••Francesca Da Rimini || Rimini'li Francesca •William Dyce Francesca Da Rimini || Rimini'li Francesca •William Dyce*: Ressam William Dyce'ın kendisinin en iyi resimlerinden biri olarak kabul ettiği "Francesca da Rimini", birbirine aşık iki insanın trajik hikâyesini anlatıyor. Ressam eserinde Dante Alighieri'nin "The Inferno" adlı şiirinden ilham alarak tablosunu çizmiştir. Dante'nin bu eserinde, yaşlı Gianciotto ile evli olan Francesca eşinin kardeşine kitap okur ve ardından birbirlerine aşık olurlar. Gianciotto çiftin aşklarına şaşırır ve onları öldürür. Ressam Dyce'ın ilham alarak ele aldığı bu tablo aşkı ve trajediyi bir araya getiriyor. _________ "İnferno, İnferno... Öncülü ardılıdır. Şeytan değildir celladı, Havada gezinenlerdir*" yorumu: "İnferno, İnferno... Onun arkasındadır. Şeytan değildir onu öldürecek olan, Havadaki aşk kokusudur." The İnferno•Dante Alighieri• __________ • • • Win Untouchable (Dokunulmazı Kazanmak) • • • Bölüm 23 il bacio del boia || cellad'ın öpücüğü • • • ilâhi bakış açısı. şimdiki zaman. "Benden neden nefret ediyorsun, inci çiçeğim?" Nefret... Diyebileceği ne vardı omeganın? Nefret nedir, biliyor muydu ki? Her şeyden nefret etmişti. Hayatından, yaşadıklarından, kandırılmaktan, hor görülmekten... Her şey dayanılmazdı. En çok da kendisinden nefret ederken, bir yabancı ona nasıl iyi gelebilirdi? Onu tanımıyordu. Kim olduğunu, nereden geldiğini, neden burada olduğunu bilmiyordu. Ama neden böylesine tanıdıktı dokunuşları bu adamın? Neden zar zor bakabildiği kısık gözleri böylesine içini ısıtıyordu? Bilmiyordu. Victor ona dokunduğunda irkiliyor oluşunun gayesi, nefreti miydi, yoksa ellerinin altında titreyecek kadar etkileniyor oluşu muydu, bilmiyordu. Jeongguk hiç bir şeyi bilmiyordu. Zamana ihtiyacı vardı. Ve neyseki Victor, ona yıllarını bile verebilecek kadar anlayışlı bir adamdı.Hasta olan omeganın yatağının boş alanından ayaklanarak yatağın hemen yanındaki tekli koltuğu kaldırdı. Yatağa doğru döndürdü ve kendisini düşüncelerine çekti adam. Sessiz hasta odasında uzun bir iç çekiş duyulurken, Jeongguk sırtını döndüğü adamdan duyulan nefesin içini yaktığını hissetmişti. Bu kadar efkar dolu oluşun sebebinin kendisi olduğunun pek farkındaydı. Bu onu kötü hissettiriyordu ama her şeyin kendi kontrolü dışında gerçekleştiğinin de farkındaydı. 'Yeterli değil' demekten uzağa gitmeyen kurdu, öylesine doyumsuzdu ki; iki deltaya da sahip olamamış oluşu kendisini deliye çevirmişti. Doğru anı beklemiş ve son günlerde fazlasıyla kontrolsüz olan duygu değişiminden yararlanarak benliğini ele geçirmişti. Tabii anlık bir gafletle yaptığı işin sonucunun, korkaklığı nedeniyle canına mâl olacağını kendisi de düşünmüyordu. Her şey bundan da ibaret değildi. Konuşulması gereken konular vardı. Bu nedenle Jeongguk artık kaçmak yerine adım atmayı tercih etmiş ve uyumadığını belli edece şekilde yavaşça doğrulmuştu. O anda omegasının uyumadığı fark eden Victor, baş ağrısı nedeniyle güç uygulamadan saçlarını çekiştirirken bir anda ayaklanmış ve doğrulmaya çalışan bedene yardım etmişti. "Uyanmışsın..." derkenki ses tonu, 'dediklerimi duydu mu?' düşüncesiyle endişeli bir hâl alırken elini omeganın belinden çekti ve yastığı alıp yatak başlığına koyarak bedenin oraya yaslanmasını sağladı. Gözlerine bakmaktan çekinen Jeongguk bir anda kızarmasını önleyememişti. Yüzü dışarıya dönükken sertçe yutkundu ve arkasındaki yumuşak yastığa iyice yaslandı. "Hm hm..." diye kafasını sallarken solgun yüzünü saklamaya devam etti. Uzun bir zaman sonra ilk defa Victor ileydi. Bu onu germeden edemiyordu.Delta da aynı şekilde boğazını temizleyerek yutkundu, sorun şu ki onun da gözleri omegaya değmiyordu bile. Ne diye böylesine çekiniyorlardı, ikisi de bilmiyordu. "Biraz daha iyi misin?" Adamın sesi fazlasıyla kısık ve yorgun geliyordu. Jeongguk onun hasta olup olmadığını merak etti. Bu nedenle kaçamak bakışlarla deltaya döndü ve yüzünü incelerken aniden kendisine değen gözlerle hemen kaçırdı bambi gözlerini.Victor gerçekten kötü görünüyordu. Sanki yoğun bakımda, kısa süreli bir komada kalan oymuş gibi; gözlerinin altı halka halka olmuş, esmer teni bir çiçek gibi solmuş, kilo vermiş olmalı ki yüzü çökmüştü. Kırmızı saçları bile her zamankinden fazla dağınıktı. Benim yüzümden mi bu hâlde, diye düşünmeden edemedi. Fakat bu düşüncenin üzerinde pek durmadı. Sonuçta Taehyung bile böylesine dağılmış gözükmez iken, kendisini pek de tanımayan Victor bu vaziyete gelmiş olamazdı. Başka bir şey olmuş olmalıydı.Evet, kesinlikle başka bir şey içindi. Aksi takdirde kendisini suçlamadan edemezdi. "Şey..." diye başladı konuşmasına omega. Uzun zaman sonra ilk defa birisiyle konuşurken bu kadar çekingen ve gergin hissettiğini fark etmişti. Bir kaç sene öncesine dönmüş gibiydi. Değiştiğini sanıyordu. Adam kendisiyle konuşmak için güzel dudaklarını aralayan omegasına merakla baktı. Gözlerini büyütmüş, sanki kaderi o iki dudak arasındaymış gibi odaklanmıştı. "Sen... İyi misin peki?" Sadece üç kelime bile kalbini hızlandırabilir miydi insanın? Victor duyduğu bu üç kelimeyle dudaklarını birbirine bastırıp yüzünü eğerken gülümsemeden edemedi. Resmen omegası onu düşünmüştü, belki de endişelenmişti. Hayır, hayır... Endişelenmiş olamazdı ama biraz merak etmiş olabilirdi, değil mi? "İyiyim..." derken bile sesi yorgun çıkıyordu deltanın. Jeongguk aldığı cevapla biraz olsun rahatlasa da, yine de kendisini kötü hissetmeden edemedi. Kötü günler boyunca değişen ruh hâlleri her ikisini de kötü etkilemişti. Victor'un kötü biri olmadığını biliyordu. Beraber geçirdikleri bir kaç hafta içerisinde -her ne kadar karşılıklı bir dialoga girmeselerde- onun ne kadar nahif ve ilgili bir adam olduğunu anlayabilmişti. Tıpkı o günkü pastahanedeki kızıl adamdı. O günden beridir ne görüntüsünde, ne de konuşmasında bir fark vardı. Jeongguk bu nedenle istemsizce tanıdık hissediyordu. Aslında konuşulacak çok şey vardı. Ama bu adımı atabilecek kadar cesaretli olan var mıydı, bilinmezdi.Ve çöken sessizlikten rahatsızlık duyan o kişi bir anda cesaretini gösterdi. "Neden yaptın bunu?" Kollarındaki kesiklerden bahsediyordu Victor. Sorması zor, cevaplaması daha da zor bir soruydu. Jeongguk bir anlığına ne diyeceğini bilememiş, zar zor cevap verebilmişti. Gerçekleri söyleyebilecek kadar güçlü hissetmiyordu kendisini, henüz. "Öyle gerekti." Kestirip atarken bu konuyu konuşmak istemediğini yeterince belli ediyordu. Yüzünü tekrar cama çevirirken Victor sorduğu için pişman hissetti. Ama geri adım atmayacaktı. Çünkü son 2 haftası bu soruyu düşünmekle geçmişti. Hiç olmazından nedenini bilmeye ihtiyacı vardı. Güçsüz hissediyordu. Hatta öyle güçsüz hissediyordu ki, nedenini bilmediği bir şekilde bir anda ellerini yüzüne çıkartmış ve aklından geçip duran sorular gözlerinin dolmasını sağlamıştı. Tamam, ağlamayı beklemiyordu. Aslında pek ağlıyor da denilemezdi ama duygu boşalması gibiydi. Gözleri dolmuş, elinin tersi orayı kurulamakla mükellef olmuştu. "Tek isteğim bana biraz olsun alışmandı... Yemin ederim, seni bu kadar bıktırdığımı bilsem, karşına bile çıkmazdım Jeongguk." Sesi gözlerinin dolmasıyla boğazına oturan yumru yüzünden boğuk ve titrek çıkıyordu. Tabii bu sesi duyan Jeongguk şok olmuş bir şekilde deltaya dönerken bunu beklemiyordu. Adama doğru yaklaştı. Pişman olmuştu. Kesinlikle kestirip attığı için pişman olmuştu. Victor'un neden bu hâlde olduğu apaçık ortadaydı. Onunla olmak yerine, ölmeyi yeğlediğini düşünmüştü. Bu doğru değildi. Jeongguk zorla kazandığı bu hayatını iki jiletle söndürecek kadar deliye dönmüş değildi. Hele ki 'o hayatı' kör düğüm gibi birbirine girmiş hâldeyken, hiç bir şeye sırt çeviremezdi. "Kurdum yaptı." Demeden edemedi. Adam sessiz sessiz göz yaşı dökerken kızaran yüzünü omegasına kaldırdığında, omeganın böylesine yakınında olduğunu bilmiyordu. Resmen yüzlerinin arasında bir karış vardı ve birbirlerinin nefesini hissedebiliyordu. Tek hissettikleri nefesleri de değildi tabi. Feromonları da çıldırmış gibiydi. Bambi gözleri dolan ve büyüyen omega minik ve cılız elini çekingenlikle adamın yüzüne doğru uzattı ve yanağına yavaş bir yolda uzanan göz yaşını sildi. Başparmağıyla ıslaklığın yolunu kesse de, elini sıcak tene değdiği an geri çekilememiş; yanağını avuçlamıştı. Şimdilerde o parmak adamın elmacık kemiğini okşuyor, aldığı tepkiyle şoka uğruyordu. Koskoca delta resmen çocuğun ellerinde yavru bir kediye dönmüş, gözlerini yumarak o ele yanağını sürtmüştü. Kendi koca elini yanağındaki ele götürürken, çocuğun yine titrediğini hissetti ama bu defa özgüveni kırılmadı.Jeongguk onu sevmişti. Bu onun için öylesine büyük bir nimetti ki, biraz önce öğrendiği, intihar meyilinin nedeninin 'omega kurt' olduğunun bile yeni farkına varmıştı. Gözleri yavaşça açılırken karşısındaki omeganın gözlerinin sarıya döndüğünü fark etti. Bal damlası gibiydi."Gözlerin..." dedi yüzündeki anlamsız ifadeyle. Kendisi bile yeni fark etmiş olan Jeongguk, gözlerini kaçırırken ancak eski rengini alabildi boncuk gözler. "Son günlerde sürekli oluyor." Adam yanağındaki ele diğer elini de uzattı ve iki avucunun arasında misafir ederek bacağına indirdi. Omeganın küçük soğuk elini ısıtmak görev olmuştu ona sanki."Kurdunla problemin mi var? "Belli değil miydi? Jeongguk'u öldürmek isteyecek kadar gözü boyandıysa, kesinlikle bir problem olmalıydı. Jeongguk kafa salladı. Biraz önceki kadar cesur davranmadığından gözleri ara sıra uğruyordu Victor'a. "Onu kışkırtan bir şey olmalı..." Ne olabilirdi ki? Victor merakla kaşlarını çatarken, bunu Jeongguk'un doktoru olan arkadaşı Seokjin'e soracağını aklına yazdı. Yüzünü bacakları üzerindeki avuçlarına indirirken, elleri arasında duran elin varlığıyla gülümsedi. Ne de yakışmıştı elleri birbirine...Eli kaldırıp dudaklarına yükseltti ve koklayarak öpücük kondurdu. Tekrar bacaklarına bırakırken, gözleri Jeongguk'un bundan rahatsız olup olmadığını görmek adına ona yükseldi. Neyseki rahatsız görünmüyordu. Aksine uslu uslu beklemiş, biraz önce bembeyaz duran solgun yüzü kıpkırmızı olmuştu. Dudakları utançla dişleri arasına giderken neden böyle davrandığına anlam kazandırmaya çalıştı. Bu çok saçmaydı. Fazla uysal davranıyordu.Neden böyle olmuştu bir anda? Victor kızaran omegasının ifadesine kıkırdarken elini bir daha dudaklarına götürdü ve üst üste bir kaç defa öptü. Jeongguk her seferinde biraz daha kızarmış, hatta utancından güzel yüzünü saklamak adına yere bile eğmişti. Ama bulunduğu koltuktan kalkıp bacaklarını yatağının yanından sarkıtan kendisinin önünde eğilen adam; ellerini çenesine götürmüş ve sakladığı yüzünü kendisine doğru kaldırmıştı. Şimdi ciddi anlamda dip dibelerdi. Ve rahatsız gözükmüyorlardı. Victor elini omegasının yüzüne gelen bukleye attı ve kulağının arkasına doğru götürdü. Yüzündeki nahif gülümseme, resmen Jeongguk'u içine çekmişti. Çekingen bakışları bile o gülümsemeden çekilememiş, nefesleri hızlanmıştı. “Güzel Jeongguk..." Çenesini okşadı. "Güzeller güzeli Jeongguk..." Nahifçe sevdi oğlanı. Jeongguk ne diyeceğini bilmiyordu. Nefesi kesilmişti adeta. Kalbi maraton koşmuşçasına hızlanmış, parmak uçları bulunduğu yerde dans etmeye başlamıştı. Sertçe yutkunurken dudaklarını büzdü ve gülümsemese dahi o tatlı gamzeleri belirginleşti. Victor başparmağını o çukurlara götürüp bu defa orayı severken, oğlanının elleri altında bu denli titriyor oluşunun kendi sevgisi olduğunu biliyor olmak içini ısıttı."Benim yavru ceylanım..." Gözleri cennetten düşen bir meleği andıran nur yüzde gezindi. "İnci çiçeğim..." Parmakları çocuğun tenini severken, bir anda karşısında bu denli titreyen oğlanın -kendisinden beklenmeyecek şekilde- boştaki minik elini şakağına götüreceğini ve dudaklarını dudaklarına bastıracağını düşünmüyordu.Beyaz kamelyalar, birbirine değmişti.Bir diğer kamelyanın çiçekleri sokarken. ••• bölüm sonu. Victor'un da mı çiçeği vardı diyenler gelmeden söyleyeyim. Zaten ilk bölümlerde bahsetmiştim, Victor'un da dudağında çiçeği olduğunu.bu bölüm daha çok vkook ağırlıklı oldu. ama vkook sahne isteyen çok fazla olduğu için yazmadan geçmek istemedim.umarım bölümü beğenmişsinizdir.bir sonraki bölüme görüşmek dileğiyle... hoşçakalınn
Bölüm 23
23
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.