İçeriğe geç

Win Untouchable [taekookv]

Bölüm 10 · 9 dk okuma

Win Untouchable [taekookv]

Bölüm 10

10

Bölüme geçmeden önce oy vermeyi unutmayın. Yorumları da görelimm

İyi okumalar bebeklerim 💋💋

*

_____

Sana olan nefretim, aşkımdan da büyük.

______

°

Win Untouchable

(Dokunulmazı Kazan)

°

Bölüm 10

serpente rosa || pembe yılan

*

*

İlâhi bakış açısı.

"Dur, Park."

Sinirden dolayı elleri titriyordu Victor'un. Kurdunda hissettiği acı, onu öylesine yaralıyordu ki; bir kaç dakika öncesine kadar iyiyken şimdi kendini bok gibi hissediyordu.

Anlayamıyordu, nasıl bu kadar düşüncesiz olabilmişti...?

"B-Bu ne demek-"

"Özür dilerim... Bak- Bu bir hataydı."

Hâlâ adamın bacak arasında sızlayan dizleriyle oturan sarı saçlı çocuk, kaşları çatılı bir şekilde ona bakarken; yaptığı kısa süreli ağız işinden dolayı ıslanan gözlerinden ince bir yol çizilmesini engelleyememişti.

"Sen..."

"İleri gidemeyiz- Kurdum..." Kurdunun neden bu hâlde olduğunu düşününce istemsizce dişlerini sıkmış, ellerini yumruk yapmıştı. Victor, omegam ve deltası sevişiyor, diyemiyordu.

"...Kurdum çok hasta. Ben ne yapacağımı bilemedim."

Çocuk bir hışımla dizlerinden destek alarak ayağa kalktığında duyduğu utanç yüzünden döktüğü ufak bir gözyaşı adamın eli üzerine düşmüştü.

Kırmızı saçlı adam, çocuk kendini toparlayıp kapıya doğru ilerlerken; bir hışımla dışarıdaki erkekliğini boxerının içine koymuş ve fermuarını bile çekmeden çocuğa doğru ilerlemişti.

"Jimin! Bekle!"

Çocuk kapıyı açtığı an, kolunu tutarak; onu kapıya doğru yasladı ve kapıyı kapattı. Sinirinden ve kendine olan kızgınlığından dolayı; yüzü milimine dek kaskatı kesilmiş duruyordu. Çocuğun; duyduğu utançtan dolayı kıpkırmızı olmuş ve gözyaşlarıyla ıslanmış yüzüne nazaran, çok daha ciddiydi.

"Sana yemin ediyorum ki, aklım yerinde değildi. Kurdum acı çekiyordu Jimin. Belki acım bu şekilde diner sandım ama aksine çok daha fazla acı çektim. Ben gerçekten özür dileri-"

"Neden Taehyung her şeye sahipken, sen bu lanet hayatında onun başarısını izliyorsun; biliyor musun?"

İşaret parmağını uzatarak, adamın sert göğsüne vurdu. Gözünden düşen yaşlar ve sinirden titreyen bedeni onun nasıl bir durumda olduğunu belli ediyordu.

"Çünkü Taehyung senin varlığını bilmesine rağmen çektiğin acıyı umursamazken ve o biricik omegan ikizinle düzüşürken, yalnızlık pencerenden izleyen zavallı bir adamsın. Suçu acı çektiğini bilen bende bile arayamayacak kadar aptalsın."

Her bir cümlesinde elini adamın göğsüne yumruk atar gibi vururken, kocaman olmuş gözlerini büyüterek daha da yüksek sesle bağırmaya başladı.

"Şu sikik hayatında hiç kimse sana yapılanları görmezken, sen de o hiç kimselerden olmaya devam et! Çünkü bu yalnızlıkla, omeganı bile sevgili kardeşine hediye edeceksin!"

Adamın göğsüne sert bir yumruk atarken, bir hışımla ondan kurtuldu ve kapıyı açıp ne kadar sert bir şekilde çarptığını bile umursamadan odadan ayrıldı. Arkasında, kapıya sırtını yaslayarak düşüncelere dalan deltayı bırakıyor oluşunu umursamadan hem de...

*

*

1 gün sonra.

09:25

Jungkook

Omzumun üzerinde hissettiğim dudaklar, beni uyandırmayı başaracak kadar cezbedici olan vanilya kokusunu almam ile yabancılık hissini engellemişti. Gözlerim yeni uyandığım için zar zor açılırken; omzumdan köprücük kemiğime ve oradan boynuma yükselen öpücüklerde dinleniyordum.

Minik öpücükleri kıkırdamamı sağlarken, dudaklarını boynumdan çekmiş; bakışlarını yüzüme yükseltmişti. Kolları arasındaki bedenimi daha da sıkı sarmalayıp göğsüne çekti ve saçlarım arasınındaki burnundan sesli bir nefes çekti.

"Çilek kokuna taptığını söylemiş miydim?"

Kafamı hayır anlamında salladım. Dağınık saçlarım ve alnıma kahve kahküllerim dökülürken net olmayan görüşümümde, sadece sabah güneşinin vurduğu esmer teni vardı. Elimi yanağına götürdüm ve baş parmağımla esmer tenini usulca okşadım.

"Bana taptığını söylemiştin."

Yanağını okşayan elimi tutup, avcuma minik öpücük kondurdu. O da uyanalı çok olmamış olmalıydı ki; gözleri şişmiş, saçlarım tamamen dağılmıştı. Fakat Kim Taehyung, bu hâlde bile görüp görebileceğim en seksi canlı falandı.

"Peki ben sana, Yunan Tanrısına benziyor olduğunu söylemiş miydim?"

Bakışlarım keskin hatlara sahip yüzünün her bir biliminde gezinirken, göz devirişine şahit oldum. Ardından ise ellerini belimin iki yanında bırakıp, yanağını karnıma yaslayıp uzandı. Sağımdaki elinin yaramaz parmak uçları, belimde geziniyordu.

"Hiç sanmıyorum..."

Karnıma dökülen saçlarıyla oynamaya başlarken, yoğunlaştığını hissettiğim vanilya kokusuyla bundan oldukça hoşnut olduğunu fark ettim. Hiç sıkılmadan, o tekrar karnımda mayışıyor olmasına rağmen; kahve tutamlarıyla oynadım. Bazen onları canı acımayacak şekilde parmaklarıma doladım, bazen ise iki tutamın ucunu birleştirerek minik bir kalp şekli oluşturdum.

Tek bildiğim, onunlayken hiç olmadığım kadar huzurlu olduğumdu.

Mayıştığına hatta uyuduğuna emin olsam bile, karnıma kondurduğu minik öpücük ile beraber bunun aksini kanıtladı bana. Uyumuyor oluşundan yararlanarak, konuşma açtım.

"Bugün şirkete gitmiyor musun?" Ellerim hâlâ saçlarında, elleri hâlâ belimde geziniyordu.

Derin bir iç çekti. "Gidiyorum bebeğim."

"Ne zaman dönersin peki?"

İkimiz de aynı şirkette çalıştığımız için, şirkette sürekli yüz göz oluyorduk ama ajans teklifleri için kısa bir süreliğine izin aldığım için onun aksine ben, bu kısa süre boyunca evdeydim.

Yani, evimizde.

"En kısa sürede..." Tekrar öptü tenimi. Ardından ise kısık bir nefesini saldıktan sonra iki yanımdaki ellerinden destek alarak yükseldi ve yüzüme doğru eğilerek dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu. "...Kiraz tadın için, en kısa sürede."

Kıkırdayıp ellerimi boynuna sarmaladım ve yüzünü yüzüme yakınlaştırıp birleştirdim dudaklarımızı. Öpücüğümüz kısa sürerken, bacaklarımı beline sarma çabam ile kalçamda hissettiğim ağrı, inlememe sebep oldu. Bununla beraber eli bacağımı tutup, yavaşça yatağa indirdi.

"Kendini zorlama..."

Kalın ses tonunu duymamla alt dudağımı piercingim ile beraber ağzımın içine çektim ve boynundaki ellerimden birini göğsünden sürterek yavaşça kasıklarına getirdim. Gözlerimdeki gözleri her saniye büyürken, istemsizce kıkırdamıştım. Elimde hissettiğim sertlik ile erkekliğini tuttum ve parmak ucumla dürtükledim.

"Ne yapayım Taehyung...? Bunun bu kadar acıtacağını düşünmemiştim."

Bakışları, dişlerimden kurtulan alt dudağım ve gözlerim arasında gidip geliyordu.

"Seni..."

Dudaklarına bakıp gülümserken kafa salladım. "Beni...?"

Tam konuşacağı sırada aniden kırmızıya dönen sağ gözü ile ikimiz de istemsizce kaşlarımızı çattık.

Aslına bakılırsa, biraz tuhafıma gidiyordu. Yani... Bir delta olarak kurduna söz geçiremiyor oluşu...

Çok tuhaftı.

"Kurdunun bunu yapması normal mi?"

Gözlerini yavaşça yumarken, kafasını salladı bilmiyorum der gibi. Bu tepkisi öyle içtendi ki, bilmiyorum fakat bu durumdan nefret ediyorum diyordu sanki. Kurdunun bedenini ele geçirmesi, berbat bir şey olmalıydı.

Bunu en iyi ben bilirdim.

Ellerimi boynuna getirdim ve rahatlatmak amacıyla okşadım. Alnım alnına dayanırken, gözlerini kırpıştırması bir anda kırmızı olan gözünün eski hâline dönmesini sağladı.

"Sorun yok Taehyung... Ben buradayım."

Derin bir nefes verdi. Boynumdaki ellerimden birini tutup tam olarak, sol göğsüne, kalbinin üzerine koydu. "Buradasın..."

Duyduğum sözlerle istemsizce tekrar gülümserken, o da karşılık verdi. Gözleri aniden duyulan guruldama sesi ile karnıma kaydı. Yanaklarım istemsizce kızardığında ondan sadece daha da kızarmasını sağlayacak kıkırdamalar duyuyordum.

Dudağımı büküp, omzuna hafifçe vurdum.

"Gülme."

Anında kıkırdamayı bırakıp, dudaklarını birbirine bastırdı. "Yemek yiyelim en iyisi."

Hâlâ sinirlerim bozulmasına rağmen acıkan karnım için kafamı olumlu anlamda sallayıp ellerimi ensesinde birleştirecek şekilde sarıldım.

Ellerini belime sarmaladı ve yavaşça destekleyerek kaldırdı bedenimi. Hiç bir utanma belirtisi göstermeden çıplak bedenimi çıplak bedenine sarmaladım.

Tuttuğu bedenimle yataktan çıktığında, bir eliyle yakınımızdaki dolaptan kıyafetlerimizi alıp diğer eliyle beni taşıyordu. Bu şekilde giyinemeyeceğim için beni yavaşça indirip siyah renk olan tişörtü kollarımdan geçirdi. "Ben yapabilirim-"

"Şşt."

Hemen ardından ise boxerım ile beraber her zamanki mini şortlarımdan birini bacaklarımdan geçirdi. "Senin yapmanı isteseydim, zaten yapmazdım güzelliğim."

Benimle işi bittikten sonra ne ara astığını bilmediğim takım elbisesini yerinden almış ve giyinmişti. Ben ise bulunduğum yerde giyindiği süre boyunca gördüğüm mükemmel vücudunu izliyordum. İşi bitince bana döndü ve yarım ağız gülümsedi.

"Çok seksi görünüyorsun."

Bir elini bel boşluğuma ve diğerini ise arka uyluğuma atıp tekrar kucakladıktan sonra artık alıştığım için sessizce ellerimi boynuna sarmaladım. Kucağındaki bedenimle yavaş yavaş odadan çıkarken, dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu.

"Öyleyim çünkü."

*

*

15:49

deltam

güzelliğim

gece beni bekleme

geç gelebilirim çünkü

güzelce uyu

siz

ne!!

nedenn

deltam

namjoon hyung ile daegu'ya gitmemiz gerekti

Büyük ihtimalle engellenmiş hisseler ile ilgili bir sorun

siz

ya of:((

yok musun sen şimdi:((

deltam

üzgünüm bebeğim

olabildiğince erken gelmeye çalışırım

ama sen yine de beni bekleme

sakın uyumayı ihmal etme

siz

ama

Yazıyor...

deltam

namjoon hyung çağırıyor

gitmem gerekli

çevrimiçi

siz

of tamam

dikkat et tamam mı

bir şey olursa haberdar et

deltam

merak etme güzel omegam

seni seviyorum

çevrimdışı

siz

ben de seni🥺

iletildi.

*

15:52

İlâhi Bakış Açısı.

Güneşin sıcaklığının yakmadığı bu saatlerde Jungkook, kapalı havuz salonu yerine dışarıdaki havuzda güneşlenmeyi tercih etmişti. Her ne kadar güneşlenmek için çıkmış olsa da, güneşin yüzüne vurmasından nefret ediyor; şezlongunun şemsiyesinin olabildiğince tüm vücudunu gölgelemesi için uğraşıyordu.

En sonunda rahatı bulduğunda yaklaşık yarım saat kadar güneş gözlüklerinin gizlediği gözlerini dinlendirmiş ve vanilyalı kokteylinden yavaş yudumlar almıştı.

Can sıkıntısından ne yapacağını bilemediğinden; bir aralar pipetle dudak piercingini dürtüklemeye, kapalı gözlerinin ardından gideceği defilelerin çetelesini çıkartmaya, içinden Fransızca 100'e kadar saymaya başlamıştı. Tabii bazı sayılarını hatırlayamayınca sinirlenmiş, onu da bırakmıştı.

"Bay Jeon...?"

Şimdi ise yarısında bıraktığı Faust'u okurken, duyduğu ses ile yanına yaklaşan bedene doğru dönmüştü. Gördüğü manzara aklını karıştırmıştı. "Bu ne?" dedi arkadaki genç betanın elindekini işaret ederek.

"Sizin için, efendim."

Omega anlamamış gibi kaşlarını çatarken karşısındaki iki adamı süzmüş, gözlerini kısmıştı.

"Benim için mi?"

Orta yaşlardaki adam hemen arkasında duran, orta boydaki siyah kutuyu tutan genç çocuğa karşı dönmüş; kutuyu vermesini söylemişti.

Adam kutuyu aldıktan sonra tekrardan omegaya doğru adımladı ve saygıyla eğildi.

"Evet efendim."

Omega kendisine takdim edilen kutuyu kabul etti ve bacakları üzerine bırakıp görünüşünü inceledi. Bakışları siyah kutudayken adama yönelik konuştu. "Kimden?"

Adam rahat bir şekilde cevaplamıştı. "Bilmiyorum efendim."

Jungkook'un aldığı cevap ile kaşları daha da çatılmıştı. Zaten dışarıya oldukça soğuk olan omega şu anda iki çalışanı da fazlasıyla germeyi başarmıştı. Fakat aklına gelen isim ile aniden bakışlarını yumuşatmış, bıyık altından gülümsemişti.

Kafaları eğik olmasına rağmen omegayı gören adamlar bu ifade ile şaşırsalar bile bir cevap hakkı sunulmadan, omegadan gelen "çıkabilirsiniz." emri ile seri bir şekilde havuz alanından ayrıldılar.

Şimdi alanda tek kalan Jungkook; kucağındaki kutuya bakıyor, istemsizce gülümsüyordu. Taehyung bu gece gelemeyeceğini söylediğinde, kendisinin kırıldığını düşünmüş ve hediye almış olmalıydı. Gerçekten, ince düşünceliydi.

Yüzündeki sırıtma ile kutunun üst tarafını kaldırdı ve içerisinde her ne varsa onu örten beyaz renk tül ile karşılaştı. Tülü de indirdiğinde ilk karşılaştığı manzara, pembe renk bir kumaştı.

Tanıdık gelen kumaş saniyelerin ardından tekrardan kaşlarını çatmasını sağladığında, yutkunarak ellerini kumaşa uzattı ve kutudan çıkarttı.

Kaliteli kumaşı, göğüs ve yaka kısmındaki pembe renk elmasları, sırt dekoltesinin açıklığı, elbisenin belli olan kısalığı ve en çok da dikkat çeken: boynunu sarmalayan pembe renk yılan detayı.

Bu o elbiseydi.

La rose d'Aphrodite. (Afrodit'in Gülü.)

Omega tam da o anlarda anlıyordu ki; sırf bu elbise yüzünden büyük bir hisse savaşına giren Taehyung, ona bunu almış olamazdı. Ki alsa bile elbisenin altında gizlenen ufak kağıda, böyle açık bir not yazmazdı.

"Kim Victor, kırmızı deltan."

.

.

.

Bölüm sonu.

Açıkçası son bölüme yazılan bazı kötü yorumlardan sonra yazma isteğim biraz azalmıştı. Bu yüzden yeni bölüm birazcık geç geldi. Çünkü ben 'kötü yorumlar umrumda değil', 'kimsenin ne dediğini siklemiyorum' kişisi değilim. Umursuyorum.

Ki en başından beridir dediğim gibi; sizin yorumlarınız benim için çok önemli. Yazılan her yorumu okuyorum ve dikkate alıyorum. İster iyi, ister kötü. Sonuç olarak kötü yorumları okumak ciddi anlamda fazlasıyla canımı sıktı ve moralimi bozdu.

Rica ediyorum eleştiri yaparken, karşıdaki kişiyi kırmamaya özen gösterin.

Aynı zamanda diğer okuyucularıma çok teşekkür ediyorum. Her ne kadar Win Untouchable'da yolun başında olsak da, çok yüksek olmayan okunmaya rağmen #bts'te 1. sıraya oturmuşuz.



Yorum ve oylarını esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. İyi varsınıztrong>



Son olarak söyleyeceğim şey ise şu olacak. Son bölümlerin sonunda da söylediğim gibi; lütfen victor'a linç yorumları yapmayı bırakın. Sevmiyorsanız ciddiyim okumak zorunda değilsiniz.




Karakterimin linç edilmesi, gerçekten benim için çok üzücü bir durum. Umarım demek istediklerimi anlıyorsunuzdur.




Bir sonraki bölümde görüşmek üzeree




Öpüldünüzz💋🍒🍓






Bölüm sonu

2 yorum