İçeriğe geç

Win Untouchable [taekookv]

Bölüm 11 · 5 dk okuma

Win Untouchable [taekookv]

Bölüm 11

11

_______

İnsanlar yıldızlar gibidir.

Biri yok olur gider, fakat geriye kalan tüm yıldızlar ışıldamaya devam eder.

Tıpkı senin gibi.

________

°

Win Untouchable

(Dokunulmazı Kazan)

°

Bölüm 11

-dark side-

•••

"Hayır diyorum Jungkook."

Omega kurdum tarafından baskılanan benliğim, son günlerde zaten aklımı son derece karmaşık hâle getirmişken; şu anda yaşadığım şu sikik dramatize sinirlerimi bozmaktan başka hiç bir şey yapmıyordu.

"Ne zamandan beridir, ne yapacağıma karışıyorsun?"

Telefonun diğer bir hattından gergin bir nefes sesi geldiğinde, aynı şekilde bir nefes verdim. Nedenini bilmediğim bir şekilde fazla tepki veriyordu. Hatta öyle fazla tepki veriyordu ki, tek amacının ilişkimizin ilk kavgasını yaşamak olduğunu zannetmeye başlayacaktım.

Sakin kalmaya çalışarak ses tonu mu düzene soktum. "Bu davet benim için veriliyor. Tabiki de gideceğim."

"Gitmeyeceksin."

"Gideceğim."

"Jungkook..."

İmâlı ses tonu, beni susturmaya yetmemişti. Her ne kadar başka bir göz tarafından şımarık olarak nitelendirilecek olsam bile, ben kimsenin sözünün aştında ezilecek birisi değildim. Bu kişi deltam olsa bile.

"Eğer ki burada olsaydın, beraber giderdik Taehyung. Ne yapmaya çalıştığını da anlamıyorum ki.."

"Burada olmayı ben mi istiyorum sanıyorsun! Daegu'ya gitmek zorundaydım!"

"Ben de bu davete gitmek zorundayım!"

Titrek bir nefes daha aldı. Bir kaç hışırtı gelirken, bir yere oturduğunu veya gergin bir şekilde odasında turladığını tahmin ediyordum.

"Bak..." Şimdi sesi hiç olmadığı kadar derin ve sert geliyordu. "Ben yokken hiç bir davete gitmeni istemiyorum. Hele ki omegama yavşayan bir piçin düzenlediği davete, asla!"

Elimi alnım ve burnuna yaslayarak gözlerimi yumdum ve ciddi anlamda belki de onuncu kere verdiğim sakinleşme amaçlı titrek nefeslerimi saldım. "Taehyung... Biliyorsun, bu davet hem şirket hem de kariyerim için çok önemli."

"O davete gitmeyeceksin. Umrumda değil. Ne şirket ne de-"

"Ne de kariyerim, değil mi? Bu kadar mı umrunda değilim?"

Bir kaç saniye ikimiz arasında da süren sessizlik sonrasında sadece çatık kaşlarım, şaşkınlıkla aralanan ince dudaklarım ile bir cevap bekliyorken, ondan istediğimi almam uzun sürmüştü.

"Öyle olmadığını biliyorsun."

Oturduğum yatakta ilerleyerek sırtımı yatak başlığına yasladım ve bir bacağımı kırarken diğerini yatağa boylu boyunca uzattım. Telefondan sadece onun tek tük nefesleri ve boğuk sesi duyuluyordu.

"Sen benim en değerli hazinemsin. Davete gitmeni istemiyorum, çünkü umrumdasın. Ben sana bir şey olmasından korkuyorum, anlıyor musun?"

Git gide yumuşak ve nahif bir tona bürünen sesi içimi ısıtmayı başarırken, göbek deliğimdeki ters dönen piercingimi düzelttim ve bakışlarım oradayken araladım dudaklarımı.

"Yine de... bu davet benim için çok önemli. Dünyanın her bir ucundan büyük giyim markalarının CEO'ları sırf benim için bu davete gelecekler. Kazanabileceğimiz kârı, yükselebileceğimiz değeri düşünebiliyor musun?"

Yine o rahatsız nefesini salarken, bunun bir red olduğunu en derinlerime kadar hissedebilmiştim. Tekrar ve tekrar düşündüğüm gibi olmuştu. Sırf kendi kıskınçlığı yüzünden benim hayallerimle ilgilenmemişti.

"Benden sürekli anlayış beklerken, neden bana da anlayış göstermiyorsun?"

"Gösteriyorum. Ama- Sen dediklerimi dinlemiyorsun!"

Bir anda yükselen sesiyle ister istemez ben de yükselmiş, sırtımı yatak başlığından ayırarak yatakta bağdaş kurmuştum.

"Çünkü dediklerini dinlemek zorunda değilim!"

"Sikeyim! Şımarık ergenler gibi davranmayı kes Jungkook! Bir kere olsun olgun düşün!"

"Sırf kıskançlık krizin yüzünden hayallerimi siktir eden biri mi söylüyor bunu?! Bu çok mu olgunca!"

Tekrardan aramıza sessizlik çöktüğünde kulağıma sadece yan tarafımdaki komidinin üzerindeki saatin çıkarttığı ritmik sesler doluyordu. Fakat, sonra bu ritmik sesleri bölecek bir şey yaşandı.

"Siktir et tamam mı? Ne yapıyorsan yap."

Taehyung, bana siktiri çekti.

"Ne-"

Telefondan gelen hat kapanma sesiyle beraber yarıda kalan kelimem, resmen boğazıma dizilmişti. Telefonu kulağımdan çekip yüzümün önüne getirirken, gördüğüm deltam yazısı o saniyelerde sinirlerimi alt üst etmekten başka bir sike yaramamıştı.

O hattın kapanma sesi ve ekrandaki arama sonlandırıldı yazısı elimdeki telefonu titreyen elimle sıkmama neden olurken, sıktıkça telefonum üzerinde oluşan siyah renk daireler fazla güç uyguladığımı belli ediyordu. Bakışlarım tam olarak karşımdaki boy aynasındaki yansımama kaydığında, omegamın kışkırtıcı sesini duyuyordum.

Bitik durumdasın.

Bu öfkeme öfke kattığında boğazımı yırtarcasına çığlık atıp telefonumu, aynadaki yansımamda tam olarak yanağımdan süzülen göz yaşının düştüğü yere fırlatıp; o yansımanın parçalara ayrılmasını sağladım.

Deltanı bile kendinden bıktırdın.

Sinirden kıpkırmızı olmuş ve titreyen yüzüm milimine dek kasılırken, odanın dışından hatta malikânenin dışından dâhi duyulabilecek bir çığlık atıyordum. Bir anda ayağa kalkıp aynadan sekip yere düşen telefonumu aldım ve hâlâ parçalanmış ve donmuş ekranda deltam yazısını görünce daha da sinirlenip tekrar yere fırlattım.

Şımarık sürtük.

Ellerim sinirle saçlarıma geçerken, beynimin içinde yankılanan sikik kurdumum sesini bastırmak ister gibi kulaklarımı tıkadım. Gözlerimi öylesine yummuştum ki içeriye çökeceklerini, patlayacaklarını düşünüyordum.

"Ben şımarık bir sürtük değilim!"

Öylesin.

"Sikeyim! Şımarık ergenler gibi davranmayı kes Jungkook! Bir kere olsun olgun düşün!"

Dişlerimi kopartmak hatta kırmak ister gibi sıkarken, anı bir refleksle ellerimi saçlarımdan ve kulağımdan çekerek yerdeki parçalanmış ayna kırıklarını umursamadan ilerliyordum. "Kimse... Kimse bana emir veremez."

"Emirlerime mi ihtiyacın var yoksa?"

"Sadece senin emirlerin...

Sadece sen beni terbiye edebilirsin delta~"

Paramparça olan aynanın ve çığlıklarımın seslerini duyan Bay Min ve bir kaç yardımcısı onunda beraber yanında bittiklerinde sinirimden onlara göz ucuyla bile bakamıyordum. Keza öyle uçmuştum ki, gece kendimi tatmin ederken video çekmek için giyindiğim beyaz tül geceliğim ile çıktığımın farkında bile değildim. Hah, meşguliyetinden o videoyu gördü mü? Ona bile emin değildim.

"E-Efendim ayağınız kanıyor-"

"Bay Min!"

Bay Min başta olmak üzere yanındaki beş çalışan ellerini önünde birleştirerek diyeceğimi beklerken, ayağımdan sızan ılık sıvıyı umursamayı seçmiştim.

"Emredin efendim."

Hâlâ titreyen elimi, alnıma yapışan uzun buklelerime götürdüm ve onları gelişi güzel geriye doğru attım. O dakikalarda düşündüğüm tek şey, herkesi hayran bırakan uzun buklelerimin bu gece bu kadar dağınık gözükmeyi hak etmediğiydi.

"Bay Ahn'a davetine katılacağımı söyle." Ondan karşı bir yanıt beklemeyi eş geçerek odama yöneldiğim sırada aklıma gelen detay ile istemsizce kıvrılan dudaklarımla beraber tekrar arkamı döndüm. "Ve o elbise..."

"O elbiseyi bana getir."

•

•

Bölüm sonu

Fazla kısa bir bölüm olduğunun farkındayım bunun için çok özür diliyorum:( ama diğer ficlerime de yb yetiştirmem gerektiği ve starboy'u artık final yapmam gerektiği için WU ile fazla ilgilenemiyorum sanırım.



Yeni ficime de beklerim bebeklerim öpüldünüz muckk

Bölüm sonu

7 yorum

  • Sen bölüm gönderene kadar bende diğer fic lerini okuyim bb

  • Ay çok güzeldi çok hoşuma gitti bu fic internetsizlikten yorum yapamadım ama jungkook u o elbiseyle victor un karşısında görmeyi çok istiyorum tae bu sefer yaptığın şey hiç hoşuma gitmedi jungkook konuşmada bisüre tiripliyim sana

    1Yanıt