İçeriğe geç

YABAN ARISI

Bölüm 12 · 19 dk okuma

YABAN ARISI

Bölüm 12

Y.A | 12.Bölüm 🐝

Hilal'den

Tenime değen her yağmur damlasıyla öfkem sel olup karşımdaki adamı boğma hayalleriyle dolup taşıyordu.

Aptalca yalanıma inanmasını tabii ki de beklemiyordum ama kafasını karıştıracağını biliyordum. Gök gürültüsüne eşit sayılacak olan kahkahası kulaklarıma yayıldığı an tuttuğum nefesi bıraktım.

Şiddetle yağan yağmur durmak ne bilmiyorken uzun süre bitmeyen gülüşü benimle alay edercesineydi.

"Barıştınız demek. Evlenmemek için düğünden kaçtın ama ne olduysa 1 ay sonra yanlış yaptığını anladın öyle mi?"

Söyledikleri bir soru değildi, bildiğin benimle dalga geçiyordu. İlk defa onu gülerken görmemin etkisiyle bir an duraksadım. Güldüğünde biraz da olsa insana benzediğini düşünsemde bu iki saniye bile sürmemişti. Onu insan olarak görmek demek, kendime hakaret demekti.

"Evet öyle, bir itirazın mı var?"

Gözlerinde çakan şimşekler kısa bir an beni korkutmayı başarmıştı ama bu susmam için yeterli değildi. Yağmur yavaşça etkisini azaltmasıyla yüzüme yapışan ıslak saçlarımı arkaya atıp mavilerimi ona diktim.

"Sen herkesi kendin gibi aptal mı sanıyorsun? O adamı affetmeyeceğini ikimiz de biliyoruz." Kendinden emin çıkan sesi üzerine bu sefer gülen taraf bendim. Öfkeli bakışları aldırmadan gülüşümü sürdürürken adımlarımı ona yaklaştırdım.

"Nerden biliyorsun? Belki ona aşık olduğumu anlayıp pişman oldum. Sonuçta sen bile birisini sevebiliyorsan benim pişman olmam tuhaf olmamalı Yaban"

İzel'le olan tuhaf ilişkisine kesinlikle inanmıyordum ama bir şekilde arkadaşımı kandırmıştı. Yaban gözlerini kısıp araya bir nefes girecek kadar yaklaşmasıyla ne yaptığını anlamaya çalıştım. "Aklından ne geçiyorsa vazgeç, çünkü o itin bile gücü seni bu bataklıktan kurtarmaya yetmez." Mavilerime meydan okuyan kahveler gerçeği yüzüme acımasızca çarpsada bilmediği bir şey vardı.

Ben vazgeçmezdim.

"Derdim bu bataklıktan kurtulmak olsaydı o silahı kafama dayadığımda o silah patlardı Yaban, hiç şüphen olmasın."

Ne desem inanmayacağını biliyordum. Yaban en yakınındakilere bile güvenmezken doğru düzgün tanımadığı bir kadının laflarına inanmayacağını çok iyi biliyordum ama zaten benim derdim onu inandırmak değil oyalamaktı.

"Dikkat et kendinin cesaret edip yapamadığını ben yapmayayım."

Ah zaten bu olanlar senin benim kafama sıkmadığından gelmemiş miydi?

Alayla başımı yana eğip gözlerimi kısmış vaziyette ona gülümsedim. "Onu da o gün geldiğinde konuşuruz Yaban, artık gideyim biliyorsun yarın iş başlıyor. Bir bilsen ne kadar da heyecanlıyım yerimde duramıyorum (!)" Alay dolu sesim onu sinirlendirmeye yetmişti de artmıştı.

"Gül sen gül, bir eline yüzüne bulaştır bu işi ben de o zaman güleceğim."

Yüzündeki tek mimik oynamazken gözlerimi devirip arkamı döndüm. Arabaya doğru ilerken aklıma gelenle başımı hafifçe yana çevirip hala bana bakan Yaban efendiye baktım. "Bu arada Baran eve girip çıkabilir lütfen saçma sapan saatlerde evime gizlice girme hatta hiç gelme, raporu ben sana bir şekilde iletirim." Sözlerimin ardından bir onay cümlesi beklesemde beklediğim tabii ki gerçekleşmemişti.

Cevap vermemesi üzerine yere döktüğüm eşyaları toplayıp arabaya bindiğimde derin bir nefes aldım. Daha demin ne olmuştu öyle? Baran'la başladığını iddia ettiğim ilişki sadece başıma bela açacaktı.

Yaban söylediğim hiçbir şeye inanmazken en kısa sürede İnanç'ı içeri tıkmanın bir yolunu bulmalıydım, yoksa o beni mezara tıkacaktı. Tabii bunlar yetmezmiş gibi birde İzel olayı vardı.

Cidden arkadaşımın bu kadar aptal olduşuna inanamıyordum. Daha fazla oyalanmadan arabayı çalıştırdığım gibi evimin yolunu tuttum.

Bir şekilde İzel'i bu yalandan uyandırmalıydım.

Yoksa bu yalanda yok olup gidecekti.

...

Hem iddalı olmalıydım hemde abartmamalıyım diye diye tüm dolabı altüst ederken sonunda üstümdeki siyah takımda karar kılmıştım.

"İşe girdin ve benim şimdi mi haberim oluyor?"

Arkamda varlığını unuttuğum arkadaşımın sesiyle irkilirken önüme gelen saç tutamlarımı kulağımın arkasına alıp aynadan ona baktım.

"Acaba İnanç'tan sıra bana geliyor mu ki haberin olsun."

İzel yatağımdan doğrulup üzgünce bana baktı. "Biliyorum seni bu ara çok ihmal ettim ama şuan yaşadıklarımı daha önce hiç yaşamamıştım. İnanç bana çok iyi geldi Hilal"

Duymak istemediğim cümlelere katlanamazken yüzüne aptal diye haykırmamak için zor duruyordum.

Susmamın tek sebebi o şerefsizi demir parmaklıkların ardına göndermekti ama bu sırada en yakın arkadaşım elimden kayıp gidiyordu. Bir şey anlamaması için yüzüme yalandan bir gülümseme koyup ona döndüm. "Sen mutluysan ben de mutluyum ama İnanç senin için doğru kişimi bilmiyorum."

"Ben hissediyorum o benim son aşkım olacak."

İzel heyecanla konuşup kendini yatağa attığında ona üzgünce bakmakla yetindim. Gerçekleri öğrendiğinde yıkılacaktı. İnanç'ın onu kullandığını öğrendiğinde onu ben bile toparlayamayacaktım.

Çok geç olmadan bu oyunu bitirmeliydim.

Derin bir nefes daha alıp aynaya son bir bakış attıp İzel'e döndüm. "Ben çıkıyorum sen istersen kal" dememle birlikte o da ayaklandı. "Yok kuzum sana söylemedim ama bu iki gün babamı yanında olacağım, biliyorsun yeni mekan açtı ve yardıma ihtiyacı varmış. Aslında İnanç'ı hiç bırakmak istemiyorum ama gitmezsem babam darılır."

Sanırım bu şuanda aldığım en güzel haberdi. İzel'in iki günlüğüne İzmir'e gitme haberine hiç bu kadar seveneceğimi düşünmezdim.

"Gerçekten mi?"

Kendimi tutamayıp saçma bir heyecanla konuşmamla kendime küfrettim. İzel bana tuhaf bir şekilde bakıp "evet niye böyle bir konuda yalan söyleyeyim ki?" Konuştuğunda ensemi ovuşturdum. "O kasıtla sormadım canım, sadece bende Rıza amcayı özlemiştim keşke gelebilseydim." Gözlerimi kaçırıp masadan çantamı aldığım gibi odada çıktığımda saate baktım.

Biraz daha geç kalırsam sahte işime geç kalacaktım.

"Aynen keşke gelebilsen ama sorun yok kuzu, senle de sonra gideriz hem senin burada kalman daha iyi eniştene göz kulak olursun bir yaramazlık yapmasın." İzel'in son cümlesiyle yüzümü buruşturdum.

Enişte mi? Ay şimdi kusacaktım.

Ona belli etmeden gülümseyip "tabii ben küçük enişteye göz kulak olurum senin gözün hiç arkada kalmasın (!)" Alayla konuştuğumda İzel kaşlarını çattı. "Tamam anlıyorum İnanç'la pek elektriğiniz tutmadı ama benim için idare etsen hem arada Asil'de var bir şekilde İnanç'a alışmaya çalış" diyen arkadaşıma sadece kafa salladım.

Ona alışmak mı? Bunun düşüncesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Sabah sabah bu kadar İnanç lafı yeterdi. İzel'i öpüp dış kapıyı açtıktan sonra arkadaşıma yandan bir bakış attım.

"Yolda dikkat et ve bir şey olursa hiç düşünmeden ara"

"Tamam ama sende ilk günden kovulmamaya çalış"

Söyledikleriyle dil çıkarttım ve "işte ona söz veremem" dedikten sonra evden çıktım. Emin adımlarla arabaya yürürken kafamın içinde beni rahatsız eden soru işaretlerini yok etmeye çalışıyordum.

Ne yapıp edip bu İzel ve İnanç saçmalığını iki günde çözmeliydim. Benim o Yaban denen herife feda edecek arkadaşım yoktu.

Elimdeki araba anahtarıyla kapımı açıp omzumdaki çantayı yan koltuğa attım. Eve son bir bakış atıp arabaya bindiğimde dikiz aynasını kontrol edikten sonra bahçeden çıktım.

O esnada gözlerim dikiz aynasıyla tekrardan buluştuğunda karşılaştığım mavi gözlerimle siktir çektim.

Tabii ya lens!

Umarım lanet lensi çantanın için atmışımdır. Bir elimle direksiyonu tutup diğer elimle çantayı koltuğa döktüğümde içinden çıkan lens kutusuyla tuttuğum nefesi bıraktım. Yola çıkalı iki dakika olmadan trafiğe girmemle oflayıp başımı direksiyona vurdum.

İlk günden geç kalacaktım.

Kol saatime bakıp çoktan 8'i geçtiğini görmemle küfür mırıldandım. Trafikten bir türlü çıkamamışken üstüne çalan telefon olmayan sabrımı da baya zorluyordu.

Üst üste çalan telefona kimin aradığına bakmadan "ne var?!" Diye açmamın üzerine "geç kaldın." Diyen Yaban oldukça sakin konuşuyordu. Önümdeki trafik milim milim ilerliyorken geç kalmaktan başka şansım yok gibiydi.

"Vay canına ben bunu fark etmemiştim(!)"

Asabi halimden sıyrılmayı başaramamış halde Yaban'a dik dik cevap veriyordum ama o hala sakindi. "Lensini takmamışsın" söyledikleriyle gözlerimi elimdeki lens kutusuna diktim.

Bunu nasıl anlamıştı?

"Sen bunu-"

Lafımı kesip "o sıradan bir lens değil, içinde çip var. Senin nerede olduğunu ve hareket halinde olup olmadığını takip edebiliyorum ama bunun için ilk önce gözünle temas etmesi gerekiyor." Detaylıca anlatması hayret vericiydi ama ben hala lense nasıl çip taktığını düşünüyordum.

"Senin kafana saksı falan mı düştü?"

Aniden sorduğum soru Yaban'ın duraklamasına neden oldu. Bu sebeple cümleme devam ettim. "İnsanca konuşuyorsun ya dedim acaba bir şey falan mı oldu. Yabani hayalin yoksa hala uyanmadı mı?" Alay dolu sesim kendini belli ederken istemsizce güldüm.

"Kapa çeneni!"

Yılana yakışacak kadar sessizce tıslaması korkmamı sağlamamıştı. Bakarsak ben Yaban'dan korkmamayı öğrenmiştim.

"Tamam patron sen nasıl istersen"

Onu umursamadan trafikten kurtulmamın sevinciyle direksiyona vurdum. Sonunda!

Çevre yolundan sağa sapıp büyük holdingin otoparkına giriş yaptığımda hatta bekleyen Yaban "dikkatli ol ve sana söylenenden başka hiçbir şey yapma" diye uyarısını gecikmeden tekrarladığında o göremesede gözlerimi devirdim.

Cevap vermemi beklemden kapanan telefonu çantama atıp lens kutusunu açtım. Lensleri gözlerime yerleştirdiğim an mavi gözlerimin üstünü örten kahveler tuhaf hissettirmişti.

Sanki okyanusun üstü çölle kaplanmış gibiydi.

Esmer tenime yıldız olan mavilerimden eser yokken kahveler hiç ben gibi değildi.

Bu yeni bene sanırım zor alışacaktım. Hızla kendime gelip yan koltuğa döktüklerimi çantama attığım gibi arabadan indim. Önüme gelen kahve saçlarımö geriye atıp emin adımlarla giriş kapısına ulaştığımda yüzümdeki sahte gülümse eşliğinde danışmaya ilerledim.

"Merhaba, ben İkra Yılmaz-"

Cümleme devam edemeden danışmadaki kadın abartılı bir şekilde gülüp lafımı böldü.

"İkra Hanım hoş geldiniz, Doruk Bey'de sizi bekliyordu." Kadının ilgili bakışları rahatsız ederken ne zamandır asistanların bu kadar ilgiyle karşılandığını merak etmiştim.

"Doruk Bey geleceğinizden haber vermişti, lütfen beni takip edin."

Kadın kulağa sinir bozucu gelen toplu ayakkabı sesiyle önüme geçtiğinde derince nefes aldım. Geniş alanda herkes elindeki dosyalarla koşururken gördüğüm insanlar fazla mutlu gibiydi.

O 10 metrelik topuklularla koştururken bu kadar mutlu olmaları bi bana mı tuhaf geliyordu?

Önümdeki kadın cam asansörün önünde durduğunda başını bana çevirdi. "Buyrun" asansöre binmem için bana öncelik tanıması ince bir hareket olsada bu ara havadaki nemden bile kıl kapıyordum.

Niye buradaki insanlar Alice Harikalar Diyarı'ndaymış gibi davranıyorlardı?

Kadına minik bir gülüş yollayıp cam fanusa benzeyen asansöre bindim. Kadın 16 kata bastığında gerildiğimi hissettim. Kapalı alandan çocukluğumdan beri hoşlanmazdım. Gözlerimi yerden ayıramazken elimdeki çantayı parçalamamak için zor duruyordum. Kulaklarıma gelen asansör sesiyle kendimi hızla dışarı attım.

Sırtımdan akıp giden teri hissetsemde bozuntuya vermeden kadını takip etmeye başladım. İkimiz topuklu sesi katta yankı yapıyordu, bu kat fazla sessizdi. Kadın büyük bir kapının önünde durup cok beklemeden kapıyı tıkladı.

"Doruk Bey, İkra Hanım geldi."

İçerden ne denildiğini duymasamda kadın büyük kapıyı sonuna kadar açtığında en uzun nefesimi aldım.

Haydi Hilal, başlıyoruz...

🔥🔥🔥

Elçin'den

Dün gece...

Sağnak yağış hala öfkesini sürdürmeye devam ediyordu. Kısa bi an dursada sanki kızgınlığı geçmemişti.

Gökyüzü kadar kızgın olan biri daha vardı.

Elimdeki boş kahve bardağını mutfağın tezgahına bıraktıktan sonra aşağı inen merdivenlerin önünde durdum.

Yaban öfkeliydi ama neye?

Hilal'le konuştuktan sonra Ömer'e İzel'i bırakmasını söylemiş ve odasına çekilmişti. Bu tuhaftı çünkü Yaban sinirliyse odaya kapanmazdı, onun yerine sinirini sinirlendiği kişiden alırdı.

"Hiç bulaşma derim."

Bir anda arkamdan gelen sesle irkildim. Asil arkamdaki mutfak kapısına yaslanmış bana bakıyordu. "Sence ne oldu?" Bu sessizliği hayli alamet değildi bunu Asil'de biliyordu.

"Hilal, Baran'la yeniden birlikte."

Ne!

Bu habere şaşırmıştım sonuçta kim düğünden kaçtıktan sonra tekrardan geri dönerdi ki? Hem Hilal o adamı sevmiyor gibiydi. Düşüncelerimin arasına bir anda başka bir durum girdiğinde hızla Asil'e döndüm.

"Bir dakika, Yaban buna mı sinirlendi? O öfkesinin nedeni Hilal'in Baran'la barışması mı?"

Asil iki elini havaya kaldırıp "bunu bilemem, biliyorsun ki Yaban'ın neye sinirleneceği hiç belli olmaz." Desede ben sırıttım. Yaban, Hilal'den hoşlanıyor olabilir miydi?

Öyle olsa neden İzel'le birlikte olsun ki?

"Sence Yaban'ın Hilal'den hoşlanma ihtimali var mı?"

Asil soruma bir cevap vermeden salona ilerledi. Peşinden salona geçip koltuğa oturduğumda Asil bana gülümseyerek baktı. "Bunu çok merak ediyorsun değil mi?" Başımı hızla salladım. "Tabii ki merak ediyorum bu yılın olayı!" Saçma heyecanımla saçımı karıştırdı.

"Tipe bak konu dedikodu olunca siz kızlar bi tuhaflaşıyorsunuz"

Omzuna vurup "of Asil" diye çemkirmemle kahkaha attı. "Tamam tamam. Bence ortada düşündüğümüz gibi bir şey yok öyle bir şey olsaydı sence Yaban biraz bile sevdiği birini Doruk Duman gibi bir adamın yanına gönderir miydi?"

Tüm heyecanım tuzla buz olurken gerçek çok açık bir şekilde yüzüme vuruldu. Bu görev tehlikeli diye Yaban beni planın dışında bırakmıştı ama Hilal'i direk ortaya atmıştı. Gerçekten onu düşünse veya sevse planın içinde adını bile geçirmezdi.

Eee o zaman bu öfkesi nedendi?

"O zaman neden öfkeli?"

Mantıklı soruma Asil bir süre cevap vermedi daha sonra ise "çünkü Yaban'ın gözünün içine baka baka yalan söylüyor" dedikleriyle şaşırdım.

"Ne yalanı?"

Asil sorumu yanıtsız bırakıp koltuktan kalkıp gitti.

Cidden neler oluyordu?

...

"Sizce Doruk anlar mı?"

Bu planın iş yarama olasılığı tamamen kumardı. Doruk Duman'ın ne kadar zeki olduğunu Hilal hariç bilmeyen yoktu. Zaten bu nedenle içim huzursuzdu.

"Hilal iyi oynarsa anlamaz diyeceğimde Doruk illa açık arayacaktır."

"Kafasını karıştırsa anlamaz"

Asil'in sözlerinden sonra Ömer lafıyla ona bakmamı sağladı. "Bu nasıl olacak?" Ömer sorumla o pis sırtışını yolladı. "Flört etsin, her erkeğin kafası güzel kadınla karışır ve bakarsak o güzellik Hilal'de gereğinden fazla var."

Flört ve Hilal?

Hilal'i öyle uzun bir süredir tanımıyordum ama flörtöz biri olmadığı çok belliydi. Kızı kessen o adamla flört etmezdi.

"Saçmalama istersen, öyle bir şey olursa kızı nasıl Doruk Duman'dan kurtaracağız?"

Asil her zaman ki gibi mantıklı tarafını konuşturunca ona karşı olan hayranlığım iki katına çıktı. Gözlerimizin kesişmesiyle hızla bakışlarımı kaçırdım.

Ah aptal gibi yakalanmıştım!

"Yaban nerede?"

Sabahtan beri ortada yoktu. Geceden beri sessizliğini koruyordu ve bu durum beni rahatsız ediyordu. İnanç öfkesini saklayan biri hiç olmamıştı ne olursa olsun tepkisini gösterirdi. Hatta sadece tepkisini göstermez olduğu yeri yerle bir ederdi.

"Aradım ama açmadı."

Asil'in kısa cevabı Ömer'e yeterli gelirken ben laptopun ekranına baktım. Doruk Duman'ın güvenlik kameralarına sızmıştık. Yani Yaban dün gece sızmış olmalıydı çünkü sabah kalktığımızda laptopu açık bulmuştuk.

Hilal'in girişini görmüştük ama Doruk Duman'ın odasını gösteren kameranın görüntülerini göremiyorduk. Neler olduğunu bilmemek içimdeki kötü hissi büyütmekten başka bir işe yaramıyordu.

"Bir şey var."

Asil ve Ömer bana baktığında "sizce bu olanlar normal mi? Yani bir anda Doruk'un asistan olayını kabul etmesi hemde sorgulamadan ve daha önemlisi Yaban ilk defa planın üstünde durmadı." Tanıdığım Yaban yaş tahtaya basmamak için her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürdü.

Bu işte başka bir vardı.

O an ekranda gördüğüm yüzle donup kalırken nefesim kesildiğini hissetim.

Bu nasıl olurdu?

Tarık Güleri...

💀💀💀

Hilal'den

"Uzun zaman oldu değil mi İkra?"

Ellerimi birleştirmiş hanımefendi duruşumdan taviz vermemeye çalışıyorken Doruk denen adam keskin gözlerini bedenimde gezdirdi.

"Öyle oldu."

İkra'nın hayat hikayesini belki yüz defa okumuştum ama sanki her okuduğumda bir yerlerde bir eksik vardı. Babası öldüğünden beri hayatta soyutlaştığını okumuştum. Onun adına üzülmüştüm aynı şeyleri paylaşmıştık.

"Babanın ölümüne çok üzüldüm, keşke cenazeye gelebilseydim."

Mavi gözlerinde gördüğüm şeylerden hoşlanmazken gözlerim odada gezinmeye başladı.

Dün gece merak ettiğim için İkra'nın babasını internette araştırmıştım. Kalp yetmezliğinden ölen adamın kızı haricinde tüm yakınları cenazeye gelmişti. İkra sinir krizi geçirdiğinden cenazede bulunamasa da Doruk Duman oradaydı. Dün gördüğüm fotoğraf tekrardan gözümün önüne geldiğinde rahatsızca kıpırdandım.

Bir şeyler dönüyordu.

Gerginliğimi belli etmemeye çalışıp Doruk Duman'ın gözlerine baktım. "Aldığım haber karşısında sizde takdir edersiniz ki bir süre kendime gelemedim o sebeple de cenazeye katılamadım." En doğru cümleyi kurmaya çalışıyordum ama kalbimin olduğundan hızlı atması işleri zorlaştırıyordu.

Aklım buradan hemen çıkmam için sinyaller veriyorken hiçbir şeye odaklanamıyordum.

Doruk oturduğu koltuktan kalkıp karşımdaki koltuğa geçti. Kol saatine bakıp bana üzgünce baktı. "Aslında seni daha çok tanımak isterdim ama kısmet değilmiş İkra ah pardon Hilal'di değil mi?" Ne olduğunu anlamadan ona baka kaldım.

O an açılan kapıyla karşımda gördüğüm adam oyuna geldiğimin kanıtıydı.

Bana sırıtarak bakan adamı en son gördüğümde öldüğünü düşünüyordum. Tarık Güleri tam karşımda bana gülümseyerek bakarken bakışları Doruk'a kaydı.

"Doruk bu iyiliğini unutmayacağım."

Doruk omuz silkip "İnanç'a yapılan her kötülük benim için tatmin edici ama bu sefer ki için biraz üzüldüm." İğrenç bakışlarını bedenimde gezdirdiğinde bakışlarım cama kaydı.

16 kattan atlayıp hayatta kalma ihtimalimi düşünüyordum ama öyle bir ihtimal yoktu.

Tarık bana bakıp "bence sen akıllı bir kıza benziyorsun, şuanda bana zorluk çıkartırsan hiç düşünmeden seni buradan aşağı atarım." Sanki normal bir şey söylüyormuş gibi gülümsedi. Beyaz dişleri arasında parlayan altın dişine yüzümü buruşturdum.

Doğru akıllı bir kızdım ama aptal değildim.

Bir şey demeden sakince odadan dışarı çıkacakken Doruk seslendi. "Aslında İkra olmadığını anlamam için seni araştırmama bile gerek yoktu. İkra'nın çocukken benim yüzümden geçirdiği kaza sonucunda alnında hafif bir yara izi var." Bunu söylerken üzgün gibiydi.

Sanki gerçekten İkra olmamı ister gibi bir havası vardı. Gözlerinde gördüğüm yara derin gibiydi ama bu şuanda umursayacağım son şey bile değildi. Arkamda önden giden göbeği ile yürüyen Tarık Güleri varken tek düşünebileceğim şey bu planın nasıl patladığıydı.

Yaban'ın böyle bir hata yapması imkansızdı...

Ne yani bilerek mi yapmıştı?

Kendi kendime sorduğum soru sırtıma dayanan silahın namlusuyla havada asılı kaldı. "Hızlansan iyi olur" Tarık asansörün düğmesine bastığı an gözlerim yangın merdiveni aradı ama doğru düzgün göremeden asansöre doğru itilmiştim.

Sırtım cam fanusa çarptığı an kemiklerimin kırıldığı düşündüm. Yüzüm acıyla buruştuğunda Tarık daha da sırıttı. "Bebeğim seni o kadar uzun zamandır bekliyorum ki şuanki mutluluğumu tahmin bile edemezsin." Elimde olsa yüzüne kusacağım adamın sözleri sadece midemi bulandırıyordu. Asansörün kapanan kapısıyla gözlerim daha önce fark etmediğim süs havuzuna çarptı.

Holdingin içinde süs havuzu mu? Böyle bir durumda saçma düşüncem bir anda kurtulmamı sağlayabilecek bir fikre dönüştü.

Hızla bakışlarım bana bakan adama dönerken şuanda yapacağım şeye kendimi ikna etmeye çalışıyordum.

Ölmek mi yaşamak mı?

Bu ince çizgi de sadece tek seçeneğim varken elim siyah ceketimin düğümelerine gitti. Tarık ne yaptığımı anlamaya çalışan yüz ifadesiyle pis sırıtışını bana sundu.

"Bebeğim bu hızını takdir ettim ama burada olmaz."

Ceketimi yere atıp dantelli bustiyerime lanet ettim. Neden bunu giyinirsin ki içine?!

Hadi herif göğüslerimi dikizlerken vakit kaybetmeden ona yaklaştım.

"Biliyor musun siz erkekler çok aptalsınız."

Dudaklarına yaklaşıp ne olduğunu anlamadan elindeki silahı aldım. Namluyu ona çevirmemle kahkaha attı. "Aaa yoksa beni yine mi öldürmeye çalışacaksın? Beni vursan bile asansörün önünde bekleyen adamlarından kurtulamazsın." Onun dediklerini dinlemeden asansörün kapısına yaslanıp silahın namlusunu cam fanusa doğrulttum.

"Sen ne yaptığını sanı-"

Tarık'ın sesi tetiğe basmamla yankının arasında yok olup giderken patlayan cam lobideki herkesi bir tarafa kaçmasına neden olmuştu. Evet şuanda hareket halinde ilerleyen bir asansörden süs havuzuna atlamayı düşünüyordüm.

Hatta düşünmüyordum yapıyordum.

"Sen nasıl manyaksın!"

Tarık hayretler içinde bana bakmakla yetinirken orta parmağımı gösterdim. O ana planım mantıklı gelsede atladığım an aslında pekte mantıklı olmadığını fark etmiştim ama çok geçti.

Betona çarpa etkisi beklerken tahminimden daha yumuşak bir iniş yapmıştım. Bunun sebebi sanırım süs havuzunun derin olmasıydı. Hızla kendimi yukarı çekerken boğulmamak için mermerin kenarına tutundum.

"Yakalayın!"

Tarık tüm holdingi inletirken sudan çıkmaya çalışıyordum. Bana doğru gelen adamlara karışılık ne yapacağımı bilemezken bana doğrultulan silahla olduğum yerde durdum.

Kaçma planım bu kadardı.

Islak saçlarımı yüzümden çekerken soğukkanlılıkla karşımda bana silah çeken adama baktım. "İyi denemeydi güzelim ama boşa enerji kaybettin. Şimdi gece iki kat yorulacaksın." Tarık'ın ne saçmaladığını anlamaya çalışıyordum ama aklım error veriyordu.

Yardım için etrafta tek bir insan arıyordum ama daha yarım saat önceye kadar insan kaynayan holding de kimse kalmamıştı.

Nefes alış verişimi düzenlemeye çalışıyordum ama köşeye sıkışmam bana hiç yardımcı olmuyordu.

"Hadi ama canımı sıkmaya başlıyorsun."

Tarık bana söylendikten sonra bana silah doğrultan adamına gözleriyle beni işaret ettiğinde adam bana doğru bir adım attı ama ikinci adımı atamadan lobi silah sesiyle yankılandı ve önümdeki adam kanlar içinde yere yığıldı.

Gözlerim bize doğru gelen Yaban'a takılı kalırken onun gözleri sadece Tarık'taydı.

"Yaban sen ne zamandan beri sözünden dönmeye başladın? Anlaştığımızı sanıyordum." Tarık rahat hareketlerle Yaban'a döndü. Ben ise ne anlaşmasından bahsettiklerini anlamaya çalışıyordum.

"Vazgeçtim."

Tarık kahkaha atıp beni gösterdi. "Cidden bu kız için 1 milyar dolardan mı vazgeçtin? İnanç Kuraner bir kız için paradan vazgeçti demek vay be" alaylı sesi beni küçümsercesine çıkıyordu. Yaban sinirle "Tarık siktir ol git yoksa sonun yerdeki adamına benzeyecek!" Tarık iki elini havaya kaldırıp "tamam ama bu burada bitmez Yaban" dedikten sonra gözlerini bana çevirip göz kırptı.

Tarık'a daha fazla bakmadan gözlerimi kahvelere çevirdim. O an her şeyin oyun olduğunu anlarken ortada görev falan da olmadığını görüyordum.

Hepsi tuzaktı.

Islak kıyafetlerim yüzünden titrediğimi düşünsemde gerçek öyle değildi. İçten içe kandırıldığımı bilmek canımı yakıyordu.

Nasıl bu kadar aptal olabilmiştim?

Titreyen bedenimi kontrol etmekte güçlük çekerken karşımda dikilen adama bakmak bile midemi bulandırıyordu. Yerde gördüğüm silahı hiç düşünmeden alıp ona doğrulttum. Bedenimin aksine ellerim öfkemden güç aldığından hiç titremiyordu.

"Baştan beri amacın buydu değil mi? Bu yapılan planların tek sebebi beni Tarık'ın kollarına atmak için miydi?"

Güçlü durmaya çalışan bedenim tek bir darbede yıkılacak gibiydi. İnanç elimdeki silaha rağmen bana yaklaştı. "Bana yalan söyledin! O küçük aklınla beni tuzağa düşürmeye çalışırken ne düşünüyordun!" Sözlerinden ne çıkarmam gerektiğini anlamam pekte zor olmamıştı.

"Neden bahsettiğini anlamıyorum."

Gözüne baka baka söylediğim yalanla attığı kuvvetli kahkaha elimdeki silaha olan güvenimi azaltıyordu. Yaban öfkeyle perdelenmiş kahvelerini etrafta gezdirdi.

"Aptala yatmak sana hiç yakışmıyor. Oysa Baran'la yaptığınız planı uygularken ne kadar cesaret doluydun. Şuanda ise köşeye sıkışmış sokak kedisinden farkın yok." Küçümseyen bakışları beni yerin dibini sokarken dolan gözlerimi tutacak gücüm kalmamıştı.

"Bana bunları neden yapıyorsun? Ben sana ne yaptım?"

Hayatımı yerle bir etmek için uğraşan adamdan beklediğim cevabı yine alamamıştım. "Bana yalan söyledin! O adam öldü dedin! Neden bunu yaptın? Ben kaç gece uyuyamadım, vicdanımla savaştım!" Kulağımı çınlatan feryadım yine cevapsız kalırken gülen taraf bu sefer bendim.

"Oyun burada bitti İnanç Kuraner!"

Belki onu hapse atacak güç bende yoktu ama ondan kurtulabilirdim, edebiyen kurtulabilirdim...

Elimdeki silaha bakıp karşımdaki adama baktığımda ne yapmak istediğimi anlamış gibi bana doğru yaklaştı. Silahın namlusuna göğüsünü dayamasıyla bana meydan okurcasına baktı.

"Hadi sık, beni öldür. Belki o zaman hikayenin sonu güzel biter." Gözyaşlarım yavaş yavaş benden kurtulurken titremeyen ellerim şiddetle titremeye başladı. Gözlerinde görmeyi beklediğim korkudan iz yoktu. Kahveleri ilk defa bu kadar derin bakıyordu, sanki ezberlemek istermişcesine...

"Aynı hikayede olmak zorunda değiliz, bırak kendi hikayemi yazayım."

Sanki komik bir şey demişim gibi kalbindeki silahı umursamadan gülmeye başladı. "Benden kurtulduğunda sanıyor musun ki o hikayeye beyaz sayfayla devam edebileceğini, devam etmem için geçmişteki sayfaları kopartman yetmez, onları yakmalısın." Anlamsız sözlerine karşı tepksizliğimi korudum. Sanki onu vurmam için elinden geleni yapıyordu.

"Belki de sadece silmem gerekir, hiç yıkıp dökmeden."

Sıkıca tuttuğum silahı göğüsünden çektim.

Ben katil olamazdım, o bunu hak etsede olamazdım. Silahı yere atıp ondan uzaklaştım. "Bir daha karşıma çıkma Yaban, bırak hikaye birimiz için mutlu bitsin."

Son sözlerim olduğunu düşündüğüm kelimler aslında başlangıçtı.

Benim yeni hayatıma dair ilk sözlerimdi.

Onu ve darmaduman ettiğim holdingi arkamda bırakırken sadece izlemekle yetindi. Titreyen bacaklarım beni taşımak için savaş versede gözyaşlarım durmak için o savaşı vermiyordu.

Her şey bitmiş miydi?

Başlangıcı olmayana bir hikayenin nasıl sonu olabiliyordu?

Sorularımı da arkamda bıraktığım adam gibi geride bırakırken yüzümde oluşan gülümseme bir çok şeyi anlatıyordu.

Sınırı olmayan tüm duygularımı gülüşümün arkasına sakladığımda o an anlamıştım.

Aslında hiçbir şeyin bittiği yoktu.

Daha yeni başlıyordu...

🔗🔗🔗

Baran'dan

Dün gece...

"Abi, Yaban geldi."

Sonunda beklediğim an gelirken keyfim yerine gelmişti. Elimdeki kartları bırakıp masadan ayrıldığımda ofise ilerledim.

İnanç Kuraner'in sakince koltukta oturmasını görmek şaşırtmıştı. Burayı yakması beklerdim ama böyle sakince beklemesi hiç tahmin etmezdim.

Kuraner keskin kahve gözlerini üzerimde gezdirdiğinde gergince gülümsedim. "Seni burada görmek ne güzel Yaban." Gerçekçi olmayan laflarıma kulak asmadan elindeki dosyayı masaya fırlatıp ayağa kalktı.

"Senin kafana sıkmak daha keyfili olabilirdi ama sende bilirsin ki işimi profesyonelce yaparım."

Sözlerini aldırmadan dosyayı elime aldım.

"Ah doğru sen eskiden kiralık katildin değil mi? Şimdi ise uluslararası lojistik şirketinin patronu... Tabii zengin insanların paralarını hortumlayıp onları yardıma muhtaç insanlara ulaştıran Robin Hood'da unutmayalım. Ha sen olmasan biz ne yaparız Yaban?" Alaylı çıkan sesimle dosyayı inceledim. Gülüşüm okuduklarımla bozulurken gördüğüm fotoğraflarla küfür mırıldandım.

"Rusya'ya giden tırın birazdan polisler tarafından çevrildiğinde umarım böyle gülmeye devam edebilirsin."

Lanet olsun!

Dosyayı fırlatıp yakasına yapıştım. "Bunu yanına bırakmayacağım Yaban!" Bağırışımla yakasını tutan ellerimi tutup ters çevirdi. "O sikik aklınla çevirdiğin oyunlardan haberim yok mu sanıyorsun? Hilal'i kullanarak beni içeri atma fikrini çok mu düşündün? Ama merak etme sende o da bunun bedelini ödeyeceksiniz!"

O an neden bahsettiğini anlamıştım. Baştan beri içime sinmeyen Doruk Duman olayını şimdi çözsemde Yaban'ın ne yapmak istediğini çözememiştim.

"Hilal'i rahat bırak! Kızı Tarık Güleri'yi öldürdüğünü söyleyleyerek yanında tutmaya çalışman yaptıklarını telafi etmeyecek Yaban!"

Bakışları sözlerimle kararırken "kapa çeneni!" Diye bağırdı. Bu haline güldüm ilk defa çaresiz görünüyordu.

"Ne büyük şans değil mi? Annenin ölmesine sebep olan adamın kızı, annenin kopyası... Onu her gördüğünde ne hissediyorsun Yaban?" Yaban gibi adamların canını yakmak kolay olmazdı.

Beni duvara doğru itip yumruğunu burnuma indirdiğinde dudaklarımdan çıkan inlemeye engel olamamıştım.

Hayvan herifin eli ağırdı.

Kanayan burnumu silip "anneni kaybettiğin gibi Hilal'i de kaybedeceksin!" Sözlerimle deliren adama keyiflice bakmaktan haz alırken "ondan nefret ediyorsun ama bir yandan da kaybetmek istemiyorsun. Nefret ediyorsun çünkü babası anneni öldürdü." Gerçekleri yüzüne vurduğumda o gözlerde gördüklerim keyfimi yerime getiriyordu.

Bu herif ne yaşıyorsa sonuna kadar hak ediyordu.

"Ama sende Hilal'in babasını öldürmedin mi?"

Belki de hayatın en büyük oyunu buydu.

Hiç karşılaşmayan hayatlar öyle kördüğümle bir ara gelmişti ki ne yapsan çözülecek yol bulamazdın.

Karşımdaki adamda görmek istediğim yıkılmışlığı bir türlü göremesemde içinde yaşadığı yıkımı hissediyordum.

İnanç Kuraner bu sefer yaş tahtaya basmakla kalmamış;

Her şeyi yerle bir etmişti...

🔥🔥🔥

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.