https://www.youtube.com/watch?v=RGvKLa0CYzE&ab_channel=ChristopherLennertz-Topic
I Can Do Anything/Finale dinleyerek okumanızı öneririm.
Uyarı: Psikolojik yönden tetikleyici unsurlar bulunmaktadır.
Keyifli Okumalar
Ondan çatı katına gelmemi söyleyen bir mesaj aldığımda kötü bir şeylerin olacağına dair bir hisle dolmuştum. Beyaz ekrandan parlayan emir cümlesi noktayla sonlandırılmış ve netti. İlk dersin başlamasına vakit olduğundan çatı katına çıktım.
Tam orta olduğunu varsaydığım nokta da ayaktaydı. Elleri cebinde dik duruyor kısık gözleri kapıdan giren beni süzüyordu. Yüzü ifadesiz olsa da gözlerinde anlamlandıramadığım bir tekinsizlik vardı. Bana her zaman düşmanca davranıyordu ama bu videodakinin ben olduğumu söylediği o zamankiyle aynı sabırsız öfkeyi taşıyordu. Sanki biriktirdiği o kini bana kusmak için aceleciydi. Kaşlarım çatılırken yavaşça yaklaşıp önünde durdum. Her bir adımımda daha da kısıldı gözleri.
“Beni neden çağırdın” dedim konuya direkt giriş yaparken. O da bunu bekliyormuş gibi temkinli ciddi bir sesle sordu.
“Gerçekte kimsin sen?” saldırganca bir tutum sergiliyordu.
“Dalga mı geçiyorsun?” öfkeyle ve şaşkınlıkla ancak bu kadarını söyleyebilmiştim çünkü tepki veremeyecek kadar kafam karışıktı. Gülümsedi samimiyetten uzak soğuk bir gülümsemeydi bu. Biraz da aşağılayıcıydı. O an ona tepeden bakanın her şeyden çok ben olmak istediğimi fark ettim. Bu düşmanca tavrı her zamankinden daha agresifti ve üstümde atmasına izin vermeyecektim.
“Canını sıkan her neyse git onunla uğraş.” Arkamı dönmüş gidiyordum ki adımı üstüne basa basa söyleyince ona döndüm.
“Gruptan ayrıl” dedi aniden. “İntikamını aldım o yüzden bir daha müzik sınıfına gelme.”
Ciddi bir tonla sarf ettiği kelimeler önce şaşırmama ardından ise rahatsız hissettirecek kadar üzülmeme neden oldu. Sanki kalbim acımıştı. İstenmemeye uzaklaştırılmaya alışıktım ama uzun zamandan sonra ilk defa arkadaşlarım olunca fark etmeden duygularımı açıvermiştim demek ki. Kendimi duygulardan koruduğumu sanıyordum ama yanılmışım. Aslında ördüğüm o duvarın var olduğunu sanarak kendimi telkin ediyormuşum. Oysa ki bir çayırın ortasında dımdızlak kalakalmış yanıma herhangi birinin gelmesini beklemişim. Bu kısacık süreçte aidiyetliğe alışmıştım.
“Burada yaptığımız antlaşmayı hatırla” dedi yineleyerek. Neyden bahsettiğini iyi biliyordum. Teklifini kabul ettiğim gün yaptığımız konuşmayı hatırlatıyordu bana. Ona teklifini kabul ettiğimi söylediğinde tahmin ettiğim gibi şaşırmamış duvardan atlayarak önümde durmuştu ama şimdiye nazaran o zaman yüzünde eğlenir bir ifade barındırıyordu. Şimdi ise sürüsünü koruyan bir kurdu andırıyordu. Kulaklarını geri yatırmış tüm keskin dişlerini gösterircesine hırlıyordu bana.
“Evet hatırlıyorum” dedim ifadesiz bir sesle. Suratımda öyle olmasına dikkat ettim. Umursamazlık şuan için en büyük silahım olabilirdi. “Tamam” dedim omuz silkerken gelme demesine ithafen. Bana üstünlük taslaması öfkeden kudurmama neden olsa da sessiz kalarak arkamı döndüm. Şuan burada onunla münakaşaya girmem işime yaramazdı.
“Dur söyleyeceklerim daha bitmedi” dedi daha da sertleşen bir sesle. Bu sefer tamamen ona döndüm. Öfkem ehlileşmeyecek bir evreye doğru ilerliyordu.
“Benimle. Böyle. Konuşamazsın.” Her bir kelimeyi dişlerimi sıkarak öyle bir söyledim ki aramızdaki gerilim daha da arttı. Her an çarpılabilirdik. “Bu tonun bana sökmez. Ben sindirebileceğin biri değilim.” kibirli bir ifadeyle gülümsedi ve ben onu kırıp dökmek istedim. Asıl saldırganlaşan bendim sanırım.
“Tüm bu yaptıklarını babana söylersem belki sinebilirsin.”
Ve bende kayış koptu. Yumruğumu kolaylıkla savuşturduğunda bir nebze olsun kendime gelebildim. Kan beynime sıçramıştı. Ne ara koştuğumu ne ara yüzüne yumruk attığımı hatırlamıyordum. Saldırılarımı kolaylıkla savuşturuyordu ama karşı atak da bulunmuyordu. Bu beni daha da çileden çıkardı. Tekmelerimi dar eteğimin engellemesini dahi umursamadan savuruyordum ama pervasız hareketlerimi öngörüyormuş gibi hazırlıklıydı.
“Senin bu yaptığına bel aşağı vurmak denir.” Öfkeli sesim bile ne kadar çileden çıktığımı gösteriyordu. Zaafımı biliyordu ve kahretmesin ki ona bunu ben belli etmiştim. Gülümsedi. Acımasız bir gülümsemeydi bu. Tuzağına düşürmüştü beni. Önce beni soğuk su dolu tencereye koymuş ardından ateşi yakmıştı ve ben ne olduğunu bile bilmeden pişmiştim. Bunu fark ettiğimi anladığında gülümsemesi genişledi. Bana açıklık yaratarak savunmasını bıraktı ve ben kendimi durduramadan büyük bir zevkle suratına yumruğu geçirdim.
Geriye tökezleyerek düştü. Saçları dağılarak gözlerini örttü. Eli kanayan dudağını bulduğunda sırıtmasını bir nebze de olsun gevşemedi hatta mutlu bile olmuş gibiydi. Neden bunu yaptığını ne istediğini bilememek beni daha da sinirlendirdi. Kafamı karıştırmasından bilmemekten nefret ediyordum. Üstüne çıkıp karnına oturarak kanla boyanmış beyaz yakalarından tuttum. Kafası hafifçe geriye düşerken göz kapakları düştü. Küçük aralıklardan diktiği gözleri yüzümün her bir karesinde dolandı. Gittikçe büyüyen gülümsemesi kanlı ağzını ortaya çıkardı.
“Senin o dilini sökerim” dedim çok çirkin bir şekilde. Kendimi, öfkemi dizginleyemiyordum işte. Bu sonra başıma çok büyük bela açacaktı ama onun kanlı yüzünü görmek ve daha fazlasını yapmayı istemekten alıkoyamıyordum kendimi. Delice bakan gözlerime değişik bir parıltıyla bakıyordu. Zaferin parıltısıyla. Suratına indirmek için yumruğumu kaldırdım.
“Milli takımdan da bu yüzden atılmıştın değil mi? Rakibine saldırdığın için”
Nefes bile almayı unutmuş olmalıyım ki ciğerlerim kavruluyordu. Başımdan aşağıya kaynar sular inmişti sanki. Vücudum hareket edemiyor, gözlerimi bile çekemiyordum. Şokla irileşen gözlerimden o da çekmiyordu zevk dolu bakışlarını. Ne yaptığımı ne olduğunu bilemiyordum. Beynim uyuşuyor, midem bulanıyordu. Ona ne demek istediğini sormak istiyordum ama ağzımı bıçak açmıyordu. Sadece arkamdaki geçmiş gerçeğinin gizli saklı kuytudan gün yüzüne çıkmasını ve yeniden sırtıma binmesini hissedebiliyordum.
“Dur tahmin edeyim” dedi sahte bir düşünmeyle. “Bunu nasıl bildiğimi merak ediyor olmalısın.” Dedi eğlenerek. “İnanır mısın? Tek bildiğim şey bu değil.” Ağzı kan dolu olsa da gülümsedi. Çiğ et yemişti sanki tüm dişleri kana bulanmıştı.
Onu daha fazla dinlemeye katlanamazdım. Ayağa kalkmaya çalıştım ama tökezleyerek düştüm. Bacaklarım uyuşmuştu. Tıpkı beynim, kollarım ve tüm vücudum gibi. Bana yaklaştı.
“Şiddetli seviyesinde öfke sorunlarının olduğunu, sırf bu yüzden kaç kere okul değiştirdiğini ve” ayağa kalktım hızla. Uyuşukluk hala geçmemiş olsa da buradan gitmem gerektiğini biliyordum. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki kalp krizinden öleceğimi düşündüm.
“Annenin ölümünde payın olduğunu.” Nefesim kesildi. Eziliyordum. Ayağa kalkarak bana yavaşça yürüdü.
“Bir şeyi unutuyordum az kalsın” sustu ve gülümsemesi küçülerek gaddar bir ifadeye büründü. “Çocuk suçlu olduğunu.” Yaklaştı yaklaştı. “Sen ve çetenin ölümüne yaraladığı o kadar çok insan var ki. Ah doğru bunlardan biri de kardeşin değil mi?” adım adım geri gitmeye çalıştım. Ölmek üzereydim.
“Hatta bir lakabın bile varmış. ‘Engerek’ idi sanırım. Ah hayır bu ilk adındı. Sonraki lakabın asıl tanındığın ismin ve benim favorim olan…” Kahkaha attı. Neşeden uzak delice bir kahkaha. Ağzından kanlı tükürükler saçarak atılan bir kahkaha. Sonra duruldu ve vahşi bir gülümseme tüm yüzünü kapladı. Gören herhangi biri dehşete düşerdi.
“Gabriel”
Arkama dahi bakmadan kaçtım.
Okuldan nasıl koşarak çıktığımı eve nasıl geldiğimi hatırlamıyordum. Öyle ki sessiz ev de kendimi odama attığımda çığlık çığlığa ağlamaya başladım. Odayı boydan boya hızlı adımlarla dolanıyor, haykırarak annemin kardeşimin hayallerinden af diliyordum. Kötü bir evlat, kötü bir abla olduğum için. Duvarın dibine çöktüm. Bacaklarımı katlayıp kafamı arasına gömerek dertop oldum. Sallanarak sürekli af diliyor, diliyordum. Pişmanlıklarım yakamdan paçamdan tutup beni dibe çekiyordu. Kalbim gümbürdüyor, bedenimi hissedemiyor ve titrememi durduramıyordum.
Ölmek üzereydim. Ama ben yok olmak istiyordum. Bedenimin, ruhumun hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmasını istiyordum. Ölüm sadece bedenimi alacaktı ama ruhum yaptıklarımı hep hatırlayacak prangalara vurulacaktı.
Babamın yanına salona inmek ona sıkı sıkı sarılarak beni kurtarması için yalvarmak istedim. Ama yapamazdım. Yapmamalıydım. Kesik kesik nefeslerimin arasında çekmecemde ki ilaca uzandım. Aldığım bir hapı dilimin altına yerleştirerek yatağıma kıvrıldım. Kısa süre sonra ne olduğunu bile anlamadan bilincim kapandı.



