Odamdan çıkmayalı iki gün oluyor. Sadece annem doktor getirdi yaralarıma bakıp pansuman yaptı. Kaza yaptım, düştüm gibi bahaneler ile ikna ettim onları. Ama ya kendim? Kendimi neyle ikna edecektim? Düşünmek başımı ağrıtmaya başlamıştı artık. Kitap okumak istemiyor hatta okumaktan korkuyordum. Galiba hayal gücüm fazla genişti. Hatta o kadar fazla ki olayı yaşayıp geliyordum. Başka açıklaması olamazdı. Fakat anlam veremediğim bir şey vardı. Bu yaşıma kadar okuyordum neden bu başıma yeni geliyordu?
Ayağa kalktım ve kitaplıkta bir kitap seçtim. Denemek istiyordum. Nasıl yaptığımı yada nasıl olduğunu bilmiyordum ama denemek istedim. Suç ve Ceza kitabını elime aldım ve karıştırıp durdum sayfaları. Ama hiçbir şey olmadı. Belki isteyince olmuyordu. Gurur ve Önyargı, Hamlet, İnsan Neyle Yaşar... Hepsini denedim olmuyordu. Araştırmalar yapmaya başladım. Psikolojik olarak belki tedavisi olan bir durumdur diye düşündüm ve Dora'yı aradım.
Dora'nın annesinin psikolog tanıdığı vardı ve yardımcı olabilirdi.
-Dora günaydın. Öğleden sonra yeni açılan kitap kafeye gelir misin? Önemli.
- Günaydın elbette gelirim. İyi misin çok merak ettim seni?
- Galiba iyiyim. Konuşuruz.
Ne anlayacaktım Dora'ya. Ben kitapların içine giriyorum galiba bir kaç saniye sonra da geliyorum mu diyecektim? Muhtemelen kaçıp giderdi. Kahvemi almış bekliyordum ve Dora arayıp annesinin rahatsızlandığını gelemeyeceğini söyledi. Kahvemi yalnız içip eve gidecektim. Kendi kendime neden diğer kitaplarda işe yaramıyor diye söylenirken. Arkamdan bir ses;
- Her kitap aynı değildir. Bazıları özeldir ve sırlarla saklıdır. Aradığının ne olduğunu bilmiyorum ama bulacaksın.
- Teşekkür ederim.
Bu adam bende sürekli bir ürperme yaratıyor. Aniden gelmeler falan... Bazı kitaplar farklıdır. Ne demekti bu? Araştırmalarıma evde devam etmek için kalktım ve hızla odama gittim. Bir çok not almıştım rüyalar,serap görmek, psikolojik etkilenme gibi gibi gibi... Hepsi mümkündü ama hiçbirinde hayalde yaralanıp sonra gerçekte de yaralanmak yazmıyordu. Derin bir nefes aldım ve yine kitaplığıma gittim. Bir kaç kitabı elime aldım çevirdim çevirdim. Hayır bir şey olmuyordu. Tam o sırada gözüme bir kitap takıldı. "Son Ada." Sanki diğer kitapların arasından bana parlıyordu. Elime aldım ve yine o gerginlik başladı. Sayfalarını açtım ve derin bir nefes aldım. Fakat içime çektiğim derin nefes bir denizdi. Etrafıma baktığımda bir adadaydım. İleride bir takım elbiseli adam konuşma yapıyor ada sakinleri de ona karşı geliyordu. Çok güzel bir yerdi ve ilk defa panik değil huzur hissettim. Huzurum uzun sürmedi. Kavga, kargaşa ve gürültü sonrasında ağaçlar kesiliyordu ve halk yardım çığlıkları atıyordu. Etrafımda bana çarpıp geçen insanlar vardı. Sahildeki kuşlar kendini korumak için taş fırlatıyorlardı. Yardım etmeye çalışmak istedim ama bir şey yapamadım. Takım elbiseli adamın yanına gittim ve son vermesi gerektiğini söyledim. Burası çok güzeldi mahvedemezlerdi. İki adam kolumdan tutup beni kapı dışarı etti. Gözlerimin önünde yanan bir ada, kesilen ağaçlar, can çekişen hayvanlar vardı ve için için ağlıyordum. Gözyaşlarım elimdeki kitaba damlıyordu. Odamdaydım ve gözyaşlarımın damladığı sayfaya baktım. Köşede ufak bir not vardı. John kitapevi. Galiba çözmüştüm.