İçeriğe geç

YABAN ARISI

Bölüm 13 · 16 dk okuma

YABAN ARISI

Bölüm 13

Y.A | 13.Bölüm 🐝

Hilal'den

3 Ay sonra...

"Bi viski doldursana güzellik"

Arkam dönük elimdeki bardakları temizlediğim sırada kulağımı tırmalayan sesle yüzümü buruşturdum.

O bana mı sesleniyordu?

"Hey fıstık, güzel yüzünü bana çevirmeyecek misin?"

Yayvan konuşma tarzıyla dilimi dudaklarımın üstünde gezdirdim. Elimdeki bardağı sertçe tezgaha bırakıp önünü bile zor gördüğüne emin olduğum adama döndüm. Gözlerimizin kesişmesiyle piç gülüşünü atıp viski bardağını tezgahtan bana doğru yavaşça itti. "Seni burada ilk defa görüyorum."

Zaten konuşmaya devam edersen bu ilk ve son olacak gibi. En pozitif halimle gülümseyip bana ittiği bardağı aldım. Sakince viskisini doldurup önüne koyacağım sırada bileğimi tutmasıyla gözlerimi kapattım.

Sakin ol Hilal, başını belaya sokma.

"Hadi ama benimle konuş"

Mavi gözlerim anında hedefine ulaşırken kahve gözlere baktım. "Bence elini çek" gülümseyerek onu uyardığımda o elini çekmek yerine bileğimi kendine çekip yüzümü yüzüne yaklaştırdı.

"Ahh bence zor kızı oynamana gerek yok, bu işten ikimiz de kazançlı çıkabiliriz."

İçten içe sakin olmamı söyleyen ses bir anda yok olduğunda o bile bir köşeye saklanmış görünüyordu. Adama yandan bir bakış atıp "sizin gibi herifleri hadım etmek gerek seninkini benim kesmemi istemiyorsan siktir git!" Sözlerimle irkilmesini beklerken o büyük bir kahkaha attı. Gülmezi yetmezmiş gibi boynumu tutsmasıyla dişlerimi sıktım

Ah hadi ama!

Boşta olan elimle tezgahtaki yarı dolu şarap şişesini aldığım gibi adamın kafasına indirmemle bardaki insanlardan yükselen sese şahit oldum.

Ben başım belaya girmesin diye uğraşırken bildiğin bela gelip beni buluyordu! Adam tek darbeyle yere serildiğinde içerdeki korumalar adamı sürükleyerek dışarı götürdüğünde gülümsedim.

"Hilal!"

Gülümsemem Yıldırım abinin sesiyle yarıda kaldı. 1.90 boyuyla kendimi karşında küçücük hissediyordum. "Müşterilerin kafasında şişe kıramazsın bunu senle kaç defa daha konuşmam gerekecek?" Sözleriyle utanmak yerine daha sinirlendim.

"Öyle müşteriye tüküreyim ben burada orospu değil barmenim!"

Bağırşımla kızmasını beklerken o gülüp saçımı karıştırdı. "Ah be çocuk senle niye bu kadar geç tanıştık?" Gülümsemesiyle göz kenarları kırışmıştı. Kendisi 49 yaşındaydı ama tam bi yağız delikanlıydı. Buraya geldiğimden beri bana abilik yapıyordu.

"Ne geçi daha önümüzde çok günler var"

Gülümseyerek ona bakarken onun gözleri kol saatine kaydı. "Birazdan patron gelir içkisini hazırlamayı unutma" sözleriyle gözlerimi devirmekten kendimi alamadım.

Ne patron ama!

Yıldırım abi bana onay beklercesine bakınca başımı salladım. Tekrardan tezgaha dönmemle cebimdeki telefon titredi.

Gelen mesaj her zaman ki gibi annemdendi.

"Ne zaman İstanbul'a döneceksin?"

3 aydır aralıksız olarak dönmem için ikna etmeye çalışırken ben telefonlarına bile bakmıyordum.

Ben yeni evimde mutluydum.

Gözlerim ev dememle etrafıma kaymıştı. Evet 3 aydır bu barda kalıyordum. O günden sonra her şeyi geride bırakma kararı almıştım.

Annemi, İzeli, Baranı ve İstanbulu...

Ve kendimi İzmir Bornova'da bulmuştum. Aslında bu bara İzmir'e ilk geldiğim gün kafa dağıtmak için gelmek istemiştim öyle başlasa da olay öyle bitmemişti. Barda kavga çıkarken az daha Yıldırım abi bıçaklanıyordu ben bunu gördüğüm an bıçağı olan adamın tepesine bindim. O andan sonra hayatım beklemediğim şekilde değişti. Yıldırım abiye göre ona can borcum vardı. Bana senin için ne yapabilirim dediğinde ondan sadece burada çalışmak istediğim söyledim.

Başta olmaz demişti. Neymiş burada çok kurt varmış benim gibi kuzuları yerlermiş, tabii benim ısrarlarımla sonunda kabul etmişti zaman geçtikçe o bana güvenmiş ben ise buraya daha çok alışmıştım.

Patronumdan haz etmesemde bu barı sevmeye bile başlıyordum. Küçük bir çocuk gibi her şeyden uzaklaşmak istemiş, köşeme istemesemde sinmişim. Biliyordum bu bana yakışmıyordu ama nefes alabilmek için bu tek yoldu.

Korkak gibi saklanmak değildi derdim sadece insan gibi hayatımı yaşamak istiyordum.

Kimseye hesap vermeden, özgürce...

Sadece önüme bakmak istiyordum. Kendimce her şeyi geride bırakırken bir anda dolan gözlerimi hızla silip patronun içkisini hazırlamaya başladım. Arkam dönük içkiyi ayarlarken köşede duran korumanın düzelmesiyle patronun giriş yaptığını anladım.

Sırtımda hissettiğim bakışlara rağmen dönmeyi bile tenezzül etmezken bardağı doldurduğum içkiyi garson uzattığımda ne ara yanıma geldiğini anlamadığım Yıldırım abi öksürdü.

"Hilal sende biliyorsun ki o içkiyi senin götürmen gerekiyor."

Ah lanet olsun! Neden ya demek çok istesemde nedeni buradaki herkes benim kadar çok iyi biliyordu. "Yıldırım abi ben bir gün bu adamı öldürürüm gör bak!" Sessizce tısladığımda yanağımdan makas aldı.

"Hadi ama abartma o bi canavar değil bunu sende biliyorsun."

Canavar olmaması ne değiştirirdi ki?

Yıldırım abiye laf yetiştirmekten vazgeçip elimdeki içkiyle merdivene ilerledim. Demir merdivenden yavaş hareketlerle çıktığımda daha fazla oyalanma şansımx olmadan kapıyı tıklattım.

"Girebilirsin"

Güçlü ama sert olmayan sesle kapıyı araladım. Gözlerine bakmadan bardağı masaya koyup "afiyet olsun" dediğimde "hilal böyle yapmana gerek" demesi üzerine mavilerim elalarla buluştu. Hafif uzun kirli sakalları ve önüne düşün kumral bukleleri yine ilk dikkatimi çeken şeyler olurken yutkunup gözlerimi odada gezdirmeye başladım.

"Ne yapıyor muşum ki?"

Dudaklarından dökülen kıkırdamayla gözlerim istemsiz gözlerine kaydı. "Hilal ben hep dürüst biri olmayı seçtim. Sana hissettiğim duyguları paylaştığımdan beri bana canavarmış gibi bakıyorsun ve ben bunun sebebini merak ediyorum." İnsanı sakinleştiren ses tonuyla hafifte olsa rahatlarken ona uzunca baktım.

"Yok öyle bir şey size öyle gelmiş"

Ağzımda lafı gevelerken inanmayan bakışlar altında pes edip karşısındaki koltuğa oturdum. "Ne dememi bekliyorsun?" 1 haftadır kaçıyordum ama artık bir anlamı olmadığını anladım. Bir cevabı hak ediyordu. "Söylediklerim senin için bir şey ifade etmiyor mu?"

Bana ne demişti?

"Gözlerine her baktığımda oradaki güçlü kız çocuğunu görebiliyorum. O kız hep güçlü ama bazen tökezliyor, izin ver düştüğünde elini ben tutayım. İzin ver seni seveyim..."

Kulaklarımı çınlatan sözler aslında bu zamana kadar duyduğum en güzel sözler olabilirdi. Aslında bakarsak karşımdaki adam şimdiye kadar gördüğüm hiçbir erkeğe benzemiyordu. Bir bar işletiyordu ama o sanki bi kraliyet işletiyor gibiydi. O herkesin beklediği beyaz atlı prensti.

Ozan Hancıoğlu bir çok kızın hayallerini süsleyebilirdi. Şimdiye kadar tek bi kaba hareketine rastlamamıştım. Çalışanlarına bile o kadar anlayışlı ve saygılıydı ki bazen gıptayla bakıyordum.

Ama bir yandan da bu halleri çok korkutuyordu. Bu kadar kusursuz olması imkansız gibi geliyordu. Sanki gizli, karanlık bi tarafı vardı da sır gibi saklıyordu.

Bir cevap bekleyen gözlerle düşüncelerimden sıyrılıp Ozan'a baktım. "Sen gerçekten iyi birisin, iyi bi patronsun ama daha fazlası için doğru bi zaman değil Ozan. Ben buraya gelirken arkamda çok şey bıraktım ve hala onunla baş etmeye çalışıyorum. Şuan hayatımı kimseyi alamam çünkü yer yok." Direk hiç uzatmadan gerçekleri söylemiştim.

Aslında tek gerçek bu muydu pek emin olamıyordum. Kalbimin üstünde bi ağırlık vardı ve ne yapsam gitmiyordu. Sanki kalbim birnin elindeydi ve acımasızca sıkıyordu. Kalbim benim bilmediğim bir şekilde kendini kitlerken anahtar nerdeydi, kimdeydi bilmiyordum.

Ozan'a daha fazla bakamadan odadan çıktım. O an aldığım derin nefesle elim boğazıma gitti. Yine oluyordu, yine nefes alamıyordum. Kalbim sanki eziliyor, paramparça oluyordu. Dolan gözlerimle yavaşça merdivenlerden indiğimde belimdeki önlüğü tezgaha atıp barın dışarısına doğru ilerledim.

Yıldırım abi artık nasıl görünüyorsam yaşandığı duvardan fırladı. "Hilal ne oldu, yüzün neden kireç gibi?" Endişeli sesi hafifçe gülümsetmişti. Vücudumu duvara yaslayıp temiz havayı içime çektim.

"Bir şey olmadı sadece Ozan'la açıkça konuştum."

"Sana bir şey mi yaptı?" Dediğine karşılık gözlerimi devirdim. "Yok öyle bir şey olmadı da kötü hissettim sanırım." Kötü hissetmemin sebebi karşımdaki insanın gerçekten iyi olmasındandı. Yıldırım abi yüzüme beni anlamıyormuşcasına baktı. "İyi biri olduğunu biliyorsan o zaman neden onu reddettin yoksa İstanbul'da unutamadığın biri mi var?" Sorusu karşısında aklımda çakan şimşeklerin kalbime düştüğünü hissettim.

Bir anda bedenim öfkeyle yerinden ayrılırken midem bulanmıştı. "Saçmalama yok öyle bir şey!" İlk defa Yıldırım abiye çıkışırken o bile bu halime şaşırmış gibiydi.

"Tamam sakin ol sadece bir soruydu."

Evet sadece soruydu ama bu bile midemi bulandırmıştı. Neden mi? Çünkü sorusu gözümün önüne o pisliği getirmişti. Böyle bir soruda nasıl onu düşünebilirdim. O an kafama sıkmak isterken sertçe başımı duvara vurdum.

"Hey hey kendine zarar veremezsin ruh hastası küçük kız!" Yıldırım abi sertçe beni uyardığında çocuk gibi omuz silktim. "Kendimi kötü hissediyorum sanki ona haksızlık etmiş gibi" sözlerimle derin bi nefes aldı.

"Her duygu karışılıklı olmaz bu hayatın gerçeği, o yüzden pek düşünme."

Yıldırım abi yine akıllıca konuşsada benim vicdanım oradan bana el sallıyordu. Elini omzuma koyup "için rahat değilse ona bi iyilik yap" demesiyle Yıldırım abiye baktım.

"Nasıl bi iyilik?"

"Geçen gün konuşuyordu, sanırım yarın bi yardım gecesi düzenlenecek bence ona eşlik etsen eminim çok mutlu olur."

Bu onu daha da umutlandırmaz mıydı?

İçimden konuştuğumü sansamda Yıldırım abi güldü. "Sen düşündüğümden de hassas bi kız çocuğusun. Hala nasıl hissedeceğini düşünüyorsun ama Ozan Bey akıllı bi adamdır yanlış anlayacağını sanmıyorum hem sana da farklılık olur 3 aydır bu bara sıkışıp kaldın."

Gözlerimi ellerime çevirip parmaklarımla oynamaya başladım. "Ben bunu düşüneyim ve şey bugün erken uyusam sorun olur mu?" Mesaimin bitmesine hala 1 saat vardı ama Yıldırım abinin beni idare edeceğini biliyordum.

"Tabii sorun olmaz, sen git dinlen."

Yorgunluk bir anda tüm bedenimi ele geçirirken barın arka kapısına doğru ilerledim. Büyük siyah kapıyı açıp arkamdam kapatırken siyah demir merdivenlerden kaldığım odaya indim. Burası mutfak bölümüne açılan bi yangın çıkışıydı eskiden bu oda bi depoydu ama ben geldikten sonra benim için küçük bi odaya çevirmişlerdi içine banyo bile döşemişlerdi. Aslında kendi evime çıkacak kadar param vardı hatta daha da fazla ama ben yalnız kalmak istemiyordum. Çünkü her yalnız kaldığımda düşünüyordum ve bu beni delirtiyordu. Düşünemeyecek kadar çok çalışıp az uyuyordum bu bana çok iyi geliyordu.

3 aydır kimseyle görüşmüyordum. İzel bana ulaşmak için çok çabalamıştı. İzmir'de olduğumu bilse çoktan gelirdi biliyordum ama ben kimseye nerede olduğumu söylememiştim. İzel başlarda mesaj atıyordu ama son 1 aydır bi tane bile mesaj atmamıştı. Onunla konuşmamam onu kırmış ve gücendirmiş olmalıydı.

Daha kötüsü hala o pislikle birlikteydi bazen sosyal medya da fotoğraflarını görüyordum. Onu kurtarmak istemiştim ama arada aşk olunca yapacak hiçbir şey yoktu İzel çoktan kör kütük aşık olmuştu.

Yine dolan gözlerimi bu sefer durdurmaya çabalamazken odaya girip kapının ardına yaslandım. Hıçkırıklarımı buradan kimsenin duyamayacağını biliyordum.

Bu serzenişlerim korkak gibi kaçmamın bana getiresiydi. Onun karşında savaşmak yerine küçük yavru kedi gibi kuyruğumu kıstırıp kaçmıştım.

Bu savaşı kaybetmiştim.

Tüm odayı saran hıçkırıklarım bir isyanken saçlarımı çekiştirdim. "Senden nefret ediyorum, sana yenildiğim için kendimden nefret ediyorum!" İçimde hazmedemediğim duyguyla baş edemezken gözlerim aynadaki yansımama kaydı. Gözyaşlarımın arasında yanan mavilerimi görebiliyordum.

Nefretim kaç gün geçerse geçsin bir gram bile azalmıyordu tam tersine günden güne daha da çoğalıyordu. Peşimi bıraktığı için mutluydum ama onu o demir parmaklıkların arasına tıkamadığım için kendimden nefret ediyordum.

O elini kolunu sallaya sallaya gezerken ben bu dört duvar arasında sıkışıp kalmıştım.

Daha da kötüsü günden güne boğuluyordum.

Ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Ya da ben mi öyle sanıyordum?

💡💡💡

Elçin'den

Sessizdi.

Koca bi sessizlikte herkes çığlık atıyordu ama sanki kimse duymuyordu.

Evin etrafındaki karanlık ruhlar bu 3 ayda evi daha da sarmalarken olan bitene sadece şahit olmakta yetiniyordum. Hilal'in kendini kurtarmasına seviniyordum bu çöplükte heba olmamak için savaşmıştı ama Yaban o gittiğinden beri çok sessizdi.

İşler her zaman olduğu gibi devam ediyordu bir değişiklik yoktu ama Yaban artık daha da kontrol edilemez olmuştu. Eskiden de kafasına göre hareket ederdi ama bu sefer kendini bile düşünmüyor gibiydi.

Artık bağır, olup olmadık şeylere kızmıyordu ama sanki patlamak için bir şeyi bekliyor gibiydi. Saatli bomba gibi geziyordu ve bu korkutuyordu. Üstüne İzel'le o saçma ilişkileri devam ediyordu. Kızdan gram haz etmezken hala yanında tutması tuhaftı. Kızı aldatıyordu ve İzel'de bunun farkındaydı çünkü İnanç saklama gereği bile duymuyordu.

Bir keresinde İzel bizim evdeyken eve kadın getirmişti ve kadınla İzel'in gözünün içine baka baka yiyişmişti. Buna rağmen bir gün sonra sarmaş dolaş oluyorlardı. İzel gururunu bile umursamadan İnanç'a sığınıyordu ama ben biliyordum İnanç bunları bilerek yapıyordu çünkü öfkeliydi.

Öfkesi Hilal'eydi ama İzel'den çıkartıyordu.

Söylesem kabul etmezdi ama İnanç'ın Hilal'e hissettiği tek şey nefret değildi. Çünkü tanıdığım İnanç onu satanı affetmez bedelini ödetirdi ama o sadece izledi.

Hilal'in gidişini izledi ve böylelikle onu özgür bıraktı. Onu özgür bıraktı bırakmasına ama bu seferde kendini hapsetti.

"İyi misin sen?"

Yüzümün önünde gezinen elle gözlerim Asil'e kaydı. Yanıma oturup merakla bana baktı. "İyiyim, sadece düşünüyordum." Asil ne düşündüğümü anlamış gibi gözlerini devirdi.

"Böyle yapma Elçin, olanlarıı düşünmek sadece geçmişi unutmayı zorlaştırır."

"Hilal'i merak ediyorum."

3 aydır tek bi haber alamamıştık. Telefonlarımızı engellemişti ve bizden uzak olmak için elinden geleni yapıyordu. Tek bildiğim İzmir'de olduğuydu onu da İzel'den duymuştum. İzel gitme sebebini Asil'e bağlıyordu. İzel'e göre Asil Hilal'i aldatmıştı o da şehri terk etmişti. Biz ise onu yalanlamamıştık çünkü böyle bilmesi hepimiz için daha iyiydi. İzel, Asil'e trip yapsada bu pekte umrumuzda değildi.

Böyle kalması şuanda en mantıklısıydı.

"O iyi merak etme"

Asil güven verircesine beni göğüsüne çekerken karşı koymadan başımı yasladım.

Bana huzur veren kollardan hiç ayrılmak istemezken saçımın arasına bıraktığı buseyle gülümsedim. Evet belki 3 aydır bu ev sessizdi ama benim kalbimde pır pır uçan kelebeklerin kanat çırpınışları duyuluyordu ve bu çırpınışlar tüm evi sarıyordu.

3 ayda belki bazı şeyler durmuştu ama bazı şeylerde başlamıştı. Asile bakıp gülümserken bana bakan güzel gözlerine şiirler yazmak istedim.

Biliyordum biz kardeş gibi büyümüştük ama ona bu son zamanlarda hissettiğim şeyler bundan daha fazlasıydı. Bunu Hilal'le yalandan olan ilişkilerini kıskanmamla anlamıştım ama kendimle yüzleşmem çok geç olmuştu.

Şimdi ne yapacağımı bilemiyordum.

Gözlerindeki şefkati, sevgiyi görebiliyordum ama bu aşka dair bi iz miydi?

Yoksa sadece kardeşçe bir şey miydi?

Asil o kadar gizli kutuydu ki bunu anlayamıyordum. Çünkü bana bildim bileli böyle davranıyordu.

Bana bir şey hissedip hissetmediğini bilmek istiyordum ama bunu soramazdım ya hissetmiyorsa? O zaman bir daha yüzüne bile bakamazdım.

Anlamanın bir yolu olmalıydı.

Ama ne?

Aklımda dolanan tilkilerden bir cevap ararken bir anda yanan ampülle gülümsedim. Şimdiye kadar bir ilişkim olmamıştı çünkü yasaktı. Yaban kafamızı karıştıracak hiçbir şeyi kabul etmiyordu. Kısa ilişkilere bir şey demiyordu ama o da benlik değildi, ben yapamazdım.

Ya şimdi ona biriyle konuştuğumu düşündürsem ne olurdu?

Seven erkek kıskanırdı değil mi?

Ya kıskanmazsa o zaman ne olacaktı?

Arka arka gelen sorularla bunalırken başımı göğüsünden kaldırdım. "Ben bi banyo yapsam iyi olur." Ona bakmadan koltuktan kalkıp apar topar merdivenlerden yukarı çıktım. Bu iyi bir fikir miydi bilmiyordum. Ya tepkisiz kalırsa o zaman ne olacaktı? Bu daha fazla acı verirdi.

Odama girip kapıyı kapattım. Biraz ilerleyip aynanın karşısında öylece dikilmeye başladım. Başka ne yapabilirdim ki? Benim öyle karşısına çıkıp seni seviyorum demeye cesaretim yoktu. Çünkü bana "sen benim kardeşim gibisin" demesinden korkuyordum.

Sadece küçük bi oyundu uzun bile sürmezdi.

Kendimi ikna etmeye çalışırken sakince nefes aldım. Başka yolu olmadığını anlamamla aynadaki yansımama baktım. Hafifçe gülümsediğimde şimdiden olacaklardan heyecan ve korku duymaya başlamıştım.

"Ne olacaksa olsun..."

...

Uzun bi banyonun ardından dolapta bana göre en iddialı olan elbiseyi giyindiğimde saçlarımı bir omzuma topladım. Çiçekli elbisenin içinde oldukça havalı göründüğüme inanırken pembe rujumu biraz daha bastırıp rimelimi tazeledim. Benim sık yapmadığım bir şeyde makyajdı. Yani Asil beni topu topu iki kere falan makyajlı görmüştür.

Onda bile bu kadar belirgin yapmazdım. Bana bile farklı gelen halimle aynaya bakarken ince bant ayakkabılarımın üzerinde durmak için büyük çaba sarf ediyordum, umarım düşüp rezil olmazdım.

Bildiğim tüm duaları ettikten sonra dikkatli bir şekilde merdivenlerden indim. Beni ilk gören Ömer olurken elindeki cipsi yere düşürdü.

"Oha siktir!"

Tepkisi utandırırken diğer gören Yaban'dı. O tepki vermeden tekrardan başını laptopa çeviriken en sonunda ela gözlerle karşılaştık. Bana öylece baka kalırken yüzünden ne hissettiğini anlayamamıştım. Sadece Ömer gibi şaşırmış görünüyordu.

"Elçin sen bu kadar güzel miydin lan?"

Ömer hala şaşkınlığını gösterirken Asil sadece bakıyordu. "Abartma Ömer" dememle yanağımdan makas aldı. "Tamam tamam seni daha fazla utandırmayayım. Eee nereye bu taş halinle?" Bu sorusuyla yutkundum.

"Bi arkadaşımla buluşacağım."

Bunu dememle İnanç bile bana dönmüştü. Hepsinin şaşırması normaldi çünkü ilk defa böyle süslenip bunu diyordum. "Ooo ne o rahibelikten sıkıldın mı?" Ömer'in iğrençleşmesiyle İnanç kafasına vurdu.

"Sikerim belanı düzgün konuş"

İnanç'ın bi abi tavrıyla beni koruması gülümsetmişti. "Çok geç dönme" İnanç soru sormadan bunu demesiyle dudaklarımı kemirmeye başladım. Aklımdakini demelimiydim bilmiyordum ama Asil'in tepkisini merak ediyordum.

Asil'den gözlerimi çekmeden "sabah dönebilirim" dememle Ömer'den "ooo" nidaları yükseldi. Ela gözleri o kadar karışık bakıyordu ki ne düşündüğünü anlayamamıştım. İnanç uzunca yüzüme bakıp bir şey demezken laptopunu alıp ayaklandı. "Aradığımızda açmazsan yanındaki adamın kafasına sıkarım." Yukarı çıkmadan söylediği sözlerle sadece sustum. Bu dediğiyle bile amacıma ulaşmıştım ama Asil tepkisizdi.

Bu tepkisizliği salya sümük ağlamam için bile bi sebepken ben dişlerimi sıkıp kapıya doğru ilerledim. Kimle buluşuyorsun diye sormamıştı bile. Beni hiç mi merak etmiyordu?

Kapıyı arkamdan sertçe kapatırken şimdiden dolan gözlerimle bahçe kapısına ilerledim.

Senin için bu kadar mı önemsizim!

Nasıl tepkisiz kalabilmişti?

Daha fazla durdurmaya gücüm yetmeyen gözyaşlarım akıp giderken yoldan geçen taksiye işaret verdim.

Demek ki umrunda bile değildim belki de biraz kafa dağıtmak gerçekten benim de hakkımdı.

Biraz olsun saçmalamak iyi gelebilirdi.

Kim bilir...

❌❌❌

Hilal'den

"Benimle yardım gecesine gelmek istiyorsun?"

Dün reddettiğim adama pat diye bunu dersem şaşırması gayet normaldi. Alt dudağımı üst dişlerimle hapsederken ne diyeceğimi düşünüyordum.

"Şey bende yardım gecesinde bağış yapmak istiyorum." Aklıma gelen ilk şeyi söylememle kaşları havalandı. "Hilal bunu düşünmen bile çok güzel ama bağış gecesinde yapılan bağışlar biraz yüksek yani-" beni kırmadan bu senlik değil demeye çalışan adama gülmeden edemedim.

Bu ince tavrından ne olursa olsun hiç ödün vermiyordu. Böyle düşünmesi normaldi çünkü benim varlıklı bir aileden geldiğimi bilmiyordu. Hesabımda milyarlar yatıyordu ama ben bardan aldığım üç kuruşla geçiniyordum.

"Bunu sorun etme sadece sana eşlik etmemi izin versen olmaz mı?"

Ozan kararsız kalmış gibi bana bakarken aslında onunda bu fikirden hoşlandığını biliyordum. Başta bunu Ozan'a karşı vicdan duyduğum için yapsamda şuanda bağış olayı kafama yatmıştı. O paralar bari başkalarına umut olsun.

"Peki o zaman 1 saat sonra kapının önünde buluşalım."

1 saat mi?

Öğlene kadar uyuduğumdan konuşmak için çok geç kalmış olmalıydım ama yinede davet için erken bir saat değil miydi?

"Davetin olacağı hotel biraz uzak o yüzden erken çıkıyoruz."

Ben sormadan ne diyeceğimi anlayan Ozan'a baka kalırken daha fazla konuşmadan odaya döndüm. Evet büyük bir sorun vardı. Ben ne giyinecektim? Buraya iki tişört bir pantolonla gelmiştim ve daha hiç gece elbisesi almamıştım.

Aslında cadde üstünde mağaza vardı. Oradan bir şey bulup yol üstünde kuaför bulursam 1 saatte hazırlanırdım. Daha fazla oyalanmadan koşa koşa cüzdanımı aldığım gibi caddeye çıktım. Bağış gecesinde öyle sıradan bi elbiseli giyilmezdi. Caddedeki en lüks mağazaya girmemle beni karşılayan ekibe ürkek bakışlar attım.

Etrafımı saran kişile bana aradığım gibi elbise bulmak için koşuştururken çok vakit kaybetmeden birine karar verdim.

"Bu sizin için dikilmiş olmalı"

Hayranlıkla bakan mağaza görevlilerine gülümseyip çaktırmadan etikeye baktım.

Oha 8.000 bin lira mı?

Altından falan da benim mi haberim yok?

Pul işlemeli derin dekolteli mini elbiseye hayranlıkla baksamda fiyatı dudak uçuktururdu. Elbiseye uygun ayakkabı ve Çanta bile ayarlayan görevilere bakıp tekrardan elbiseye baktım. Öyle bi geceye sıradan gitmek olmazdı hemde Ozan Hancıoğlu gibi bi adamın yanında sönük duramazdım.

"Tamam alıyorum"

Hiç çıkartmadan iki dükkan ilerdeki kuaföre ilerledim. İçeri girmemle topuklular yüzünden durmakta zorlanırken kapıya tutundum. Tüm bakışlar bana dönerken "acaba 20 dakika da beni hazırlayabilir misiniz?" Diye sormamla kendimi kuaför koltuğunda buldum.

İki kadın üstüme doğru gelirken biri saçımı diğeri de makyajımı yapıyordu. Arkaya doğru taranan saçlarım hafifçe ıslatılıp spreyle tutulurken koyu kahve tonlarında yapılan göz makyajımla aynaya baktım. Son bi dokunuşla sürülen rujla gülümsedim.

"Çok güzel olmuş" dediğimde kuafördekiler beni süzmeye devam etti. Saçımı yapan kadın "biz bir şey yapmadık ki asıl güzel olan sesin, bu hazırlık kimeyse o adam çok şanslı."

Kimseye hazırlanmamıştım ki.

Bu lafın üstüne bir şey demeden tutan miktarı ödeyip kuaförden çıktım. İnce topluluklar yüzünden yavaşça bara doğru ilerlerken üzerimdeki bakışlarla dudaklarım yana kıvrıldı.

"Ooo sende kimsin? Benim küçük kızıma ne oldu böyle?"

Beni böyle gören Yıldırım abi dalga geçerken bir yandan baya şaşkın görünüyordu. "Ya Yıldırım abi!" Diye çıkışmamla göz kırptı. "Orada hangi erkek olsa sana döner bakar Ozan Bey baya zorlanacak gibi bari seni kaybetmese" hala dalgasını geçen Yıldırım abiye göz devirdim.

O sırada bardan çıkan Ozan'la ona bakmadan edemedim. Jilet gibi duran siyah takım elbisesinin içinde kusursuz duruyordu. Yunan heykeliyim dese inanacak durumdayken ela gözleri mavilerimi buldu. Yüzündeki şaşkınlık ve hayranlığı görmek kadınlık gururumu biraz okşamış olabilirdi.

"Çok güzel görünüyorsun"

Sözlerinden sonra bana şapşal şapsal bakmaya devam etmesi üzerine öksürüp "teşekkür ederim, ben hazırım gidebiliriz istersen" dememle kravatını genişletip başını salladı. Konuşmadan şoför koltuğuna geçmesiyle yanına geçtim.

Yıldırım abiye el sallayıp yanımdan heyecandan ne yapacağını şaşırmış adama baktım.

Aslında bu hali çok tatlıydı.

Keşke daha önce karşıma çıksaydın Ozan Hancıoğlu.

Bunlar olmadan önce hayatımda olsaydın.

Keşke...

🍃🍃🍃

Devam edecek...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

14. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.