İçeriğe geç

Y KARAKTERİ

Bölüm 13 · 8 dk okuma

Y KARAKTERİ

Bölüm 13

Loki

Önünden geçmeye bile sakındığım binanın kapısında tam 10 dakikadır bir o yana bir bu yana gidip geliyordum. Her cesaretimi topladığımda nedeni bilmediğim hisler beni durduruyordu. Pervasız hareketlerimi dizginleyen mantığımın yerinden çıkacak gibi çarpan kalbim içinde bir şeyler yapmasını diledim. Bir kez daha vazgeçmeden önce fevri bir hareketle insan kalabalığına karışarak içeri girdim. Ne yaptığımı biliyordum ama ne diyeceğimi. İşte onun doğaçlama gelişmesine karar vermiştim. Çok iyi bildiğim kapının önüne geldiğimde derin bir nefes alarak kapıyı nazikçe tıklattım. Girmemi emreden nazik sesle içeri adım attım.

Yığınla kağıt masasının üstündeydi. En son görüştüğümüzden beri daha çok dosya eklenmiş gibiydi ve çoğu sağa sola dağılmıştı. Çocuk ceza yargıcı Bayan Lee kafasını imzaladığı kağıtlardan kaldırarak bana baktı. Kalemi kağıt üstünde durarak bulunduğu yere mürekkep lekesi bıraktı. Şaşkınlıkla bana bakıyor, ne söyleyeceğini bilemiyormuş gibi ağzı bir açıp bir kapanıyordu. En sonunda soru sorarcasına ismim dudaklarından döküldü. İşte bu Güven'in ilk adımıydı.

"Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim. Ama herhangi bir yardıma ihtiyacım olduğunda size danışabileceğimi söylemiştiniz." Yutkundum. Kısa süren sessizlik bayan lee'nin sandalyeye oturmamı söylemesiyle bozuldu. Hemen denileni yaparak oturdum ve küçük süslü pastane kutusunu masasında bulduğum küçük açıklığa bıraktım. Gözleri kutuya takılsa da herhangi bir şey demedi. Kalemini bırakarak geriye yaslandı. Beyaz gömleğinin kollarını kıvırmıştı ve önünde küçük bir leke vardı. Her zaman ki sıkı topuzundan kaçan tutamlar kulağının arkasına sıkıştırılmıştı. Ne kadar yoğun olduğunu hemen anlamıştım çünkü bayan lee'nin disiplin de tertipte üstüne yoktu. Onu gördüğüm her seferde gergin topuzunun altındaki ifadesiz suratıyla ve lekesiz beyaz gömlekleriyle bir bütündü. Şimdi ise gözlerindeki yorgunluğu merak bile gizleyemiyordu. Küçük, nazik bir gülümsemeyle dudakları kıvrıldığında bir nebze de olsun rahatladığımı itiraf etmeliyim.

"Seni buraya getiren şey nedir?" dedi hal hatır sormadan. Endişelenmiş miydi? Yoksa kısa keserek başından mı savmaya çalışıyordu emin değildim. Tekrar yutkundum ve ikilemlerle uğraşmayı keserek başımdan geçen tüm olayları bir bir düz bir sesle anlattım.

Anlattıklarımı göz bile kırpmadan dinledi. Beni bölmedi de. Sadece dinledi. Yalansız cümlelerimle Güven'i tamamladığımı düşünerek son vurucu kelimeleri ekledim.

"Tek güvenebileceğim kişi sizsiniz bu yüzden sizden yardım istemeye geldim."

Babama bu olanları anlatamayacağım için daha çok ikinci seçeneğimdi ama bunu kendime sakladım. Sonunda bir hareket belirtisi göstererek doğruldu ve çekmecelerinde, yanındaki küçük dolaplarda bir şey aramaya koyuldu. Bulduğu kalın bir dosyayı masasının üstüne gürültüyle bırakırken, sırt kısmındaki adıma ilişti gözlerim. Tüm kanın yüzümden çekildiğini hissedebiliyordum. Öyle ki beni gören biri ölmek üzere olduğumu düşünebilirdi. Geçmişim tüm çıplaklığıyla iki mavi kapağın arasındaydı ve ben bir kez daha yüzleşmek üzereydim.

Dosya poşetinin hışırtıları tek duyabildiğim şeydi. Sonlarda bulunan aylık psikolog değerlendirmelerim ise görebildiğim tek şey. Gözleri sayfayı taradı hızlıca sonra kafasını kaldırdı ve kızgınlığın belirtileriyle bana baktı.

"Şuan neye bakıyor olduğumu bildiğini varsayıyorum. Bu rapor randevularına aksatmadan katıldığını, verdiği ödevleri eksiksiz yaptığını ve ilk seansa göre oldukça yol kat ettiğini söylüyor." Başka dosyaları çevirdi ve ben okul değerlendirmelerini gördüm. Notlarım, katıldığım etkinlikler kağıtta düzenli bir şekilde sıralıydı. "Notlarının yükseldiğini ve adaptasyon sağladığını da görebiliyorum." Başka bir sayfa çevirdi. Adli sicil kaydım pek de masum olmayacak şekilde ortaya çıktı. "Mahkemeden sonra sadece bir kavgaya karışmışsın ama nefsi müdafaaymış ve senden şikâyetçi olunmamış." Dosyayı büyük bir gürültüyle kapattı.

"Şimdi ise bana tüm bunları elinin tersiyle itmek üzere olduğunu söylüyorsun öyle mi?" öfkeli olduğu pekala anlaşılıyordu.

"Hayır" dedim fevri bir sesle. "Tüm bunlar olsun istemedim. Ben sadece yanlış zamanda yanlış yerdeydim." Derin bir nefes aldım. Savunmam aptalcaydı "Ben şuan ki hayatımdan memnunum ve öyle de kalsın istiyorum ama ailem tehdit edilirken sessiz kalamazdım. Bir şeyler yapmalıydım." Gözlerimi dosyadan çekerek Bayan Lee'ye çevirdim. Parmakları dosya da tıkırdıyordu. "Peki benim ne yapmamı istiyorsun? Polise gitmeliydin." Kafamı hayır anlamında salladım. "Salon yandıktan sonra babam şikâyetçi oldu ama o kadar zaman geçmesine rağmen ses seda yok. Sizden istediğim ise" diyerek cebimden çıkardığım belleği masaya bıraktım. "onları hapse atmanız." Tek kaşını kaldırarak küçük gri şekle baktı. Mantık, tüm albenisiyle oradaydı.

"Topladıkları tüm bilgileri ayrı bir dosya olarak oluşturdum. Ayrıca" dedim geldiğimden beri ilk kez gözlerimi kaçırarak. "Azrail çetesi hakkında suç duyurusunda bulunacağınız kadar çok delil getirdim."

Elbette ona ne internet kafedeki kavgadan ve ateşe verdiğim motosikletten ne de arkama bile bakmadan kaçtığımdan bahsetmemiştim. İki gün boyunca polisin kapımıza dayanmasını kendime kızarak tedirginlikle beklemiştim. Ama bazen kendimi intikamın zevkine kaptırırken bulmuştum ve bu küçük bir teselli sağlamıştı. Hala diken üstünde olsam da beni bulamadıklarına dair umudu yeşertmekten de alıkoyamıyordum kendimi. Ya ben çok iyi oynamıştım ya da bu işin içinde bir bit yeniği vardı. Ama bunu sonraya bırakarak Duygu sömürüsüne geçtim.

"Arkadaşlarımın ve ailemin zarar görmesini istemiyorum." Dedim geldiğimden beri aynı kelimeleri yineleyerek. "Bu yüzden lütfen bana yardımcı olun."

"Bu kanıtları nasıl topladığını düşünmek beni korkutuyor." Diyerek derin dertli bir iç çekti ama belleği de almayı ihmal etmedi.

"Peki öyleyse" dedi bana bakarken. "Anlattıklarına bakılırsa bu suç ağının sadece küçük bir kısmı. Bunun üstüne düşeceğim ama" dedi bana doğru eğilirken. "Sen ve arkadaşların bu işe bir daha karışmayacaksınız." Onaylarcasına kafamı salladım. Kısa bir bakışma geçti aramızda. Dürüst olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu ama zaten dürüsttüm. Tüm bu olanlardan bıkmıştım ve onları bitirecekse adlarını ağzıma bile almazdım. Konuşmamızın bittiğini varsayarak ayağa kalktım ve önünde yerlere kadar eğildim. İkna tamamlanmıştı.

"Teşekkür ederim Bayan Lee." Diyerek kapıdan çıkmaya niyetlendim ama son dedikleri duraksamama neden oldu.

"Sözlerimi ciddiye alsan iyi olur. Aksi halde tarih tekerrür eder ve bu sefer kaçtığın o sona yakalanırsın."

Aileme bulaştıkları an da gözümü kararttığımı ve o sona hiç olmadığım kadar yaklaştığımı söylemedim.

Okulun, internette ki farklı açılardan çekilen videolarımla çalkalandığını söylesem abartmış olmazdım sanırım. Elbette yüzüm gözükmüyor hatta kız olduğum bile belli olmuyordu ama yine de biri beni tanıyacak diye diken üstündeydim. Videolara beni destekleyen pek çok yorum gelmişti. Çetenin zorbalıklarından bıktıklarını, onlarında yaşattıkları acıyı çektiklerini görmenin rahatlatıcı olduğunu söylüyorlardı. Hatta inanır mısınız? Videolarımdan yapılan editler bile vardı. Gürültülü müziklerle ve hareketli efektlerle yapılan videolardan bazılarını ben bile iyi bulmuştum.

Elbette bunu kimseye söylemeyecektim ama sandığımın aksine hiç de öyle olmadı. Öğle arasında müzik odasına çıktığım da onu yine yalnız ve kitap okurken buldum. Gözlüklerini düzelterek kafasını kaldırıp bana baktı. İlgisiz bakışlarıyla beni görmezden geleceğini düşünmüştüm ki gülümsedi. Elinde tuttuğu telefonu bana göstererek hem de. İfadesiz bir suratla telefonunda oynayan editlerden birine baktım.

"İyi iş çıkardığını söylemeliyim" dedi gülümseyerek. Gerçekten de samimiydi.

"Neden bahsettiğini anlamadım" dedim bozuntuya vermeyerek. Gözlerini devirdi ve ayağa kalkarak karşıma geçti.

"Gerçekten bu kadar klişe bir lafla mı beni başından savmaya çalışıyorsun." kafasını sağa sola sallayarak inanmadığını gösterdi.

"Zeki birisin aslında" dedi sanki farkına yeni vardığı bir gerçeği açıklıyor gibi. "Sadece inandırıcı olmaya ihtiyacın var." Dedi akıl verircesine. Kaşlarımı kaldırarak ona bariz bir şaşkınlıkla baktım.

"Düşmanına" dedim iğnelemeyle "taktik mi veriyorsun?"

Kahkaha attı. O kadar eğleniyordu ki gözlerinin içi bile gülüyordu. Anlam veremiyordum. Gülüşüne de sözlerine de.

"Düşmanım değilsin. Sadece seni sınıyordum ve sen" kafasını iki yana salladı tekrardan. "Beni dumura uğrattın." dedi heyecanla. Ani yükselen tavırlarına kaşlarımı çattım. Kobay faresinin hazırladığı labirenti tamamladığını görmüştü sanki. Önüme peynir atmasını beklemedim değil.

"İtiraf etmeliyim ateşe vermeni beklemiyordum ama en güzel kısmı da orası zaten." Tekrar kahkaha attı. Acaba Frankenstein, yaratığı canlandığında da mı böyle bir kahkaha atmıştı?

"Ben yapmadım" dedim son bir çırpınışla. Bana yandan bir bakış attı. Tartıyor gibiydi.

"Dur bir düşünelim" dedi beni alaya alan bir tavırla. "Azrail çetesiyle ilgili bir planın olduğunu söylüyorsun ve işe bak ki birkaç gün sonra çete kavgaya karışıyor ve ne hikmetse" dudakları tekrar gülümsemeyle kıvrıldı. "evini ateşe verdikleri gibi liderin motosikleti de ateşe veriliyor." Yaklaştı ve eğlenen ifadesi durularak yerini küçük bilmiş bir ifadeye bıraktı.

"Nietzsche den alıntı yapıyor, Herkül'ün 12 görevinden örnek veriyorsun ama 'Loki'den* bir habersin." Kaşlarımı çattığımı ve ona anlamayarak baktığımı görünce yavaşça konuştu.

"Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa, bir canavar olmayı da alsın göze." Dedi hatırlamam için duraksadı ve ben yaptığımız konuşmaları en ince detayına kadar hatırladım. O da bunu fark etmesine rağmen yine de devam etti.

"Herkül'ün görevlerinden biri olan Hydra'yı nasıl öldürdüğünü metaforla anlatman." Kafasını yukarı kaldırarak derin bir iç çekti. Sanki bir bahar gününde papatyalarla dolu bir tarlanın ortasında canlılığı soluyordu. Sıcak gün ışığı yüzüne yansımış gibi tasasız bir huzur içindeydi. Kafasını eğip gözlerini açarak bana gülümsedi. Kibir, kıvrımını samimiyete bırakmıştı.

"Sana dediğim tüm o iğneleyici kelimelerden dolayı özür dilerim." Yumuşak bir sesle dile getirenler iyice kafamın karışmasına neden oldu. "İtiraf etmeliyim başta herkese sinir bozucu davranıyorum." Omuz silkti. "Bu iyi bir caydırma yöntemi. Kaç kişinin bize katılmak istediğini düşünsen şaşırırsın. Bu baskıcı tavrımı umursamayanlar da oldu kavga edenlerde ama sen bana karşı dürüsttün. Beni ve tüm bu olanları gerçekten umursamıyor gibiydin. Hedefinden başka hiçbir şey görmüyordun ve bende sana yardımcı olarak lehine oy kullandım" Tekrar omuz silkti. "o akıllıca lafları etmen ise sana çekilmeme neden oldu." Yani gerçekten de deney faresiydim. Ona sinirli ve iğrenmeyle bakıyor olmalıydım ki açıklamaya koyuldu. "Emin ol sana o anlamda çekilmedim. Başka biri o yeri uzun zaman önce aldı." Dedi tekrar gülümserken. O kişinin tavşan kız olacağına dair bahse girseydim eğer kazanırdım ama sormadım.

"Arkadaşım olur musun?" dedi ve ben ona inanamayarak baktım. Yeniden kendimi ilkokulda hissettim. Arkadaşlık zamanla sorulan bir şeyden çıkıp yakınlaşılarak bir araya gelinen bir şey değil miydi?

"Herkese böyle soruyor musun?" dedim kendimi tutamayarak.

"Hayır" dedi omuz silkerken "Sadece ilgimi çekenlere."

Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Hayatım da gittikçe daha fazla insan yer alıyordu ve bu ister istemez ürkmeme neden oldu. Her zaman ne kadar az kişi o kadar rahatlık diye düşünürdüm ama gerçekte de mi öyle hissediyordum? Yoksa kendimi yalnızlığımı ört bas etmek için mi avutuyordum? Ya da hayatımı, geçmişte ki beni bilmek istemelerinden mi korkuyordum?

Tek arkadaşım aklıma gelince duraksadım. Peki onunla neden arkadaş olmuştum? Ah cevabı içten içe biliyordum aslında. Onu ittiğim her seferde daha büyük adımlarla gelmişti. Huysuzluğumu görüp vaz geçmemiş hep veren el olmuştu. Sanırım kendimi kuyudan çekip çıkaramayacak kadar güçsüz ve umutsuz görüyordum ki oraya alışmıştım. Fakat o toprağa çıkmam için bana yardım etmek istemişti ve ben zor anımda ipi kavramıştım. Toprak, bazen afetlerle yarılsa da, çökse de uçsuz bucaksız huzuru da doğuruyordu. Tıpkı dışarı attığım ilk adımın mis kokulu çimenlerle buluşması gibi. Belki hala kuyunun etrafında dönüp duruyordum ama dışarıdaydım ve belki biraz cesaretli davranarak çayıra koşabilirdim. Belki otların arasında gizlenmiş bir avcı vardı. Belki pişman olacaktım ama riske atmaya karar vererek çiçeklerin arasına daldım.

"Evet. Arkadaşın olmak isterim."

*Loki, İskandinav mitolojisinde düzenbazlık tanrısı.

Bölüm sonu

2 yorum