İçeriğe geç

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Want So BAD (MinSung Omegaverse)

Bölüm 5

Sinsi planlar

İyi Okumalar 🦋

______________

~jisung~

Kahvaltıya yetişmek için üzerimi hızlıca giyinmiş, saçlarımı bile taramadan kahvaltı salonuna koşuyordum resmen.

Gece saraya geç dönmüştüm tören yüzünden. Yol boyunca da aptal delta yüzünden uyuyamamıştım. Bu yüzden kahvaltıya gecikiyordum.

Kahvaltı salonunun önüne vardığımda hemen saçlarımı elimle düzlettim ve muhafızların benim için açtığı kapıdan içeri geçtim.

Annemle babam yine aşk dolu bir şekilde yemek yiyorlardı. Annemin midesi bulansa bile babam durmadan tabağına bir şeyler dolduruyordu.

"Günaydın bebeğim"

Annemin sesini duyduğumda tatlı bir şekilde sırıtarak uşağın benim için çektiği sandalyeme oturdum.

J: "Günaydınn. Daha iyi misin anne?"

Annem başını onaylar anlamda salladığında derin bir nefes aldım. Aslında riskli ayları geride bırakmıştı ama hala zor bir hamilelik geçiriyordu.

Babam benim tabağıma da farklı kahvaltılıklar doldurmaya başladığında gözlerim kısılıp yok olana kadar gülümsedim ona.

"Lee Krallığından elçi geldi sabah erkenden"

Hevesle elime aldığım çubuklarımı sinirli bir şekilde tabağıma geri bırakmıştım. Gerçekten delta bozuntusu kafayı yemiş olmalıydı.

J: "Daha kaç kere onu red-"

"Seni bir haftalığına Lee Krallığına gönderme kararı aldım"

Sözümü bitirmeme izin vermeden ciddi bir şekilde konuşmuştu. O kadar ciddiydi ki ses tonu şaka yapmadığına emin olmak beni titretmişti.

Ağzımı sonuna kadar açarak annemin yüzüne baktım bu gerçek mi diye. O da bana gülümseyerek bakıyordu.

"Senin iyiliğin için bu kararı verdik bebeğim"

Annem iyimser ses tonuyla konuştuğunda başımı hayır anlamında salladım. Beni o vahşi deltanın yanına kendi elleriyle gönderemezlerdi. Bunu bana yapamazlardı.

J: "Gitmiyorum!"

Sinirle yumruğumu masaya vurduğumda bu hareketime kendim de şaşırmıştım. Minho bence beni sevmiyordu. Tek amacı beni kullanmaktı. Öyle acımasız birinin kalbinde sevgi olmadığına emindim.

"Babana karşı mı geliyorsun!"

Babam da bana sert bir şekilde çıkıştığında dudaklarım titredi istemsizce. Nasıl benim kararıma saygı duymazlardı..

"Delta seninle evlenmek istiyor. Sen ise onun seninle konuşmasına bile izin vermiyormuşsun. Bir haftalığına sarayına davet etti. Onu tanımanı, ona şans vermeni istiyor"

Başımı hayır anlamında sallayarak oturduğum sandalyeden kalktım. Ona gitmektense saraydan kaçar, ülke değiştirirdim daha iyi.

J: "Hiçbir kuvvet beni onun yanına götüremez!"

"Güzel.. böyle devam et Jisung. Ona bir şans verme. Yaşını doldurmana da az kaldı. Evlenmeden kızgınlığa gir ve ailemizin adını kirlet! Yapacağın tek şey onunla tanışmak sen bunu bile kabul etmiyorsun. Ne halin varsa gör! Herkes sana kötü gözle baktığındaysa bana koşma sakın"

Sözleri o kadar canımı yakmıştı ki şu an deltayı umursamıyordum bile. Babamın beni böyle görmesi kalbimi parçalara ayırmıştı. Gözlerimden yaşlar usul usul akmaya başladığında annem ayağa kalktı yanıma gelmek için.

Ama elimi kaldırarak ona durmasını işaret etmiştim. Beni birinin ayaklarına bu kadar kolay gönderebiliyorlarsa bana sarılmalarına da gerek yoktu.

J: "Muhtemelen baskın alfa bir oğlunuz olacak ve ben onun tahta geçmesi için engel olacağım. Tabii önceden beni ortadan kaldırmanız gerekirdi"

İçimdeki tüm nefreti ailemin üzerine kustuğumun farkındaydım. Belki de böyle düşünmüyorlardı ama beni böyle apar topar göndermelerinin başka ne nedeni olabilirdi ki.

Yanaklarıma doğru akan yaşları silerek bir adım geriye attım. Onların yüzündeki üzüntüyü ve pişmanlığı görmek beni gram üzmemişti.

"Bebeğim asla öyle bir şey yok. Biz senin iyili-"

J: "Gideceğim. Bir haftalığına değil. İstediğiniz gibi o deltaya eş olarak gideceğim bu saraydan. Umarım memnun olursunuz"

Sona doğru dudaklarımın arasından kaçan hıçkırığı tutamamıştım. Onların bir şey demesine zaman tanımadan arkama bile bakmadan kahvaltı salonundan koşarak çıktım.

Eşya bile toplamak istemiyordum. Kendi isteğimle eşime gitmiyordum çünkü. Bu saraydan kovuluyordum ve buraya ait hiçbir şeyi yanımda götürmek istemiyordum.

...

Minho'nun gönderdiği elçinin arabası sonunda Lee krallığının sarayına varmıştı. Araba durduktan saniyeler sonra kapı açıldığında bakışlarımı o tarafa çevirdim.

Deltayı görmeyi umuyorudm ama muhafız benim için kapıyı açmıştı. Arabadan inerek sarayın ihtişamına baktım. Biz küçük bir ülke olduğumuz için bu kadar büyük bir saraya sahip değildik.

Ama bakışlarım bu ihtişamın arasında Deltayı arıyordu. Beni yüzündeki o sinir bozucu sırıtma ile karşılayacağını sanmıştım.

Lakin muhafız eşliğinde saraya girdiğimde bile etrafta muhafızlardan ve çalışanlardan başka kimse yoktu.

Yanımda yürüyen iri beden ise tek kelime bile etmiyor, yüzüme dahi bakmıyordu. Öylece onu takip etmekten başka çarem yoktu.

Sonunda merdiven çıkmayı bırakarak kocaman bir kapının önünde durduğumuzda gözlerimi sonuna kadar açarak baktım.

Kocaman siyah kapı, üzerindeki elmas işlemeleriyle parlıyordu. Sanki başka bir dünyaya açılan bir kapıymış gibiydi.

"Majesteleri dinlenmenizi söyledi. Akşam yemeğiniz hazır olduğunda size haber vereceğiz efendim"

Sonunda tek kelime dahi etmeyen muhafız kalın ama net ses tonuyla konuştuğunda başımı onaylar anlamda salladım.

Öylece yanımda dikiliyor, odaya girmemi bekliyordu sanırım. Elimi kapıya atarak itmeye çalıştığımda Muhafız benden önce davranmış ve ağır kapıyı iterek açmıştı.

İçeri geçtiğimde ise kapı tok bir ses çıkararak arkamdan kapanmıştı. Bu sesin korkusuyla odaya bakamadan kapanan kapıya doğru çevirdim bakışlarımı ilk.

Sonrasında ise gözlerimi odada gezindirdim.. gerçekten de farklı bir dünyaya açılıyor gibiydi.

Kapıdan girince kocaman bir pencere karşılamıştı beni. Öyle ki ışığı tüm odayı aydınlatıyordu. Hemen pencerenin karşısında kırmızı tüllerle süslenmiş bir yatak ve büyük siyah işlemeli dolaplar vardı.

Ağzım açık bir şekilde odanın içinde gezinerek pencereye doğru gittim. Ama yerden fazlasıyla yüksekte olduğu için dışarıya bakamıyordum.

Sonra ise bakışlarım duvar kadar büyük olan dolaba kaymıştı. Dolabı açtığımda gördüğüm kıyafetler duraksamama neden olmuştu.

Oda benim için hazırlanmamaıştı... ben bir yem olarak resmen deltanın odasına bırakılmıştım.

Telaşlı bir şekilde etrafıma bakınsam da ne ondan, ne de feromonlarından bir iz yoktu. Onunla henüz evli değildim. Aynı odada kalmamız mümküm değildi.

Yavaş adımlarla yatağa doğru adımladım. Sanki her an önüme bir şey çıkacakmış gibi korkuyordum nedensizce.

Yorgun bir şekilde yatağa oturduğumda, hareketimle kıpırdayan yumuşak yatak burnuma tanıdığım okyanus kokusunu getirmişti.

Yine gözlerim usulca kokunun verdiği huzurla kapanmıştı. Ama ben feromonlara kanmayacak kadar zeki birisydim. O delta benden başka bir şey istiyor olmalıydı.

...

Garip olan tarafı şuydu.. odada saatlerce dinlenmiştim. Şimdi ise kocaman yemek salonunda akşam yemeğini yiyordum.

Ama delta hala karşıma çıkmamıştı. Benimle oyun mu oynuyordu yoksa karşıma çıkamayacak kadar çok mu işi vardı. Kim bilir belki de yine insanlara işkence etmekle meşguldü.

Onun halkının ne kadar perişan halde olduğunu tahmin bile edemiyordum.

Tüm gün yanıma gelmeyen delta odaya çıktığımda orada olabilirdi ve bu düşünce tüylerimi diken diken yapıyordu.

Ailemi tanışma amacıyla kandırarka beni buraya kaçırmıştı ve zorla mühürleyip onunla evlenmem için zorlayacaktı belki.

Aklımda kurduğum bu senaryo bana o kadar mantıklı gelmişti ki masada duran bıçağı, hizmetçilere çaktırmadan alarak kıyafetimin altına sokdum.

Bir deltaya karşı kendimi yumruklarımla koruyamazdım ama elimde silahım olursa onun bana dokunmasını engelleye bilirdim.

Bakalım o mu daha güçlü, yoksa sinsi planlarla dolu olan bir beyine sahip olan ben mi..

__________________

Bıçak kendi karnına saplanınca gelen pişmanlık hissi sldödldöefllr

Jiji sen çok sakarsın 😭😭 Lütfen dikkatli ol

Bölüm sonu

7 yorum