"Sanki ayağıma bağlanmış ağırlıklarla denizin dibini boylayacakmış gibi hissediyorum ve beni çekip kurtaracak kişi de, bana el uzatmıyor..." Franz Kafka •Milena'ya Mektuplar• __________ "Peccato originale e cacciata dal Paradiso terrestre." |İlk Günâh ve Cennetten Kovuluş| Michelangelo 1511. _________ • • • Win Untouchable (Dokunulmazı Kazanmak) • • Bölüm 22 Seven Sins and Eva || Yedi Günâh ve Eva • • ilâhi bakış açısı. şimdiki zaman. Dakikalarını, belki de saatlerini o ofis balkonunda geçiren Victor'un bozulmuş odağını; arkasından duyulan kısık ses düzeltti. Sanki bir kabustan sıyrılmış gibi arkasını döndü ve son günlerde de olduğu gibi yüzüne bakmaktan çekinen eski dostuyla karşılaştı. "Jimin?" Yutkundu kırmızı saçlı adam. Genç adamın önünde bağladığı ellerine baktı. Neden böyle iki büklüm durduğunu anlayamamıştı. Elindeki bitmeye yüz tutmuş sigarasının külünü döktü ve son defa içine çektikten sonra yakınındaki çöpe attı. "Neden buradasın?" derken yüzü tamamen kasılmıştı Victor'un. Buraya gelmeden önce konuştukları konuyu hatırlatmak istiyor gibiydi. "O ikisini yalnız bırakmamalıydın." Genç adam göz devirdi. Derin bir iç çekerken arkadaşının yanına doğru adımladı. Hâlâ göz temasından kaçınıyordu. "Merak etme. Yoongi orada." diye kestirip attı. Delta kafa salladı. İkisi de balkon demirliklerinden manzarayı izlerken, aralarında beklenilecek şekilde sessizlik çöktü. Bu sessizlik oldukça rahatsız ediciydi. O an Victor, tek bir sigaranın kendisine yetmediğini fark etmiş ve ceketinin iç cebindeki sigara paketine ulaşmıştı. İçinden bir dal çıkartarak, son günlerin yoruculuğu ve stresi nedeniyle çatlayan dudakları arasına misafir etmişti. Elleri bir çakmak bulmak adına ceplerini yoklarken, biraz önce mermere bıraktığı yılan başlıklı çakmağını sarı saçlı omeganın kendisine uzatmasıyla hatırlamıştı. Jimin deltanın sigarasını yaktıktan sonra çakmağı tekrar yerine bıraktı. "Özür dilerim." Uzun sessizliğin bu iki kelimeyle bölüneceğini her ne kadar beklemese de, omeganın buraya geliş sebebi başlı başına bundan ibaretti. İki parmağı arasındaki zehri içine çektikten sonra boğazını temizledi delta. "Ne için?" Bu sefer de omega yutkunmuştu. Açıkçası günlerdir bu konuşmanın taslağını oluştursa da bir türlü kendisini hazır hissetmemişti. Aslına bakılırsa hâlâ tam olarak hazır değildi, ama bir şeylerin artık yoluna girmesi gerekiyordu. Bıktığını hissetmişti. "O gün... Yani, kızgınlığa girdiğin gün... Üstünden uzun zaman geçti farkındayım ama." Cümlelerini zar zor kuruyordu, kızıl adama döndürdü gözlerini. "Dediklerim doğru değildi Victor." Kafa salladı, pişmanlığı apaçık ortadayken. "Taehyung hakkında da-" "Onun adını anma." Genç adam, kulaklarında yankılanan keskin ses ile resmen titremişti. Bu titreme kendisine bir anlığına, eski günlerin şükürünü hatırlattı. Eskiden yanındayken içini ısıtan adam, şimdilerde taştan bir bedenden farksızdı. Gitgide korkunç birisine dönüşüyordu, Jimin onu tanıyamaz hâle gelmişti. "Üzgünüm..." derken, tekrar konuştu. "İkinizi karşılaştırmam hataydı. Senin neler yaşadığını bile bile..." Nedensizce gözleri dolmuştu ve her ikisi de sebebini açıkça biliyordu. "Gururuma yediremedim. Biliyorum bu çok aptalca ama... Kızgınlığında o omegayı düşlerken, beni reddetmen... Gururumu kırdı." Gözünden bir yaş, yanağına doğru süzüldü. "Seni ondan önce tanıyordum, ondan önce... seviyordum." Ve dudakları arasından sessiz bir hıçkırık duyuldu. Onu yalnızca sessizce dinleyen delta, arkadaşının ağlamasına dayanamamış olmalı ki; elini ensesine götürdü ve yüzünü göğsüne çekti. Anında omeganın elleri yüzüne siper olmuş, sığındığı deltanın kokusunu içine çeke çeke ağlamaya başlamıştı. "Ö-Özür dilerim. Biliyorum, kıskanmaya hakkım yok ama... Sadece ke-kendimi durduramadım." O an Victor, kendisine içini açan dostuna bir karşılık vermek ve biraz olsun dürüst olmak istemişti. Yalandan nefret ederdi, lakin son günlerde kaçış yollarının her biri bu kuyuya düşüyordu. Yalanlardan bıkmıştı. Rahatlamaya ve metanetini korumaya ihtiyacı vardı. "O gün kızgınlıkta değildim." Duygu ve histen ırak sesini duyan göğsündeki omega, ıslak yüzünü kaldırdı. "Ne?" Sesi fazlasıyla titrek ve boğuktu. Elinin tersiyle göz yaşlarını silerken, adamın göğsünden iyice ayrıldı. Victor eliyle arkadaşının yüzüne düşen saçlarını geriye taradı ve daha şimdiden kırgın olduğu belli olan ifadesini takındı. Kaşları tekrar çatılırken ciğerlerine doldurdu temiz havayı. "O gün..." Aklında o gece gözlerinin önünde canlanan saniyeler, kalbinde bir sızı yarattı. Sanki başına ağrı girmiş, parmak uçlarına kadar uyuşmuştu. Öyle katı bir tepki vermişti ki mimikleriyle, Jimin resmen dakikasında anlamış; şaşkınlığını gizlemekte zorlanmıştı. "Yoksa... Onlar...?" Kırmızı saçlı adam, kurdunun burukluğunu en derinlerinde hissetmişti. Kafasını sallarken dahi, kendisini öyle zayıf ve güçsüz hissediyordu ki... Gözleri dolacak gibiydi. "Delta omegasıylaydı." • • • "Yapma böyle, lütfen." "Yaptığım bir şey yok Taehyung. Seni görmek istemiyorum." "Jungkook, saçmalama. Ben senin deltanım. Birbirimizden uzak kalamayız, farkında mısın?" "Deltam olduğun şimdi mi aklına geldi? Buraya seni, artık biraz olsun dürüst olman için çağırdım ve sen yalnızca kendi yararına olanları anlattın. Hikayenin bunlardan ibaret olmadığını ikimiz de biliyoruz." Taehyung omegasından duyduğu laflardan sonra sinirlerine hakim olmak adına uzun soluklu bir iç çekmiş ve gözlerini yummuştu. "Güzelim... Bunları şu an konuşmak için erken." Dediği her laf boşuna gibiydi. Jungkook ciddi anlamda dolmuş ve taşmıştı. Zaten yorgun ve hastalıklı bedeni, duygusal çöküntünün de getirisiyle takatsiz kalmış; metanetini bozmaya başlamıştı. "Şu an değil, bugün değil, yarın değil! Ne zaman peki, Taehyung? Ölünce mi?" "Sırası değil diyorum Jungkook!" Omega istemsizce bulunduğu hasta yatağında iyice geriye yaslanmış ve dikişli sol bileğini havaya kaldırıp yüzüne gelen uzun buklelerini geriye taramıştı. Çıldıracak gibiydi. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. Koca gözlerini itinayla yükselti esmer adama karşı. "Ne zaman gelecek 'o sıra' peki? Daha ne kadar beklemem, kendi kendimi yiyip bitirmem gerek?!" Halsiz bedeni her bağırdığında öyle bir titriyor ve takatini yitiriyordu ki, bayılacakmış gibi hissetmişti bir anlığına. Bunca çırpınışına rağmen sessizliğini koruyan deltasına karşın, bu sefer çok daha güçsüz ve yorgun bir sesle konuşmuştu omega. Öyle kötü hissediyordu ki, ağlamamak için büyük bir uğraş içerisindeydi. "Taehyung... Bir şey söyle." Adamın, omegasının bu içini parçalayan sesine rağmen, yaptığı tek şey yüzünü eğmek ve sessizliğini korumak olmuştu. Göz temasından bile kaçınıyordu. Bu kaçışı gören Jungkook ise, çatılı kaşları ve resmen kasılan yüzüyle bıkkın bir iç çekerken boğazını temizledi. "Diyecek bir şeyin yoksa, git o hâlde. Ben, gerçekten... bıktım." Dikişlerinin acısı ve sızısı nedeniyle üzerine örtüsünü çekemese, sağ kolundaki seruma dikkat ederek; hasta yatağının ucunda oturan adama arkasını dönerek uzandı ve görmezden gelmeyi seçti. Görmezden gelen ve konuşmaktan kaçınan tek kişi o olmamalı ki, bir kaç dakika boyunca tek bir ses bile çıkmamış; omega bu sessizliğe karşı gözlerini yumarak ikisinin nefes alışverişlerini dinlemişti. Tabii bir süre sonra yatağın biraz havalanmasıyla deltanın kalktığını anlamış olsa da; yalnızca sessizce gideceğini düşündüğü adamın, kendisinin uykuya daldığını düşünürken -biraz önce örtemediği örtüsünü- boynuna dek çekeceğini ve burnunu saçlarına daldırıp kokladıktan sonra bir kelebek öpücüğü konduracağını tahmin edememişti. Gözlerini açmadı. Deltanın gitmesini bekledi. Bir kaç saniyenin ardından Taehyung kapı kulpunu kavradı ve üzgün ifadesiyle hasta odasından çıktı. Fakat kapının ardında yorgunluktan göz altları halkalanmış, teni solmuş, gözle görülecek şekilde zayıflamış olan Victor'u görmeyi beklemiyordu. Omegasının hastalık süreci kendisini ciddi anlamda yıpratmış olmalıydı. Göz göze geldiklerinde yalnızca bir kaç saniyelik bir sessizlik olmuş, sessizliği bozmak adına dudaklarını aralayan Taehyung'a karşı Victor onu görmezde gelmeyi geçerek elini kapının kulpuna götürmüştü. "Ne zamandır bu hâlde-" "Seni ilgilendirmez." derken çoktan kapıyı açmış ve arkasını dönen Taehyung'un yüzüne kapatmıştı kapıyı. İçeriye girdiği anda aldığı kiraz-vanilya karışımı kokusu; normalde inanılmaz derecede hoşuna gidecek olsa da, vanilya feromonu kendisinin olmadığı için kendisini kışkırtmaktan başka bir işe yaramamıştı. Sırtını kapıya verece şekilde uzanan bedenine yanına doğru ilerledi ve yakınlaştıkça artan kiraz feromonunu ciğerlerine doldurdu. Yatağın kenarına oturdu ve elini kendisine arkasını dönen omegasının uzun buklelerine götürdü. Parlak kahve tutamları okşarken, zayıf bedenin elinin altında titrediğini hissediyordu. Ve bu elini yavaşça kendisine çekmesini sağlamıştı. Anlayamıyordu. Sadece dokunuşu bile, Jeongguk'u rahatsız mı ediyordu gerçekten? Neden, sadece konuşmayı, gözlerine bakmayı bile çok görüyordu kendisine omega? "Benden neden nefret ediyorsun, inci çiçeğim?" • • • Kapının ardında bir başına kalan Taehyung, kendisine yüz çeviren Victor'a karşı sessizliğini korumak zorunda kalmıştı. Farkındaydı, suçunun farkındaydı. Lakin elinden bir şey geldiği, daha doğrusu bir şeylerin yoluna girmesi için uğraş verdiği söylenemezdi. Uğraşmak için, doğru zamanı mı gözlüyordu, kendisi de bilmiyordu. Tek bildiği şey: şu anın doğru zaman olmadığıydı. Yüzü kapıya, sırtı koridora dönükken arkasından duyduğu tanıdık sesle yüzünü çevirdi. "Taehyung." Gördüğü yüz en başta yalnızca tanıdık gelse de, çatılı kaşlarıyla düşündüğünde, aradığını bulabildi. "Seokjin hyung..." Doktor önlüklü adam gergin bir gülümsemeyle yakınlaştı ve kafa salladı. "Uzun süredir görmemiştim seni." Fazlasıyla bitkin hâlde olmasına rağmen karşısındaki adamın gülümsemesine karşılık verdi. "Ben de öyle. Belki 2 sene olmuştur." "Namjoon ile boşandığımızdan beridir... Açıkçası beni olmasa da, Seungmin'i görmeye gelirsin sanmıştım. Kocaman oldu." Taehyung, duyduğu isim ile yüzünü yere eğdi. Seungmin şu anda iki ya da üç yaşlarında olmalıydı. Büyüdüğünü bile görememişti. Bu gerçekten üzücüydü. "Kusura bakma. O kadar yoğunum ki... Sana karşı bir garezim yok, yanlış anlama. Namjoon hyung'la da çok arada sırada görüşüyoruz. Tabii bu bir bahane değil. En yakın zamanda Seungmin'i göreceğim." Doktor yüzüne samimiyetsiz bir gülümseme takındı. Elini ensesine götürdü ve aslında bambaşka bir konu için yanına gelse de; konuya pat diye girmek istemediğinden başlattığı konuşmayı nasıl bitirebileceğini düşündü. Bu işin kaçarı yok gibiydi, bir yerden başlaması gerekliydi. "Aslında-" "Jungkook'un özel doktorusun değil mi?" Deltanın istemsizce sözünü bölmesi her ne kadar sinirini bozsa da kibar bir şekilde kafasını salladı. Bir deltaya diklenmek, eceline susamak gibi bir hareket olurdu. Taehyung bu cevabı duymasıyla biraz da olsun rahatlamış ve derin bir nefes vermişti. Omegaya doğru bir adım attı ve sessizce sordu. "Neden bu hâlde Jungkook? Ne zamandır yatıyor burada?" Karşısındaki adamın cevapsız kalması biraz sinirlerini bozmuş olsa gerek, gözlerini yumarak derin bir nefes daha çekti içine. "Bak hyung... Kimse..." Kimse diye bahsettiği kişi, her halükarda Victor'du fakat bunu kimsenin bilmesi gerekmiyordu. "...Kimse tek kelime bile etmiyor. Endişeleniyorum, anlıyor musun? O benim mühürlü omegam... Ruh eşim." Doktor bunu duymasıyla dumura uğrasa da, mimiklerini korumayı başarabildi. Yutkundu. Demek ki, Yoongi'nin dediği doğruymuş. Gerçekten de, o omegayı mühürleyen Victor değil. Fakat bu çok saçmaydı. Victor'un seneler önce evine gelip o omega için ağladığını hatırlıyordu. Jeongguk'u gören ilk kişi Victor'du. Taehyung ile ne zaman tanışmış, hatta mühürlenmiş olabilirlerdi ki? Victor tuttuğunu koparan biriyken, kardeşine nasıl da yenilmişti? 'O zaman bu konu hakkında... Tanrım. Yani... O kişi Taehyung, olmalı.' diye düşündü. "Böyle bir konudan nasıl bahsedilir bilmiyorum ama... Jungkook zorlu zamanlardan geçmiş olmalı. Daha bir psikolog ile görüşmediği için mental sağlığından bihaberim ama iyi bir mentale sahip olmadığından eminim. Keza hiç bir sağlıklı düşünen insan, intihar girişiminde bulunmaz." "Ne?" Kendini öldürmeye mi çalıştı? Ama... Ben nasıl hissetmedim? İç çekti doktor. Konuya yavaş yavaş giriyordu. Bundan Taehyung'un haberi var mıydı, orası muammaydı. Lakin Victor'un haberi olmadığı kesindi. "Oldukça zor bir durum. Bileklerini yaraladığından çok fazla kan kaybetti. Ama uygun bir nakil bulabildik ve sıhhatine kavuştu." Taehyung her ne kadar endişe ve korku içerisinde olsa da, degşete düşmüş ifadesini düzeltebilmek adına kendisini rahatlayabileceği bir şeyler duymak istiyordu. "Tanrım... Şu anda iyi ama değil mi? Bir sorun yok...?" Doktor tam da doğru anı yakaladığını düşünüyordu. Dili dönmüyordu, hatta ki düğümleniyordu ama başka çaresi yoktu. Doğru kişiye söylediğinden bile emin değildi. "Evet... Fakat... sadece o iyi." Aldığı cevapla içi biraz olsun rahatlayan Taehyung, duyduğu sözler ile kaşlarının çatılmasını engelleyememişti. "Ne?" Doktor yutkundu. "İki gün önce, tüm tahlillerini tekrar kontrol ettim." Umarım yanlış yapmıyorumdur, diye kendini telkin etti önce. Sonra ise deltaya karşı, dürüst olmakta buldu çareyi. "Jungkook... Hamile." • • • bölüm sonu. bölümün uzun zaman sonra geldiğinin farkındayım, kusura bakmayın lütfen. bu bölümü ve Jungkook'un gebeliğini bir kaç bölümde düşünüyordum. zaten bir kaç bölüm önce, "Jungkook'un büyük bir sırrı var" demiştim. bir iki tahmin geldi ama maalesef kimse bilemedi. ne ara oldu bu bebek diye düşünürseniz, 9. bölümden başka cinsel içerik bulunmadığını hatırlatmak isterim. bir anda ortaya çıkan bir durum olması umarım kimseyi rahatsız etmemiştir, ama zaten geleceği kesin olan bir bölümdü. kötü yorumlar atmayın lütfen���� tam da bölümlerin ortalarındayken tekrar sorular sorayım: •favori karakteriniz? •(son kez soruyorum çünkü aklım karışık) taekook, vkook, taekookv? hangisi tercihiniz? •olmasını istediğiniz sahneler? (özellikle bunu merak ediyorum) bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle... hoşçakalın��

