İyi Okumalar 🦋
______________
~jisung~
F: "Jisung uyan!"
Birisi beni sarsıyor ve durmadan kulağımın dibinde bağırıyordu. Ne kadar uyanmaya, gözlerimi açmaya çalışsam da vücudum bana tepki vermiyor gibiydi.
Dün olanlardan sonra gece gözümü dahi kırpamamıştım. Güneş doğduğunda yorgunluktan bayıldığımı hatırlıyordum. Bu yüzden şu an bir türlü uyanamıyordum.
F: "Ya şimdi uyanırsın! Ya da hayatın kökünden değişir!"
Felix kulağıma ağzını yaklaştırarak tiz bir şekilde bağıra bağıra konuştuğunda ellerimi kulaklarıma bastırarak gözlerimi kısıkça açtım.
Gözlerimin açıldığını görmüş okacak ki beni kolumdan tutarak yatakta sürüklemeye başladı. Tam yataktan yere düşecekken kendime gelmiş ve hemen ayaklarımla yerden destek alarak ayağa kalkmıştım.
J: "Ne yapıyorsun Felix?"
F: "Abime inanmıyorsun ya. Sana birkaç şey göstereceğim"
Kaşlarımı anlamaz bir şekilde çattım. Ama sonra taşlar yerine oturmuştu. Ama bunun için geçti. Minho gitmeme izin vermişti ve ben galiba gidecektim.
J: "Şey Felix.. ben saraya geri döneceğim"
F: "Biliyorum. Bu yüzden sana bir şey göstereceğim. O zaman son kararını verirsin"
Yanaklarımı şişirerek başımı onaylar anlamda salladım. Felix beni hemen kapıya doğru çekiştirmişti. O kadar acele ediyordu ki üzerimi bile giyinememiştim.
J: "Felix pijamalarım-"
F: "Zamanımız yok gecikirsek gösteremem"
Hızla dolaba doğru adımlamış ve Minho'nun uzun, siyah pelerinlerinden birini alarak omzuma geçirmişti.
Bu tanıdık sıcaklık vücudumu sardığında istemsizce burnumu pelerinin yakasına bastırdım okyanus kokusunu hafif de olsa almak için. Koku usulca burnuma dolduğunda sanki ciğerlerimi yakıyormuş gibi gözlerim doldu.
Neden şimdi onu bırakıp gitmek bana bu kadar zor geliyordu ki? Ben değil miydim bu saraydan gitmek isteyen. İsteğime kavuşmama rağmen neden hala her şey yanlışmış gibi hissediyordum?
Felix, düşüncelere dalmama izin vermeyerek beni kolumdan tutmuş ve tekrar sürüklemeye başlamıştı. Hızla ikişer ikişer merdivenleri inerek sarayın giriş katına varmıştık.
Çıkış kapısına ilerlemek yerine arka taraftaki uzun koridora sokmuştu bizi Felix. Upuzun yürümenin ardından koridorun sonunda yüzüme vuran güneş ışıklarıyla gözlerimi kıstım.
Birkaç adımın ardından Felix beni durdurmuş ve üzerime kocaman olan pelerinin başlığını başıma çekmişti. Kendisi de kendi peleriniyle başını kapattığında kulağıma doğru fısıldadı.
F: "Başını kaldırma ki yüzünü tanımasınlar"
Nereye geldiğimize dair bir fikrim yoktu ama anın getirdiği gerginlikle hemen başımı önüme indirdim. Birkaç adım daha attıktan sonra geniş depo tarzı bir odaya varmıştık.
Yüksek duvarlar boyunca dizilmiş raflar, soğutucu dolaplar vardı. Ve duvar uzunluğundaki bu rafların hepsi ağzına kadar doluydu.
Kapının giriş kısmında ise yaşlı bir amca elinde kocaman defterle sandalyesine oturmuş bekliyordu.
Odanın çatısı cam olduğu için içerisi zaten aydınlıktı ama kocaman kapı da ardına kadar açıldığında bakışlarım kapıya doğru kaydı.
Felix duvarın arkasından çok çıkmama izin vermeyerek beni geri çektiğinde pelerinin altından kaçamak bakışlarla etrafa bakınmaya başladım. Hala ne olduğunu anlamış değildim.
F: "Her krallıkta, delta'nın kötü bir kral olduğu söyleniyor. Halkına işgence ettiği iddia ediliyor. Ama bunun tek nedeni zaten güçlü bir krallığız ve başka krallıklardan insanlar burada yaşamaya gelirse, sayımız daha da çoğalırsa, yenilmez olacağımızdan korkuyorlar"
Felix kulağıma doğru fısıldayarak konuştuğunda anlamaz bir şekilde kaşlarımı çattım. Gerçekten bunların hepsi uydurulma hikayeler miydi..
F: "Ama Hyung'um 17 yaşından beridir bu krallık için savaşıyor. Aynı yemek masasında annem ve babamla birlikte zehirlendi. Delta olduğu için zehir onu öldüremedi ama ikimiz de küçük yaşta ailemizi kaybettik"
Bakışlarımı Felix'in yüzüne çevirdim. Gözleri dolu dolu olmuştu. Birkaç gün ailemden uzak kalmak bile beni ne kadar üzmüştü. Onun durumunun ağırlığını tahmin dahi edemezdim.
F: "Ben çocuk olmaya devam ettim. Hyung beni kendi çocuğuymuş gibi büyüttü. Benimle oyunlar oynadı. Ama o.. ben o zamanlar anlamıyordum ama o, çok erken yaşta büyümek zorunda kaldı"
Sona doğru Felix'in sesi titrediğinde kalbimin sızladığını hissettim. Bana ailem krallık işlerini anlattıklarında bile kendimi bitkin hissediyorum. Onun bu yaşta bir krallığı yönetmesi.. taktire şayandı..
F: "Kral ve Kraliçe aynı gün öldü ve aynı gün anne babasını kaybeden o çocuk kral oldu. Stratejik olmak, tüm işleri yapmak zorundaydı. Ben hyungumun zamanı olsun oyunlar oynayalım diye beklerken o, savaşlara gitmek zorunda bile kaldı. Bugün sarayına dönebilirsin Jisung. Bu senin seçimin. Ama ben abimi seneler sonra ilk kez bu kadar mutlu görüyorum. Bu yüzden en azından onu bırakıp gideceksen bile onu kötü tanımanı istemiyorum"
Elini belime bastırarak beni biraz öne doğru itmiş ve depoyu net görmemi sağlamıştı. İnsanlar sıraya dizilmiş bir şekilde deftere bir şeyler yazdırıyor, sonra içeri geçerek istediklerini alıyorlardı.
F: "Yardıma ihtiyacı olan kişiler için burada her şey var. Çocuğun için bez, mama. Yaşlı annen için ilaç, karnını doyurmak için yemek ve daha fazlası. Abim saray bütçesinin büyük bir kısmını halkına harcıyor ve dışarı çıkıp istediğin kişiye sorabilirsin. Krallarına kötü dedin diye seni dövmeye bile çalışırlar"
İstemsizce dolu gözlerimle insanların yüzlerine baktım. Hepsi gülüyor, birbirlerine sarılarak selamlaşıyorlardı.
F: "Deftere ise alacakları şeyi, isimlerini ve nedenini yazdırıyorlar. Böylece abim kontrol ediyor. İhtiyacı olmayan kişilerin, başkaların ait olan şeyi almaması için"
Bizim krallığımızda açlıktan dilenen, çocuğunu çalıştırmak zorunda kalan insanlar bile vardı. Babam onlar saraya gelip yalvarmayıncaya kadar onlara yardım etmiyordu.
Böyle olduğunu sanmıştım.. krallar her insana yardım edemez derdi babam. Hepsine yetişemeyeceğini bahane ederdi. Oysa.. halkına işgence eden bizlermişiz..
F: "Keşke zamanımız olsa da seni krallıkta geziye çıkarsam. Okullara götürsem.. okullar çocukların için güvenli alan. Orada yemeklerine kadar her şey ücretsiz veriliyor. Halkın içinde gezintiye çıkarsam ve görsen abimin bu krallığa kattığı her şeyi. Ama sen gitmeyi seçtin Jisung. Seni asla suçlayamam. Sevmediğin biriyle evlenmedin diye sana küsemem veya kızamam. Tek isteğim var, gelecek sefer yanında delta kral acımasız denildiğinde onlara sana bu gösterdiklerimi anlat"
Başımı onaylar anlamda salladığımda Felix yüzüme bile bakmadan arkasını dönerek adımlamaya başladı. Uzun koridor boyunca attığı her adımda benden uzaklaşıyordu.
Peşinden ne kadar dur diye bağırmak istesem de dudaklarımı aralayamadım. Ki istesem de sanki sesim çıkmayacakmış gibiydi.
Gözlerimden akan yaşları usulca silerek burnumu çektim. Dün geceden beri her şey yanlış hissettiriyordu.
Senelerdir büyüdüğüm, ait olduğum yere dönmek bile o kadar ağır geliyordu ki bana uyuyamamıştım doğru düzgün.
Neyin doğru olduğunu kestiremiyordum. Doğru bildiğim gerçekler baştan sona yanlışmış. Belki en başından bu saçmalıkları bilmeseydim Minho'ya bir şans verebilirdim.
Ama artık her şey için geç olmuştu. Onu da kırmıştım, kendimi de. Gitmekten başka yolum yokmuş gibiydi ama gidersem de bundan sonrası... anlamsız olacak gibiydi.
Minho'ya karşı çekim hissediyordum. Yakışıklı ve tanıdığım iki günde bana karşı nazik ve anlayışlı olmuştu. Bana aşıktı.. ya kalırsam onun aşkına karşılık veremezsem ve ikimizi de üzersem..
Her şey üzerime doğru geliyordu. Derin bir nefes alarak sırtımı duvara yasladım ve bacaklarımı kendime doğru çekerek yere oturdum.
Deltanın pelerininin içinde küçülebildiğim kadar küçüldüm ve azar azar gelen okyanus kokusu eşliğinde gözlerimden yaşların akmasına izin verdim.
____________________
Hadi Jiji gitme yaa 😭 bizim deltayı bırakma o sana çok aşık 😭😭
Gelecek bölüm Jisung ne yapacak sizce?





