İçeriğe geç

Y KARAKTERİ

Bölüm 14 · 12 dk okuma

Y KARAKTERİ

Bölüm 14

Ruha dokunmak

"Felsefe ve mitolojiyle ilgilenmeye nasıl başladın?" diye sordu masaya oturduğumuzda. Gözleri yine araştıran bir ifadeyle üstümdeydi. Rahatsız olmuşçasına kıpırdandım.

"Her böyle baktığında kendimi deney faresi gibi hissediyorum" dedim dürüst davranarak. Madem arkadaş olmaya karar vermiştik ikili oyunlara yer yoktu. Gözlerini kırpıştırdı ve dediğimi iki saniye düşündü.

"Sadece ilginin kökenini merak ettim. Fazlasını değil." Duraksadı ve gülümsedi. "Cevap vermek zorunda değilsin" diye devam etti. Kısa süren sessizliği bölmek için boğazımı temizledim.

"Eskiden küçük bir ikinci el kitapçıda gönüllü çalışırdım. Oranın sahibi Bay Choi bana okumam için kitaplar verirdi ve sonunda beraber tartışırdık. Ondan çok şey öğrendim" dedim eski hatıraların getirdiği buruklukla gülümserken. Bay Choi iyi bir insandı. Bana tahammül edecek kadar hem de. Ama annemden kısa süre sonra o da vefat etmişti ve şimdi o küçük kitapçının yerinde 7/24 açık bir yemek yeri bulunuyordu. Boğazıma oturan yumruyu yutkunarak geçiştirmeye çalıştım.

"Hep burada mı takılıyorsun?" diye sordum konuyu benden uzaklaştırmak için. Daha fazla konuşmak istemediğimi anlamış olacak ki üstelemedi. Kollarını masanın üstüne koyarak birleştirdi. Gözleri sanki ilk defa buraya geliyormuş gibi merakla odayı inceledi. En sonunda bana bakarak omuz silkti.

"Burası sessiz ve sakin. Yani okulun geri kalanının tam zıttı. İstemediğim yüzlere maruz kalmaktansa burada kitabımla ve kodlarımla yalnız olmayı tercih ediyorum" dedi kitabına ve orada yeni gördüğüm bilgisayarına hafifçe vururken.

"Kodlarım mı?" dedim merakla. İlgim hoşuna gitmiş olacak ki hevesle açıklamaya koyuldu.

"Evet" dedi heyecanla kafasını sallarken "Şuan üzerinde çalıştığım bir oyun var. İleride oyun geliştiricisi olmak istiyorum. Belki bir oyun şirketi bile açabilirim" dedi tutkuyla devam ederken. Gözleri pasparlak ve kendinden emindi. Şimdiden ne istediğini biliyor ve ona göre yönünü çiziyordu. Onca yaşadığı zorluğa rağmen.

"Peki sen" dedi merakla "oyun oynar mısın?" evet dememi bekliyor gibiydi.

"Eskiden oynadığım bir iki oyun vardı ama şimdi oynamıyorum." Dedim omuz silkerken. Her genç gibi bende oyunlara bir dönem bağımlıydım ama şimdi yeni çıkanları bırakın oynamayı adlarını bile bilmiyordum.

Bariz bir merakla "İstemediğinden mi yoksa mecburiyetten mi bıraktın?" diye sordu.

"Ders çalışmam gerekiyordu ve oyunlar zamanımın çoğunu kaplıyordu. Ben de bir seçim yaptım" dedim beklemediğim bir ciddiyetle. Sanki mavi hap mı kırmızı hap mı sorusuna cevap vermiştim.

Kafasını salladı tanıdığı bir durumun bilmişliğiyle. Ayağa kalktı sonra. Tavana kadar dizili sıraların olduğu yere giderken takip etmemi de söylemeyi ihmal etmedi. Ben de peşinden meraklanarak gittim.

Beni çok az şeyin şaşırtabileceğini düşünürdüm ama sıraların ardına kurulmuş oyun alanı bunlardan biri değildi demek ki. Şaşkınlıkla geniş masa da bulunan üç ekrana, renkli ışıklar saçan kasaya ve büyük oyuncu koltuğuna bakakaldım. Etrafına ise küçük puflar konulmuştu. Küçük bir alandı ama gizli ve rahat olması çekici tarafıydı.

"Okul buna nasıl izin veriyor?" demekten alamadım kendimi.

"Bu oda gibi bunu da bilmiyorlar." Dedi omuz silkerken.

"Ayrıca tüm bu parçaları nasıl toplayabildin?" dedim klavyeye dokunurken.

"Bu konu da hepimiz bir şeyler kattık" dedi fazla detaya inmeden. Kafamı sallamakla yetinip fareye dokundum yavaşça. Ekran parlayarak açıldı ve 6 karakter anında tüm ekranları kapladı. Yan yana büyük pembe bir ağacın altında duruyorlardı. Dalları çiçekleriyle üstlerine adeta kubbe yapmıştı ve animasyonu o kadar iyiydi ki yaprakların usul usul dalgalandığını görebiliyordunuz. Karakterler değişik kostümlere, yüzlere ve silahlara sahip olsa da kim oldukları bana göre apaçık ortadaydı.

"Hepiniz mi oyun oynuyorsunuz?" dedim gözlerimi ekrandan çekmezken. Yanıma gelerek o da ekrana bakmaya başladı.

"Oh evet. Karakterlerimizi çizip böyle yapmak onun fikriydi hatta." Diyerek tavşan kızın olduğunu anladığım karakteri gösterdi. "Bende animasyona çevirdim" dedi böbürlenerek. Hakkı vardı çok güzel duruyordu.

"Gerçekten iyi iş çıkarmışsınız." Demekten alamadım kendimi. Gülümseyerek ekrana sonra bana baktı. Hala bu içten gülümsemeye alışabileceğimi sanmıyordum.

Kapı ardına kadar açılarak ikizlerin gürültüleriyle doldu oda. Beşi de aynı an da gelmişti ve yoğun bir muhabbetin içindeydiler. İkizlerden biri bizi görüp sabahtan beri belki elli kere gördüğüm videomu gösterdi.

"Onları böyle görmenin bu kadar iyi hissettireceğini bilmiyordum" dedi heyecanla. Diğeri kardeşinin omzuna kolunu atarak geniş bir sırıtmayla ekrana baktı. "Değil mi? Belki bir iki kırık kol, bacak olsaydı daha iyi olabilirdi." Hevesle ekrana bakmaya devam ettiler. Benim olduğumu anlamadıkları için içten içe tanrıya şükrettim.

"Ama sizce de kafe sahibinin şikayetçi olmaması tuhaf değil mi?" duyduğum bu yeni bilgiyle tavşan kıza kulak kabarttım. Parmağı düşünceli şekilde çenesine vuruyordu. "Sonuçta küçük bir yangın oldu ama haberlerde kısaca bahsettiler ve polisin zanlıyı bulduğuna dair herhangi bir şeyde söylemediler." O an istemsizce dönüp yeni arkadaşıma baktım. O da bu anı beklemişçesine bana döndü ve gözlüklerinin ardındaki telaşlı ifadesiyle göz göze geldim. Bu kısa bakışmayı keserek beni ürperten delici bakışlara döndüm bu sefer.

Kapı da diğer dördünden ayrı bir şekilde duruyordu. İkimiz arasındaki bakışmayı yakalamıştı ve içimde onunda bildiğine dair bir şüphe düştü. Elleri cebindeydi ve pervaza yaslanmıştı. Kısık gözleri ifadesiz suratımı süzse de gözlerimin içine baktığında çarpık bir gülümseme suratını kapladı. O an şüphemin doğru olduğunu anladım. Beni ele veren şeyin kısacık an da değişen ifadem olduğunu pekala biliyordum ve o bunu aç bir kurt gibi yakalamıştı. Gözleri arkadaşım, tavşan kız ve ikizlere kaydı. Hala konuşuyorlar her bir kafadan farklı ses çıkıyordu. Olacak olan şeyi engelleyemeden sert eğlenir sesi sınıfta yankılandı.

"Hey gerçekten kim olduğunu anlayamadınız mı?"

İşte büyük bir pislik gibi davranarak saklamaya çalıştığım şeyi ulu orta beyan etmişti. Şimdi olacakları tahmin edebiliyordum. Şaşkın suratlar korkuyla karışık bana dönecek ve nasıl şiddet yanlısı bir insan olduğumu bakışlarıyla anlatacaklardı. Öfkem onları benden uzaklaştıracaktı. İster istemez geri adım attığımı ve nefesimi tuttuğumu fark ettim. İstemsizce yaptığım bu davranış beni şaşırttı. Normalde insanların benim hakkımda ki düşüncelerini umursamazdım ama onların bana yargılayıcı bakışlar atmasından korkuyordum. Sonra farkındalık beynime şimşek gibi indi. Onlara alışmıştım. Geçirdiğim bu kısacık süreçte aidiyetliği bir kez daha hissetmiştim.

"Bununla ne demek istiyorsun abi?" dedi arkadaşım ela gözlerini arkasındaki kişiye çevirirken. Diğerleri de konuşmayı keserek ona bakmışlardı.

"O'ydu" dedi bana dönerken. Gözleri eğlenir bir ifadeyle üstümdeydi ve hala gülümsemesi tüm yüzünü kaplıyordu. Beni yine sınavlarından birine sokmuştu ve ben bundan nefret ettim. Dudaklarımı öyle bir dişledim ki kan tadı aldım. İstemediğim bir oyunda kukla gibi oynatılıyordum.

"Gerçekten buradaki kişi sen misin?" dedi arkadaşım bana dönerken. Ela gözlerinde bariz bir merak vardı. Hiçbir şey diyemedim. İşte istemediğim görmelerinden kaçındığım yönüm şimdi ayan beyan ortadaydı. Kısa süren sessizlik onaylanma olarak algılanmış olacak ki tavşan kız konuştu.

"Az bile yapmışsın." Dedi omuz silkerken. Kaşlarımı kaldırarak ona baktım.

"Canavarla çarpışmayı göze alıyorsan canavar olmayı da göze almalısın. Bunu sen demedin mi? Anlayacakları dilden konuştuğunu düşünüyorum." Bana diktiği kocaman gözleri her zamankinden daha ciddiydi. "Bazılarına ceza vermen işe yaramaz. Yaşattıklarını misliyle yaşamaları gerekir." Yutkundu ve kaşları çatılarak dalgın gözlerini yere dikti. O an hiç de anımsamak istemeyeceği anılarla çevrelendiğini hissettim. Yeni arkadaşıma dönüp baktım gayri ihtiyari. Elleri yanında yumruk olmuş gözlüklerine yansıyan endişeli bir ifadeyle onu izliyordu. Kıvranan vücudundan yanına gidip teselli etmek istediği kanısına vardım. Ne demişti sahi ilk tanıştıklarında? Buradaki herkesin zorbalık kurbanı olduğunu söylemişti. İkizler kızın omzuna kollarını attılar gülümseyerek. Yüzlerinde ki anlayış sıcacık dostça bir ilgi barındırıyordu. Kız bu desteğe buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sonra kafasını kaldırarak tekrar bana baktı. Yine eğlenceli ifadesi suratını süslüyordu.

"İntikam sanırım en iyi böyle alınırdı" kısa süren sessizliğin ardından ikizlerden onaylama mırıltıları yükseldi. Sonra birisi bana dönerek heyecanla konuştu.

"Sanırım en iyi kısmının ateşe verdiğin kısım olduğunda hem fikiriz" yanımda ki ses "Sana demiştim" dedi. Ona inanamayarak baktım ama içimdeki o tatminlik hazdan dört köşeydi.

"Ama" dedi arkadaşım yanıma gelerek. "Bir daha kendi başına bu işlere kalkışma. Eğer yakalansaydın" eliyle şakağını ovuşturdu. "Düşünmek bile istemiyorum." Onu anında onayladım. Zaten bu işin burada bittiğini düşünüyordum. Bayan Lee gerisini halledecekti ve bana arkama yaslanıp seyretmesi kalıyordu.

"Hem fikir olduğumuz başka bir konu daha var" dedi ikizlerden diğeri. "Planları bir daha senin yapmana izin vermiyoruz."

Spor salonunu bir akşam yine temizliyordum. Kardeşim yığılı matların üstünde oturuyor bir yandan da bangır bangır Glowboys'un şarkısını dinliyordu. Geldiğinden beri belki onuncu defa. En son dayanamayarak "Artık şunu kapatır mısın?" dedim. Telefondan kaldırdığı yargılayıcı bakışları anında beni buldu. Onu umursamadan paspası yere sürtmeye devam ettim.

"Hareketli bir şarkının sıkıcı işine yardımı olacağını düşündüm"

"Emin ol yardım etseydin bu aptal şarkıdan daha çok işime yarardı." Kaşları çatıldı ve dediğim şeye inanamayarak baktı.

"Hey lafını geri al. Aptal bir şarkı değil" dedi inanamayarak. Fanlığını fazla hafife aldığımı bir kez daha fark ettim. Kafamı sağa sola sallarken katılmadığımı belli ettim.

"Şarkının melodisinin iyi olduğunu söyleyebilirim ama sözleri" onaylamaz bir cıkcıklama çıktı ağzımdan. "Öylesine yazılmış gibi. Aynı kelime belki 70 kere tekrarlanıyor. Özellikle aralarındaki ses uyumu korkunç. Seslerinde oynandığı ise bariz belli." Sanki bugünü beklemişim gibi tüm gözlemlerimi bir bir sıraladım.

"Abla" dedi kardeşim uyarı dolu bir sesle.

"Tamam değerli grubuna bir şey demiyorum ama tanrı aşkına birinin onlara bunu söylemesi gerekiyor. Dansları ve görünüşleri çok iyi olsa da müzik ruha dokunmalıdır ve inan bu şarkıyı dinlediğimde tek düşündüğüm şey ne kadar baştan savma olduğu. Hem grup ismi ne öyle Parlak Çocuklar*" yine cıkcıkladım. "İsimleriyle yaptıkları müzik hiç uymuyor."

"Abla" dedi kardeşim bu sefer bariz bir uyarıyla. Kafamı kaldırıp ona baktım. Arkamda bir noktaya utançla bakıyordu. Yavaşça arkamı döndüm ve onu gördüm. Dağınık saçları bu sefer maviye boyanmıştı ve üstüne giydiği siyah spor ceketiyle tezat oluşturuyordu. Araladığı bacaklarının arasına spor çantasını koymuştu ve iki eli de cebinde bize bakıyordu. Duruma bakılırsa yeni gelmemişti. Yüzü ifadesiz olsa da çatık kaşları konuştuklarımı duyduğunu ele veriyordu. Kısık siyah gözleri ise üstümden bir kez olsun ayrılmıyordu.

Neden hep yanlış zamanda yanlış yerdeydi ki? Kendimi açıklama zahmetine girmedim çünkü düşüncelerimi fazla sert bir üslupla dile getirmiştim.

"Sence ne olmalıydı?" dedi fazla sakin bir sesle. Kızgınlık aradım tonunda ama meraktan başka bir şey yoktu.

"Bilmiyorum." Dedim kısa süre düşündükten sonra. "StrayBoys olabilirdi belki?" dedim omuz silkerken. Gözlerini daha da kıstı ve hiçbir şey demeden çantasını alıp soyunma odasına doğru yöneldi. Hemen kardeşime döndüm.

"Neden uyarmıyorsun?" dedim kısık sesle.

"İki kez uyardım" dedi parmaklarıyla iki yaparken. "Ama sen kendini eleştiriye o kadar kaptırmıştın ki beni görmezden geldin." Dedi kıkırdarken. Gözlerimi devirerek paspası yerine yerleştirdim. Son derslerimiz gayet iyi ilerliyordu ama şimdi aramızda gergin bir sessizlik olacaktı. Gerçi dedim kendi kendime idol olduğu için eleştiriye de açık olmalı. Ama böyle değil dedi hemen vicdanım yargılayıcı bir tonda.

Kardeşime döndüm. "Hadi eve git artık" dedim. Yanaklarını şişirdi. İtiraz edeceğini düşünerek önüne set çektim. "Gizli olacağına dair antlaşma imzaladık. Gerçi çoktan öğrendin ama yine de bu onu rahatsız edebilir. O yüzden eve çık" dedim keskin bir sesle. Yerinden doğruldu ve kapıya doğru yürümeye başladı. En azından mantıklı bir insandı. "Kimseye söylemek yok" dedim bir kez daha. Arkasını dönmeden orta parmağını havaya kaldırmakla yetindi.

"YA!" bağırışıma kıkırdayarak kaçmakla yetindi. Kısa süre sonra o içeriye girdi. Her zamanki yerinde gidip durdu ve ben derin bir nefes alarak yeni dersimize başladım.

"Bu kadar hızlı öğreniyor olman takdire şayan" dedim ders bitiminde yere oturduğunda. Kafasını kaldırıp bana baktı. Sözlerimi tartıyor gibiydi ve ciddi olduğumu anladığında gülümsedi. İçten gülümsemesi gözlerine kadar ulaşıp parlamıştı. Başarının getirdiği sevincin yüzüne yansıdığının göstergesiydi adeta. Genç yüzü aydınlanmıştı resmen. Övülmeye alışık olduğunu sanıyordum ama tepkisine bakılırsa sık karşılaştığı bir şey değildi. Onu biraz daha teşvik etmeye karar vererek devam ettim.

"Bundan sonraki derste kuşak sınavını yapabiliriz"

"Yani sarı kuşak olacağım öyle mi?" dedi merakla. Onaylarcasına kafamı salladım. Duvara yaslandı ve kafasını geriye doğru attı. Gülümsemesi hala yüzündeydi. Açılmamış suyu ona uzattığım da alarak kana kana içmeye başladı. En sonunda içmeyi bırakıp bana döndü.

"Sana bir şey sormak istiyorum" dedi ciddi bir sesle. Ne soracağını adım gibi biliyordum ama yine de akışına bırakmaya karar verdim.

"Sorabilirsin dinliyorum." Dedim bende yanına otururken. Terden ıslanmış saçlarını geriye doğru parmaklarıyla taradı. Asi birkaç tutam parmaklarından kurtularak anlına döküldü. Kızarık yanakları birkaç ton daha koyulaşarak boynuna ve kulaklarına yayıldı.

O kadar insanın önünde konser vermesine rağmen bu kadar utangaç olması beni oldukça şaşırttı. Oysaki izlediğim video da büyük bir özgüvenle şarkı söylüyor hareketleri kusursuz yerine getiriyordu. Yine de sesimi çıkarmadan konuşmasını bekledim. Bana yandan bir bakış atsa da hemen bakışlarını kaçırarak yere dikti.

"Şarkılarımızın gerçekten kötü olduğunu düşünüyor musun?" dedi. Karın ağrısını anlamıştım şimdi. Bu konuşmayı dersin başında beklesem de sonunda olması daha iyiydi sanırım.

"Sana şarkılarını dinleyeceğimi ve dürüst yorum yapacağımı söylemiştim." Omuz silktim ve sonra kısık bir sesle ekledim. "gerçi oldukça kabaydım." Kafasını çevirip bana baktı. Devam etmemi bekliyor gibiydi.

"Açıkçası müziğin her daim rahatlatıcı bir yanı olduğunu düşünmüşümdür. Tek bir nota bile doğru ellerde bir şahesere dönüşebilir. Dinlediğin an da kalbini coşturabilir, düşüncelerini bastırabilir ya da kısa süreliğine de olsa hayal dünyanda kısa bir gezinti yaptırabilir. Şarkı sözlerinin ise bu melodilerin süsü olduğunu düşünüyorum." İlgiyle dinliyor, gözlerini kırpmıyordu bile. "Kelimelerin dünyadaki en önemli şey olduğunu düşünüyorum. Yoğun duygularımızın birkaç satırla anlatıldığını duyunca yalnız olmadığımı hissediyorum. Eğer okuduğum bir yazı ya da dinlediğim bir şarkı duygularıma, düşüncelerime tercüman oluyor aklıma yol gösteriyorsa işte onu ruhuma kadar özümsüyorum. Yani kısaca kelimeler, melodiler bana dokunabilmeli. Hissetmeliyim." Yutkundum fazla açık davranıyordum ama o bundan şikayet ediyor gibi görünmüyordu. "Ama sizin şarkınızı dinlediğimde anlamsız kelimelerden başka bir şey duymadım." Omuz silktim ve susup herhangi bir şey demesini bekledim.

Gözleri düşünceli ve saklayamadığı merakla yüzümde dolanıyor, aralık ağzı bir şeyler söylemek istercesine bir açılıp bir kapanıyordu. En sonunda beni şaşırtarak güldü. Derinden gelen kahkahası coşkusunu dışa vuruyordu sanki. Gözleri kısılarak çevresindeki çizgileri ortaya çıkardı. Dudakları yukarı doğru kıvrılmış adeta kulaklarındaydı. Kenarlarında ki gamzeler her bir kahkahasında bir görünüp bir kayboluyordu. En sonunda inci gibi dişlerini gösteren büyük bir gülümsemeyle bana döndü. O kadar dertsiz, tasasız ve huzurlu görünüyordu ki güneş gibi sıcacık ışık saçıyordu. Ona uzanıp dokunmak istedim o ışıklardan bir kaçını alabilmek için.

"Bunu başka birinden daha duyuyor olmak beni rahatlattı" dedi hala neşe kokan bir sesle.

"Sende mi öyle düşünüyorsun" dedim şaşırarak. "Şarkılarınızı siz seçmiyor musunuz?" Gülümsemesi giderek soldu ve kafasını hayır anlamında salladı.

"Şirket hangi şarkıyı söylememizi isterse onu söylüyoruz." Üzgün görünüyordu ve yüzü düşünceleriyle kararmıştı. Üzerinde ne kadar baskı olduğunu yalnız tanrı bilirdi.

"Şarkı söylemeyi, sahnede olmayı ve hayranlarını seviyorsun ama değil mi?" şaşkınlıkla kafasını kaldırıp bana baktı. Teselli etmek isterken fazla ileri gitmiştim sanırım. Dediği gibi sapık bir hayran gibi gözüküyor olmalıydım. Kendimi açıklama ihtiyacı hissederek aceleyle ekledim.

"Performansını izlediğimde heyecanlı gözüküyordun ve kardeşime oldukça içten davrandın. Bu yüzden böyle bir kanıya vardım" sakince sarf ettiğim sözler içten gülümsemesini bir nebze de olsa yerine getirmişti. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu hala.

"Evet seviyorum." Dedi yumuşak bir sesle. Uzun zamandır içinde tuttuğu şeyi gün yüzüne vurmanın rahatlamasıyla konuşmuştu. Kafa sallamakla yetindim ve yoğun bakışlarından gözlerimi anında kaçırdım. Utangaçlığından eser kalmamıştı şimdi. Çok yalnız olmalıydı ki kısacık sohbetimizde düşüncelerini tüm gerçekliğiyle dökmüştü ortaya. Oysaki o kadar yakın bile değildik ama doğruyu söylemek gerekirse ben de bu sohbetten zevk almıştım. Hiç bilmediğim bir dünyayı birincil ağızdan dinlemek de ilgimi çekmişti hani.

Kısa süren sessizliğimizi telefonunun sesi bozdu. Kısa mesajı kaşlarını çatarak okudu. Ayağa kalkarken doğrulan bana döndü.

"Gitmem gerekiyor" Kafamı salladım ve ekledim. "Gelecek ders sınavın var bu yüzden sana gösterdiğim 8 teknik üzerinde çalış." Gülümsedi ve önümde eğildi. Arkasını dönüp gidiyordu ki bana döndü tekrardan.

"Teşekkür ederim." Dedi sert ama minnettar bir sesle. Sonrada kapıdan çıkıp gitti. Beni duygu karmaşasıyla bırakarak.

Bölüm sonu

2 yorum