Ruhların Sınavı Ruh Ormanı’nın içlerine doğru ilerledikçe hava ağırlaşıyor, toprak adeta nefes alıyormuş gibi hafifçe titreşiyordu. Harry ve ekibi daha ilk adımlarından itibaren bu ormanın yalnızca ağaçlardan ibaret olmadığını anlamıştı. Burada yaşayan şeyler… görünmeyen, adlandırılamayan varlıklar… onları süzüyordu. “Bu ormanda yol düz değildir,” dedi Taran, etrafı dikkatle inceleyerek. “Kararlarımızı etkilemeye çalışan büyüleri olduğu söylenirdi. Hafif olmayın.” Mira öne geçti. “Bizden kim daha hafif olabilir ki? Tepemde bir ruh ordusu dolaşıyor gibi.” Lysa, Harry’nin yanında yürürken tılsımını kavradı. Titreyen sesiyle fısıldadı: “Orman beni tanıyor gibi. Büyüm… sanki çekiliyor.” Harry başını ona doğru çevirdi. “Bu kötü bir şey mi?” “Hayır…” dedi Lysa, “ama tuhaf. Sanki beni sınamak istiyorlar.” Mira arkadan seslendi: “Lütfen sınayacaksa sadece Lysa’yı sınasın. Benim sınavım falan olmasın.” Ekip yürürken, ağaçlar aralarında sessizce yer değiştiriyor gibiydi. Bir an önce solda olan dev çam, bakmışsın birkaç saniye sonra sağda duruyor. Gölge açıları değişiyor, sis yoğunlaşıyor ve rüzgâr yokken bile dallar kıpırdıyordu. Taran durdu. “Dikkat. Bir şey geliyor.” Ormanın derinliklerinden önce hafif bir ışık belirdi. Ardından ışık büyüyerek şekil aldı… ve insan boyutunda yarı şeffaf bir varlığa dönüştü. Gözleri beyazdı, bedeni sisle örülüydü. Konuştuğunda sesi bir çanın tınısını andırıyordu: “Geçmek için ruhunuzu sunun. Ruhunuzu göstermeyen, geri dönsün.” Mira geri çekildi. “Ruhumu falan vermem ben. Geri dönmek daha mantıklı.” Harry ileri bir adım atarak ruh varlığına seslendi. “Ruhumuzu ‘göstermek’ ne demek?” Varlık, yüzünde belirsiz bir gülümsemeye benzeyen bir kıpırtı oluşturdu. “Gerçeğinizi sunmak. Korkularınızı, arzularınızı, geçmişinizi… saklamadan.” Lysa’nın nefesi kesildi. “Harry…” Harry ona güven veren bir bakış attı. “Bunu yapabiliriz.” Mira söylenmeye başladı. “Hayır yapamayız. Benim korkularım kimsenin işine yaramaz. Hele arzularım… tamamen özel.” Taran derin bir nefes aldı. “Yapmazsak orman bizi boğar. O zaman denemek zorundayız.” Harry elini kaldırdı. “Ben başlıyorum.” Ruh varlığı parladı ve Harry’nin zihnine dokundu. Harry bir anda ormanın içinde değil, çocukluğundaki evin önündeydi. Altı yaşındaydı. Babasıyla birlikte tahta bir kılıçla oyun oynuyordu. O gün… son gündü. Babası, birkaç gün sonra War Fever yarışına katılmış… bir daha geri dönmemişti. Harry küçük bedeninin titremesini izledi. Varlık onun kulağına fısıldadı: “Kaybetme korkusu… seni her yıl buraya iten güç bu mu?” Harry gözlerini yumdu. “Evet… babamın başaramadığı şeyi başarmayı istiyorum. Ama sadece onun için değil. Bu yarış… benim kaderim.” Bir ışık patlaması oldu ve Harry yine ormandaydı. Varlık başını salladı. “Geçebilirsin.” Mira hayranlıkla ona baktı. “Bu kadar kolay mıydı?” Harry buruk bir gülümseme ile cevapladı. “Kolay değildi.” Sıra Taran’a geldi. Taran tereddüt etmeden öne çıktı. Ruh varlığı onun zihnine dokunduğunda etraflarında bir savaş alanı belirdi. Taran’ın çocukluğu acıyla yoğrulmuştu. Bir razen baskını… yanmış evler… kaybolmuş bir aile. Varlık konuştu: “İntikam ateşiyle yanıyorsun.” Taran yumruklarını sıktı. “Evet… ama bunu kontrol ediyorum. Sırf nefret için yaşamıyorum. Bu yarış bana bir yön veriyor.” Orman gürledi. Varlık başını eğdi. “Geç.” Mira tedirgin adımlarla yaklaşırken kendi kendine mırıldandı: “Kesin berbat şeyler gösterecek…” Ruh varlığı Mira’nın zihnine girince görüntüler değişti. Mira küçük bir köydeydi. Küçüklüğünde yaşadığı bir olay: bir arkadaşını kurtaramadığı an. Su… boğulma… çığlıklar. Mira gözlerini kapatarak bağırdı: “Ben suçlu değilim! Küçüktüm, ama yine de… onu koruyamadım.” Varlık onun etrafında döndü. “Suçluluk ruhunu sarıyor. Ama yüzleşiyorsun.” Mira derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu. “Evet… çünkü artık daha güçlü olmak istiyorum. Kimseyi bir daha kaybetmemek için.” Ruh varlığı gülümsedi. “Geç.” Sıra Lysa’daydı. Lysa öne çıktığında ormanda bir değişim oldu. Ağaçlar eğildi, sis pembeleşti, büyü adeta akıyordu. Ruh varlığı Lysa’nın zihnine dokunduğu anda ortaya çıkan görüntü diğerlerinden çok daha farklıydı. Lysa bir gölün ortasında duruyordu. Su yüzeyinde kendi yansıması vardı ama yansıma gülümsemiyordu… tam tersine, gözleri karanlık bir enerjiyle parlıyordu. Yansıma konuştu: “Sen güçsüzsün. Büyün seni kontrol ediyor. Ancak ben… içindeki gerçek gücüm.” Lysa geri çekildi. “Hayır… ben büyüyü kontrol edebilirim. Karanlık yanımı da.” Yansıma ona doğru uzandı. “Hayır. Beni ne kadar bastırırsan bastır, içindeyim. Karanlığın çekiminden kaçamazsın.” Lysa gözlerini kapattı ve avuçlarını birleştirdi. “Sadece karanlık değilim. Işık da benim. Beni ben yapan her şey… hem korkularım hem cesaretim.” Bir ışık parladı ve yansıma dağıldı. Lysa nefes nefese kaldı. Ruh varlığı alçak bir reverans yaptı. “Ruh Ormanı seni tanıyor. Geç, Çift Yansımalı.” Mira fısıldadı. “Çift… yansımalı?” Harry açıklamaya fırsat bulamadan orman birden silkelendi. Ağaçların dalları titredi, kuşlar çığlık atar gibi havalandı. Taran hemen silahını çekti. “Bir şey daha geliyor.” Ormanın ilerisinden adım sesleri duyuldu. Sis yırtılır gibi oldu… ve kapüşonlu karanlık bir grup ortaya çıktı. Gölge Silsilesi. Önde Magnus Crow yürüyordu. Gözleri simsiyah, dudaklarında küçümseyici bir gülümseme vardı. “Demek bu rotayı seçtiniz,” dedi Magnus. “Cesaret mi, yoksa aptallık mı bilemiyorum.” Mira hançerlerini çekti. “Bu orman sizin oyun bahçeniz değil.” Magnus başını eğdi. “Haklısın. Burası benim bahçem değil… ama karanlık benim evim.” Harry öne çıktı. “Bizimle ne istiyorsun?” Magnus ellerini açarak konuştu: “Acele etmeyin. Önce size bir uyarı getirdim.” Karanlık onun etrafında yoğunlaştı, sisler kıvrıldı. “Ruh Ormanı sizi kabul etmiş olabilir. Ama Orman’ın ortasında… sizi bekleyen bir şey var. Ve o… sizi parçalamak için sabırsızlanıyor.” Harry’nin bakışları karardı. “Ne demek istiyorsun?” Magnus’un gülüşü ormanı soğuttu. “Ormanın gerçek sahibi uyanıyor.” Bir anda tüm orman gürledi. Ağaçlar titredi. Toprak dalgalandı. Lysa korkuyla geri çekildi. “Bu ne?!” Taran bağırdı: “Hazır olun, yaklaşan şey dost değil!” Harry kılıcını kaldırdı, gözleri kararlılıkla parladı. “Ne geliyorsa gelsin!” dedi. “Buraya kadar geldik… geri dönüş yok!” Ormanın kalbinden ikinci bir uğultu yükseldi—bu kez ejderhanınkine çok benzeyen, derin ve kadim bir ses. Bölüm, bu çağrının yankıları arasında sona erdi.
Bölüm 3
RUHLARIN SINAVI
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.