______
"Tenin tenime değdiği anda, zemheride bir kıvılcım özgürlüğüne kavuşur."
______
✵
ilâhi bakış açısı.
Bir zamanlar, göklerin en ücra köşelerinde; Tanrı'nın evinde bir melek yaşardı.
Bu melek diğer tüm meleklerden farklıydı. Kanatları ateştendi. 'İbrahim'in kurban ettiği tüm hayvanların cesetleri' üzerindeki siyah renk, kirli bir kuş olarak görünürdü.
Gözleri keskin, rengi siyahtı. Heybetliydi. Kibirliydi. Sonsuz yaşamında tek sevdiği, onu yaradandı. Yaradanına olan bağlılığı gözlerini tamamen boyamış, ondan başkasını göremez olmuştu. Tabii bu denli bağlı olmasının en büyük sebebi, hiç kuşkusuz yaradanın ona olan şefkâtiydi.
Bu şefkât bir baba şefkâtiydi. İçtendi. Kibirden, kinden, kötülükten ırak; kalpten gelen bir şefkâtti. Sıcaklığı; bir babanın işten döndükten sonra uyuya kalan küçük oğlunun başını okşarken elinin o sıcaklığı gibi yumuşaktı.
Bu dokunuşu, bir başkasına kaybetmeyi yediremedi melek Samael.
Günü geldi, Tanrı'nın yüce heybetinden bir parça; toprak anadan yaratılan ay yüzlü bir adam, Âdem doğdu.
Âdem tüm meleklerden, cinlerden, hayvanlardan ve tüm yaratılanlardan üstündü. Tanrı'nın yarattığı en değerli varlıktı. O sıcak şefkâtinin ve kötülüklerden ırak sevgisinin en büyük sahibiydi. Tanrı'nın bir oğlu, yaratılan ilk insandı.
Tüm yaratılanların o insana bakarken, parlayan hayran gözlerini; Tanrı'nın ona verdiği değere ve sevgisini, o insanın aydan yüzünü gördükçe, o kirli kuşun kalbinde sıcak bir sızı meydana geldi. O gün Samael, bir melek olarak en olmayacak şeyi yaptı.
7 günâhın en kabahatlisini işledi.
Haset...
Kıskançlığı gözünü bürümüştü. O sıcak dokunuşlar için yanıp tutuşan kalbi, şimdilerde öfkeyle yanıyordu. Hem de öğrendiklerinden sonra...
Tanrı, tüm yarattıklarına Âdem'e secde etmelerini emretti. O kullar yaradanlarının emrini yerine getirdiklerinde, aralarından aciz bir kul hasetliyle dikildi Tanrı'sının karşısına. Tam da o anda, heybetli bir ses yükseldi göklerin ücra köşelerinde, Tanrı'nın evinde.
"Sana secde etmen için emrettiğim vakit, seni secde etmekten ne menetti?"
"Ben ondan hayırlıyım." diye başladı Samael. "Beni ateşten, onu topraktan yarattın. Ateş, topraktan üstündür. Ben ondan üstünüm." Sonra ise bu 'sıcak yuvadan' çekeceği son nefesini çekti. "Ben yalnızca sana secde ederim!"
Ve o melek, Tanrı'nın emrini hiçe saydı.
"Artık oradan (Cennet'ten) in."
Samael tam da o an, hasetinden bile sıcak bir sıvı hissetti kalbinde.
Tanrı'nın azabı.
•
•
⚝
Win Untouchable
(Dokunulmazı Kazanmak)
⚝
Bölüm 15
Samael et les tourments de *
|Samael ve cehennem azabı|
•
•
ilâhi bakış açısı.
"Peki ya sonra?" diye sordu sarı saçlı olan. Gözleri karşısındaki ayakta dikilen kırmızı saçlı adamda ve o adamın aralanan dolgun dudaklarında geziniyordu.
"Tanrı Samael'i lanetlemiş ve onu sıcak yuvasından sürgün etmiş." Bakışları odasının tamamen camdan olan köşesinden şehrin gece manzarasını izlerken, kahvesinden bir yudum daha aldı ve tekrar konuştu Victor. "Samael ise cennetten düşer, ateşten kanatlarını bile kullanamaz hâldeyken, Tanrı'ya son yemini etmiş."
Sarı saçlı çocuğun yanında, bacak bacak üstüne atmış, jilet gibi bir takım elbisenin içindeki adamdan kısık bir kıkırtı duyuldu. Hiç kuşkusuz, bu anlatılanların hiç birine inanmıyordu.
"Ne demiş?" dedi dalgayla karışık. O sırada meraklı gözlerle bakan Jimin, ona doğru dönüp, sesini kesmesi için kaş göz işareti yaptı.
Victor sert kahvesinden, havadan akıp giden bir kuyruklu yıldıza karşı son yudumunu alırken; yavaşça arkasındaki iki arkadaşına doğru döndü. Kupasını çalışma masasının üzerine koydu.
Bakışları keskin ve kısıktı. Dudakları sanki bir tehdit için aralanacak gibi, yavaşça aralandı.
"Yeminim olsun ki, kullarından bir pay edinceğim."
Karşısındaki iki adam, çöken sessizlikten sonra duraksarken; sarı saçlı olan sesli bir şekilde yutkunmuş, siyah saçlı olan rahat bir tavırla otururken, oturuşunu düzeltmişti. Tabii ayaktaki kırmızılı delta onların bu hâlini görünce kıkırdamadan edememişti.
Boğazını rahatsız etmeye başlayan siyah boğazlı kazağı zaten oldukça sıcaklatmaya başlamışken, kendisini bir motorcu gibi gösteren siyah deri ceketinden kurtuldu ve çalışma masanının koltuğunun başlığına yerleştirdi.
"Jeongguk nerede?"
Jeongguk...
Ne zamandır bu ismi ağzına dahi almamıştı. Fakat şimdilerde, git gide omegasına yaklaşmış; sonunda bu gece himayesi altına alabilmişti. İstemsizce havalandı dudakları.
Sarı saçlı olan nedensizce o isimden rahatsız olurken, göz devirip yanıtladı deltayı. "Hiç sorma..." İç çekti. "Sabah sabah başımı şişirdi."
Delta deri koltuğuna yerleşmiş, masadan aldığı tükenmez kâlemi sallarken; siyah saçlı adam aklına gelen anlarla gülüp, saçlarını geriye doğru attı. "Omega nerede olduğunu bile bilmiyordu Jimin. Sorduğunda bu saate odasına kilitlemek yerine, adam akıllı cevap verseydin; ağlaya ağlaya başını şişirmezdi."
"Diyene bak. Sen sütten çıkmış ak kaşıksın zaten. Ben miydim adımı Ahm Sungjae olarak değiştirip, o omeganın adına davet düzenleyen-"
"Ne?" Fısıltısıyla beraber sallanan kalemi durdu deltanın.
Ağladı mı?
Benim omegam, ağladı mı?
Jimin, siyah saçlı alfanın sözlerinden sonra ona susması için dirseğiyle vurarken; ortam sessizleşmişti. Sadece gece ışığının aydınlattığı çalışma odasına deltanın artan feromonları dolmaya başlamış, ikisinin de boğazında acı bir his yaratmıştı.
Bakışları Victor'a dönerken, kulaklarında hırıltılı nefes alışverişleri yankılanıyordu. Vanilyanın en acı kokusu ciğerlerini delip geçerken sarı saçlı olan daha zayıf olduğundan, iki büklüm olmuş; baskın alfa rahatsızca yerinde kıpırdanmıştı.
Adamın gözleri korkutucuydu.
Heybetliydi.
Bir anda Kim Malikânesi'nde yüksek desibelli, korkutucu bir ses yükseldi.
"Ne hakla omegamı odaya kilitlersin sen?!" diye resmen kükredi kırmızı saçlı delta. Koca kemikli elindeki yumruğuna sıkıştırdığı tükenmez kalemi öfkeyle masaya vurmuş, kalem masaya adeta bir bıçak misali saplanmıştı.
Jimin bir elini acıyan ciğerlerine bastırırken, bakışlarını o kalemden çekemez olmuştu. Biliyordu. Delta, omegasına dokunanın kalbine o kalemi sapladığı gibi saplardı hançerini.
"Taehyung... Sakin ol-"
"Sen kes sesini Yoongi!" Resmen kükreyen sesi baskın alfanın bile çakılmasına, bir kedi gibi yerine sinmesine neden olmuştu. Uzun saçlı olan alfa, anında sustu.
Deltanın gözlerinden, omegasının onu o bar tuvaletinde gördüğünde düşündükleri gibi ateşler saçıyordu. Kahve göz bebeklerine, öfkeyle kırmızı tutamlar karışmış; kahve ile kırmızı harmanlanmıştı. O gözlere bakarken, resmen zemheride yanan bir kulun çığlıklarını duyabiliyordunuz. Bu adam resmen, cehennemden gelmişti.
Bu adamın kanatları ateşten olan,
"Yeminim olsun ki, bu bir daha olursa!" Öfkeden dudakları titriyordu. "Seni benim elimden kimse kurtaramaz..."
cesetler üzerindeki kirli bir kuştu.
•
•
ilâhi bakış açısı.
Yeterli değil.
Hiç bir şey anlamıyordu Jungkook. Hiç bir şey yeterli değildi. Ne bildikleri, ne bilmedikleri, ne bilecekleri... Hiç biri yeterli değildi.
Omega kurdu bir şeyler saklıyordu. Bir şeyler biliyordu. Jungkook ona ne kadar yalvarsa da, tek kelime bile etmiyordu. Dediği tek bir şey vardı.
Bekle ve gör.
Neredeydi?
Neden buradaydı?
Merak ediyordu ve bekleyecek mecali yoktu.
Sabah kapının önünden gelen hışırtı sesleriyle sonunda bir başına olmadığını anlamış, kapıyı açıp kim olduğuna bakmıştı. Tabii Taehyung'un sekreteri Bay Park ve dün davet salonunda şarabına zehir kattığına emin olduğu Ahn Sungjae(?) görmeyi beklediği son kişiler bile değillerdi.
Jimin buradaysa, Taehyung hakkında bir şeyler biliyor olabilir diye düşünmüştü omega. Bu yüzden her ne kadar cevaplamayıp ve her sorusuna göz devirse de, inatla bir şeyler öğrenmek için çabalamıştı.
Sonucu ise bu saate kadar aç susuz, hıçkıra hıçkıra ağlayarak odaya kilitlenmesi olmuştu.
Artık gözleri şişmiş, ağlayacak mecali kalmamışken; odanın bir camından gözüken ayın manzarasını izliyor, karnımdan gelen gurultulara hiçe sayarak uyumaya çalışıyordu. Fakat karnı o kadar açtı ki; uyumak yerine yatakta bir o yana bir bu yana dönüp durmuştu.
Gözleri kapalı iken, sırtını döndüğü kapının arkasından duyulan adım sesleri ile araladı onları yavaşça. Kaşları çatıldı. Çünkü kapının ardından git gide artan bir feromon kokusu geliyordu. Derin bir nefes alarak ciğerlerine dolduracağı kadar güzel, bu oğlanın her koşulda tanıyabileceği kadar tanıdıktı.
Gelmişti. Kesinlikle Taehyung gelmişti.
Açlıktan dolayı beyninin ona oynayabileceği bir oyun olduğunu düşündüğünden bir süre duraksadı. Fakat kapının hemen ardında duran beden, kapıya tıklatarak o boğuk sesiyle konuşunca çocuğun yatakta doğrulması bir olmuştu.
"Jeongguk...?"
Omega hızla ayaklanırken, adımları kapıya doğru yönelmişti. Heyecanlıydı. Hatta öyle heyecanlıydı ki; Taehyung'un(?) kendisine 'Jeongguk' dediğini bile fark etmedi.
Beyaz renk saten geceliğinin kalçalarının bir kısmını gösterecek kadar havalanan şortunu düzeltip, minik eliyle kapının kulpunu kavradı. Ağlamaktan kızaran ve şişen güzel yüzünü tatlı bir gülümseme alırken, heyecanla açtı kapıyı.
Karşısında tedirgin bir ifadeyle kendisine bakan deltasına bakarken, tatlı gülümsemesinin yavaş yavaş solmasının en temel nedeni; hiç kuşkusuz kırmızı tutamlardı.
Kaşları çatılmış, anıları kendisini bir anda 18 yaşındaki Jeongguk'un, o gün pastahaneye gelen adamın kırmızı tutamlarına bakan hayran bakışlarına götürmüştü.
Taehyung'u ona aşık olduğu gündeki hâlinde görünce istemsizce duygulanmış ve gözleri dolmuştu güzel omeganın. Minik ellerini kendisine bakmaya çekinen deltanın boynuna sarmaladı ve gözyaşlarını adamın boynunda akıttı.
"Taehyung," İster istemez bir hıçkırık kaçmıştı dudaklarından. "Se-Seni çok özledim..."
Belinde hissettiği kemikli eller hiç bu kadar sıcak hissettirmemişti sanki. O eller dokunduğu yeri yakıyordu. Nabzını hızlandırıyordu. "Ne-Neredeydin?"
Fakat duyduğu boğuk ses, nabzının hiç olmadığı kadar hızlandıracak bir cevap vermişti kendisine.
"Ben hep buradaydım Jeongguk." Adam elini oğlanının kalbinin üzerine koydu.
Jungkook o an bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başlamıştı. Omega kurduna göre bildikleri hiç bir zaman yeterli olmasa da, bir şeylerin ters gittiğini biliyordu. Keza; Taehyung, kendisini henüz asıl adının Jeongguk olduğunu bilecek kadar tanımıyordu.
Adamın boynundaki elleri gevşerken, yüzünü yavaşça kaldırdı ve kendisinden uzun adamın yüzüne doğru kaldırdı yüzünü. Kaşları çatılmış, dün gecesine nazaran mor olmayan güzel dudakları şaşkınlıkla aralanmıştı.
"Taehyung...?"
Kırmızı saçlı delta kafasını yavaşça sallayıp, sessizce cıkladı. Gözlerinden yeni kıvılcımlar çıkıyordu.
"Victor." diye düzeltti. "Kim Victor."
Jeongguk sanki bunu duymanın kendisine hatırlattığı o bardağı gece ile dejavu yaşamış gibi, dudaklarının bu sözlerin devamını getirmesini engelleyememiş; anlamsızca fısıldamıştı.
"Kırmızı deltam..."
.
.
.
Bölüm sonu.
!Önemli!
Aslına bakarsanız yeni bölüm atmayacaktım. Çünkü duyuruda da bahsettiğim gibi kitaba gram etkileşim vermeden yeni bölüm bekliyorsunuz.
Win Untouchable, hep dediğim gibi benim kurgusuna en fazla emek verdiğim ficim. Emeklerimin karşılığını görmek istiyorum.
15.bölüme kadar geldiyseniz demek ki fıçı beğeniyorsunuz. Teşekkürler. Fakat şu yıldıza basmaya da üşenmeyin rica ediyorum.
Umarım kendimi iyi bir dille açıklayabilmişimdir.
Duyuruda da dediğim gibi, yeterli etkileşim gelmediği sürece; yeni bölüm yakın zamanda gelmeyecek. Beni de anlayın lütfen.
Bir sonraki bölümde -umarım- görüşmek dileğiyle.
Öptüm:*

