İçeriğe geç

XXXX

Bölüm 1 · 3 dk okuma

XXXX

Bölüm 1

1. Bölüm – Kaderin El Yazması

"Unutulmayan mutluluklar dileği ile...'' _Léa

______

Küçük bir şehirdeki eski bir tren istasyonunda başlıyor hikayemiz. Burası, dünyadan kopmuş gibi görünen, ama insanlığın binlerce hikayesini taşımış bir yer hüzünler , ayrılıklar, kaçışlar, geride bıraktıklarımız ve acılar barındırıyor. belki de yeni umutlar dedi içimden bir ses. Garip bir şekilde huzur veriyor insana emin değilim. Tek bildiğim, buranın çok yanlış bir seçim olduğunu düşündüğüm. Bütün bu duygu karmaşası karar verme mekanizmamın doğru çalışmasını engellemeye çalışmazdı umarım.

Görevim bir araştırma ekibi toplamak, ama en başta bir kafede buluşmayı planlamıştım. Tabii ki hayat, planlara asla sadık kalmaz. Beni yanlış bir istasyonda indirip bavulumun kaybolmasına neden olduğunda, bu yolculuğun her zamankinden daha tuhaf olacağını anlamıştım.

Tren istasyonunun bekleme salonunda elimde çantamla otururken, gözüm köşede sessizce duran bir kadına takıldı. Kimseyle konuşmuyordu. Elleri, bir tabletin ekranında dans ediyordu, ama gözleri... Ne yaptığını tam olarak anlamasam da bir şeyleri analiz ettiği belliydi. Bu, Iris’ti. Daha önce fotoğrafını görmüştüm ama böylesine yoğun bir atmosfer yaratabileceğini hayal etmemiştim. Yanına gidip konuşmaya karar verdim.

“Hey, Iris, değil mi?” dedim. Gözlerini kaldırdı, beni baştan aşağı süzdü ve hiçbir şey söylemeden başını salladı.

“Ben Marla. ”

“İyiymiş.” dedi. O kadar basit ve doğrudan bir şekilde söyledi ki, ne cevap vereceğimi bilemedim.

O sırada bir bağırış sesi duyduk. Salonun diğer ucunda, yerde baygın bir adam vardı. İnsanlar etrafında toplanmış, panik halinde bağırıyorlardı. Göz açıp kapayıncaya kadar, biri kalabalığı yarıp yanına koştu. Uzun boylu, sakallı bir adam. Cebinden bir stetoskop çıkarırken, “Herkes geri çekilsin!” diye bağırdı. Bu Eren’di.

Adamın yanına çöküp nabzını kontrol etti, ardından birkaç dakika içinde müdahaleyi bitirip başını kaldırdı. “Şimdi daha iyi. Kimse panik yapmasın,” dedi. Etrafındakiler sessizleşti, sonra yavaşça dağıldı. Onun yanına gittim.

“Eren, değil mi? İyi bir iş çıkardın.”

“Beni nereden tanıyorsunuz?” dedi. Sesinde hafif bir şüphe vardı, ama yorgun bir gülümseme de gözlerinden okunuyordu.

“Seninle konuşmak için buradayım,” dedim. “Ama öncelikle Iris’i tanıştırayım.”

Iris, hâlâ uzaktan izliyordu. Yavaşça yanımıza geldi, başını salladı ve yalnızca “saçma giriş jeneriklerini hep atlamışımdir. " dedi. Bu arada tren istasyonunun hoparlöründen bir anons yükseldi. Trenlerden biri rötar yapmıştı. Bekleme süresi uzuyordu. Bu, insanları huzursuz etmeye başlamıştı.

Tam o sırada, istasyonun diğer köşesinden gelen yüksek bir kahkaha hepimizin dikkatini çekti. Siyah montu ve karmakarışık saçlarıyla biri oturmuş, elindeki bir dizüstü bilgisayarla uğraşıyordu. Ekranda tren sistemine ait olduğunu tahmin ettiğim kodlar akıyordu. Yanına gidip, “Ne yapıyorsun?” diye sordum.

Bana bakmadan, “Sadece şu eski sistemin nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyorum. Ve tahmin edin ne buldum? Hiç çalışmıyor!” dedi. Bu Kai’ydi. Hiç şaşırmadım.

“Birini bekliyor musun?” diye sordum.

“Hayır, genelde kimse beni bekletmez,” dedi gülerek. Sonra gözlerini bana dikti. “Ama siz benim peşimdesiniz? Marla, değil mi?”

Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. “Beni nasıl tanıdın?”

“Beni bulmaya çalıştığınız sistemde bıraktığınız izlerden. Sizi izlemek eğlenceliydi,” dedi. Küstah bir gülümsemeyle elini uzattı. “Kai.”

Son olarak, Dmitri’yle karşılaştık. Kendi çapında bir bilim adamı gibi görünüyordu; ellerinde birkaç eski kitap, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Tren istasyonunun ortasında bir grup çocuğa bir parça kağıt ile solucan deliklerini anlatıyordu. Çocuklar, sanki bir sihirbaz izliyormuş gibi dikkatle dinliyordu. Yanına gidip, “Dmitri?” diye sordum.

“Ah, evet! Ve siz de Marla olmalısınız! Tahmin etmiştim. Tren istasyonu seçimi çok şiirsel olmuş. ” dedi. Dmitri’nin enerjisi bulaşıcıydı, ama bir yandan da kaotik bir huzur yayıyordu.

Böylece beşimiz, bir tren istasyonunda, kaosun ortasında bir araya geldik. Kimse bu anın anlamını o anda tam olarak anlayamazdı. Ama orada, o eski taş duvarların arasında, hepimizin aslında aynı yöne baktığını fark ettim. Dünyayı değiştirme fikri, kaotik bir şekilde bile olsa birleşmişti.

Bu, insan evriminin bir dönüm noktasıydı. Belki de kaderin bir oyunu. Ama her şey o tren istasyonunda başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.