İçeriğe geç

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 9

Mutlu olduğun yere geri dön

İyi Okumalar 🦋

_______________

~minho~

M: "Neymiş havalı olan?"

Yatakta oturan ikili sesimi duyduklarında tatlı şaşkın yüz ifadeleriyle bana doğru dönmüşlerdi. İkisi de o kadar tatlıydı ki..

Felix ve Jisung sonunda tanışmış olmalılardı. Şu hallerine bakılırsa gayet anlaşmış hatta kaynaşmışlardı. Yatakta oturan bedenlere doğru yaklaşarak pelerinimi çıkarıp yatağa bıraktım.

F: "Abim çok havalı! Hyungum varken başka ne havalı olabilir ki?"

Felix yine tatlı diliyle konuşup boynuma atladığında ona sıkıca sarıldım. Birkaç günlüğüne onu görmemiştim ama fazlasıyla özlemiştim.

Ailemizi kaybettiğimizde Felix daha küçüktü ve onu nedensizce bazen kendi çocuğummuş gibi görüyordum.

Kardeşime sıkıca sarılırken bakışlarım bize kaçamak gözlerle bakan Jisung'a kaydı. Acaba uzun günün ardından onun da boynuma atlayarak bana sıkıca sarıldığı günleri de görebilecek miydim? Buradan bakınca o kadar imkansız gözüküyordu ki ona sarılmak.. dokunmak.

İstemsizce kalbime gömdüğüm hasret yüzünden derin bir nefes doldurdum ciğerlerime. Felix bunu farketmiş olacak ki benden uzaklaşarak bakışlarını Jisung'a çevirmiş ve benim görmediğimi düşünerek ona göz kırpmıştı.

F: "Ben gideyim geç oldu artık. Sizi başbaşa bırakayım~"

İmalı bir şekilde konuştuğunda kaşlarımı çatacaktım ki yanağıma öpücük kondurarak tüm sinirimi almış ve yaramaz bir şekilde odadan kaçmışrtı.

Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri de Felix'i hanedan işlerinden uzak tutmaktı. Bu işler ve sorunlar iyi ki sadece beni yıpratıyor. Onun da bu ağır yükleri taşımasını istemiyordum.

Yatağın kenarına oturduğumda gözlerimi yatakta bağdaş kurarak oturup, elleriyle oynayan küçük bedene çevirdim. Onun sevgisini kazanırsam tüm yüküm hafifleyecekmiş gibiydi.

M: "Canın mı sıkkın?"

Asık yüzünü görmek beni üzüyordu. Jisung'u hep neşe dolu ve gülümserken görmüştüm. Onu yanıma getirirken amacım, her zaman mutlu olmasıydı. Acaba yanlış mı yaptım diye düşünmeden edemiyordum bazen.

Boncuk gibi yuvarlak gözlerini gözlerime dikerek küçücük dudaklarını araladı konuşmak adına. Çok tatlı ve güzeldi. Bana adımı unutturacak kadar çok güzel..

J: "Delta bir varis istediğin için mi evleniyorsun benimle?"

Sorusunu duyduğumda derin bir nefes aldım. Aşkıma inanmaması her seferinde kalbimi kırıyordu. Evet belki sevgimi belli etme konusunda iyi değildim ama yine de benden şüphe etmesi.. canımı yakıyordu.

M: "Jisung, benim amacım seni mutlu etmek. Benim amacım senin kalbini kazanmak. Seni seviyorum. Sana aşığım. Neden bana inanmıyorsun?"

Gözleri hızlıca dolmuştu. Sesimi yükseltmemeye özen gösteriyordum. Ama yine de söylediklerim onu üzmüş müydü anlayamadım.

Paniklemiş bir şekilde yatakta ona doğru biraz yaklaştım. Sadece yaklaştım. Ne ona sarılabildim, ne de ağlamaması için saçlarını okşayabildim. Bana adım atmadığı sürece aramızdaki bu mesafe böyle kalacaktı.

J: "Neden ben? Ben çok çirkinim. Çok sakarım. Kraliyet işlerinden anlamam. Aptal bir türüm. Belki sana varis bile veremeyeceğim. Neden beni seçiyorsun ki?"

Gözünden bir damla yaş usulca tombul yanağına doğru aktığında ilk defa kendimi hem üzgün hem de bu kadar sinirli hissediyordum.

O, üzgün diye kalbim acıyordu. Aynı zamanda onu ağlattım diye kendime çok kızıyordum. Boğazımı temizleyerek elimi yavaşça kaldırdım ve baş parmağımla yanağından akan yaşı usulca sildim.

Ona daha fazla dokunmama izin vermeyerek geri çekildiğinde öylece havada kalan elimi yumruk yaparak geri indirdim.

M: "Çok güzelsin.. kocaman gökyüzünde yalnız parlayan yıldız gibisin Jisung. O kadar güzelsin ki o gün gözlerimi senden alamadım. Beni hipnoz etmiş gibiydin.."

İçimdeki duyguları açıkça söylemeye başladığımda burnunu çekerek küçük elleriyle gözlerinden akan yaşları silmişti hızlıca.

M: "Çok tatlısın Jisung. O kadar tatlısın ki ne kadar sinir edici bir gün geçirsem de sana baktığım an tatlılığın beni benden alıyor. Türün o kadar özel ki.. senin mührünü kazanmak saf aşkın sembolüdür Jisung"

Söylediklerim yüzünden biraz daha duygulanmış olacak ki küçücük dudakları kontrolsüzce büzülüyordu. Bu görüntüsüne gülümseyerek benden uzaklaşsa da yatakta biraz daha yaklaştım ona.

M: "En önemlisi de bir kral ile evlendiysen bu seni doğum makinesi yapmaz Jisung. Kral ile evlendiysen bir varis doğurmak zorunda değilsin. Bunların hepsi senin kararın. Ve eğer sen çocuk istiyorsan, türünün özelliğinin seni korkutmasına izin verme. Ben çocuğumuzun sağlıklı bir şekilde doğması için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Gerekirse mücizeler bile yaratırım senin için"

Gözlerindeki yaşların sayısı arttıkça elleriyle görmemem için hızlı hızlı onları siliyordu. Başını iki yana sallayarak tekrar burnunu çekti.

J: "Hepsi yalan. Herkes beni kandırıyor! Ailem de beni seviyordu ama istemememe rağmen beni buraya gönderdiler"

Hıçkırıkları arasından ağlayarak konuştuğunda daha fazla üzerine gitmemek için yatakta biraz ondan uzaklaştım. Her şeyi batırmıştım.

Kendi hırsım ve aşkım yüzünden onu zorla yanıma almıştım ama bunun onu ne kadar üzdüğünün farkında bile değildim.

Bencil bir insandım. Kendi sevgimi, kendi duygularımı ve iyiliğimi düşünmüştüm sadece. Oysa görmemişim güzelimin ne kadar çok üzüldüğünü.

Yavaşça yataktan kalktım ve bir süre öylece ağlayan bedene baktım. Amacım onun mutlu olmasıyken şimdi hüngür hüngür ağlatıyordum.

M: "Ailen seni göndermedi. Ben onları ikna ettim. Onlar seni seviyorlar Jisung. Hepsi benim suçum"

Duraksayarak kızarmış gözlerini gözlerime dikerek bana baktı. Bana ne kadar kızgın ve kırgın olduğunu tahmin bile edemiyordum. Sonuç olarak onu ailesinden, sarayından koparıp getirmiştim.

M: "Yarın araba hazırlayacağım. Ailene, mutlu olduğun yere geri dön Jisung. Sen mutsuzken, Ben mutlu olamam"

İstemiyordum.. onun gitmesini istemiyordum. Tekrar ondan uzak kalacağımı düşündükçe kafamı duvarlara vurasım, önüme çıkan herkesi dövesim vardı.

Lakin sevmek böyle bir şeydi işte. Onun gülümsemesi, mutluluğu için kendimden vazgeçmeye hazırdım.

Benim kalbimdeki aşk sadece Jisung'a özeldi. Başkasına aşık olmayacağımı, başkasına karşı böyle hissetmeyeceğimi biliyordum.

Onu uzaktan sevmeye devam edecektim. Onu görmek için katıldığı her etkinliğe katılacaktım. Çünkü onsuz yaşayamayacağımı bu birkaç ayda anlamıştım zaten.

Benden uzakta olsa da mutlu olması yeterliydi benim için...

Öylece donmuş bir şekilde yüzüme bakıyordu. Gitmek mi istiyordu, kalmak mı anlayamıyordum. Ama ben orada dakikalarca dikilmeye devam etsem de dudaklarını aralayıp bir kelime bile söylemedi.

Gitmek istediğini veya kalmak istediğini belirtmedi. Daha fazla ondan cevap beklemeyerek başımı anladığıma dair sallayarak arkama döndüm ve adımlamaya başladım.

Huzla odanın kapısına doğru adımlarken bir kere bile olsun dönüp arkama bakmadım. Çünkü ona bakarsam yine gitmesine izin vermeyeceğimden korkuyordum.

Tek gecede bile o kadar alışmıştım ki onun yanında uyumaya...

Son gecemiz olduğunu bilmeme rağmen dönüp onun yanında uyuyamazdım. Benimle evlenmek istemiyordu ve sarayına dönecekti. Böyle bir şeyi yapamazdım.

Belki dün, onunla ilk ve son gecem olduğunu bilseydim ona sıkıca sarılır uyurdum. Ama bu şansımı da kaçırmıştım.

Buruk bir şekilde gülümseyerek odanın kapısına adımladım ve odamdan çıkarak kapıyı ardımdan kapattım.

Bu gece başka bir odada uyumam daha iyi olacaktı. Gerçi uyuyamayacağıma da emindim ama başka seçim hakkım yoktu.

Balkona çıkarak vücudumu soğuk havanın kollarına bıraktım ve derin nefesler çektim ciğerlerime.

Tek umudum yarın onun için hazırladığım arabaya binmemesi.. sarayına dönmemesiydi.. burada yanımda kalmasıydı.

Ama bunların hepsi fazla imkansız geliyordu bana.

____________________

En az Jisung kadar aşktan korkuyorum amk. Birisi beni seviyorsa, beni kullanacakmış gibi hissediyorum.

Koşulsuz ve karşılıksız bir aşk yok bence hüüü. Ama ben koşulsuz bir şekilde seven karakterler yazmayı seviyorum helelel

Bölüm sonu

8 yorum