İçeriğe geç

War Fever: Uyanış Dağı

Bölüm 4 · 5 dk okuma

War Fever: Uyanış Dağı

Bölüm 4

ORMANIN EFENDİSİ UYANIYOR

Ormanın Efendisi Uyanıyor Ormanın içini sarsan o uğultu, Harry ve ekibinin ayaklarının altına kadar nüfuz etmişti. Toprak ritmik bir şekilde titriyor, sanki dev bir kalp gibi çarpıyordu. Magnus Crow, karanlık pelerininin içinde hareketsiz duruyor, ortaya çıkan kaosu zevkle izliyordu. Mira, hançerlerini savunma pozisyonunda kaldırdı. “Burada ne uyuyor? Bize kimse böyle bir şeyden bahsetmedi.” Magnus’ın dudakları ince bir çizgi şeklinde kıvrıldı. “Çünkü bu bilgi herkese verilmez. Ruh Ormanı’nın ortasında yaşayan varlık… ejderhanın eski muhafızı.” Harry kaşlarını çattı. “Muhafızı mı?” Magnus başını yavaşça salladı. “Evet. Ejderhayı korumakla görevliydi. Zamanında. Ama artık… koruduğu şey değişti.” Toprak daha sert sallandı. Yakınlardaki bir ağacın kökleri yerinden çıkıp havaya kalktı ve yere çarpınca etrafa keskin dal parçaları saçıldı. Lysa çığlık atarak geriye sıçradı. “Bu bir deprem değil,” dedi Taran. “Bu bilerek yapılan bir hareket. Bizim üzerimize geliyor.” Harry Magnus’a dönerek bağırdı: “Ne istiyorsun?! Bizi burada ölüme mi terk edeceksin?” Magnus’un gözleri karanlık bir alevle parladı. “Benim bir şey yapmama gerek yok. Orman zaten sizi istemedi.” Ve hiçbir şey söylemeden, kendi ekibiyle birlikte sisin derinliklerinde kayboldu. Sanki hiç var olmamışlardı. Kısa bir sessizlik oldu, ancak ormanın iç sesi, yaklaşan şeyin büyüklüğünü gizlemiyordu. Mira korkuyla fısıldadı: “Şimdi ne yapacağız? Bu şey bizi paramparça edecek.” Harry kılıcını sıkıca kavradı. “Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu görmemiz lazım.” Ardından ormanın derinliklerinden insan olmayan, vahşi bir haykırış yükseldi. Bu ses ejderhanınki gibiydi ama daha farklıydı; daha aç, daha acı çekmiş, daha öfkeliydi. Taran etrafı dinledi. “Yaklaşıyor. Çok büyük bir şey.” Ağaçların arasındaki sis dalga dalga çözülmeye başladı. Sis dağıldıkça, dev bir gölge silueti görünür hale geldi. Gövdesi bitkilere, toprağa ve çürümüş köklere benziyordu. Boynuzları eğriydi, gözleri ise turuncu bir alev gibi yanıyordu. Bu bir yaratık değildi… Bu bir ruh canavarıydı. Ruh Ormanı'nın gerçek efendisi: Gholmar – Çürüyen Muhafız. Yaratığın boyu en az 5 metreydi. Kolları ağaç dallarıyla birleşmiş gibiydi. Göğsündeki yarı saydam katmanda siyah bir enerji dönüyordu. Ağzından çürük odun kokusu yayılan dumanlar çıkıyordu. Mira nefesi kesilmiş gibi konuştu. “Bu imkânsız… böyle bir şeyin yaşı yüzlerce yıldır bitti sanılıyordu.” Taran daha sessiz söyledi: “Bu varlık… ejderhanın eski bekçisi olmalı. Ama neden bize saldırıyor?” Yaratık bir adım attı, yer sarsıldı. Bir başka adım attığında ağaçların kökleri yere değil, tam tersine yukarı kalkmaya başladı. Sanki ormanın tamamı onunla birlikte hareket ediyordu. Harry içinden konuştu: Kaçamayız… savaşmak zorundayız. Harry bağırdı: “Dağılın!” Gholmar kocaman kolunu savurdu. Kolunun geçtiği yerden geçen rüzgâr bile ağaçların gövdelerini ikiye böldü. Mira, son anda yana sıçrayarak kıl payı kurtuldu. Lysa, büyü gücünü hissetmeye çalışarak ellerini havaya kaldırdı. “Harry! Büyü enerjisi burada çok yoğun! Kontrolü sağlamak zor!” Harry bağırdı: “Denemek zorundasın!” Gholmar bir sonraki adımda ağızdan siyah bir sis püskürttü. Sis yere değdiği an toprağı çürüterek yok etti. Taran ileri atıldı ve mızrağını yaratığın bacağına sapladı. Mızrak derine girmedi, fakat Gholmar'ın dikkatini çekmeye yetti. Yaratık Taran'a döndü ve kolunu indirerek saldırıya geçti. “ÇEKİL!” diye bağırdı Harry. Taran son anda yere yuvarlandı. Gholmar’ın kolu toprağa çarpınca ortalık toz ve parça kökle doldu. Harry yaratığın dikkatini başka yere çekmek için öne atıldı ve kılıcıyla saldırdı. Kılıç, Gholmar’ın kabuklu derisine çarpınca metalik bir ses çıkardı. Yara açılmadı ama yaratık Harry’e döndü. Gholmar’ın gözleri bir anda kırmızı alevle parladı. Ve o anda Harry yaratığın zihninden bir ses duydu: “Altın Küre… çatladı… koruma bitti… uyku bozuldu…” Harry irkildi. “Arkadaşlar! Bu yaratık konuşuyor! Zihnimde!” Mira yandan saldırı hamlesi yaparken bağırdı: “Ne dedi?!” Harry nefes nefese devam etti: “Ejderhanın Altın Küresi çatladığı için onun da gücü bozulmuş!” Gholmar bir kükreyiş daha savurdu—bu kez öfkeyle değil, acıyla. Lysa iki avucunu bir araya getirip büyüyü topladı. Gözleri parlarken bağırdı: “Yır—tıııl!” Mor bir enerji dalgası Gholmar’ın gövdesine çarptı. Yaratık sendeledi. İlk kez gerçekten zarar görmüş gibiydi. Mira şaşkınlıkla sordu: “Lysa! Nasıl yaptın bunu?!” Lysa nefes nefese cevap verdi: “Onun içindeki büyü… karanlıkla karışmış. Ama çatlaktır! Oradan vurunca etkileniyor!” Taran hızlıca düşündü. “Gövdesindeki yarı saydam bölge! Orası zayıf noktası!” Harry bağırdı: “O zaman hedefimiz orası! Taran, Mira, yaratığın dikkatini dağıtın! Lysa, bir büyü daha topla!” Taran ve Mira aynı anda iki farklı yönden saldırıya geçti. Yaratığın devasa kolları birini savururken diğerini takip edemiyordu. Bu sayede Harry, yaratığın göğsündeki yarı saydam alana doğru koştu. Gholmar Harry'e baktı ve içindeki karanlık enerji daha da hızlı dönmeye başladı. Yaratık sanki Harry’nin zihnine bir kez daha ulaştı: “Dur… beni öldürme… korumak… görevimdi…” Harry bir an tereddüt etti. Bu canavar… aslında ejderhayı korumak için yaratılmıştı. Suçu yoktu. Sadece bozulmuştu. Lysa bağırdı: “Harry! Çekil!” Harry son anda yana sıçradı. Lysa’nın gönderdiği büyü tam göğüs bölgesine çarptı. Bu kez Gholmar gerçekten acıyla haykırdı. Göğsündeki enerji çatladı, ışık sızdı. Taran mızrağını yaratığın bacağına sapladı. Mira havaya sıçrayarak hançerlerini yarığın kenarına sapladı. Harry, kılıcını iki eliyle kavradı. Bir an için Gholmar gözlerinin içindeki ateşi söndürür gibi oldu. Sanki Harry’ye son bir kez seslendi: “Kü-re… kay-bol-ma-lı… değil…” Harry derin bir nefes aldı. “Bunu yapmak zorundayım.” Ve kılıcını yaratığın göğsündeki zayıf noktaya sapladı. Gholmar’ın bedeninde patlamaya benzer bir ışık yayıldı. Orman titredi, sis bir anda geri çekildi. Harry kendini geri fırlamış halde buldu. Kulakları uğulduyordu. Yaratık birkaç adım geri aldı. Gövdesi çökmeye başladı. Ağaç dalları kırıldı, kökler geriye doğru çekildi. Ve devasa beden, etrafa toz yayarak yere yıkıldı. Sessizlik çöktü. Sadece rüzgârın, yaratığın yok oluşuyla hafiflemiş gibi esen yumuşak sesi duyuluyordu. Mira ilk konuşan oldu. “Harry… iyi misin?” Harry yavaşça ayağa kalktı. “Evet… ama bu yaratık bize saldırmadı. Acı çekiyordu.” Taran başını salladı. “Küredeki çatlak… ejderhanın koruyucularını bile bozmuş. Bu, yarışın artık eski yarış olmadığını gösteriyor.” Lysa, yaratığın kalıntılarına doğru yaklaştı. “Harry… bak.” Yaratığın göğsünde, daha önce karanlık enerji dönen yerde küçük bir tohum vardı. Işıltılı, yumruk büyüklüğünde bir tohum. Harry onu eline aldı. Sıcak ve huzurluydu. Mira merakla sordu: “Bu nedir?” Lysa fısıldadı: “Bu… Ruh Tohumu. Muhafızın özü. O ölmedi. Sadece form değiştirdi.” Harry tohumu kavradı. İçinde güçlü bir his vardı… sanki bu şey ileride çok önemli olacaktı. O anda ormandan hafif bir rüzgâr esti. Bir fısıltı yayıldı: “Bir sonraki sınav… sizi bekliyor…” Harry ve ekibi birbirine baktı. Mira gülümsedi. “Bence bu sadece bir başlangıçtı, değil mi?” Harry, elindeki tohumu cebine koyarak konuştu: “Evet. Ruh Ormanı bizi test ediyor. Ve bu ilk adımdı.” Taran mızrağını omzuna alarak ileri işaret etti. “O zaman yola devam.” Lysa da başını salladı. “Ama dikkatli olmalıyız. Ormanın kalbine doğru gittikçe sınavlar daha tehlikeli olacak.” Harry ilerideki karanlık patikaya baktı. “Ne olursa olsun,” dedi, “geri dönüş yok.” Ve ekip, Ruh Ormanı’nın daha karanlık ve daha bilinmez derinliklerine doğru adım attı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.