İçeriğe geç

YABAN ARISI

Bölüm 1 · 11 dk okuma

YABAN ARISI

Bölüm 1

Y.A | 1.Bölüm 🐝

Hilal'den

Hayatta iz bırakmak için ne yapabilirdin?

Milyonlarca insan, hayatındaki küçük sorunları gereğinden fazla büyütürken gerçekten hayatla mücadele eden insanlar kendini nasıl anlatabilirdi?

Küçükken hep babamın bana anlattığı masallarla büyümüştüm. İnsanlara yardım eden küçük bir kız çocuğunun hikâyesini anlatırdı. O kızı kendi yerime koyup hayal dünyasına dalardım.

İlmik ilmik işlediğim tüm hayallerim 18 yaşında suya düşmüştü. Babamın ani ölümü ömür boyunca yaşayacağım bir yıkıma sürüklerken geçen 6 yılda hiçbir şey değişmemişti.

Babam ölmüştü ama herkes sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Annem babamın ölümden sonra kendini işe vermişti. O büyük aşk toprağın altına gömülmüş ve sonsuza kadar kilit vurulmuştu. Annem o günden sonra eskisi gibi gülmemeye başlamıştı.

Tek derdi babamın dışı tırnağıyla büyüttüğü şirketi daha da büyütmekti. Gece gündüz çalışan annemin yüzü göremez olmuştum.

Onu anlamak için elimden geleni yapıyordum. Hayat arkadaşını kaybetmiş, yaslandığı ağaç yıkılmıştı.

18 yaşıma kadar en güzel zamanlarımı yaşamış olsamda ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Annem bana sarılmak yerine işine sarılmıştı. Araya üniversite girince daha da bağlarımız kopmuştu ama onun için yapamayacağım bir şey yoktu.

Şuanda olduğu gibi...

Aynada yansımama bakarken yüzümde buruk bir tebessüm vardı. Üstümdeki gelinliğe bakarken tıklanan kapıyla gözlerim arkaya kaymıştı. "Gir" odada yankılanan ses sanki bana ait değildi.

Yabancılaşan sesimi düzeltmek için yutkundum. İçeriye en yakın arkadaşım dediğim insan girmişti. İzel hayranlığını gözlerinden saklayamasada yüzünde gülümseme yoktu.

"Güzel olmuşsun" buruk sesi gülümsetmişti. "Hadi ama İzel yapma böyle" bana yaklaşıp elimi tuttu. "Bu saçmalığı yapmak zorunda değilsin. Annenin kârı için kendi hayatını mahvediyorsun" öfkeli sesi yalancı gülüşümü soldurmuştu.

"Deme öyle Baran iyi bir adam"

İzel gözlerini devirip "kıl kuyruğun teki be! Kızım o seni hak etmiyor bu yaşına kadar aşkı beklemişken bunu kendine yapma" dedi. O beklediğim aşk 24 yıldır gelmemişti. Artık geleceğini pek sanmıyordum.

"Baran beni seviyor" kendimi ikna etmem İzel'i ikna etmeme yetmiyordu. "Ama sen sevmiyorsun ve bunu bile bile evleniyorsun" duyduklarımın doğruluğu canımı yakıyordu.

"Babam öldükten sonra annemle tek başımıza kaldık. Evet hiçbir şey eskisi gibi olmadı daha fazla uzaklaştım ama bu şirket bizi bir arada tutan tek şey bu bize babamdan kalan tek şey. Babamın onca emeğini heba edemem."

İzel üzgünce bana bakıp "sen çoktan kararını vermişsin artık ne desem boş" sözlerinden sonra sıkıca sarıldı. Dolan gözlerimle sarılışına karşılık verdim. "Umarım çok mutlu olursun" kalbinden geçenlerin bu olmadığını biliyordum. İzel'in de gözleri dolduğunda ağlamamak için gülümsedim. "Sakın ağlayım deme! Yoksa bende kendimi tutamam" İzel dolu dolu bana bakarken tekrardan sıkıca sarıldı.

"Hâlâ geç değil bunu sakın unutma"

Dolan gözlerimi akmasına müsaade etmeden tekrardan aynaya döndüm.

Gözlerimin altını silip hâlâ alışamadığım halime baktım.

Her şey o kadar ani gelişmişti ki hâlâ inanmıyordum.

~~~

1 ay önce...

"Bir yer var

İyiliğin ve kötülügün ötesinde

Seninle orada buluşacağız."

Kitapta okuduğum yeri seslice tekrarlarken içimde oluşan tuhaf hisse bir isim verememiştim. Beni her sayfasıyla etkileyen kitabı kaçıncı kez okuduğumu hatırlamıyordum. Bıkmadan, usanmadan okunmaya devam ediyordum.

Yatağımda kıvrılmış yatarken gözüm duvar saatine kaymıştı. Kitabı okurken geçen saatlerden şimdi haberdar oluyordum. İki saattir ara vermediğim kitabı sonunda kapatabilmiştim. Gece yarısını çoktan geçmişti. Ağırlaşan göz kapaklarımla geriye doğru esneyip kitabı yastığımın altına koydum. Okumaya başladığım her kitabı yastığımın altına koyardım. Bu babamdan kalan bir alışkanlıktı. Küçükken gece geç saatlerine kadar kitap okuduğum için babam kızardı.

"Bu saatler uyuman için küçük kitap kurdum." sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Onun sesini duyduğum an kitabı yastığımın altına koyar ve uyuma numarası yapardım. O gidince de küçük gece lambamla kitabı okurdum. Artık istesede kızamazdı ama ben hâlâ bir umut kitabımı yastığımın altına koyardım.

Belki gelir diye...

Aşağıdan gelen sesle daldığım düşüncelerden sıyrılmıştım. Annemin eve geldiğini anladığımda yatağımın kenarında duran terliklerimi çıplak ayaklarıma geçirip odadan çıktım. Salona inmeden gelen kırılma sesi adımlarımı hızlandırmıştı.

Karşımda hiç beklemediğim bir manzara vardı. Annem yere çökmüş elindeki şarap şişesini açmaya çalışıyordu. Kırılan bardak parçalarına basmadan yanına ilerlediğimde açmadığı şarap şişesini duvara fırlattı. Korkuyla iki adım gerilemiştim.

"Anne" şaşkınlığıma karışan korku onun mavi gözlerinde yansıyordu. Bitkin duran vücudunu en son babamın cenazesinde görmüştüm. Akan gözyaşlarını silmeye bile tenezzül etmeden başını arkaya yasladı.

"Sen neden hâlâ uyumadın?" titreyen sesini duymaya hiç alışık değildim. Yanına yaklaşıp önünde durdum. Yere çöktüğümde yaşla dolan gözleri yorgun görünüyordu.

"Kitap okuyordum" Annem cevabımla güldü. "Aynı baban gibisin hayal dünyanızdan bir türlü kurtulamıyorsunuz" annem hep bundan şikayetçiydi. Babamla kitap okuduğumuzda daldığımız hayallerin sadece hayal olarak kalacağını söylerken biz babamla hep hayal kurardık.

"Belki hayal kurarsan daha mutlu olursun"

"Hayal para getirmiyor" söylediğime karşı cevabı acımasızdı ama hep mantığı ile hareket eden biri için en doğru cevap bu olmalıydı. "O zaman neden mutlu değilsin?" sorumla annem uzunca yüzüme baktı.

"Çünkü her şeyi berbat ettim." duyduklarımı anlamam zaman almıştı.

"Nasıl?" annem akan gözyaşlarıyla "girdiğim ihaleyi kazanamadım ve zarara girdim." devam etmişti. "Toparlanamayacak kadar mı?" annem başını öne doğru sallayıp "borçları ödeyemezsem haciz gelebilir" dedi.

"Böyle bir hatayı nasıl yaparsın? Babamın emeklerini nasıl yok sayarsın?!" derdim paranın gitmesi değildi. Babam bu şirkete onca verdiği emekti. Ömrü boyunca bize bakmak için çalışmış bir adam bunu hak etmiyordu.

"Ben böyle olmasını istemedim!" annemin bağırışı üzerine sinirle güldüm. "Zaten sen ne istedin ki? Babam öldükten sonra tek yaptığın çalışmak oldu! Benden kaçmak için elinden geleni yaptın." öfkeli sesim annemi şaşırtmıştı. Ben kolay kolay bağıran biri değildim ve bu çıkışım annemi şaşırtmış olmalıydı. Annem ayaklanıp ellerimi tuttu. "Hayır ben senden kaçmadım. Babandan kalan tek şey senken bunu nasıl düşünebilirsin? Ben sadece iyi bir hayat yaşaman için çabaladım ama bunu da beceremedim" üzgünce bana bakan gözleri görmek bile canımı acıtıyordu.

Bizim birbirimizden başka kimimiz vardı ki?

"Özür dilerim anne" sıkıca sarılıp saçlarını öptüm. "Merak etme bir yolunu bulacağız" dediğimde annem gözlerimin içine baktı.

"Aslında bir yol var"

~~~

İşte o yol buydu...

Borçlarımızın olduğunu duyan Osmanoğlu ailesi anneme bir teklifle gelmişti. Beni ve biricik oğullarını evlendirme şartıyla tüm borçları sileceklerini söylediler.

Baran'la bir kaç davet yemeğinde bir araya gelmiştim. Beni beğendiğini ve konuşmak istediğini söylesede ben istemediğimi söylemiştim. Tabii eline geçen bu fırsat onun işine gelmişti.

Tek tesellim beni sevmesiydi.

Derin bir nefes alıp gelinliğimin ucunu tuttum. Kolundan tuttuğum adamın yüzüne bakmadan aşağı inerken Baran inatla yüzüme bakıyordu. "Acaba biraz gülsen mi? Biliyorsun herkes aşk evliliği yaptığımızı düşünüyor" duyduğum sesle mavi gözlerim mavileri buldu. "İnsanların ne düşündükleri umrumda değil." istemeden sert çıkan sesim Baran'ı rahatsız etmişti.

"Hilal sana olan hisslerimi biliyorsun, sende beni sevmeyi denesen?"

Keşke bu dediğin söylemek kadar kolay olabilseydi. İndiğimiz merdivenlerin ardından herkes alkış sesleriyle bizi karşıladı. Dışarı çıkmamızla aldığım temiz havayı içime çektim. Gözlerim etrafı taradığında benim zevkim olmayan düğüne baktım. Açık havada düzenlenen düğün benim fikrim değildi. Onu bırak üstümdeki gelinlik bile benim zevkim değildi. Her şey Osmanoğlu ailesinin zevkine göre düzenlenmişti.

"Artık karım olacaksın buna alışmalısın"

Baran kendince son noktayı koyduğunda insanların meraklı bakışlarından kaçmak için gözlerimi yere indirdim. Aldığım nefes az gelmeye başlamıştı. Baran etrafı mutluluk pozları atarken derin nefeslerim işe yaramıyordu.

"Hiçbir zaman hayallerinden vazgeçme"

Kulaklarıma dolan ses sanki babamdan gelmişti. Gözlerim hızla etrafa kaydığında aradığım kahve gözleri bulamamıştım. Hızlanan kalbimle bir umut aradığım babam yoktu.

Bana hep "kim ne derse desin sen sadece kalbinden geçeni yap ben hep senin yanında olacağım" derdi.

"Baba..."

Karşımda dikilen adama baka kalırken Baran'nın kolundan çıkıp bana gülümseyen adama doğru ilerledim. Gelinliğin eteklerini avuçlarımın arasına alıp koşan adamın peşinden ilerlerken arkadan duyduğum bağırışları umursamıyordum. Biliyordum babam yoktu ama bana her zaman olduğu gibi yardım ediyordu. Aldığım cesaretle koşmaya devam ederken "üzgünüm!" diye bağırdım.

Gülerek koşmaya devam ettiğimde insanların arasına karışmıştım. Tuhaf bakışları aldırmadan koşmaya devam ederken arkamı döndüm. Peşimden gelen Baran hızla yaklaşırken caddeye saptım.

Nefes nefese arkaya bakmaya devam ettiğimde durma sebebim çalan korna sesi olmuştu. Şaşkınca çarpmasına ramak kalmış arabaya baktığımda öfkeyle "çekil önümden!" diye bağıran adama baktım.

"Hilal!"

Baran'nın yakından gelen sesiyle paniklemiştim. Ne yapacağımı bilmeden hâlâ önünde durduğum arabaya bakıp hiç düşünmeden ön koltuğa oturdum. Daha demin bana öfkeyle bakan adam bu sefer şaşkınca baktı. "Sen aptal mısın? Sana bin değil çekil demiştim!" sert çıkan sesi umursamdan gözlerim bize doğru gelen Baran'a takılı kalmıştı.

"Lütfen sür sonra her şeyi anlatacağım!

"Ne yaşadığın umrumda bile değil hemen arabadan in!" kaşlarımı çatıp burnundan soluyan adama baktım. Onun gözleride iki de bir arkaya kayarken acelesi var gibiydi.

"Sen halden anlamaz mısın?"

Arkadan gelen fren sesiyle adam küfür mırıldanmıştı. "Kahretsin bi' bu eksikti!" kükremesiyle direksiyona vurup gaza bastı.

Bir anda hızlanan arabayla nereye tutunacağımı şaşırıp kafamı cama çarpmıştım. "Ah! Biraz yavaş gitsene!" alnımı oluşturup beni takmayan adama baktım.

"Kime diyorum ben?!"

"Kapa çeneni!"

Kahve gözlerinde yanan ateş yerime sinmem için yeterli gelmişti. Arkadan gelen fren sesi polis arabasından geliyordu. O anda düşen jeton her şey için geçti.

Bu adam polisten kaçıyordu?!

"S-sen polisten mi kaçıyorsun?" sesimdeki korku adamın dudaklarını kıvrılmasına sebep olmuştu. Cevap vermeden hızını artırıp polis aracıyla arasına mesafe koymuştu. Sonunda fren sesleri kesilirken tenhalaşan yola baktım. Korkuyla yanımdaki adama bakarken gözlerim arka koltuktaki paralara kaymıştı.

Bunlarda neydi?

Yavaşça başımı yana doğru döndürdüğümde kahve gözlerle göz göze geldim. "B-ben müsait bir yerde ineyim" kekelmemle adam önüne dönüp telefonunu çıkarttı. Korkuyla titrerken gözlerim istemsizce arkaya kayıyordu.

Bu adam suçluydu!

"Ömer evi boşaltın ve dağ evine geçin bende geliyorum" gözleri bana kayarken diğer tarafı dinlemeden telefonu kapattı.

Gözleri hâlâ beni incelerken rahatsızca kıpırdanıp yutkundum.

"Artık inebilir miyim?"

Kısık çıkan sesim sanki komik bir şey söylemişim gibi adamı güldürdü.

"Zorla binen sensin şimdi gördüklerine rağmen inmene izin vereceğimi mi sanıyorsun gelin hanım?" sorusuna karışlık aval aval yüzüne baktım. "Ben bir şey görmedim." aptal rolü yaparsam belki bırakırdı düşüncem bağırşıyla son bulmuştu.

"Sen beni aptal mı sanıyorsun? Bizi takip eden polis aracı ve arkada bir tomar para bir aptal bile her şeyi anlar"

Su yüzüne çıkan korkumla gözlerim dolmuştu. "Yemin ederim kimseye bir şey demem, bırak beni!" adam tek bir mimiğini bile oynatmadan yola bakarken "sanki ben sana çok meraklıyım! Bula bula bu günümü buldun düğünden kaçacak?!" demesiyle dolan gözlerimi artık tutamamıştım.

Her yeri dövmerle kaplı olması onu daha korkutucu yaparken kahve gözleri bana dönüşmüştü. "Ağlamayı kes!" bunu demesi gözyaşlarımı daha da hızlandırırken nasıl bir şeyin içine düştüğümü anlamaya çalışıyordum. Evlenmemek için kaçarken bir suçlunun arabasına bindiğime inanamıyordum.

Buna aklım almıyordu.

"Beni nereye götürüyorsun?"

Tereddütle sorduğum sorunun cevabından korkuyordum. Aklıma onca okuduğum cinayet romanları gelirken gözlerim irileşmişti.

Ya beni öldürürse?

Alamadığım cevapla başımı cama yasladım. Diken üstünde oturduğumu hissederken yanımdaki adamın varlığı bile rahatsız ediyordu üstüne ne olacağını bilmemek daha da geriyordu. Şuanda annemin ne halde olduğunu düşünmek bile istemezken sıkıca gözlerimi kapattım.

Bunların hepsinin birer kâbus olduğunu düşünmek isterken başımı çevirmemle gördüğüm kahveler gerçeği yansıtıyordu.

Hızla gözlerimi kaçırıp yoldaki ağaçları saymaya başladığımda bir türlü yol bitmek bilmiyordu.

Ya da kâbus mu demeliyim?

...

Yol boyunca gözümü kırpmadan olacakları beklerken geldiğimiz yere baktık. Ormanın içinde küçük bir evdi. Telefonun bile zor çektiğini düşündüğüm yere endişeyle bakarken yanımdaki adam arabadan inip arka koltuğun kapısını açtı. Paraları aldıktan sonra bana bakıp "in aşağı" dedi.

Umursamdan önden giderken nasıl bu kadar rahat olduğunu anlayamıyordum. Belki bir banka soymuştu ama o sanki market alışverişinden geliyormuşcasına rahattı. Arabadan inip kaçmak için girişecekken etrafıma bakmamla şaşıp kaldım. Yokuşun aşağısı tamamen ormanlıktı.

"İstersen kaç geceye kalmadan ayılar için lezzetli bir yemek olursun bari bende seni öldürmek zorunda kalmam."

Öldürmek mi?

"Beni öldüremezsin bu bir suç!"

Adam elinde çaldığı paralarla bana yandan bir bakış atıp kapıya vurdu. Para çalan bir adam için insan öldürmek zor olmamalıydı.

Kapı anında açılırken kapının ardındaki bir kızdı. İlk adama bakarken sonra beni görmesiyle gözleri irice açılmıştı.

Adam onu aldırış etmeden içeri geçti.

Arkasından öylece kaldığımda başka seçeneğim olmadığı için içeri girmiştim. Ayılar tarafından acı çekerek ölmek yerine kafama sıkılan tek kurşuna razıydım.

Kız hâlâ gözlerini benden anlamazken içeri girdim. Gülerek konuşan iki adam beni görmesiyle aynı arkamdaki kız gibi kala kalmıştı. Mendebur adam beni umursamdan koltuğa yaslandı.

Gözlüklü olan "abi parayı alana gelin bedava mıydı?" demesi üzerine tepkisizce yüzüne baka kaldım. Bu hiç komik değildi. Mendebur herif bana bakıp "gelin hanım olmaması gereken yerdeydi. Her şeyi gördü." dedi.

Hiçbir şeyi gördüğüm yoktu. Tamam parayı ve yüzünü görmüş olabilirim. Düşününce bu çok büyük bir sorundu! Gözlüklüden daha iri olan adam mendebura bakıp "Yaban şimdi ne yapacaksın?" benimde merak ettiğim soruyu sonunda biri sormuştu.

Yaban denilen adam sigarasını yakıp "her zaman olan şeyi" demişti.

Ne?

Benim anlamadığım ama diğerlerinin anladığı şey şimdiden korkutmuştu. Aralarında tek kız olan "Yaban bunu yapma kızın hiçbir suçu yok" bir kişi bile olsa arkamda olması iyi hissettirmişti.

"Ne zamandır dediklerimi sorgular oldun Elçin?"

Elçin, Yaban denilen mendebura bakıp "sadece kötü bir rastlantı. Baksana kızın haline demek ki o da kötü bir gün geçirmiş hem birine diyeceğini nerden bilebilirsin? Asil sende bir şey desene?" Asil denilen adam baktığımda o da bana baktı.

Gözlerimdeki korkuyu görmüş olmalı ki iç geçirip Yaban'a baktı. "Elçin haklı" demişti.

Yaban sinirle ayaklanıp "sizin ne düşündüğünüz umrumda değil ben kimseye güvenmem!" dedikten sonra kolumdan tutup merdivenlere sürüklemeye başladı.

"Bırak beni! Kim diyorum bırak!"

Kolumu çekiştirip merdivenlerden çıkmamak için direnirken kolunu ısırdım. Beklemediği bu hareketle inleyip belimden tuttuğu havaya kaldırdı. "Ölmek için yarını bekle gelin hanım!" sırtına vurup "canın cehenneme geri zekalı!" öfkeyle bağırdığımda arkadan bana korkuyla bakan Elçin'e baktım. Gözlerindeki iyiliği görebiliyorken neden böyle bir yerde olduğunu anlayamıyordum.

Bir anda yere atılmamla kalçamın üzerine düştüm. İnleyip yerden destek olmaya çalıştığımda elimin üstüne ayakkabı gelmişti. Basmasıyla dudaklarımdan çıkan çığlığa engel olmadım. Gülümseyip yüzüme doğru eğildi.

"Şuanda kesin keşke düğünden kaçmasaydım diyorsundur. Yarın öleceğini bilseydin yine kaçar mıydın çok merak ettim" alaylı sesi öfkemi arttırmıştı. Yüzümü yüzüne yaklaştırıp "emin olabilirsin yine aynısını yapardım çünkü öleceğimi bilsemde sevmediğim bir adamla evlenmezdim ama sen ne anlarsın sevmekten değil mi?" elimin acısını çıkartmaya çalışmam pahalıya mal olacak gibiydi. Adam sertçe saçımdan tutup kulağımı dudaklarına yaklaştırdı.

"Sadece yarını bekle" fısıltısından sonra sertçe tuttuğu saçımı bırakıp ayağıyla bastığı elimi rahat bırakmıştı. Elimi ovuşturup öfkeli gözlerimi kahvelerinden çekmediğimde alayla gülümsedi.

Odadan çıkmasıyla küfredip başımı bazaya yasladım. Elimin acısı korkum kadar büyük değildi.

Aklımın köşelerinde dolaşan tüm korkularım tek bir ruh olurken çığlığını duyabiliyordum.

İki saat evveline kadar tek derdim, sevmediğim bir adamla evlenmekti.

Şimdi ise ensemde hissettiğim öldürülme korkusu tüm derdimi yok etmişti.

Sanırım yağmurdan kaçarken doluya tutulmak bu olsa gerek...

❌❌❌

Bölümün sonu... 🐝

Bölüm sonu

1 yorum