İçeriğe geç

Y KARAKTERİ

Bölüm 16 · 13 dk okuma

Y KARAKTERİ

Bölüm 16

Geçmiş ve Gelecek

LIM HA NEUL!"

Küçük kız annesinin bu çağrısını kulak ardı ederek koşmaya devam etti. Yola bakmadan atlıyor, arabaların fren sesleri arasında bir o yana bir bu yana koşuyordu. Annesi ona durması için seslense de duyumsamazlıktan geliyor, peşinde koşmasını umursamıyordu. Oysa ki annesinin karnının içinde kardeşi olduğu için şiştiğini bu yüzden yorulmaması gerektiğini biliyor ama buna rağmen inadında diretiyordu. Küçük bir kısmı böyle yapmaması gerektiğini fısıldasa da onu ele geçiren öfkeli tarafı daha da hızlı koşmasını söylüyordu.

Kızgındı annesine küçük kız. Çünkü annesi sınıfında ki bir arkadaşına vurduğu için öğretmenin yanında onu dinlemeden azarlamıştı. Bu küçük kızın gururunu incitmiş ve daha da öfkelenmesine neden olmuştu. Oysa ki hiç suçu yoktu. O kız diğerlerini onunla oynamamaları için örgütlüyor, oyunlara katmıyordu. En sonunda buna dayanamamış ve kızın saçını yolup vurmuştu. Öğretmeni ikisini de odasına götürüp annelerini çağırmıştı. Kız gibi annesi de çirkefti. Annesine demediğini bırakmamış 'vahşi kızını' terbiye etmesi için bağıra çağıra konuşmuştu. Annesi ise özür dilemişti dilemesine ama o da öfkelenmiş ve kızını korumuştu. Annesine bağırılmasına sinirlenen Ha Neul kadına da vurmaya çalışmış ama annesinin sert tutuşu ve azarlamasıyla amacına ulaşamamıştı. Sadece annesini savunmak istemişti. Böyle küçük düşürülmek yanaklarının utançla kızarmasına neden olmuştu olmasına ama asıl kendine olan kızgınlığı utancının kaynağıydı. Okuldan çıktıktan sonra annesini dinlememiş ve koşmaya başlamıştı. Aklı sıra onu böyle cezalandıracaktı. İyi ki evin yolunu gide gele iyice öğrenmişti. Böylece annesi olmadan da evi bulabilirdi.

Acı dolu bir inleme duyduğunda adımları yavaşladı, küçük kalbi hızla çarptı. Arkasına dönüp baktığında annesinin karnını tutarak yere çöktüğünü ve yüzünün hiç görmediği kadar acıyla buruştuğunu gördü. Annesi çığlık çığlıyaydı. Korkuyla annesinin yanına koştu. Çevrede ki insanlarda genç kadını görmüş yardımına yetişmişti. Annesi yere boylu boyunca uzanmış karnını tutarak haykırıyordu. Annesinin titreyen elini tuttu küçük kız. Gözlerinden yaşlar boşanıyor, dehşetle annesini izliyordu.

"An-anne öz-öz-özür di-dilerim. Ölme." Hıçkırdı. Annesinin baygın bakışları kızının yüzünü buldu. Zoraki bir gülümsemeyle konuştu.

"İyiyim güzel kızım." Gülümsemeye zorlasa da kendini tekrar haykırmıştı. Ha Neul annesinin gittikçe ıslanan elbisesine korkuyla baktığı an da ağlaması anında kesildi. Tek görebildiği gittikçe daha kırmızı olan annesiydi.

Babası gelip ona seslenene kadar ne ara hastaneye getirildiğini ne ara babasının geldiğini anlamamıştı. Babasının gür sesi anca onu daldığı andan çıkarabilmiş ve eğik başını kaldırabilmişti. Hastanenin beyaz duvarlarını, kirli oturaklarını ve küçük oda kartlığını boş gözlerle izledi. Babası tam önünde ayakta endişeli bir ifadeyle dikeliyordu. Genç yüzü acı ve üzüntüyle çarpılmıştı. Maçtan çıkıp gelmiş olmalıydı ki 'Gee' olduğunu öğrendiği kıyafeti siyah kuşağıyla yarım yamalak bağlanmıştı. Saçları karmakarışık, nefes nefeseydi. Dizlerinin üstüne çökerek kızına yumuşak bir sesle bir kez daha seslendi. Ha Neul babasını gördüğünden mi yoksa inanılmaz bir güvenle dolduğundan mıdır bilinmez anında ağlamaya başladı. Kendini tutmuş tutmuş ve en sonunda babasını görünce hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Babası onu kocaman gövdesine hapsedip büyük elleriyle vücudunu kavrayarak sıkıca sarılıyordu. Her zaman bu kadar sıkı sarılmasından gülerek kaçsa da şimdi o da küçücük kollarıyla ona sarılmaya çalışıyordu.

"Özür dilerim baba." Dedi hıçkırıklarının arasında. Sonra nefesinin yettiği kadar kesik kesik olanları anlattı. Babası her bir kelimesinde daha da sıkı kavrasa da onu küçük kızın pişmanlığı için yeterli olmuyordu. Annesi onun yüzünden bu haldeydi.

"Bu senin suçun değil kızım. Sadece kardeşin erken gelmeye karar verdi." Babasının yumuşak sesi içini bir nebzede olsa rahatlatmıştı. Yavaşça babasının göğsünden kafasını kaldırıp baktı. Buğulu gözleri babasının da gözlerinin kendisi gibi olduğunu gördü.

"Annem iyi olacak mı?" dedi büyük bir umutla. Babası gülümsedi. Bu her zaman ki büyük gülümsemelerinden değildi. Dudağı sadece hafifçe kıvrılmıştı.

"Evet canım. Annen kardeşinle beraber şu kapıdan sağ salim çıkacak" babası koridorun sonunda ki büyük kapıyı göstererek konuşmuştu. Babasına güveniyordu.

"O yüzden ağlama artık. Annen ve kardeşini mutlulukla karşılayalım." Küçük kız gülümseyerek kafasını aşağı yukarı hızla salladı.

"Annem iyileşsin bir daha hiç sözünden çıkmayacağım" babası yine aynı gülümsemeyle baktı ona. Sonra kızını tekrar kucağına alarak ayağa kalktı. Küçük kız babasının boynuna sıkı sıkı sarılarak yüzünü omzuna gömdü ve annesinin sesini duyana kadar gözlerini açmamaya karar verdi. Ama bu beklediği gibi olmayıp annesinin acı dolu görüntüsünü tekrar izler oldu. Gözlerini açarak her bir adımda sarsılan yere baktı. Belki böylece bir daha görmezdi.

Uzun saatler boyu babasından ayrılmayarak kucağında oturdu. Babası sürekli saçlarını, başını okşuyor telkin edici sözlerle onu rahatlatıyordu. Ona yemek yedirmeye çalışmış hatta sevdiği çikolataları ve muzlu sütü almıştı ama Ha Neul acıktığı halde yememekte ısrar etmiş ve kardeşiyle yemek için saklayacağını söylemişti. Babası en sonunda pes etmiş ve ona sarılmaya devam etmişti. Tüm endişesine ve korkusuna rağmen kızına bir şey belli etmemeye çalışıyor, odaya girip çıkanlarla konuşuyor, çalan telefonlarına sürekli cevap veriyordu. Ha Neul ise anlayamadığı konuşmaları can kulağıyla dinliyor, annesinin adı her geçtiğinde kalbi korkuyla çarpıyordu.

Sonunda babası annesini görebileceğini söylediğinde göğsünden kafasını kaldırmış ve annesiyle arasında ki kapıya bakakalmıştı.

"Ya annem beni istemezse" diye korkuyla sordu küçük kız. Babası gülümseyerek bir kez daha saçlarını okşadı.

"O seni ve kardeşini dünyadaki her şeyden daha çok seviyor. Hatta şuan seni sorduğuna eminim hadi içeri girelim" diyerek kapıyı açtı ve içeri girdiler.

Annesi yorgun argın yatakta yatıyordu. Saçları bir pelerin gibi omuzlarını örtüyor, bembeyaz yüzünü çevreliyordu. Kolundan çıkan hortum sıvı dolu keseye bağlanmıştı ve göğsü yavaşça inip kalkıyordu. Sesleri duymasıyla gözlerini araladı ve kızıyla kocasını görünce geniş mutlu bir gülümseme yüzünü kapladı.

"Anne" diye atıldı küçük kız babasının kucağından. Babası onu yavaşça yere bırakarak kızının annesine koşmasını izledi. Küçük kız annesinin yanına çıkarak boynuna sarılmaya çalıştı ama babası onu engelledi.

"Öyle yapmamalısın kızım. Canı acıyabilir." Küçük kız hemen geri çekilerek annesinin güzel suratına baktı. Ondan nefret ediyor muydu? Yine canını yaktığı için sinirlenmiş miydi?

Genç kadın yerinden yavaşça doğrularak kucağını açtı. "Canım acımıyor. Ona sarılmak istiyorum" dedi. Sanki kızının aklındaki soruları görmüşçesine. Küçük kız bu davete hemen atılarak cevap verdi. Annesi ona sıkıca sarılarak başını yüzünü öptü.

"Küçük kardeşini görmek ister misin?" dedi annesi biraz zaman sonra. Ha Neul kafasını salladı yavaşça. Annesi gülümseyerek hemşirenin kucağında ki bebeği aldı. Küçücük buruşuk bir şeydi bu. Sürekli kıpırdanıyor, küçücük ağzı bir açılıp bir kapanıyordu.

"Çok çirkin bu" dedi aniden ve herkesin güldüğünü duydu. Annesine o kadar odaklanmıştı ki Amca Kim'i, anneannesini ve babaannesini görmemişti. Sonra Amca Kim gelerek onu kucağına aldı.

"Hadi gel sana dondurma alayım" ama o dondurma istemiyordu. Annesiyle kalmak istiyordu ama isteğinde diretmedi. Eğer burada ağlarsa annesi yine zarar görebilirdi. Ağzını yumarak kapıdan çıkana kadar bakmaktan başka bir şey yapmadı. Odada sadece babası kaldı ve kapı kapanmadan önce onun da ağlamak üzere olduğunu gördü.

Bay Lim karısının yatağının yanına diz çökerek ağlamaya başladı. Sanki dizlerinde derman kalmamış gibi tüm kuvveti gitmişti. Karısını bir an bile kaybettiğini düşünmek onu kahretmişti ama kızı için dinç durmaya çalışmıştı. Şimdi ise karısını bebeğiyle yeniden görmek hissedemeyeceği kadar derin bir rahatlama getirmişti. Yumuşak elin sert yanağına değdiğini hissedince kafasını kaldırdı. Karısı dolu dolu gözlerle gülümseyen soluk dudaklarıyla onu izliyordu. Avucuna yanağını yaslayarak daha çok temas etmesine izin verdi. Büyük elleri zarif eli kavradı bir daha bırakmak istemiyor gibi. Kısa bir an yoğun bakışma geçti aralarında. İkisi de ne kadar korktuklarını anlatıyorlardı kelimeler olmadan.

"Ay'ım. Güneş'im" dedi Bay Lim yavaşça. Bayan Lim bu naif tona ağlayarak karşılık verdi. O çok sevdiği bu sözcükleri bir kez daha duyamamaktan korkmuştu. Kızının gözlerine bakarken annesiz kalmasından korkmuştu. Bebeğini kaybetmekten korkmuştu. Bay Lim yerinden doğrularak ona sıkı sıkı sarıldı. Genç kadın, güvenli kollara sığındı. Bu yer de tüm korkuları uçup gitti. Yerini yaşamanın huzuruna, çocuklarının nefesine ve onunla mutlu bir geleceğe bıraktı.

Ha Neul bu hafta yara bere içinde ikinci defa geliyordu. Çantası tek elinde saçları dağınık, kıyafeti kirlenmişti. En önemlisi ise yüzünde kesik vardı. Bayan Lim endişeyle kızını karşılandığında ne olduğunu sordu ama kızı gözlerini kaçırarak düştüğünü söyledi. Kızını endişeyle izleyen Bayan lim bu durumun doğumundan sonra başladığını fark etmişti. Kızı eskisi kadar hareketli ve başına buyruk değildi hatta aksine annesinin ağzının içine bakıyor, o ne derse yapıyordu. İlk başlarda bu hoşuna gitse de sonra zamanla kızının gergin tavırlarını gözler olmuştu. Uykularından sıçrayarak uyanıyor, herhangi küçük bir seste bile yerinden zıplıyordu. Dışarıda oynamayı da bırakmıştı. Arkadaşları oynamak için kapılarına kadar geliyorlardı ama o reddediyor en sevdiği oyun olan yakar topa bile burun kıvırıyordu. Sürekli annesini izliyor, kardeşinin ihtiyaçlarına da yardım ediyordu. Sürekli konuşan babasına durmadan bir şeyler anlatan kız, sesini dahi çıkarmaz olmuştu.

Akşam bu konuyu kocasına açmaya karar verdi.

"Ha Neul için endişeleniyorum" dedi bayan lim kocasına eğilerek. Bay Lim bıçağı bırakarak yavaşça arkasına salonda yerde kardeşiyle oynayan kızına baktı.

"Neden?" diye sordu karısına dönerek. Karısının kızına bakan gözleri hiç olmadığı kadar endişeli görünüyordu.

"Son zamanlarda eve yara bere içinde gelmeye başladı. Akşama kadar sokaklarda oynayan kız şimdi evden çıkmıyor. Doğru düzgün konuşmuyor. İçine kapandı." Yutkundu ve bakışlarını kocasına çevirdi. Yüzünde derin pişmanlığın izleri vardı. "Hepsi benim yüzünden. Doğumdan sonra oldu tüm bunlar. Onu çok ihmal ettim." Gözleri dolu dolu sesi titreyerek konuşmuştu. Kocası zayıf bedeni kendine çekerek sarıldı.

"Hayır" dedi ciddiyetle. "Hiçbiri senin suçun değil. Sen harika bir anne, güçlü bir kadınsın." Biraz geri çekilerek karsının yüzünün avuçlarına aldı. Parmak uçlarıyla akan yaşları nazikçe sildi. Genç kadın büyük elleri kavrayarak gözlerini sevgi dolu gözlere kilitledi. "Hem onları ne kadar iyi yetiştirdiğine bir bak. Sevgi dolu, akıllı, zeki birer genç kız olacaklar." İkisi de dönüp ablasının oyunlarıyla gülen bebeğe ve sevimli yüzünü abuk subuk şekillere sokan kızlarını seyrettiler.

"Ha Neul için endişelenme. İyi bir pedagog bulacağım." Karısına baktı tekrardan. Onunda gözlerini gizleyemediği bir endişe kaplamıştı. "Eğer büyük bir sorunu varsa bizde onu sevgiye boğarız. Sorunlarını hep beraber çözeceğiz." Bayan lim o akşam bir kez daha kocasına aşık olmuştu. Onun dingin tavırlarına, akıllı sözlerine ve belki de en çok sevdiği şey olan güvenirliğine aşık olmuştu. Bu kadarcık kısa süre de onu bu denli rahatlata bilmesi, yalnız olmadığını hissettirebilmesi bulunmaz bir nimetti.

"Seni seviyorum" dedi kendini tutmadan şevkle. Bay Lim o güzel gülümsemelerinden birini göstererek "Ben de seni seviyorum. Bugün yarın ve daima." Dedi yumuşak bir sesle.

"Baba, annemi mi ağlattın sen?" küçük kızının kızgın sesiyle o büyülü an bozuldu. Ha Neul elleri belinde çatık kaşlarıyla babasına bakıyordu. Ondan kat be kat büyük olan adama.

Bay lim eğilerek kızını kucağına aldı. "Hayır canım sadece doğradığı soğan gözlerini yaktı." Kız bir annesine birde tahtadaki soğana baktı merakla. Araştıran gözleri bir zamandan sonra rahatlayarak annesine döndü. Ona uzanarak sıkıca boynuna sarıldı.

"Sen hep mutlu ol anneciğim" diyerek yanağından öptü. Babasını da unutmayarak ona da bir öpücük kondurdu. O akşam belki de hayatlarında ki en güzel yemeği yediler.

Bayan Han rengarenk masasından kafasını kaldırarak çifte baktı. Aralarında oturan küçük kız meraklı biraz da tedirgin gözlerle duvarlardaki hayvan stickerlarını oyun alanındaki dağınık oyuncakları ve renkli kitaplarla süslü kitaplığa bakıyordu. Annesiyle babası ise oldukça endişeli görünüyorlardı.

Gülümseyerek küçük kıza ithafen konuştu. "Ha Neul bu ablayla bahçeden bana çiçek getirir misin?" yardımcısı gülümseyerek küçük kıza baktı. Ha Neul hemen annesine dönerek onay bekledi. Annesi gülümseyerek onayı verince yerinden zıplayıp yardımcısının elini tutarak odadan çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz Bayan Lim telaşlanarak konuştu. "Kızımız eskisi gibi değil"

Bayan Han ilgiyle dinlemeye arada bir notlar alarak konuşmayı dinledi.

"Ben doğum yapmadan önce çok hırçın ve hareketliydi. Sürekli koşturur ve bir dakika bile durmazdı. Ama şimdi içine kapandı yavrum. Babasına çok düşkündür bu yüzden gününün her anını detayıyla anlatırdı şimdi ise babasıyla bile doğru düzgün konuşmuyor, sabahtan akşama kadar sokakta oyun oynayan kız evden dışarı çıkmıyor. Okuldan genelde kavga sebebiyle çağrılırdım ama şimdi okuldan yara bere içinde gelen o. Zorbalığa uğradığından şüpheleniyoruz. Ama ne zaman sorsak bize bir şey söylemiyor."

"Doğum yapmadan önce dediniz. Bunun bir nedeni var mı?" diye sordu Bayan Han. Bayan Lim gözlerini yumdu ve kafasını eğdi. Kocası eline uzanarak sıkı sıkı tuttu.

"Doğum sokakta başladı ve çok zordu. Ha Neul tüm olanları gördü. Kan revan içinde ki o halimi." Yutkundu. "Ha Neul kendini suçluyor olabilir çünkü doğumdan önce ona kızdığım için sinirlenmişti ve benden kaçıyordu. Onu kovaladığım esnada doğum başlayınca onun yüzünden olduğunu sanıp korktu."

Bayan Han kısa kısa notlar aldığı pembe kağıda bir yenisini daha ekledi.

"Peki siz onunla bu konu hakkında hiç konuştunuz mu?" iki ebeveynde birbirlerine baktılar. O yüzlerde pişmanlık okudu Bayan Han.

"Evet. Onun yüzünden olmadığını söylediğimiz halde pek ikna olmadı."

"Anlıyorum" diyerek kafasını salladı Bayan Han. "Şimdi izin verirseniz kızınızla konuşmak istiyorum."

Ha Neul önündeki renkli kalemlere ve beyaz kağıda baktı. Bayan Han kısaca kendini tanıtmış Ha neul'u tanımak için birkaç soru sormuştu sonra da kalemleri çıkararak onun sıkılmaması için istediği şeyleri çizerken bir yandan konuşabileceklerini söylemişti. Eline siyah kalemi alarak çöp insanlar çizmeye başladı.

"Okulu seviyor musun?" dedi Bayan Han fazla sevecen bir sesle. Gözlerini kâğıttan ayırmadan

"Hayır" dedi.

"Nedenini sorabilir miyim?"

"Sıkıcı ve hiç arkadaşım yok."

"Neden arkadaşın yok."

"Çünkü" dedi duraksayarak. Sonra kararsız kalmış gibi dudaklarını dişledi. "onlara vuruyordum" dedi kısık bir sesle.

"Neden vuruyordun?"

"Çünkü istediklerimi yapmıyorlardı."

"Peki şimdi vuruyor musun?" küçük kız kafasını hızla kaldırıp kadına baktı ve hayır anlamında başını salladı oldukça seri bir şekilde. Gözlerinde telaşın emareleri ve biraz da korku vardı.

"Neden arkadaşlarına vurmayı bıraktın?" Ha Neul kafasını tekrar kağıda eğip çizmeye devam etti. Ondaki kararsızlığı okuyabiliyordu Bayan Han.

"Anneme bir şey olmasın diye." Dedi üzgün bir sesle. Ağlamamak için kendini zor tutuyor olmalıydı. "Annemin istemediği hiçbir şeyi yapmamalıyım. Eğer yaparsam annem ölür." Küçük kız şimdi kırmızı kalemi eline almış resmini bitirmek üzereydi. Bayan Han onun tekrardan kendini kapattığını fark etti. Ağlamak üzereyken sesi şimdi ifadesiz geliyordu. Kağıdına tekrar bir şeyler karalarken Ha Neul'un "Bitti" diyen sesini duydu.

Kalemleri sıralı bir şekilde kalemliğe tekrar koymuştu. Çizdiği resmi ise Bayan Han'a döndürmüştü. Bayan Han kaşlarını çatarak merakla resme baktı. Gözleri küçük kıza doğru kaydı. Ha Neul'un küçük gözleri yüzünün her bir karesinde dolanıyordu. Anlaşılan ifadesini okumaya çalışıyordu. Bayan Han gülümserken resminin oldukça güzel olduğunu söyledi. Küçük kız da rahatlayıp tekrar gülümsedi. Yardımcısını çağırarak Ha Neul'u tekrar dışarı çıkarmasını söyleyip ebeveynlerini çağırdı.

"Ha Neul oldukça zeki bir çocuk" dedi ellerini masasının üstünde birleştirirken. "Yaşından daha büyük olgunluk sergiliyor. Hatta ergen bir bireyin ruh haline sahip." Resme baktı ve eline alarak onlara gösterdi.

"Bu Ha Neul'un biz konuşurken çizdiği resim. Gördüğünüz gibi sizi ve kardeşini yeşil çimenlerin üstünde ve mavi bulutların altında çizmiş ve gülümsüyorsunuz. Ama" parmağını kağıdın sol tarafına kaydırdı "kendini sizden uzakta ve kırmızıyla çizmiş. Dikkat ettiyseniz çimenler bulutlar onun yanında yok. Sadece size bakan gözlerini çizmiş." Ellerini tekrar birleştirdi. "Ayrıca ne zaman cevap vermek istemezse ya da yanlış bir şey söylese kendine vurduğunu da gözlemledim." Derin bir nefes aldı. "Ha Neul depresyonda. Öfke sorunları ve kendine zarar vermeye meyilli olması bundan kaynaklanıyor. Ayrıca" dedi şaşkınlıkla ve üzüntüyle kalakalan ebeveynlere bakarken "Önünde ciddi bir rahatsızlık geçirmeniz kaygı bozukluğunu tetiklemiş. Kızınız şuan hem depresyon hem de kaygı bozukluğuyla baş etmeye çalışıyor. Sizin istediklerinizi yaparak iyi olacağınıza kendini inandırmış. Bu yüzden iyi bir çocuk olduğu zaman rahatlıyor ama bu kısa süreli bir kendini kandırmaca. Tekrar size kötü bir şey olacağını düşünmeye başlıyor ve kendini endişeyle daha da baskılıyor. Gittikçe içine kapanık olmasının nedeni bu." Gözleri tekrar resme kırmızı şekle kaydı. "Duygularını bastırır ve ya görmezden gelirse biriken o yoğun hisler sonunda bulduğu ilk fırsatta patlayacaktır. Ani öfke nöbetleri, ağlama krizleri veya fazla enerjik davranışlar."

"Onun için ne yapabiliriz?" dedi Bay Lim endişeli bir ifadeyle.

"Haftada bir olmak kaydıyla seanslara başlayacağız. Durumuna göre ilaç tedavisi başlayabiliriz ya da seansları arttırabiliriz. Sizden isteğim ise onu spora, dansa ya da herhangi bir enstrüman çalmaya yönlendirmeniz. Sosyal ortamlara karışmalı ve iyi olduğu şeyleri keşfetmeye başlamalı. Bu enerjisini harcamasına ve derin düşüncelerinden uzaklaşmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca yapabiliyorsanız evcil hayvan sahiplenin. Hayvanların ruh sağlığına iyi geldiğini kanıtlayan pek çok çalışma var. Onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin, desteğinizi ve güveninizi esirgemeyin ve son olarak en ufak düşüncesini, duygularını bile size açmasını sağlayın."

Bölüm sonu

2 yorum