

"İsmin"

"Asu"

Umursamaz tavrını umursamdan aklıma ilk gelen ismi söylediğimde kadın telefona tuşladı. "Tarık abi Asu diye bir kadın geldi. Alayım mı," sabırla cevabı beklemeye devam ederken kadın "2.kat 6 numaralı oda" demesiyle gülümsedim. Böyle basit bir motelde bu durum baya ironikti.

"Teşekkür ederim"

Çantayı daha sıkı tutup asansöre yöneldim.

Rahatça veremediğim nefesimi geldiğim 2.katta verirken şimdiden panik yaptığımı hissediyordum. Terleyen elimi kot eteğime silip oda numarasının olduğu kapının önüne geldim.

Şuanda buradan kaçıp gitmek için hâlâ vaktim vardı ama anlaşmışken olayları daha fazla karıştırmak istemiyordum. Buradan çıkıp evime gidecektim. Kapıyı tıklatmamla hic beklemeden açılması bir olmuştu. Karşımda 50'li yaşlarının ortasında kel, kilolu bir adam duruyordu. Siyaha yakın kahve gözlerini üstümde gezindirdi. Sonra memnunca gülümseyip "geç güzelim" dediğinde öfkemi kontrol eden aklımın sınırlarının gevşediğini hissetmiştim.

Sakin ol Hilal...

Adama cevap vermeden içeri geçip çantayı yatağa koydum. "Çantayı görebilir miyim?" kendimden taviz vermeden sertçe adamın yüzüne baktım. O benim aksime gevşekce sırıtıp şişeden bardağına içki doldurmaya başladı. "Neden acele ediyorsun? Yoksa yetişmen gereken bir yer mi var?" buradan bile leş gibi içki kokusunu alabiliyordum.

Yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutarken adamın bana yaklaşmasıyla öfkeyle dişlerimi sıktım. "Çantayı görebilir miyim?!" adamın gevşek yüzü aksi sesimle sertleşmişti.

"Yaban hiç böyle asi kızlar göndermezdi. Zevki değişmiş olmalı, tabii bende seni görsem benimki de değişir" iğrenç sırıtışına karşı gülüp "ben şimdi öyle bir yerini değiştiririm ki cinsiyetini değiştirmek zorunda kalırsın!" öfkeme yine yenik düştüğümde adamın yüzü renkten renge girmişti.

"Sen kendini ne sanıyorsun lan? Elalemin sürtüğü gelmiş bana posta koyuyor!"

Bu dediğiyle gülmeye başladım. Bu bana ne demişti?

Sürtük...

Dudaklarımı ısırıp başımı olumsuzca iki yana salladım.

"Amca zaten beklesen bir kaç yıla içkiden geberip gideceksin beni niye şimdi günaha sokuyorsun!" arızaya bağlayan kafam yine tüm her şeyi unuturken masada gördüğüm içki şişesini adamın kafasına geçirdim. Acıyla inleyip yere çökerken attığım tekmeyle kafasını banyo kapısının mermerine çarpmıştı. Şaşkınca yerde boylu boyunca uzanan adama baka kalırken yavaşça eğildim. Öfkemin yerine korku aldığında titreyen elimi adamın boynuna koydum.

Nabzı atmıyordu.

Ö-ölmüş müydü?

Hızla geri çekildiğim an kapı gürültüyle açıldı. İnanç'la göz göze gelirken ilk korkuyla bakan bana sonrada kanlar içinde kalan adama baktı.

"Ne yaptın lan sen?"

Olayın şokuyla dolan gözlerimi kahvelere çevirdim. "B-ben bilmiyorum. Bana sarkınca ben onun kafasına şişe kırdım. Sonra itmemle böyle oldu." her şeye rağmen akmayan gözlerim şimdi durmazken "ben onu öldürmek istemedim!" diye bağırdım. İnanç adama baktıktan sonra küfredip dolaba ilerledi. İçinden bir çanta çıkardıktan sonra yatakta ki çantayı da alıp bana baktı.

"Ağlamayı kes ve beni takip et!"

"Onu böyle mi bırakacağız?"

Gözyaşlarımla baktığım İnanç duyguzca bana yaklaştı. "Bırakma ve başında bekle sonra polis gelsin ve seni adam öldürmekten içeri alsın! Bunu istiyorsan kal!" diye tısladıktan sonra odadan çıktığında çaresizce arkamda kalan adama baktım.

Ben ne yapmıştım böyle?

Tutamadığım hıçkırığımla elimi dudaklarıma kapattım. Aklıma İnanç'ın dedikleri geldiğinde yine denizden kurtulup yılana sarılmayı tercih ettim. Arka kapıdan çıkıp arabaya doğru ilerleyen İnanç'ın arkasından arabaya bindim.

Asil şaşkınca yüzüme bakıyordu.

"Ne oldu içerde?"

Bunun cevabını vermeye dilim yetmezken seslice ağlamaya başladım. "Beni onu öldürmek istemedim!"

"Ne öldürmesi?"

Asil'in sorusuyla İnanç bana bakıp duymak istemediğim şeyi seslice dile getirdi.

"Tarık Güleri'yi öldürdü."

...

"Artık ağlamayı kes!"

Eve geldiğimizden beri durmayan gözyaşlarımla başımı yerden kaldırdım.

"Senin için kolay olabilir ama ben ilk defa adam öldürüyorum!" bağırmamla Ömer "çok da üzülme, o it adam değildi." dediğinde İnanç öfkeyle baktı.

"Şimdi ne olacak?"

Elçin'in sorusuyla herkes İnanç'a baktı. "Gidip teslim olacağım ben böyle yaşayamam!" dedikten sonra hızla ayaklanmamla İnanç kolumdan tutup koltuğa fırlattı.

"Ne saçmalıyorsun lan sen? Polis seni hapse attıktan sonra olayı kapatacağını mı sanıyorsun? Beni yakarsan bende seni yakarım!"

"Bir insan öldü farkında mısın? Ne kadar aşağılık bir herifsin!"

Elini kaldırmasıyla Asil yine araya girdi.

"İkinizde sakin olun!" sinirden duran gözyaşlarımı silip nefretle "her şey sizin yüzünüzden oldu! Ben sadece sevmediğim bir adamdan kaçmak istemiştim şimdi ise bir katilim!" bağırırken İnanç "ben sana adamı öldür demedim! Tek yapman gereken çantayı almaktı ama onu bile beceremedim! Şimdi kendi hatanı başkasında bulma ve kapa çeneni!"

Saçlarımı çekiştirip sinirle "gitmek istiyorum!" diye bağırdım. İnanç sanki komik bir şey demişim gibi kapıyı gösterdi.

"Tabii siktir olup gidebilirsin! Ha polise benden selam söylemeyi unutma!" alaylı sesinden sonra koltuğa çöktüm.

Polis beni mi arıyordu?

Aptal kafam daha yeni kendine gelirken herkes ne olacağını düşünüyordu. İnanç küfredip arkadaşlarına bağırdı.

"Başıma sardığınız kıza bak! Öldürsem ayrı dert öldürmesem başıma dert, anasına satayım!"

"Ne olacak şimdi?"

Ömer'in sorusuyla İnanç bana bakıp "bir süre bizimle kalacak sonra duruma bağlı bakacağız" dedi. Elçin dediği gibi ölmeme izin vermemişti ama daha beter bir şeye sebep olmuştu.

Mavi gözlerimden tekrardan akan gözyaşlarımla önüme gelen saçlarımı geriye attım. "Ben sizinle kalmam!" sert ama kısık çıkan sesimle İnanç "polisten bile kurtulsan Tarık'ın adamlarından kurtulacağını mı sanıyorsun? İstersen git benim işime bile gelir" umursamaz sesinin ardından kendini koltuğa attı.

"Hilal gitme burada güvende olacaksın"

Elçin gözlerimin içine merhametle bakarken altüst olan sinirimle güldüm.

"Güvende mi? Bu adam beni öldürmek için zaman kolluyor. Başına polis dadanmasa yaparda!" birbirimize attığımız ölümcül bakışları bölen Ömer olmuştu.

"Merak etme olay çözülene kadar sana zarar vermeyiz cici kız"

Ah ne kadar da rahatladım!

Nasıl her şey bu kadar karışabilmişti?

Hayatımı mahvedeceğini düşündüğüm düğünden kaçmıştım ama düştüğüm bu yerden kurtulamıyordum. Bunların arasında daha fazla durmamak için dün zorla girdiğim odaya kendi ayaklarımla gidiyorum.

"Nereye?"

Sinirimi bozan sesle olduğum basamakta durup başımı arkaya çevirdim. Mavi gözlerim meydan okuyan kahvelerle buluştuğunda gözlerimdeki nefretle gülümsedim.

"Cehennemin dibine, gelmek ister misin?!"

İnanç yine sık gördüğüm alaylı gülümsemesini atıp gerçeği acı bir şekilde yüzüme vurdu.

"Zaten cehennemdesin, gitmene gerek yok..."

🔥🔥🔥

Bölümün sonu... 😮

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.