Eve dönerken metroda oturmadım.
Ayakta durdum, tutunma çubuğuna sarıldım, gözlerimi karşımdaki reklam panosuna diktim — sarı zemin üstünde gülümseyen bir kadın, elinde bir deterjan. Hiçbir şey görmüyordum aslında. Gözlerim oradaydı, zihnimin geri kalanı başka bir yerdeydi.
Telefondaki fotoğraflar.
Silmiştim. Hanjun telefonu bana uzatır uzatmaz, o ofisten çıkar çıkmaz, asansör kapısı kapanır kapanmaz silmiştim. Parmağım silme tuşuna basarken titriyordu — küçük, kontrol edilebilir bir titreme, ama yine de titreme. İyi değildi bu. Sakinleşmem gerekiyordu.
Sakinleştim. En azından görünürde.
Aptal eğlence anlayışıma ve heyecan arayışıma bir kere daha küfrettim. Metrodan çıkıp eve doğru yürürken olanları nerede nasıl toparlayabilirdim diye yeniden kafamdan geçirdim.
Yeni yıldan beri hayatım freni boşalmış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyordu. Tam toparlandığımı düşünürken her şeyi berbat etmiştim. Son 6 senedir deli gibi çalışıyor birçok ödül alıyordum.
Ödüller çok umrunda değildi. Kira, yemek, giyim gibi temel ihtiyaçlarımı karşıladıktan sonra kardeşimin geçimine yetecek kadar para kazanmak yeterliydi. İngiltere'ye her ay zar zor biriktirdiğim parayı gönderiyordum. Tek odalık dairemde tüm gücümle çabalayıp terfi almaya odaklanıyor, başaracağımı biliyordum. Beklediğim haberi kasım sonunda almıştım. Ülkenin en ünlü şirketler grubunun merkezinde finans bölümünde çalışacaktım. Şubede kıçımı yırtıp kaldığım mesailer işe yaramış, şefe çektiğim yağların karşılığını almıştım.
Bu haberi ilk önce kız kardeşimle sonra da Heeso ile paylaşmıştım. Kız kardeşim maaşımdan zar zor biriktirip ona para gönderdiğimin farkındaydı, haberi büyük bir sevinç ve rahatlama ile karşılayıp beni kutladı. Kendimi şımartıp o kutu gibi evden kurtulmamı, maaşımı biraz da kendim için harcamamı tembihledi. Orada rahat olduğunu okul, kütüphane arasında mekik dokuduğunu ve ekstra paraya ihtiyaç duymadığına dair ikna edici bir konuşma yaptı. Telefonu sevinçle kapatıp bu kez Heeso'yu aradım onunla buluşmak istediğimi söyledim. Aramız birkaç haftadır limonu olsa da bu habere benim kadar sevineceğini düşünüp aramızdaki buzların eriyeceğini umdum ya da ilişkimizi netleştirmeyi.
Barbekü restoranında heyecanla Heeso'yu beklemiştim. 1.5 yıldır birlikteydik. Eski iş yerindeki arkadaşlarla bara gtiitğimiz bir gün tanışmış, barın tuvaletinde yarı sarhoş bir sevişme girişiminde bulunup evin yolunu tutmuştuk. O an ortamdaki heyecanlı atmosfer, müzik, içki ve sigara dumanıyla kimyamızın uyumu iki katına çıkmıştı. Sonrasında birkaç kez birlikte olmuş 3 ayın sonunda Heeso'nun kıskançlık kriziyle ilişkimizin adını koymuştuk.
Yalnızca yatak arkadaşı olarak kalmak benim için çok da önemli değildi. İlk başlarda Heeso da aynı fikirde olsa da barda yanıma yanaşmaya çalışan birkaç yeniyetmeyi görünce olay çıkarıp birbirimize karşı sadık olmamız gerektiğine dair bir konuşma yapmıştı.
Sonrasında saçma sapan nedenlerle yeni kıskançlık krizleri olsa da bir dargın bir barışık ilişkimiz bugünlere gelmişti. Ekim ortasında kardeşime para göndermek için ekstra mesai yaptığım için yeni kavgalar patlak vermişti. Heeso'ya yeterli vakti ayırmadığım için küçük bir parça pişmanlık duyup ona güzel bir yemek ısmarlamak sonrasındaysa iyi bir seksle aramızı düzeltmek için plan yapmıştım.
Restoranda buluşup gönlünü almaya çalışırken burnu havada tavırlarını görmezden gelmeye çalıştım. Ne zaman kavga etsek alttan alan ben oluyordum. Tek gecelik olanları saymazsak düzgün ilk ilişkimdi. Yalnızdım ve sıkı çalışma sonrası rahatlamak için sürekli barlarda erkek avına çıkmak yerine Heeso'ya telefon açmak daha kolay geliyordu.
Bu kadar zamandır birlikte olsak da duygusal olarak inanılmaz şeyler paylaştığımız söylenemezdi. Yatarken yakınlık derecemiz duygusal olarak artsa da geri kalan zamanlarda sıradan arkadaşlar gibiydik. İş yerinde tanışıp iş yeriyle sınırlı bir iletişimimiz olsa ancak bu kadar olurdu herhalde. Çok da şikayetim olduğu söylenemezdi bu duruma karşı. Şikayetim daha çok Heeso'nun zaman zaman kendini gösterek yukarıdan bakan tavırları ve kıskançlık krizlerineydi.
Bu yemekle ortamı yumuşatmayı amaçlıyordum. Heeso masaya ilk oturduğunda ensemdeki tüyleri diken diken eden yorumlar yapsa da şimdi keyfi yerine gelmişti. Birkaç bardak şarap içmiş iş yerinde ne kadar iyi olduğu, peşinde gezen ve kendisine övgüyle bakan çaylaklar ve yeni aldığı arabası hakkında durmadan konuşuyorduı.
Sahip oldukları hakkında sürekli övünürdü. Zar zor aldıklarıyla hava atmaya bayılırdı. Dışarıdan gören hayatına dair fikri olmayan biri zengin bir iş adamı olduğunu düşünürdü. Oysa daha geçen görüşmemizde paraya sıkışık olduğundan bahsediyordu.
Çok üzerinde düşünmedim ama mesaide dirsek çürüttüğümü bildiği halde sürekli aldıklarından bahsetmesi sinirimi bozdu. Dinlemeye devam etmek pek istemediğim için etrafa göz gezdirdim.
Arkada kalan masada kalabalık bir grup oturmuş fısır fısır bir şeyler konuşuyordu. Takım elbiseleri ile işten çıkıp şirket yemeğine gelmiş gibi bir halleri olduğu düşünülebilirdi. Ancak yüzlerindeki ifadeler ve tam karşımda oturan orta yaşlı kel adamın sağ göz kenarından ağzına kadar olan yara izini saymazsanız. Dikkatle diğerlerini de incelerken Heeso'nun dürtmesi ile ona döndüm.
Yüzünde sinirli bir ifade vardı. Dikkatim arka taraftaki gruptayken çok fazla şey kaçırdığımı sanmıyordum. Neye bu kadar sinirlendiğini merak edip sordum. Sorum karşısında şok olmuştu barışmak için ayağıma gelip beni dinlemek yerine bir grup serseriye ağzından sular akıtarak bakıyorsun, diye kükredi. Dediklerine anlam veremeden şaşkınlıkla başımı arka taraftaki adamlara çevirdim. Ağzımın suyunu akıtmak? Herifler suçlu ya da mafya gibi bir şey olmalıydı. Neden bahsediyordu? Cevap vermeden gözlerimi yine o adamlara diktiğimi görünce hınçla yerinden kalktı. Çok meraklıysan sabaha kadar kendini onlara becert, deyip beni arkada bıraktı ve restoranı terk etti.
Onunla en son bu şekilde görüşmüştük. Elimde telefon arama yapmadan önce aklımdan son görüşmemizi yeniden tarttım. Keyfim yerindeydi. Sonuçta Seul'a taşınacaktım. Son kez görüşmek temiz bir bitiriş fena olmazdı herhalde. İlişki adamı olup olmadığımı henüz keşfedememiştim. Günübirlik ilişkiler, yatak arkadaşları uzun ilişkisiz mesai dolu çalışma süreçleri. Derken Heeso ile hayatımın en çalkantılı döneminde başarabildiğim kadar bir ilişki yaşamıştık. Kararımı verip aramaya karar verdim. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir hayat öncesi kötü anıları silmek muallakta kalan şeyleri netleştirmek iyi olurdu.
Tanıştığımız barda buluştuk. Burası arkadaşlarımla da sık sık gittiğim bir yerdi. Heeso yine şık yeni marka takım ve ayakkabılarla karşımdaydı. Bara otururken ceketini çıkarıp kolundaki rolex saati gösterecek şekilde kollarını sıvaması gözümden kaçmamıştı.
Göz devirmemek için zor tuttum kendimi. Konuya girip aldığım iş teklifini, Seul'a taşınacağımı söyledim. Terfi aldığımı söylediğimde gözlerinde bir karanlık belirmişti. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve yüzüne çarpık da olsa bir gülümseme yerleştirdi. Ne zaman, hangi şirkete, ne kadar maaşla gideceğimi sordu. Sorularına cevap vermek istemediğimi söylediğimde çenesinin kasıldığını yandan görmüştüm. Birkaç dakika sessiz dursa da yüzüne yeniden bir gülümseme yerleştirip elini bacağıma yerleştirdi. Beni özlediğini söylediğinde küçük bir çarpıntı hissettim. Ağzı kulağımda fısıldamaya devam ettiğinde donup kaldım.
"Her zaman yaramazdın, geçen sefer sadakatsizlik yapıp başka erkelerle oynaşmanı görmezden geleceğim, sonuçta yeniden affedilmek için beni aradın. Her zamanki gibi büyüklük yapıp seni affedeceğim. İstediğin şeyi bu gece sabaha kadar alacaksın, biraz yalvarmanın yeterli olduğunu biliyorsun ayağa kalkamayacak hale gelip adımı sayıklamaktan dudakların kuruyacak."
İğrenmeyle geri çekildim. Bu zamana kadar en azından düzgün bir ilişki için alttan alıp katlandığım herifin hakkımdaki düşüncelerini bu kadar çıplak ilk kez duyuyordum. Bu işi bitirmenin vaktinin geldiği anlaşılıyordu. Küçükseyici bir gülümsemeyle onu baştan aşağı süzdüm.
"Sabaha kadar adını sayıklayıp ayağa kalkamamak? Seninle tatmin olmak bile bu kadar zorken beni yalvartacağına dair fantaziler mi kuruyorsun? O küçük sikinle bu kez benim altımda olmaya ne dersin? İlk kez hayatta tatmin olmak nedir öğrenmek ister misin? Para ya da araba gibi şeyler dışında seni tatmin edebilecek yeni kapıları aralamak şu küçük dünyana yeni bir açı kazandırmak fena olmaz."
Yüzünün sinirle çarpıldığını gördükçe sözlerim daha da katılaşıyordu. Gözlerinin iyice karardığını görebiliyordum. Hışımla ayağa kalkıp elini kaldırdı. Tokat atacağını anlayıp koluna yapıştım. Oturduğum yerden güç alıp diğer elimle de göğsünden ittim. Yere kıçının üzerine oturdu. Sinirden titrediğini göz kenarındaki tikten anlayabiliyordum. Etrafımıza gelen birkaç kişi aramıza girip bizi ayırdı. Küfürler eşliğinde bardan çıktığında kendi kendime güldüm. Benim gibi birinin en uzun ilişkisine koyduğu nokta tam da böyle olurdu.
Aralık iş devri, taşınma için ev toplama, eşyaları götürecek bir araba bulmak gibi koşuşturmacalarla geçmişti. Son hafta eski arkadaşlarımla buluşup vedalaşma ayarlamıştık.
İlk başta yemekle başlayan gece kulüplerde devam etmişti. Gece yarısı sonrası kareoke bardan yarı sarhoş müdavimi olduğumuz bir diğer kulübe geçtik. 10 kişi kadar kalmış geceye devam ediyorduk. Paradan, eğlenceden kısarak geçen günler sonrası hayatımda beni bekleyen yeni ve rahat günleri düşündükçe içimden dans etmek geliyordu. Birkaç shot atıp dans pistinde bulmuştum kendimi. Arkadaşlarım da barın farklı yerlerine dağılmış ya içiyor ya da dans ediyordu.
Kafam hafif dönerken sırtımdan göğsüme doğru kayan elleri fark ettim. Dans ederken arkamdan yaklaşan birileri flörtöz minik hareketlerle sallanıyordu. Sesim çıkmadıkça hareketleri daha cüretkar olmuştu. Kafam dönerken kendimi bu ellere bırakıp dansa devam ettim. On dakika kadar kalabalıkta içkinin de etkisiyle oynaştıktan sonra arkamdaki kişinin neye benzediğini merak edip döndüm.
Oldukça yakışıklı ve uzun boyluydu. Cüssesinin aksine sevimli bir suratı vardı. Yukarı kıvrılan dudaklarıyla yüzüme doğru yaklaştı. Sıcak nefesi dudaklarıma değdiğinde bu gece sevişeceğimizi biliyordum. Hızla elini tutup bara yöneldim. Birkaç kadeh daha shot söyleyip iki dakika beklemesini istedim. Etraftaki hafif açılmış birkaç arkadaş masamıza oturmuş sohbet ediyordu. Yanlarına gidip geceyi erken bitireceğimi toparlanmaya devam etmem gerektiğini söyleyip vedalaştım.
Dans partnerimin yanına dönüp barmenin masaya bıraktığı 5'li shot boğazımı teker teker yakarken sabırsızlıkla sevimli adamın gözlerine bakıyordum. Aynı şeyi düşündüğümüzü anlamak için konuşmaya ihtiyacımız yoktu. Bardan çıkıp bir sokak arkada kalan hotellerden birine geçtik.
Odaya vardığımızda hevesle dudaklarıma kapanan dudaklar aklımı başımdan aldı. Uzun zamandır seks yapmamıştım buna ihtiyacım olduğunu biliyordum ama ciddi anlamda başım dönüyordu. İçki toleransım oldukça yüksekti. Hızla kafama diktiğim tekila yüzünden olamazdı. Gözlerimi kapattığımda gökdelenden kendimi yere bırakıyormuş hissiyle havalandığımı hissediyordum. Hevesle ağzımın içinde gezinen dile odaklanmaya çalışırken gözlerimi açık tutmaya çalıştım.
Bir yandan şehvetle yanan vücudumu vücuduna bastırırken bir yandan da baş dönmemi umursamamaya çalışıyordum. Yavaşça oda dönerken tavandaki ucuz aydınlatmayle karşı karşıya kaldım. Bir an gözlerim beyaz ışık yüzünden kamaşsa da üzerime kapanan bedenle birlikte karanlık hızla üzerime gelip bilincimi yuttu.
Ertesi gün yatak çarşaflarına sarılı şekilde uyandım. Ağrı ve şok içerisinde bakıyordum. Etrafta hiç prezervatif yoktu. Sevişmiş miydik? Göğsümdeki acıyı hissedince ayağa kalkıp aynada kendime baktım. Göğsüm yara bere içerisindeydi. Beni kırpaçlamış mıydı? Eee ama arkamda hiçbir acı ya da ağrı hissetmiyordum. Elimle göğsüme dokunup acıdan yüzümü buruşturdum. İnce çizgiler minik minik kabuk bağlamıştı bile. Gözüm bir an bileklerime kaydı. Sağ bileğimin üst kısmında da kırmızı bir iz vardı. Oraya da mı vurmuştu? Dokunduğumda hafifçe sızladığını hissettim. Dün gece ne olmuştu? Kafam karışmış bir şekilde giyinip hızlı bir şekilde eve geçmiştim. İki gün sonra da taşınıp yeni işe başladığım için bu kafa karıştıran geceyi geri plana atıp unutmaya çalışmıştım.
Ta ki ocak sonunda telefonunda bedenindeki tüm kanın çekilmesine neden olan o fotoğrafların ilkini görene kadar.
Yeniden telefonunu çıkarıp ilk fotoğrafları gördüğüm anı düşündüm. Midem ağzıma gelecek gibi olduğunda kafasımı sallayıp geçmişi deşmeyi bırakmam gerektiğini söyledim kendi kendime. Eve gelmiştim apartmana girerken telefonun çaldığını gördüm.
Arayan Heeso idi. Reddettim aramayı. Gerçekten hayatımın yokuş aşağı gittiğinin bir kanıtı da bu asalağın peşimi bırakmamış olmasıydı. Şubatta yeniden bana dadanmış telefonla birkaç kez aramıştı. Fotoğraflarla ilgisi olup olmadığını anlamak için telefonu açmıştım. Saçma egosunu bir kenara bırakmış özür diliyordu. Yeniden görüşmek isteyip birkaç saçma sebep söyleyip buluşmayı, nerede oturduğumu öğrenmeyi istemişti. Nerede oturduğumu sorduğundan beri de telefonlarına çıkmıyordum.
Şu anda yeni bir belayla uğraşacak enerjim yoktu. Neyin içine girdiğimi bilmeden koca bir şirketler grubu CEO'nun karşısına geçip şantaj yapmıştım. Ava giderken avlanıp hesap kayıtlarıyla dünya kısa bir an olsa da başıma yıkılmıştı. Bana istediğim işi ve parayı yediğim haltları bile bile vereceğini söyleyip anlaşmayı kabul ettiğinde daha da şaşırmıştım.
Şimdilik parasal konuları bu şekilde çözebileceğimi düşünüyordum. Henüz kutusuna tik atılmayan tek büyük sorun fotoğraflar ve kaynağıydı. Üzerimi çıkarıp yatağa yığıldığımda bunu çözmek için bir yol bulmayı umdum. Günün stresi ve yorgunluğu bedenimi ele geçirirken bu gece de deliksiz ve rüyasız bir uyku diledim.