________
Ay ve güneş kavuştuğunda, birbirimize kavuşacağız.
________
⚝
Win Untoucbable
(Dokunulmazı Kazan)
⚝
Bölüm 14
hot tears
°
Jungkook
Monachopsis,
Belli belirsiz ama son derece kalıcı olan, bir yere tam olarak ait olmama duygusu.
Kendimi bildim bileli bu duyguyu yaşıyorum.
Geçmişim bir an bile beni rahat bırakmazken, evimi bulamıyorum. Bir yere ait değilim. Kimseye ait değilim. Kimse bana ait değil.
Kim Taehyung.
İlk aşkım.
Ona aşığım. Onu ilk gördüğümde saçılan kıpkırmızı tutumlarına ve kalbimin en ücra köşelerinde tatlı bir sızı bırakan o nazik gülümsemesine aşığım.
Ama o zaman zamanlar anlayamadığım bir takım sorunlar vardı. Neden kalbimin o ücra köşelerinin, şimdilerde o adama bu denli tanıdık hissettirmediği gibi.
Taehyung değişmişti. En başta birbirimizi kazanmak için yaptığımız savaş boyunca ne kadar iyiysek, son günlerde o kadar tuhaftı aramız. Bir sorun vardı. İçinde yaşadığı ve bana anlatmadığı bir sorun vardı.
Ve ben bu sorunun, benim aklımdaki bu sorunla bir bağlantısı olduğuna nedensizce emindim.
~
ilâhi bakış açısı.
•flashback•
Taehyung, Jungkook'un o güzel dudaklarıyla dudaklarını birleşdiğinde; ikisi de birbirine olan açlıkla tüm ihtiyaçları olan buymuş gibi birbirlerinin dudaklarıyla ilgilenmiş, hınçlarını onlardan çıkartmışlardı.
Omega ve delta huzurluydu.
Fakat Jungkook ve Taehyung için aynı şey söylenemezdi.
Biri kendisini anlamlandıramadığı bir şekilde eksik hissederken; diğeri o eksikliği en yakından biliyor, tehlikeyi hissediyordu.
Çünkü onları izleyen kırmızı delta, bu geceyi kırmızıya boyayacaktı.
Jungkook'un ince bacakları sevgilisinin belinde, elleri esnesinde birleşmişken; Taehyung koca elleriyle belini sarmalıyor, dudaklarını dudakları arasına alıp emerek ilerliyordu.
Dili Jungkook'un dudakları arasına sızmışken, içerideki dilini usulca yakalamış ve dudaklarıyla cepheleyip emmeye başlamıştı. Terastan çıkarken duyulan tok adım seslerine omeganın dudaklarından sızan kan ile beraber inleyişi eşlik etmişti.
Yeterli değil.
Omega kurttan her zamanki gibi memnuniyetsiz mırıltılar duyuluyordu.
Yeterli değildi ona göre. Ne Jungkook, ne çiçeklerinin sahibi, ne de omeganın kendisi... Hiç bir şey yeterli değildi. Zaten Jungkook deltasını bulmuşken daha ne isteyebilir, anlayamıyordu.
Bir kurt daha ne kadar doyumsuz olabilirdi?
Deltanın bir eli omeganın kalçalarını bulup, dolgunlukları parmak boğumlarından sızacak şekilde sıkarken; davet salonunun holünde sevgilisinin bedenini boş duvara yaslamış ve diğer elini kafası ile duvar arasına süper etmişti.
Alt dudağını tekrar dudakları arasına çektiğinde sertliğinden dolayı dilleri bile birbirine çarpmış, fakat bunu ikisi de umursamamışlardı. Omeganın pembe dudakları arasından kısık bir inilti fırlayıp giderken, loş bir ışığın aydınlattığı ortamda ani bir değişiklik yaşanmış ve sert öpücükleri son bulmuştu.
Keza aniden etraf loş, koyu bir sarı rengine boyanmıştı.
Jungkook'un anlamsız bakışları etrafta gezinirken, etraftaki insanların anlamsız mırıltıları kulaklarına ilişiyor; istemsizce gerilmesini sağlıyordu. Etraf o kadar sarıydı ki, karşısındaki Taehyung'u bile sapsarı renkte görüyordu.
Tam ne olduğunu anlamak için ağzını açacağı sırada duyulan yüksek siren sesleri ile bir hışımla ellerini kulaklarına siper etti. O sırada Taehyung ellerini sevgilisinin kulaklarındaki elleri üzerine koyup bedenini sarmalarken etrafa bakınıyor, aniden yukarıdan fışkırmaya başlayan sular ile davet salonundan kaçmaya başlayan insanları izliyordu. Herkes gibi onun da ne olduğundan haberi yoktu.
Ta ki bu göz yorucu sarı ışıklardan sonra, sevgilisinin magenta pembesi elbisesi kırmızıya dönene ve tam da göğüs kısmında V harfi belirene dek...
•
•
1 gün sonra.
11:11*
ilâhi bakış açısı.
Güzel omega, kahve bukleleri bembeyaz teninde oraya buraya savrulmuşken; gözlerini yavaşça aralamıştı sabaha. Gözleri yeni uyandığı için kısık ve şişik olsa bile, kocaman kahveli şekerleri andırıyordu. O şekerler merakla etrafında gezinmiş, uyandığı yerin oldukça yabancı olduğunu fark etmişti.
Üzerinde gece giyindiği 'Afrodit'in Gülü' yerine, her akşam giyindiği geceliğine benzeyen beyaz renk saten, fakat çok daha kısa bir transparan gecelik vardı. Önündeki kuşakları birbirine gevşekçe bağlanmış, geceliğin şortlu eteği dolgun kalçasının bir kısmına kadar havalanmıştı.
Oldukça az bir feromon kokusu doluyordu burnuna. Bu vanilyalı feromon her zamanki gibi tanıdıktı. O güzel kokusu ciğerlerine doldukça, aklına yeni düşünceler de doldu Jungkook'un.
Taehyung da burada olmalı... diye düşündü.
Yumuşacık ve tertemiz kokan yatakta yavaşça doğrulurken, hâlâ geceden gelen bir mide bulantısı hissediyordu. O şarapta kesinlikle bir şey vardı. Ve bunu tam anlamıyla emin olduğunda, o Ahm Sungjae denilen adamı doğduğuna pişman edecekti.
Dün gece tuvalette tüm midesini istifra ettikten sonra Taehyung gelmişti. Hatırlıyordu... Sarılmış, öpüşmüş, hasret gidermişlerdi. Güzel saniyelerdi.
Fakat gecenin ilerleyen zamanlarında ikisi birbirinin teninde dinlenirken; bir anda yangın alarmı gelmiş gibi tavandan sular fışkırmaya, alarmlar ötmeye, insanlar çığlıklar içerisinde kaçmaya başlamışlardı. Bir şeyler dönüyordu. Evet, kesinlikle bir şeyler dönüyordu. Ki etrafı sarıya boyayan ve magenta rengi elbisesini kan kırmızısına dönüştüren o loş ışık da, çabasıydı.
Omega, zehirlenmesi ve aniden yanındaki deltasının aşırı yoğun bir feromon yaymaya başlaması ile kurdunu daha fazla zorlayamamış, güçsüz düşerek yere yığılmıştı. Ki kırmızıya boyanan elbisesinin üzerindeki V harfinin bilincinde bile değildi.
Hatırladığı, olan biten buydu.
Fakat asıl olaylar, tam da bu andan sonra başlamıştı.
•
•
1 gün önce.
1:59 a.m.
Davet Salonu.
ilâhi bakış açısı.
Taehyung omegasının elbisesindeki o malum harfi gördükten sonra, dudakları arasından kısık bir siktir çekmeyi engelleyememiş; aniden yoğun bir feromon yaymaya başlamıştı. Ki bu feromon öyle yoğundu ki, zaten zehirlenen ve istifra etmemek için kendisini zor tutan Jungkook'un aniden yığılmasına neden olmuştu.
Taehyung, Jungkook yere yığılmadan hemen önce onu tutmuş; endişe içerisindeki gözleriyle bakıyordu ona. İçinden onlarca söz, delta kurdundan onlarca küfür yiyordu.
"Jungkook!"
Eliyle omegasının yanağına bir kaç tokat attı. Fakat Jungkook'tan ses seda yoktu. Yere dizleri üzerinde çökmüş olan deltanın, kucağında öyle uzanıyordu hareketsiz bir biçimde.
"Jungkook uyan!"
Taehyung'un ise boğuk sesi git gide titriyor, nabzı teklemeye başlıyordu. "Güzelim... Yalvarırım uyan..."
Onu koruyamadın.
'Onu koruyamadım...'
Pişmandı. Ölesiye pişmandı. Hayır hayır, onu bırakmamalıydı. Onu bırakıp Daegu'ya gitmemeliydi.
Jungkook bu davete gelmemeliydi. O şarabı içmemeliydi. En çok da, şarap kırmızısında saçlara sahip olan deltanın hediyesi olan bu sikik elbiseyi giyinmemeliydi.
Taehyung hissediyordu. Endişeyi, umutsuzluğu, çaresizliği... En çok da kaybetme korkusunu. İliklerine kadar hissediyordu.
Kaybedecekti.
Omegasını kaybedecekti.
Çığlıklar git gide azalırken insanlar davet salonunu terk etmiş, koskoca salonda sadece ikisi kalmıştı. Taehyung pes etmeden seslenmeye ve dürtüklemeye devam etti omegasını. En keskin feromonlarını yayıyor, Jungkook uyanmasa bile omega kurdu uyandırmaya çalışıyordu.
Omega kurdu uyanırsa, Jungkook'u da uyandırırdı, değil mi?
Tavandan akan sular parlak zemini sular içinde bırakırken ikisi de ıpıslak olmuştu. Taehyung tıpkı kendisi gibi Jungkook'un da ıslandığını idrak edince sevgilisinin üzerine biraz daha eğildi ve olabildiğince sulardan engellemeye çalıştı. Çünkü Jungkook çabuk hasta olurdu. Birbirleriyle çok uzun zamandır yakın olmasalar da, birbirlerine dokunulmazlar iken Taehyung, Jungkook'u tanımıştı.
"Uyan..." Yüzünden soğuk damlalar dökülürken, gözlerinden sıcak damlalar döküldü. "...Yalvarırım..."
Seni kaybedemem.
Omeganın pembe dudakları, soluk bir mor rengine dönüşmeye başlarken; Taehyung aniden delta kurdundan duyduğu çağrılara kulak asmamış, kendilerine doğru yaklaşan, tok adım seslerini fark etmek için biraz geç kalmıştı.
Ona kaybedemem.
Aralık dudakları arasından dökülen kısık fısıltılar tıpkı yavaşça yaklaşan tok adım sesleri gibi, zamanla son bulmuştu.
Taehyung'un ise sevgilisinin soluk dudaklarında kilitlenen kahve irisleri, ikisinin hemen önünde duran bir çift siyah renk, deri bota dönmüştü.
Kim olduğunu en az kendisi kadar bildiği bu adamın botları bile, kolları arasındaki güzeli daha da sıkı sarmalamasını sağladı.
Gerçeklerle yüzleşmeye hazır değildi henüz. İrisleri titriyordu.
Ve o titrek irisler, yavaşça o siyah deri botlardan, kaslı baldırlara, oradan sıkı gövdeye, deri ceketi ve siyah kıyafetleri içerisinde bir motorcu gibi gözüken adamın kırmızı tutamlarına kadar yükseldi.
O kırmızı saçlı adamın yüzünde, tehlikeli olduğu kadar durgun bir gülümseme vardı. Esmer teni bir ay gibi parlıyor, göz bebekleri bir yıldız gibi ışıldıyordu.
Güzel oğlanının, ikizinin kolları arasında baygın yatıyor oluşunda nefret etti. Onun üşüyor oluşundan, o morun en açık tonuna dönmüş dudaklarını, kendi dudaklarıyla ısıtamıyor oluşundan nefret etti.
Kaşları git gide çatılırken, yerdeki bitik durumda olan adama seslendi boğuk sesiyle. "Sevgili ikizim..."
Taehyung onun sesini duymaktan haz etmiyordu. O ağzından çıkan her bir kelime, her bir harf sanki cehenneme gidecek olan günâhkâr bir adamın, cenaze törenindeki duyulan kilise çanıydı.
Sesi, son pişmanlığı dinletiyordu Taehyung'a.
Yorgun ve bitkin gözleri tekrardan kolları arasındaki güzeline döndüğünde, birbirine kenetli elleri arasında Jungkook'un tatlı nabzını hissetti. Dudaklarında çok ufak, buruk bir gülümseme olmuş; fakat buna bile mecali olmadığını hissetmiş gibi, tekrar donuklaşmıştı.
Hâlsizce yükseltti gözlerini karşısındaki kızıl adama. Aynı boğuk sesini duyuldu tavandan dökülen su damlaları arasından.
"Neden..." diye sordu. "Neden, Victor...?"
Neden yapmak zorundasın?
Neden beni yalnızlığa, onsuzluğa mahkum etmek zorundasın?
Söylesene...
Neden buradasın?
Victor sanki ikizinin dediklerini duymuş gibi kafa salladı ona. Gözleri kısıldı, başı hafifçe eğildi yana doğru ve dolgun dudakları aralandı.
"O gün pastahanede gördüğüm ruh eşim için, aşık olduğum oğlanım için buradayım. Bunun için bana kızma Taehyung..."
Gözleri birbirine kenetli, kurtları birdi deltaların. Tek farkları, ruhlarıydı.
"Benim olanı almaya geldim."
.
.
.
Bölüm sonu.
11:11* : numarolojide ruhsal uyanışlar ve güçlü başlangıçlar anlamına gelir.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Farkındayım bölüm baya geç geldi ama diğer ficlerimle ilgileniyordum. Zaten yeni bölüm isteyip duruyorsunuz ama kitaba en ufak bir etkileşim bir vermiyorsunuz.
Ne bir yorum ne bir oy var. Etkileşim olmadığı sürece kitabımız büyüyemez arkadaşlar. Rica ediyorum artık bunun farkına varın..
Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.
Hoşça kalıntrong>
