Hanjun o gece depoya geç geldi.
Geç kalmak alışkanlığı değildi. Planlı geç gelmişti — adamların önce konuşmasını, Kim Jinsu'nun rahatlamasını, sonra kendisi yüzleşmek istemişti. Sürprizi severdi. Daha doğrusu, kontrolü başkasının elinde sandığı anda devreye girmeyi severdi.
Kim Jinsu şaşırdı. Tabii ki şaşırdı.
"Di-direktör—"
"Oturun," demişti Hanjun. Sesi her zamanki gibi düzdü. "Konuşmaya devam edin."
On iki yıl. On iki yıldır bu adamı tanıyordu. On iki yıldır güvenilir bir eleman olarak bölümde sayılan sektörde sevilen biriydi. Babası yıllarca bu adamla iş yapmıştı. Şirkete geldiğinden beri o da bu adama güvenmişti yoksa güvenmiş gibi mi yapmıştı? Bu iki şey arasındaki farkı babasından öğrenmişti. Kimseye güvenmezsin, Hanjun. Güveniyormuş gibi yaparsın. Bu fark bir gün hayatını kurtarır.
Kim Jinsu başına gelecekleri tahmin ettiği için ağlayıp yalvarmaya başladı.
Hanjun küçük bir baş işaretiyle adamlarına harekete geçmesini söyledi.
Adamlar Bay Kim'i bayılana kadar dövmüştü, Macao'ya gidecekti. Geri gelmeyecekti, en azından bir süre. Yeter ki başka bir şey öğrenene kadar sessiz kalsın — o kadar yeterliydi. Gerisini yaşlı adamın halledeceğinden emindi. Adamlar Bay Kim'in kollarına girip onu sürükleyerek odadan çıkardı.
Salon boşalırken Hanjun bir kez daha etrafına baktı.
Alışkanlık. Her mekândan çıkmadan önce bir tur gözle tarıyordu. Babasının öğrettiği bir şey değildi bu — kendi geliştirdiği, farkında olmadan içselleştirdiği bir refleks. Kapılar, pencereler, çıkış noktaları, görünmeyen açılar.
Üst kata bakan cam bölme.
Gözleri oraya takıldı.
Karanlıktı. Boştu. Ama bir saniye — sadece bir saniye — bir şey hissetti. Bir varlık. Bir göz.
Durdu.
Baktı.
Arkasına dönüp hafifçe gülümseyerek odadan çıktı. Karşısına çıkmadan ne kadar sabırlı olacağını merak ediyordu.
Bir ay önce Bay Kim'in işlemlerini takip ederken defterlerde bir şey dikkatini çekmişti.
Küçük transferler. Çok küçük. Çok düzenli. Akıllıca dağıtılmış.
Ve sahibi — Yoon Siwon. Kang Finans'ın yeni transferi. Ödüllü analist. Her toplantıda odanın en zeki insanı olduğunu bilen, saçma önerileri küçümserken yüzüne her duyguyu yansıtan yeni elemanı. Küçükseyici bakışlar ara ara göz devirmeler. Toplantılarda henüz söz almadığı için dikkat çekmese de Hanjun'un ilk günden beri gözü üzerindeydi. Bu kadar genç yaşta bu kadar başarı dikkatini çekmişti. Bu genç adamın işine yarayacağını biliyordu. Bu sebeple onu uzaktan gözlemlemeye karar vermişti.
İlginç, diye düşünmüştü Siwon'un defterlerle oynadığını ilk fark ettiğinde. Bay Kim'in ne yaptığını çoktan anlamış, fark edilmeyecek şekilde kendisi de harekete geçmişti. Büyük bir dikkatle Bay Kim izleniyor olmasaydı Siwon'un yakayı ele vermesi mümkün değildi.
Depodan eve giderken arabada bunları düşündü.
Hanjun elindeki çakmakla sigarasını yakarken şunu düşünmüştü: Yarın gelecek mi acaba?
Gelmişti.
Ve Hanjun, o kapı vurulduğunda, kalemini masaya bırakmadan önce bir saniye beklemiş — sadece bir saniye, fark ettirmeden — ve içinden geçen şeyi hiçbir zaman yüksek sesle söylemeyeceğini bilmişti.
Geleceğini biliyordum.
HANJUN
Depodan çıkmadan önce bir kez daha döndü.
Alışkanlık. Refleks. Babasının değil, kendisinin.
Cam bölme karanlıktı. Boştu. Ama bir saniye — sadece bir saniye — bir şey hissetti. Havada kalan bir varlık gibi. Nefes gibi. Göz gibi.
Durdu.
Baktı.
Hiçbir şey yoktu. En azından görünürde.
Hafifçe gülümseyerek arkasını döndü ve yürüdü. Arabada sigarasını yakarken tek düşündüğü şuydu: Kim olduğunu merak ediyorum.
Sabah 06:14.
Hanjun ofisine her zaman erken gelirdi — bu şehirde sabahın erken saatleri tek sessiz zamandı, koridorlar boştu, telefon çalmıyordu, kimse kapısını çalmıyordu. Bu saatlerde düşünürdü. Dosyaları okurdu. Kafasındaki denklemleri sıralardı.
Bugün önündeki dosya Yoon Siwon'unkiydi.
Bir ay önce Bay Kim'in işlemlerini tararken görmüştü bunları. Küçük transferler. Çok küçük, çok düzenli, çok akıllıca dağıtılmış — farklı hesaplar, rastgele görünen aralıklar, her biri tek başına anlamsız. Ama bir arada bakıldığında örüntü kristal gibiydi.
Biri bu şirketten para çalıyordu.
Bay Kim değildi bu. Bay Kim'inkiler çok daha büyük, çok daha ham, on iki yıllık özgüvenin getirdiği bir dikkatsizlikle yapılmış transferlerdi. Bu başkasıydı. Daha küçük. Daha genç. Daha zeki.
Sahibini bulmak üç günü almıştı. Üç gün sonra masasında Yoon Siwon'un dosyası vardı — fotoğraf, özgeçmiş, ödüller. Kang Finans'a transferi geçen yılın sonunda gerçekleşmişti. İlk toplantıda dikkat çekmişti zaten — söz almamıştı ama o küçümseyici bakışlar, o hafif göz devirmeler, odadaki en iyi fikri sahiplenildiğinde yüzüne yansıyan o ince tatminsizlik ifadesi. Bir insanı tanımak için konuşmasına gerek yoktu bazen. Nasıl dinlediği yeterliydi.
İlginç, diye düşünmüştü.
Ama acele etmemişti. Elindeki kartları doğru sırada oynamak için sabırla beklemeyi tercih ederdi. Yoon Siwon'un ne yapacağını izlemişti. Bay Kim'i takip edip etmeyeceğini merak etmişti.
Depo sahnesini kafasında yeniden kurdu.
Cam bölmede biri vardı.
Ve o biri büyük ihtimalle Yoon Siwon'du.
Kapı vurulduğunda kalemini bırakmadı.
Bir saniye bekledi — sadece bir saniye. Kim olduğunu biliyordu. Koridor saatinde henüz asistanlar yoktu, bu saatte kapısını kimse çalmazdı. Randevusuz gelen tek kişi olabilirdi.
"Girin."
Siwon girdi. Hanjun başını kaldırmadı.
Sese kulak kesildi — ayak sesleri, eşit ama kontrollü. Sonra durdu. Hanjun'un masasına yaklaştı. Bir şey koydu — metal, cama çarptı, küçük ses bu sessizlikte çok netti.
USB.
Ah.
Şimdi başını kaldırdı.
Yoon Siwon karşısında duruyordu. Fotoğrafta gördüğünden farklıydı — daha az uyumuş, gözaltları hafif, ama duruşu dik. Geri adım atmıyordu. Bu iyi. Geri adım atan biri bu ofiste işe yaramazdı.
Anlattıklarını dinledi. Kim Jinsu. Mapo deposu. Gece 02:17.
Yüzünde hiçbir şey değişmedi.
Kalem masaya indi sessizce.
Ayağa kalktı.
Karşısında durduğunda Siwon'un gözlerinin kıpırdamadığını gördü. İyi. Korkuyordu ama belli etmiyordu — ya da belli etmemeye çalışıyordu, bu da yeterliydi. Kullanılabilir bir cesaret sergiliyordu, koksa da devam etmeye yüreği vardı.
Siz de oradaydınız.
Tesadüf, dedi. Hanjun neredeyse gülümsedi. Tesadüf değildi. O depoya kendi iradesiyle gitmiş, kendi kamerayla kaydetmiş, kendi iradesiyle bu sabah bu ofise gelmişti. Tesadüf bu kadar çok karar gerektirmezdi.
Sessizliği uzattı. İnsanlar sessizlik içinde hata yapardı — doldurma ihtiyacı hisseder, fazladan konuşurlardı. Siwon susmayı seçti. Bu da bir şeydi.
Sonra masasına döndü. USB'yi aldı, parmakları arasında çevirdi.
Kang Finans'taki transferleri söylediğinde yüzüne yayılan panik havasından yakalanacağını hiç düşünmediği anlaşılıyordu. Ava giderken avlanacağına ihtimal vermemişti anlaşılan.
Konuştular. Şartlar. Maaş. Lojman.
Düşünmem gerekiyor, demişti Siwon.
Tabii.
Kendini beğenmiş olsa da becerikli olan bu genç adamı bir süre kullanabilirdi. Bay Kim aç gözlülüğünün kurbanı olup para çalmaktan çekinmemişti. İşin başından beri organizasyonla hareket ettiğini zanneden bu yaşlı kurt emekliliğini hızla garanti altına almak istemişti. Babası işleri yavaş yavaş oğullarına devrederken gençlerin aklı havada, hesap kitap bilmeyen züppeler olduğunu düşünmüş olacak ki kendi planlarını devreye sokmuştu. Mafyadan para çalmaktan bile çekinmemesi kısa sürede Hanjun'a da yamuk yapacağını gösteriyordu. Ortadan kaldırılmayı hak etmişti. Siwon sayesinde boşluğu kısa sürede dolacaktı. İşlerin içine bu genç adamı nasıl çekeceğini düşünürken kendi ayağıyla ofisine gelip hesap defterini tutmayı teklif etmesi kaderin komik bir oyunu gibiydi.
Hanjun kalemini aldı, döndürmeye başladı.
Sabah 09:02.
Asistanı bağlandı. "Direktör, Bay Yoon sizinle görüşmek istiyor, randevusu olduğunu söyledi ancak ajandanıza not alınmamış."
Hanjun neredeyse güldü. Randevusu yoktu. Ama bu saate kadar beklemiş olması — tam sabah 09:00'a kadar — kendini topladığı anlamına geliyordu. İyi uyumuştu muhtemelen. Karar vermişti. Geliyordu.
"İçeri gönderin" dedi asistanına.
Kapı vuruldu. Girdi. Hanjun imzaladığı kağıtları bırakmadı.
Siwon oturdu. Konuşmadı.
Hanjun imzalamaya devam etti.
Sessizlik uzadı. Bir dakika. Belki daha fazla.
Hanjun kalemini bırakmadı — ama gözlerini kaldırdı. Siwon ellerine bakıyordu. Parmaklarına. Daha net söylemek gerekirse kalemini tutan parmaklara. Yüzünde belirgin bir ifade yoktu ama bakışları sabitlenmişti, orada, o noktada kalmıştı.
Hanjun durdu.
Siwon fark etti — fark ettiğini fark etti — ve hızla gözlerini kaldırdı, kulağının ve yanaklarının hafifçe kızarması Hanjun'un içinden garip bir ürperti geçmesine neden oldu. Bir şeyler geveledi. Taşınma. Hesaplar. Şartlar. Mantıklı, hazırlanmış, düzgün cümleler.
Hanjun dinledi.
Eski defterleri de elden geçirip kitabına uygun hale getirmek gerekir.
Bu beklediğinden fazlaydı. Siwon sadece kabul etmemişti — işi genişletmişti. Sınırları kendisi çizmişti ve bu sınırlar Hanjun'un istediği sınırlarla büyük ölçüde örtüşüyordu.
Anlaştık.
El uzattı. Siwon'un eli soğuktu. Sıkışı kontrollüydü — ne çok güçlü, ne gevşek. Gereksiz baskı yoktu. Bu da bir şeydi, bir insanın el sıkışmasından çok şey okunurdu.
Sonra Siwon'un cebindeki telefon titredi.
Çıkardı. Ekranı açtı. Ve — dondu.
Karşısındaki adamın neden bu kadar tepki verdiğini merak etti. Rengi gitmişti. Parmakları kayganlaşmıştı, telefonu tutamamıştı.
Telefon düştü.
Hanjun eğildi. Refleks. Siwon'un kendisine doğru adım attığını gördü. İtmeye kalkmıştı onu, patronunu. Hanjun şaşırsa da kıpırdamadı. Hızla cihazı aldı, doğruldu.
Ekran açıktı.
Baktı. İki fotoğraf ve kısa bir mesaj.
Mesaj oldukça netti; tarih ve yüklü bir miktar para...
Fotoğraflar ise Hanjun'un aklının karışmasına neden oldu. Belli ki iki fotoğraf da karanlık ortama rağmen oldukça yüksek kalitede bir makine ile çekilmişti.
Siwon. Bilmediği bir mekânda. Uyuyor gibiydi — ya da uyutulmuştu.
Bilekleri bağlıydı. Çıplak bir şekilde bacaklarını karnına çekmiş yan yatıyordu. Yüzünün sadece yarısı kadraja girmişti ama sağ gözünün altındaki ben bile tüm netliğiyle görünüyordu; objektif doğrudan yüzüne odaklanmıştı.
Diğer fotoğrafta ise sırt üstü uzanmıştı. Yarı baygın olduğu hafif aralık bakışlarından belliydi. Bembeyaz yüzü flaş yüzünden iyice parlamış yanağındaki parmak izleri açıkça seçiliyordu. Önünde bağlanan elleriyle erkeklik organını kapatmaya yeltenmiş yarım yamalak da olsa bunu başarmıştı. Göğsünde ve omuzlarında da kırmızı ince uzun izler vardı. Bilinçli bir şekilde üst üste aynı yere vurulduğu belliydi. Kamçı? Sopa?
Hanjun bir saniye daha baktı. Sonra ekranı kilitledi. Telefonu Siwon'a uzattı.
Tek kelime söylemedi.
Masasının arkasına geçti, koltuğuna oturdu. Çekmeceden kapaklı telefonu çıkardı — eski model, numarası kayıtlı değildi hiçbir yerde. Bu telefonu belirli durumlarda kullanırdı. Belirli insanlarla konuşmak için.
Bir numara çevirdi.
İki kez çaldı.
"Kang Finans'taki Yoon Siwon. Yeni mali direktör." Durdu. "Yeni adamımızın peşinde birileri var, bulup kurtulun"
Kapattı.
Siwon karşısında oturuyordu, yüzü hâlâ renksizdi. Hanjun ona baktı.
Pazartesiden itibaren yeni pozisyonunuzda başlayacaksınız.
Detayları söyledi. Tüm hesaplara erişim. Pazara kadar hazırlanmasını söyledi.
Siwon kalktı. Kapıya yürüdü.
USB'yi ne zaman iade edersiniz?
Hanjun bir saniye düşündü.
Yeterince güvenilir olduğunuzu kanıtladığınızda.
Kapı kapandı.
Hanjun kalemini aldı. Döndürmeye başladı.
Fotoğraflar sapkın bir cinsel yaşam tercihi miydi yoksa ciddi bir tehdit mi? Öğrenmek çok uzun sürmeyecekti. Bu iki aydır süregelen tırtıklamaların nedeni belli olmuştu. Tehditlerin ne zamandır devam ettiğini merak etti. Nasıl belalı bir kadına bulaştığını merak etti. Genç adamın aşk hayatını düşünüp küçümsemeyle kaşını kaldırdı. Kadınlar onun başına da pek çok kez bela olmuştu. Hamile olduğunu söyleyip aileye girmeye çalışanlar. Etrafta gönül eğlendirirken evliymiş gibi hesap sormaya kalkanlar. Ama başına böylesi gelmemişti. Zaten kim böyle bir şeye cesaret edebilirdi ki.
Kalemini bıraktı. Penceresine döndü. Seul sabahı, her zamanki gibi — binalar, trafik, gri gökyüzü.
Yoon Siwon'u tehdit eden kadının icabına bakıp küçük muhasebecisinin rahat etmesini sağlamalıydı. İşine çomak sokulmasını sevmezdi. İki senedir sorunsuz işleyen operasyonu son üç aydır sorunlarla karşılaşıyordu. Önce Bay Kim, sonra Siwon...
Derin bir nefes alıp sakinlemeye çalıştı sene sonuna kadar sorunsuz bir şekilde devam etmesi yeterliydi. Resim sergisine kadar işlerin tıkırında gitmesini umdu. Gözlerini kapayıp arkasına yaslandı.