Hepimiz istasyonun en köşesindeki bir banka oturduğumuzda, tuhaf bir sessizlik vardı. Iris, konuşmadan bizi süzüyor; Kai, çantasından çıkardığı cihazlarla oynuyor; Dmitri, elindeki bir kitabı okumaya çalışıyor, ama sürekli bir şeyler mırıldanıyordu. Eren ise gözü sürekli kapıda, sanki bir şey olacakmış gibi tetikteydi. Herkesin kendi dünyasında kaybolmuş olması, bu anın garipliğini daha da artırıyordu.
İlk konuşan Kai oldu.
“Yani, bizi neden buraya çağırdın, Marla?” dedi, gözlerini benden ayırmadan. “Eğlenceli bir ekip topladığın belli. Ama neden biz?”
Bir an durdum. Aslında bu sorunun cevabı barizdi. Çünkü her birinin, insanlığın geleceğini değiştirebilecek bir parçası vardı. Ama bunu açıklamak, kelimelerle ifade etmek zordu.
“Dünyanın içinde olduğu durumu görüyorsunuz,” dedim. “Her şey parçalanıyor. Bilim, politika, toplum… Hepsi bir çıkmaza girmiş durumda. Bizim yapmamız gereken şey, bu çıkmazı çözmek. Yeni bir yol açmak.”
Dmitri başını kaldırdı, gözlüklerinin üzerinden bana baktı. “Evrimi mi kastediyorsun?”
“Evet,” dedim. “Ama sadece biyolojik anlamda değil. Toplumsal, zihinsel, teknolojik… İnsanlığı bir sonraki aşamaya taşımak. Ve bunun için size ihtiyacım var.”
Bu sözlerimden sonra kısa bir sessizlik oldu. Dmitri, “Hmm, büyüleyici,” diyerek düşüncelere daldı. Iris ise beklenmedik bir şekilde konuşmaya başladı.
“Bu anlattığınız şey kulağa güzel geliyor. Ama insanlar ne olacak? Sadece birkaç kişinin seçtiği bir yön mü olacak bu? Yoksa gerçekten insanlık mı karar verecek?”
Bu soruya hazırlıklıydım. “Biz bir yön belirleyeceğiz, Iris. Ama bu bir dayatma olmayacak. İnsanların kendi potansiyellerini açığa çıkarmasına yardım edeceğiz.”
Kai alaycı bir kahkaha attı. “Pek idealistçe bir yaklaşım, değil mi? İnsanların ne kadar kolay manipüle edilebildiğini biliyoruz. Hangi sisteme karşı savaşacağınızı anlamadan, kendi sisteminizi kurmaya çalışıyorsunuz.”
Eren o anda Kai’ye döndü. “Eğer bu kadar alaycıysan, neden buradasın?” diye sordu. Kai, gülümsemesini hiç kaybetmeden cevap verdi.
“Çünkü bu eğlenceli olacak.”
O sırada Dmitri birden yerinden fırladı ve küçük bir not defterini açtı. “Tamam,” dedi. “Evrimi yönetmek, toplumu dönüştürmek… Çok büyük bir hedef, ama önce kendimize bir test yapmalıyız.”
“Ne gibi bir test?” diye sordum.
Dmitri, tren istasyonunun ortasında bir çocuk gibi ellerini havaya kaldırdı. “Bir ekip olarak çalışabilir miyiz? İşte esas mesele bu!”
Eren, kaşlarını kaldırarak sordu, “Nasıl bir testten bahsediyorsun?”
Dmitri, parlak bir fikir bulmuş gibi gülümsedi. “Sistemin karmaşasını çözmeye başlayabiliriz. Mesela şu tren sistemini! Kai, hackleyebilir misin?”
Kai’nin yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Zaten başlamıştım,” dedi.
Birkaç dakika içinde Kai’nin bilgisayarında tren sisteminin haritası belirdi. Dmitri, hızlıca ekranın üzerine eğildi ve istasyondaki hatanın kaynağını analiz etmeye başladı. Iris, bir köşeden gözlemler yapıyor, bazen sessizce önerilerde bulunuyordu. Eren ise diğer yolculara yardım etmek için dışarı çıktı.
Bir saat içinde, tren sistemindeki bir yazılım hatası bulunmuş ve çözülmüştü. İnsanlar alkışlarla teşekkür ederken, ben sessizce bu manzarayı izliyordum.
O anda bir şey fark ettim: bu insanlar farklılıklarıyla bir araya geldiklerinde inanılmaz bir sinerji yaratıyordu. Dmitri’nin yaratıcı düşünme yeteneği, Kai’nin teknik becerileri, Iris’in analitik zekası, Eren’in insancıllığı... Ve tabii, benim bu ekibi bir araya getirme isteğim.
Sahi hayatta ne zaman bir şeyi istesem başarmıştım ama kendim için değil. Kendimi mutlu etmenin yolu hep başkalarından geçiyordu. Kendimi bu denli kamuya mâl etmemin altında yatan etken kesinlikle küçük yaşlardan itibaren dünyadaki her canlıyı mutlu etmek gibi bir görevim varmış gibi yaşamaya zorlanmamdı. Maymundan hallice yaşıyordum. Çoğu kişi bunu evrimle çok içli dışlı olmama bağlasa da evrimin maymunun sihirli bir degnekle insana dönüşmek demek olmadığını herkes biliyordu. Yani bi kısım herkes ...
Bir bağ oluşmuştu aramızda, sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi. Bu kaotik başlangıç, bizi bir arada tutacak harç gibiydi.
Tren nihayet geldiğinde, hepimiz aynı vagona bindik. İşte o an, gerçek yolculuğumuz başlamıştı.